SANATKARANE İNŞA EDİLEN ŞEHİR

SANATKARANE İNŞA EDİLEN ŞEHİR

Şehir, tefekkürün her çeşidinin tecelligahıdır. Tefekkürün her sahadaki tecellisi için mahal oluşturan iskan alanıdır. Şehir, fikir, ilim, sanat, edebiyat, siyaset, iktisat ila ahir her sahadaki tefekkür imal ve izharının tatbik sahasıdır. Fikri cezbeden, imalini tahrik eden, kıymetini takdir eden içtimai bünyenin müesses halidir.
İmal ve inşa, tertip ve tanzim, tecrit ve terkip ameliyelerinin en bariz tezahürü sanattır. Sanat kadar kendini izhar, fark edilmesini icbar eden başka bir tefekkür faaliyeti yoktur. Sanat, müstakil bir tefekkür sahası olduğu gibi, belki de daha fazla, tefekkür faaliyetlerinin tamamının mütemmimidir. Tefekkür çeşitlerinin tamamı, sanatkarane bir üslup ile ifade edilebilir. Fikrin sanatkarane ifade edilmesi ihtiyaridir ama fikrin tatbikatının sanatkarane gerçekleştirilmesi mecburidir. Fikir, sanatkarane bir idrak ve incelikle tatbik edilmediğinde, muhtevasında taşıdığı “maksadı”, neticede gerçekleştiremez. Bu iddia, birçok meseleyi yeni baştan ele almak, yeniden izah etmek zorunda bıraksa da bizi, mesele böyledir.

Sanat tefekküre o kadar bitişiktir ki, asırlardır mühendislik keşfedilmeden (ilim haline getirilmeden) bina yapılmış, buna mukabil mimarlık kadimden beri olagelmiştir. Sanatın ilimden önce zuhur etmiş olması, her ikisinin kaynağının da tefekkür olmasındandır ve tefekkür sanata ilimden daha fazla akar, daha fazla ihtiyaç duyar.
Pozitif bilim anlayışının önce batıda sonra da dünyada hakim bakış haline gelmesi, batıda felsefeyle birlikte sanatı da öldürdü. Batının hala sanat havzası ve merkezi olarak kabul edilmesi, batıdaki tefekkür (felsefe) krizinin anlaşılmamasına bağlıdır, felsefi kriz farkedilemeyince, batının sanat merkezi olduğu vehmi devam etmektedir. Oysa batı, yirminci asır boyunca, Rönesans döneminin on yılında ürettiği sanat eserini üretememiştir.
Tefekkür tabii ki ilmi geri plana atmamalı, ihmal etmemeli, sanat ile ilmin muvazenesini bozmamalıdır. Fakat insan (ve tabii ki zihin) “güzel” olana daha fazla meyyaldir. “Doğru”, “güzel”den önce gelmesine rağmen “güzel”in karşı konulamaz bir cazibesi vardır ve insan o cezbeye yakalanmak için gerekli teçhizata (mizaca) sahiptir.
İnsanlık tarihi, bazen sanatın ilme, bazen ilmin sanata hakim olduğu, bazen birinin bazen diğerinin ihmal edildiği devirlere şahittir. İlim (doğru) iradi bir yöneliştir, sanat (güzel) tabii yöneliştir. İlme ulaşmak için gayret (irade) etmek gerekir, sanat ise insanı kendine cezbeder. Sanata (güzele) yönelmek için çaba sarfetmenin gerekmemesi, onun cazibe merkezi olmasındandır ve bu cihetle de ilimden çok daha tesirlidir.
Tefekkür faaliyeti “güzel”i, tabii deveranı içinde ve kast edilmeksizin arar, bulduğunda da ona demir atar. Sanat için müthiş bir imkan olan bu hal, ilim (doğru) için fevkalade bir tehlikeye işaret eder. Çünkü sanat müstakil değildir, olmamalıdır, sanat, “doğru” ve “iyi”nin, “güzel” suretidir. “Doğru”dan bağımsızlaştıran sanat maksadını kaybeder ve mahiyetinden uzaklaşır. Geriye kalan pornografidir.
Sanat eseri imal edilmez, “doğru” ve “iyi” olan, sanatkarane bir üslupla imal edilir. Bu manada sanat eseri yoktur, sanatkarane telif edilen eser vardır. Sanat müstakil bir tefekkür sahasıysa, ortaya çıkan eser heykeldir. “Doğru”, “iyi” ve “faydalı” olan bir mahiyet taşımaz, bu hususiyetleri taşımayan cisim ise sadece mekan işgal eder. O cisim “güzel” bir şekilde imal ve inşa edilebilir, bu cihetle de sanat eseri muamelesi görebilir, işte bu farklı (batılı) bir sanat anlayışıdır.
Sanatı müstakil bir faaliyet alanı haline getirmek, “doğru”, “iyi” ve “faydalı” olandan bağımsızlaştırmak, hayatı güzelleştirmez, aksine hayatı tüketir. Sanatı müstakilleştirmek, rengi cisimden tecrit etmek çabasıdır, bu, çılgınlık halidir. Bir kıvrım, bir şekil, bir renk, bir terkip için varlığı kullanmak, ona emek vermek ve hiçbir fayda temin etmemektir.
Sanatı müstakil hale getirmek, sanatı hayatın tamamının bir hususiyeti olmaktan çıkarmaktır. Sanatı, “doğru” ve “iyi”nin mütemmimi haline getirmek, sanatı tüm cemiyete ve hayata teşmil etmektir. Herkesin her işi sanatkarane yapmasını teşvik ve tahrik etmektir, her işte bir sanatkarlık aramaktır. Müstakil hale gelen sanat, bazı insanların boş meşgalesi olur ve hayattan kaçar.
Sanat şehri kurulmaz, şehir sanatkarane inşa edilir. Sanatı müstakil alan haline getiren kültürler, şehri beton yığınına çevirir ve bir yerlerine de birkaç tane heykel diker. Sokağı sanatkarane inşa etmeyi akletmez, binaların mimari hususiyetlerine dikkat etmez, meydanı boş alan olarak anlamaktan kurtulamaz, caddeler ise sadece trafikle ilgili bir hareket imkanıdır.
Sanat, istiklalini ilan ettiği gün öldü. Sanat öldüğü için şehirler sanatkarane inşa edilemez oldu, sanatkarane inşa yerini sayılı sanat eserine (sanat eseri kabul edilirse) bıraktı. Sanat öldüğü (müstakil hale geldiği) için hayat sanatkarane yaşanamaz hale geldi, hayatın kendisinde hiçbir güzellik kalmadı. Sanat istiklalini ilan ettiği için sadece cisimlere mahkum oldu, mesela bir edada, bir tavırda, bir fiilde hiçbir sanat alameti kalmadı. Sanat öldüğü için şahsiyetin inşası, edepten uzaklaştı, şahsiyet, sadece doğruları ifade ve tatbik eden insan terkibi olarak anlaşılır oldu. Bu sebeple adam, bir doğruyu veya doğru zannettiği bir bilgiyi, kaba bir şekilde pat diye söyleyiveriyor, adamın tavrı ve edası o kadar çirkin ki, muhatabı “doğru”dan ikrah ediyor. Sanat, şahsiyette edep, hayatta deveran ritmi, binada şekil tertibi, şehirde nizam ahengiydi, istiklalini ilan ile kendini her şeyden tecrit etti. Tabii olarak da öldü.
Sanatın istiklalini ilan etmesi, batıdaki birçok sebeple birlikte ihtisaslaşma hastalığından kaynaklandı. Bir müddettir müstakil hale gelen sanat, şimdilerde müstakil bir tefekkür alanı olarak anlaşılmaya başlandı. Bu hal sapmaydı ama kimse farkına varmadı. Müslümanlar son medeniyetlerinin (Osmanlının) tasfiyesinden sonra yaşadıkları yirminci asır felaketinden yeni yeni silkinmeye başladılar bu defada batı kültür ve anlayışına mahkum oldular. Sanatın müstakil bir faaliyet alanı olduğuna o kadar kaptırdılar ki kendilerini, bazıları İslam’ın sanat telakkisi olmadığını söyleyecek kadar zihni işgale uğradılar. Bu anlayışla, şehri, sanatkarane bir eda ve muhteva ile inşa etmeleri beklenemezdi.
Bazı şehirlerde (mesela K.Maraş’ta) Akpartili belediye başkanının, heykel yapması akıl almaz bir savrulmadır. Aslında çok daha ağır ifadeleri hak eden bir anlayış sapmasıdır ama bu adamlar, değil sanat ve şehir meselesini, çalışma masasını bile tertip etmekten aciz kişiler olduğu için, ciddi bir tenkide tabii tutulmaları doğru değil. Bir insan yaptığı işin bir kısmında isabet kaydeder de, isabet kaydedemediği meselelerde yardım olması için tenkit edilir, bunların isabet kaydetmeleri, aklen muhal, tesadüfen mümkündür.
SELAHATTİN ADANALI selehattinadanali@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir