ŞEHİR VE MEDENİYET-7-ŞEHİR VE SİYASET

ŞEHİR VE MEDENİYET -7-ŞEHİR VE SİYASET
Siyaset, ilk imtihanını şehirde verir, köy siyaset için imtihan alanı değildir. Siyaset, devlet cihazını köyde kurmaz, siyaset cihazı tüm unsurlarıyla şehirde kurulur. Devlet denilen o dev teşkilat, tüm unsurlarıyla şehirde ilk numunesini oluşturur.
Köy ve kasabalar cemaat çapındadır, şehir cemiyetin ilk teşkil edildiği iskan alanı… Siyaset (tabii ki devlet) kendini şehirde farkeder, insanlar siyasete şehirde ihtiyaç duyar. Bu sebeple siyaset, ya cemiyetle birlikte ya da toplumla (cemiyet ve toplumun farkları önceki yazımızda izah edildi) birlikte ortaya çıkar. Şehir, devlet ve siyasetin ana rahmidir, devleti ya toplum doğurur ya da cemiyet… Toplumun doğurduğu devlet müstebittir, cemiyetin doğurduğu devlet ise adil ve munis… Toplum, beyni (aklı) küçük, gövdesi büyük insan topluluğudur, kendi başlarına yaşayamazlar, ihtilaflarını kendileri çözemezler, bu sebeple siyasi otoriteye olan ihtiyaçları azami seviyededir. İhtiyaçlarının hacmi, cismi muazzam iri fakat idraki tam aksine sığ bir devlet doğurur. Kasları güçlü, aklı geri olan bu devlet, ihtilafları maddi müeyyide ile halletmekten başka bir yol bulamaz, zaten aramaz ve umursamaz. Cemiyet, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşıladığı, kendi ihtilaflarını kendisi hallettiği için, kendi çapını ve imkanlarını aşan zaruri işler için devlete ihtiyaç duyar ve buna muadil bir devlet doğurur. Bu devletin aklı gelişmiş fakat cüssesi hafif ve naif kalmıştır, zira ihtilafları adalet ile halleder. Cemiyet adaletin karşısında hazır ola geçtiği için, adaletin infazı, zecri tedbirleri gerektirmez.
Modern çağın devletleri piçtir. Bu devletleri toplum veya cemiyet doğurmaz, onlar kendiliğinden vardırlar, nesepsizdirler. Modern zamanlarda cemiyet veya toplumun devleti yoktur, devletlerin bir toplumu vardır. Devlet kadimden beri varolduğu için, modern çağda devletin nesebi de unutulmuştur, ne olduğu da unutulmuştur, neden gerektiği de unutulmuştur. Bu büyük nisyan, halkı kısırlaştırmış, devlet doğuramaz hale getirmiş, aksine devleti suni döllenme yoluyla halkı doğuran rahim haline getirmiştir. Durum tam olarak, evladın annesini doğurmasındaki garabete denktir.
Siyaset, önce temel nispetini bilmeli, sonra temel maksadını anlamalıdır. Siyasetin temel nispeti (kaynağı) dünya görüşüdür, temel maksadı ise halkın ihtiyaçlarını karşılamak değil, halkın cemiyet haline gelmesi için tedbirler almaktır. Cemiyet haline gelen halkın, kendi imkanlarıyla karşılayamadığı ihtiyaçlarını tedarik etmeli, adaleti tevzi etmeli, iç ve dış emniyeti sağlamalıdır.
Siyaset (devlet), içtimai bünyenin kendi kendine halledebileceği hiçbir meseleye burnunu sokmamalı, sadece müşahit olarak takip etmeli, ana mecrayı muhafaza altına almalı, ana mecradan taşacak, esasları aşacak muhtemel gelişmeleri önlemelidir. Çabası, kendi sahasını genişletmek değil, cemiyetin hayat alanını genişletmek olmalı, cemiyetteki ihtiyaçlara müteveccih tüm teşkilatlanmaları teşvik etmeli, ihtiyaç nispetinde destek olmalıdır.
Şehir, cemiyetin devlet ile ilk karşılaştığı büyük mahaldir. Şehir inşasındaki yüksek burçlar, siyasetin (devletin) değil cemiyetin uhdesindedir. Şehir hayatı, içtimai deveranın güzergahlarında siyaset mevzilerinin asgari seviyede ve miktarda olmasıdır. Devlet şehirde, temel tanzim işlerini, kayıt ve arşivi, müşahede ve murakabeyi üstlenmiştir. Şehirde devlet, belli belirsiz vardır, ihtiyaç olmadığı hiçbir mevzuda ve mekanda, kendiliğinden ortaya çıkmaz, çıkmamalıdır. Özellikle de kendini hatırlatmak, hakimiyetini göstermek için arz-ı endam edemez, etmemelidir.
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, insanlar, cemiyet değil de toplum halinde yaşadıkları için, devlet azmanlaşmış bir cüsseye ulaşmışır, bu mevcudiyetin birinci sebebi de yine devlettir, zira bu durumu istemektedir. Meseleye bu günden bakmak durumunda kaldığımız için, ideal manadaki ferd, cemiyet, devlet üçgenindeki büyük terkibin dışındayız. Öyleyse bu günden baktığımızda nereden başlamalıyız? Zamanın (aktüel) sorusu bu… Bu soru aynı zamanda Akparti’nin, merkezi iktidar (hükümet) ve mahalli iktidar (belediye) mevzuundaki anlayış ve tatbikatına dair teklifleri de ihtiva eder.
Bu sorunun cevabı ilerleyen kısımlarda (özellikle “belediyecilik” ana başlığı altında) teferruatlı şekilde verilmiş, tatbikata dair teklifler yapılmıştır. Burada sorunun sadece fikri cihetini izah ile iktifa edelim.
Devlet (siyaset) “idare etme” salahiyetini inhisarında tutarsa, insanlar sadece idare edilen bir çocuk seviyesinde kalır. Sadece idare edilen insan kalabalıkları reşit olamazlar, rüştünü ispat edemeyenler velayet altında kalır, sürekli bir velayet ihtiyacı içinde kıvranır. Velayet altındaki insanları (çocukları) idare etmek için hayatlarının her alanına müdahale etmek gerekir. Bu durumda devlet, en küçük beşeri münasebette bile görünen, orayı bile tanzim etmeye çalışan “büyük birader” cinsinden bir yeryüzü tanrısı haline gelir, getirilir. Velayet altında kalan insan topluluğu, hem rüştünü kazanamaz hem de cemiyet haline gelemez.
Devlet, hayat alanlarını mümkün olduğunca boşaltmalı, cemiyete terketmelidir. Bugünkü şartlara bakınca bu işi tedricen yapma ihtiyacı açık ama yapılması şart. Devlet hayatı boşaltır ve cemiyete terk ederken, aynı zamanda insan kalabalıklarının cemiyet haline gelebilmesi için gerekli şartları ve imkanları oluşturmalı, insanların kendi meselelerini kendilerinin çözebilmesi için ihtiyaç duydukları mahareti (maharetli insanları) yetiştirmeye gayret etmelidir.
Cumhuriyet Türkiye’sindeki devlet, istibdada dayalı, hayatın her alanına müdahale eden, kendi kendine tanrı muamelesi yapan, halkın da kendini tanrı gibi görmesini isteyen bir özelliğe sahiptir. Doğrusu bu talebin halkta yeterince karşılık bulduğunu, zihni evreninin ve akıl bünyesinin buna alıştığı ve buna uygun şekilde geliştiği görülüyor. Bu sebeple mesele çok derin ve çok girift bir hal almıştır.
Devlet, hayat alanlarından geri çekilmeyi içtimai stratejilerle yürütmelidir. Sadece sahayı boşaltmak, kaosa sebep olur, ülkeyi hırsların ve nefislerin savaş alanına çevirir. Geçiş sürecine ihtiyaç duyulması tabii ve lüzumludur. Geçiş süreci (dönüştürücü süreç) tabiatı gereği problemlidir ve yönetilmesi en zor dönemdir. Bu manada Akparti’ye tekliflerde bulunurken, geçiş süreci ihtiyacı unutulmamalı, bir anda her şeyin yapılması beklenmemeli, bilakis geçiş sürecinin asgari problemle atlatılabilmesi için fikir imal edilmeli, proje geliştirilmelidir.
Ülkeyi toptan ve hızlı şekilde dönüştürmek tabii ki çok zordur. Bu işin faaliyet birimi şehirdir, şehir ile birlikte cemiyet inşa etmek nispeten daha kolaydır. Halkın ıslahı ve cemiyet inşası, genel iktidarın tatbikatlarına muhtaçtır muhakkak ama belki de ondan daha çok mahalli tatbikatlara muhtaçtır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir