ŞEHİR İNSAN HAYAT

ŞEHİR İNSAN HAYAT

İnsan şehirde yaşar. Şehir olamamış yerleşim merkezleri bile şehir mihverine oturmuştur ve şehirden beslenir. Şehir, insanın maddi gıda ihtiyacını karşılamaktan ibaret bir teşkilatlılık hali değil, ruhi-manevi ihtiyaçlarını da karşıladığı bir fikir, ilim, sanat merkezidir.
İnsanlaşabilmek (insanlaşma sürecini ikmal etmek), insani istidatların tamamının meşru çerçevede zuhur etmesine bağlıdır. Bir insan, misalen on adet istidada sahip olsa, bu istidatlarıyla yüz adet münasebet çeşidi kurma imkanına malik olsa ama bunların ancak bir kısmı tezahür etse, insanileşme sürecini tamamlamış olmaz. Zuhur etmeyen istidat, kullanılmayan imkan olarak kalır, bu durumda o insan, kendini tamamlamamış (hatta tanımamış) olur.

İnsan mizacında mahfuz olan hususiyetlerin ve istidatların tezahürü, imkanlarla mahduttur. İmkan alanı ne kadar geniş ve çeşitliyse, insandaki istidatların zuhuru o nispette mümkündür. Köydeki hayat hacmi, münasebet sayısı, imkan alanı, insanlardaki istidatların tezahürü için ihtiyaç duyulan fiziki ve içtimai şartları oluşturmaz. Birkaç yüz kişilik nüfusa baliğ bir köy, kendi sınırları içinde ve kapalı bir hayat yaşadığı takdirde, mesela büyük kumanda istidadı (dehası) olan bir insanın bu hususiyeti ortaya çıkmaz.
İnsan, mizaç hususiyetlerini hayatta gerçekleştirmelidir. Hayat, yer altında gömülü bulunan hazinelere (madenlere vesaire) ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla, her insanın mizacına gömülmüş halde bulunan hazinelere (istidatlara) ihtiyaç duyar. İnşa edilen hayat, insanların derununda gizlenmiş hazineleri ortaya çıkaracak bir teşkilatlılık haline ulaşmalıdır. Şehir, sayısız münasebet ağı ile örülmüş bünyesinde, her insanın mizacındaki istidadı keşfetmenin hem imkanına hem de maharetine sahiptir. İnsanların istidatlarını keşfetmeyen, istidatların keşfini engelleyen, istidatlar üzerinde istibdat kuran, kendi kendine keşfedilen istidatların hayatın içine girmesine, hayata katkıda bulunmasına fırsat tanımayan yerleşim merkezleri, cemiyet olamamış insan kalabalıklarının yaşadığı, şehir olamamış büyük köylerdir.
Şehrin en önemli hususiyetlerinden birisi, insanlardaki madeni keşfetmek, bu keşfin tüm altyapını kurmak, keşfettiği madenleri işlemek, işledikten sonra hayata müspet katkı olarak sunmaktır. İstidatların keşfi için kurulacak müesseseleri, istidatların eserlerini verebileceği havzalar (imkan alanları) ile birleştirmek, birbirine mecra açmaktır.
Şehir, istidatları keşif ve eserlerini kayıt altına alırken, açtığı ana mecralarla bu müktesebatı “medeniyet çapına” ulaştırmanın muharrik kuvvetine ve istikametine sahiptir. İdrak ve inşa faaliyetlerini, medeniyet nihai hedefine kilitlemekle mesuldür.
*
Şehir, insanın varoluş meydanıdır. Şehirsiz varoluş, ferdi varoluştur, ferdi varoluş eksiktir. Ferdi ve içtimai varoluş güzergahları birbirine paralel gider, her ikisi de elzemdir. Ferdin deruni yolculuğunu yalnız yürümesi gerektiği doğrudur fakat cemiyet meydanından çekilmek anlamına gelecek bir süresiz uzlet, varoluşu akim bırakır.
Şehir, içtimai varoluş güzergahları ile birlikte ferdi varoluş güzergahlarını da ihtiva eder. Şehir, kalabalıklığından kinaye sadece içtimai varoluş güzergahları ve vahalarıyla inşa edilemez, aynı zamanda ferdi varoluş güzergahlarını ve mekanlarını da ihtiva etmelidir. Ferdi varoluş müesseseleriyle içtimai varoluş müesseselerini, bunların aralarındaki mecraları ve irtibatları tesis eden, her ikisini birbirinin sebebi ve neticesi olacak şekilde tanzim eden mekan tertibinin adı şehirdir.
Ferdi varoluş, şehirsiz gerçekleştirilebilir, bu sebeple şehir, içtimai varoluşun daha görünür olduğu yerdir. Ne var ki içtimai varoluşun çağıldadığı şehir, ferdi varoluş güzergahlarını bünyesinde taşımazsa, ferdi varoluş güzergahı şehir dışında aranır ki, bu durumda şehir kendini ikmal etmiş olmaz.
*
Şehir, ferdi inşa ederken, cemiyeti nizama sokar. Ferdi derinlik ile içtimai genişliği telif eden şehir, aynı zamanda hürriyetin genişlikte değil derinlikte aranması gerektiğini, nizamın ise genişlikte gerçekleştirilebileceğini ihtar eder. Genişliğine doğru uçsuz bucaksız bir hürriyet arayışı, her biri şehir büyüklüğünde hususi mülkiyeti icbar eder, oysa bu hal muhaldir. Şehir, genişliğine doğru bir nizam inşa ederek cemiyeti çerçeve içine alırken, ferd için derinliğin namütenahi güzergahında uçsuz bucaksız bir hürriyetin yolunu açar.
Hürriyeti derinlikte arayan bir anlayış, iman ve tefekkür cehdini aziz ve asil sayar. Genişliğine hürriyet arayışı, hayvani şehvetlerin tatmin olmaz kavgasıdır. Şehir, içtimai deveranı mümkün kılacak kadar genişliğine hürriyeti muhafaza altına alan, kalbi inkişafı tahrik edecek kadar derinliğine hürriyeti mümkün kılan sayısız müesseseler ile teçhiz edilmiştir. Şehir, derinliğine inkişaf ile elde edilen fikir, ahlak, iffet, edep, asalet, nezahet, nezaket gibi misilsiz kıymetlerin çelik duvarlarla muhafaza altına alındığı, hiçbir hak ve hürriyet iddiasının bu kıymetlere zarar verecek şekilde talep edilemediği, buna mukabil, yardım, feragat, fedakarlık, infak, ikram gibi ferdi asaletin içtimai tezahürleri için, çelikten yapılmış ve asla aşılamaz olan muhafaza duvarlarını şeffaflaştıran, üç defa tıklandığında açılan kolaylıkların terkibinden ibarettir.
*
Şehir, ferd, cemiyet ve idareyi (devleti), belli bir fikir merkezinde terkip eden mekandır. Ferd, cemiyet ve devleti, fikir, ilim, sanat marifetiyle, birbiriyle ihtilafa düşmeksizin, birbirini tamamlayacak şekilde cem eden tertiptir. Şehir; ferd, cemiyet ve devleti yalnız başına kendinde taşıyabilen bünyedir. Ferdi varoluş mecralarının, içtimai varoluş havzalarına dökülmesini mümkün hatta mecbur kılan insanlık teknesidir. Şehir, içtimai varoluş havzalarına akan ferdi varoluş mecralarının her birinin önüne, müşterek havzayı kirletmemesi için “süzgeç” takan, her ferdin beslendiği müşterek havzanın kirlenmesi halinde orayı temizleyen ve tahliye eden teşkilatı (devleti) ihdas etmiş bünyedir.

EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ ebubekirsiddik2000@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir