“ŞEFKAT TEPE”DEKİ O SAHNENİN KODLARI

“ŞEFKAT TEPE”DEKİ O SAHNENİN KODLARI

Hadise malum, anlatmasında bile sakınca göreceğimiz türden. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bir ışık huzmesi halinde gökten inişinin resmedildiği o sahnenin ilk katlettiği hakikat, nuru ışık ile temsil etmektir. Kainattaki tüm enerjiyi toplayıp yaksak, ondan hasıl olan ışık yekunu bile nurun ancak gölgesi olabilir. Meseleye bu kadar hafifmeşrep ve sathi bakan telakkilerin, Risalet gibi bir kıymeti maksatlarına alet etmeleri, en hafif tabirle ahlaksızlıktır. Ne var ki mesele ahlaksızlıktan ibaret olsaydı bu kadar tepki göstermek gerekmezdi, zira içinde yaşadığımız çağ, ahlakı, bir türlü “merkezi bahis” olarak ele almadığı için mütemadiyen savrulmaktadır.

Fethullah Gülen ve onun görünen yüzü olan medya kuruluşları, kendisi sükûta çekilmesine rağmen çığlık çığlığa bağırıyor. Mesele, hükümete karşı yürütülen siyasi muhalefetten ibaret kalsaydı bir nebze tahammül edilebilirdi. Gerçi siyaseti de siyaset gibi yapmıyorlar, siyaseti de yeraltından yürütüyorlar ya… Mesele siyaseti aşan ve dinin esaslarıyla ilgili mevzulara ulaşan bir gözükaralık ve ölçüsüzlük arzetmeye başladı. Şefkat tepe dizisindeki o sahne, Fethullah Gülen’in meseleyi nerelere kadar götürebileceğini, istismarın herhangi bir sınırı olmadığını gözümüze çaktı.

Önce 7 Şubat operasyonu yapan, orada netice alamayınca inlerine çekilen ve daha ciddi hazırlıklar yaparak 17 ve 25 Aralık hamleleriyle tekrar sahne alan Fethullah Gülen ve şürekası, dikkatlerimizi hükümete yönelik hamlelerle vakumladı ve esas dikkat etmemiz gereken mevzua, yani dini telakkilerine körleşmemizi sağladı. Mesele sadece cemaat-hükümet kavgası şeklinde görüldüğünde, mücadele siyasi paranteze alınmış oluyor ki, bu durumda iki taraftan birini tercih etmek mümkün görünüyor. Oysa temel meselelerde ittifak etmiş iki güç merkezinin siyaset yapma tarzlarının farklılığından bahsetmiyoruz, aksine farklı dini telakkisi olan bir örgütten bahsediyoruz. Demek ki mesele iki siyaset yapma tarzı arasındaki tercihten çok daha derindedir ve Fethullah Gülen örgütüyle mücadele çok daha derinlerde seyretmelidir.

Müslümanlar için sağlam bir zemin oluşturmaya çalışan, bunu da kalıcı hale getirmek için uğraşan bir siyasi iktidarla kavga etmek bir Müslüman ferd ve gurup için tabii ki anlaşılır değil. Özellikle de Tayyip Erdoğan’ın tüm dünya Müslümanları için “ümit” haline geldiği, Erdoğan’ın da tatbikatlarıyla bunu hakettiği bir vasatta, hükümetle sadece siyasi kavga yapılması bile izahsızlaşıyor. Bununla birlikte, mesele sadece siyaset parantezine alınabilse ve siyaset yapma tarzları arasındaki bir seçimden ibaret kalsa, yine de tahammül edilebilir. Tekrar edelim, mesele siyasetten çok daha derindedir.

*
Fethullah Gülen’in deşifre olan ses kayıtlarından anlaşıldığı üzere, örgütünün yaptığı işlerden teferruatıyla haberi var. Haberinin ve talimatının olması, yapılan her işin baş faili olduğu gerçeği ile yüzleşmemizi sağladı. Büyük bir hareket olmaktan kaynaklanan, “her şeyden haberi yoktur” türünden mazeretler, Fethullah Gülen için vaki ve cari değildir. Örgüt faaliyetlerinden teferruatına kadar haberi olduğu ve bizzat talimat verdiği sabit olduğuna göre, örgütün medyasındaki yayınlardan bilgisinin olmadığı iddiası mesnetsizdir. Bu çerçeveden bakıldığında, televizyon kanallarındaki programlardan ve filmlerden de haberi vardır ve talimatı mevcuttur. Şefkat Tepe dizisinin senaryosundan ve çekilerek yayına verilen son halinden haberdar olduğunu kabul etmek ve değerlendirmelerimizi buna göre yapmak durumundayız.

Hz. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizin Türkçe olimpiyatlarına teşrif ettiğine dair beyanlarıyla birlikte değerlendirdiğimizde Şefkat Tepe dizisindeki o sahnenin “kasıtlı” olarak çekildiği ve yayınlandığı açıktır. İşte açıkça beyan etmedikleri ama konuşmalarında ve filmlerinde oluşturdukları bazı tedailerde gizli olan “özel kastı” deşifre etmemiz gerekiyor.

Örgüt, yıllarca, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın sohbetlerine geldiğini söyleyip durdu. Özel sohbetlerindeki bu beyanlarının, manevi iştiyakı artırmak için söylendiği hüsnü zannıyla fazla lafını etmediğimiz bu tür yaklaşımların, şarkı türkü söylenen Türkçe olimpiyatlarına teşrif ettiği beyanıyla haddini aştığını gördük. Film sahnesini izlediğimizde ise nevrimiz döndü. Artık anlaşıldı ki, mesele, Müslümanların zihni evreninde bambaşka bir fikri harita örmekle ilgilidir.

Fethullah Gülen, Hamas’ın karşısında İsrail’i, Mısır’da İhvanın karşısında darbecileri, Türkiye’de Akparti karşısında CHP’yi desteklemek gibi derin tezatlarını izah etmek için farklı bir dini telakki geliştirmek zorundaydı. Kitap ve Sünnetin hiçbir yerinde, sarahaten ve zımnen Müslümanların karşısında kafirleri desteklemekle ilgili bir delil bulamayacağı için, İslami ilimlerin “usul ilmini” ortadan kaldırıp, doğrudan Hz. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam ile münasebet tesis ettiğini, emirleri doğrudan O’ndan aldığını ifade etmek, bu merkezde bir dini telakki geliştirmek istiyor. Yapılan iş o kadar dehşetengiz bir operasyon ki, 7 Şubat, 17 ve 25 Aralık operasyonları bunun yanında bir nimet gibi kalır. Emirleri doğrudan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan aldığı vehmini yerleştirdiğinde, sahih kaynaklardaki Hadis-i Şeriflerle bağlı olmaktan kurtuluyor. Bizzat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan emir aldığına göre, zaten O’nun her beyanı Hadis-i Şerif olduğu için onunla amel edilebilir. Üstelik, bu gün bir emir verdiğinde, doğrudan bugünkü hadiselere dönük bir emir olduğu için daha kıymetlidir. İşte bu telakki, İslam’ı baştan sonra tağyir etmek, İslam’ı kendi asli kaynaklarından bağımsızlaştırmak, kendine göre yeni bir din inşa etmektir.

Emri doğrudan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan aldığına inanan, buna da cemaatini inandıran bir kişi (mesela Fethullah Gülen), sadece Hadis-i Şerifleri bir tarafa bırakmakla iktifa etmez, Kur’an-ı Kerimi de bir tarafa bırakmanın teorik altyapısını oluşturur. Zira Kur’an-ı Kerimi hiç kimse Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam gibi anlayamaz. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir Ayet-i Kerime hakkında bir beyanda bulunmuşsa o Ayet-i Kerime o şekilde anlaşılır, o şekilde anlaşılmak zorundadır. Bu esası dikkate aldığımızda, emri bizzat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan aldığını iddia eden kişi, Kur’an-ı Kerimi istediği gibi tefsir etme salahiyetini kendinde bulabilir ve cemaatini de buna inandırabilir. Böyle bir teorik altyapı kurulunca, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin de hak din olduğu hezeyanını, emri bizzat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan aldığı iddiasıyla ortalığa saçabilir ve cemaatini de buna inandırabilir. Biz ise bu tür hezeyanlar deşifre olmadan önce, derin derin düşünüyor ve cemaatin bu tür hezeyanlara nasıl inandığını anlamaya çalışıyorduk. Şeytani zekanın böyle bir gizli geçit açtığını bilmeyince, anlamak için beynimizi çatlatmakla meşguldük. Şimdi her şeyin vuzuha kavuşmuş olmasının ruhi, akli ve vicdani rahatlığı içindeyiz.

Fethullah Gülen’in psikolojik dünyasında neler dönüyor bilmek mümkün değil. Ama örgütünün (cemaatinin), Müslümanlara karşı açılan savaşta mevzilere nasıl yerleştiği, yerleştirildiği, nasıl ikna edildiği ile ilgili kodlar çözülmeye başladı. İnsanlar, bizzat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan emir aldıklarına inandırıldığına göre, Efendimiz de twetler için bile emir verdiğine göre, artık kendilerini İslam’ın hiçbir kaidesiyle bağlı hissetmiyorlar. Biz de saf saf, hayretler içinde, cemaatin, İslam’a rağmen nasıl oluyor da Müslümanlara savaş açabildiğini anlamaya çalışıyoruz. Böyle bir teorik operasyonu, Hasan Sabbah bile yapamamıştı. Dehşetengiz bir şeytani zeka ile karşı karşıya olduğumuzu unutmamamız ve ciddi bir mücadele yürütmemiz gerekiyor.

*
Şefkat Tepe dizisinin malum sahnesinde görüldüğü üzere, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın, cemaatin her çağırdığında hem de cemaatin her mensubunun her çağırdığında geliyor intibaını yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu tür hadiselerle ulaşmak istedikleri hedef, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın, Fethullah Gülen örgütüyle mütemadiyen münasebet halinde olduğunu, her zaman münasebet kurulabileceğini, zaten tüm emirlerin O’ndan alındığını anlatmak. Öyle ki, sadece Fethullah Gülen değil, cemaate mensup olmak bile bu çapta bir imtiyaza malik olmak manasına geliyor. Yani Fethullah Gülen’e bağlılık yemini etmiş olmak bile velayet (Allah dostu olmak) için kafi… Böylece, bu dünyada Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ile bu denli haşır neşir olabilmek, ahirette de aynı hal üzere olmayı garanti ediyor ve cemaat mensubu olmakla cenneti teminat altına almak aynı manaya geliyor.

Oluşturmak istedikleri bir intiba da, Fethullah Gülen cemaatinin mensuplarının bile istedikleri zaman görebildikleri, istedikleri zaman münasebet kurabildikleri, istedikleri zaman doğrudan emir alabildikleri Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın, başka cemaatlere ve dini guruplara bir türlü görünmediği, onları ziyaret etmediği, onlarla temas kurmadığıdır. Hiçbir İslami cemaat ve gurup, böyle bir istismara teşebbüs etmediği için, Fethullah Gülen, bu açıktan zihinlere sızmakta, bu alanı işgal etmekte, aslında olmayan böyle bir alanı muhayyel olarak inşa edip, onu da hususi mülkiyetine dahil etmektedir. İstismarın derinliğine bakın… İnsan dehşete düşüyor.

Cemaat mensupları tabii ki Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamı göremiyor, çağırdıklarında gelmiyor. Öyleyse cemaatin yönetici kadrosu bu propagandayı neden yapıyor? Çünkü cemaat mensupları bir defa buna inandırılmış durumda, “çağırdığınızda gelir” inancı oluşturulduktan sonra bir cemaat mensubunun çağırdığı zaman gelmemesi, kendinin zafiyeti ve cemaate hizmetinin azlığı olarak izah ediliyor. Cemaat mensubunun kendi eksikliğinden kaynaklandığına göre, cemaate daha fazla hizmet etmesi, daha fazla gayret göstermesi, daha fazla para toplaması gerekiyor. Böylece ilikleri kuruturcasına bir istismar, nefesleri kesercesine bir faaliyet, ölümüne bir sadakat zinciri kuruyorlar.

*
İslam tarihinde, İslam’ın bu çapta istismar edildiği başka bir misal yok. İnsanlık tarihi böyle bir örgüt görmüş değil. Mesele asla hafife alınmamalı, asla umursamazlık yapılmamalı, asla ihmal gösterilmemelidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir