ŞEHİR VE MEDENİYET

ŞEHİR VE MEDENİYET

Şehir kuramayan medeniyet kuramaz. Hatta bırakın kurmayı meselenin hayalini bile kurması düşünülemez. Zira şehir, medeniyetin pilot uygulamasıdır. Kurulacak olan medeniyetin önayağıdır şehir inşâsı. Zira şehir, medeniyetin alt birimleridir. Bu birimlerin yekûnu medeniyeti oluşturur. O halde medeniyet tasavvurundan önce şehir tasavvuru oluşturmak gerekiyor, şehir hakkında fikri olmayanın medeniyet meselesinde herhangi bir fikir beyan etmesi, yersiz ve manasızdır.

Bugün şehirler koca birer “mezbaha”dır. İnsan ise, bu mezbahada kesim sırasını bekleyen yaratıktan başka şey değildir. Bu ne dehşet verici hal değil midir? Dehşetengiz bu hareketin müsebbipleri, şehri, medeniyet havzasında değil de, ufuksuz ve dar bir sahada değerlendirenlerdir.

Şehir ve Fikir

Hiçbir mesele yoktur ki fikirden bağımsız değerlendirilebilsin… Fikir, hayatın her sahasına müdahil tavır içindedir. Fikrin külli idrak çerçevesinde ele alınmasıyla beraber, hayatın tüm meseleleri “bütün” etrafında derlenip toplanacak, böylece külli idrake ulaşan şahıslar “parça fikir” müptezelliğinden kurtulacaktır.

Parça fikir meselesi marazi bir durumdur. Günümüzde yanlış ihtisaslaşmayla beraber fikrin kırıntısı nev’inden bölünmelerle “parça fikir” bataklığında kıvranan dünya, kurtuluşun alameti farikasını gösterememektedir. Bu sebepten şehircilik meselesi seviyeli ve düzeyli bir “fikir” platformunda değil de, hayatın kaosu olarak izah edeceğimiz sahalarda konuşulup değerlendirilmektedir. Oysa şehrin fikir münasebeti sıhhatli şekilde kurulabilirse o, hayatın kaosu olmaktan çıkarak fikrin nazım planı oluverir. Bu oluşla beraber şehir, fikrin taşa, toprağa bulanmış halidir veya fikrin toprakla buluşma noktasıdır.

Şehir ve fikir; birbirine o kadar sıkı sıkıya münasebet halindedir ki, biri birinden tefrik edilemez. Şehir fikre, fikir şehre muhtaçtır. Her fikri hareket, kendine “şehir” de saha bulur. Şehir ise fikrin, fikir dolu hamleleriyle “bedii” mimariyetlere ev sahipliği yapması, şehir-fikir münasebetinin ne kadar iç içe olduğunu gösterir bizlere…

Şehir, fikrin tecessüm etmiş halidir. Fikir üç şeye nüfuz eder, insan, hayat, şehir… İnsanda şahsiyet inşa eder, hayatta ahlak olur, şehirde tecessüm hayatta hareket, şehirde nizam olarak görünür. Her mesele fikir, insan, hayat, şehir mevzularında cem olmuştur, anlayış ise bu dört temel unsuru terkip etmiştir.

Şehir İmajı

Turgut Cansever’den naklen: Şehir imajı İslam kültüründe cennet tasavvurunun bir yansımasıdır. Cennet bütün çelişkilerin yok olduğu ortamdır. Cenneti yeniden inşa edenler, insanın, her yüce ferdin, yalnız Allah’a karşı sorumlu varlıkların dünyevi ilişkiler ortamında şeytani sapmaların çelişkilerine düşmesini önleyecek olan bir büyük erdemin, yaradılışın yasalarının bilgisine ve bu yasalara kayıtsız şartsız uyarak bu cennetleri (şehirleri) inşa edebilmişlerdir…

Kendi cennetini, şehirlerini inşa edecek insanın, vücuda getireceği şehrin, bu temeller üzerinde vücuda getireceği mimarinin vasıfları ile biçim ve uslüb özelliklerini belirlemek ilk ve en önemli görevidir…”

Kadim Medeniyetimizi önemseyen, onlardan “zamanın yenisini” bulup çıkarabilmiş, şehir fikrinin son asırdaki önemli ismi Turgut Cansever’e göre, şehir imajı demek, cennet tasavvurunun bir yansımasıdır.

 

İslam Şehri

İnsanın her meselesini izah eden, hayatın her mevzuunu tanzim ve tasnif eden İslamiyet’in her sahada sunduğu teklif ve tenkitlerinden anlıyoruz ki; İslamiyet külli idrak çerçevesinde anlama mecburiyetindeyiz.

İslam şehir telakkisi, kitaplık çapta tetkike ve terkibe muhtaç olan zor meseledir. Yukarıda bahsini ettiğimiz “Şehir ve Medeniyet” bahsinde görülecektir ki, şehir tasavvuru olmadan medeniyet tasavvurundan bahsedilemez. Zira şehir, medeniyetin birer şubesidir. Medeniyet ise, “bütünü” içinde barındıran İslamiyet’in… O halde burada üçlü bir terkibe gitmemiz gerekir. Bu üçlü terkip; Şehir-Medeniyet-İslamiyet terkibidir. Buradan hareketle şu söylenebilir ki; şehir medeniyetin, medeniyet ise İslamiyet’in içindedir. Şehrin İslamiyet ile buluşmasına Medeniyet aracılık edecek, lakin o medeniyeti de yine şehir tasavvuru inşâ edecektir.

İslam Mimari Anlayışı

İslamiyet, öylesine genişliğine ve derinliğine idrak hassasiyeti kazandırır ki, ona muhatap olan insan başka ne istesin? Ana rahminden tuvalet adabına, tuvalet adabından hayatın her sahasında “ahkâmı” olan İslamiyet gibi ulvi bir dinin, İslam mimari anlayışını sadece kum, çimento, taş,  demirden ibaret görmesi düşünebilir mi?

İslam Mimari anlayışın sahibi, şeri ilimlerle beraber matematiğe, matematikten fiziğe, fizikten de bazı sanat dallarına da hâkim olmalıdır. Zira, şekil ilmi olan matematik (riyaziye) idrak edilmeden, “şekle” hakim olunamaz. Bu olunamamaktan dolayıdır ki, kainat ve uzay tasavvurunu içinde barındıran fizikle hemhaliyet kurulamaz. Bunlar yok ise, sanat dumura uğramıştır. Sanatında güme gitmesiyle beraber mimar, selim bir İslam Mimari anlayışın alt yapısını kuramaz.

İslam Şehri ve Medrese

İslam şehrinin akl-ı selimi medresedir. Medrese, İslam’ın ve kâinatın muhtevasında mahfuz bulunan fikir, ilim, hikmet ve irfanı keşfedecek, tertip edecek, tatbik edilecek hale getiren müessesesidir.

 

İslam Şehri ve Tekke

İslam şehrinin kalbi tekkedir, yani tasavvuftur. İslam şehrinin her köşesi tasavvufi aşk ile yanıp kavrulacak bedii noktadadır. Hikmetin keşfini tasavvuf, zaptını medrese, tatbikini ise idare yapar. İslam, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir mana haznesidir. Zamanın kâinata ve yeryüzüne saçtığı mana (kaderin tecellisi), her dem yenidir, asla tekrar yoktur. İnsanın da bir şeyi hariç her şeyi her dem değişir. Değişen sahada yeryüzüne saçılmış mana vahitlerini, mana haleleri içinde keşfedecek, zapt edecek, tertip edecek, idrak ve tatbikini mümkün kılacak olan müessese tekke; yani tasavvuftur.

 

 

 

 

 

 

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir