Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Fikir ve ruhumuza, hayat tarzı ve değerlerimize hâlâ yabancı olan yürürlükteki Cumhuriyet rejiminde bizi bahtiyar kılan güzel bir vak’a yaşandı.

Birinci haber şu: Jandarma Genel Komutanlığı Bando Bölüğü, Uzman Çavuş Muhammed Meriç adında bir şehidimizin Ankara’daki cenaze merasiminde, 1932 yılından bu yana bir zulüm olarak devam eden Avrupalı müzisyen Şopen’in “Cenaze Marşı” yerine Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin (164O-1711) “Segah Tekbiri” adlı eserini icra etti.

İkinci haber ise şöyle: İçişleri Bakanlığından 81 ilin valiliğine gönderilen “Şehitlerin Cenaze Törenleri” tâlimatında şehit cenazelerinde “Ti” işaretinin verilmemesi, saygı duruşunda herhangi bir çalgı aleti çalınmayarak ihtiram yürüyüşünün Itri’nin “Segâh Tekbiri” ile yapılması, şehitlerin, milletin mânevi dünyasında özel önemi ve yeri olduğu belirtilmiş.

“Geç de olsa nihayet akıl edebildiler…” demekten kendimizi alamadık. Merasim şekli İslâm cenaze usulüne tam olarak uymasa da kalplere ulvî güç veren tekbirle cenaze kaldırılması sevinilecek bir vak’adır.

Azıcık da olsa, bizi sevindiren bu vak’adan birkaç yıl önce, şehit cenazelerini Şopen’in cenaze marşıyla kaldıran devlet ve hükümete sitem etmiş, ağır sözler söylemiş ve aşağıdaki yazıyı kaleme almıştık. İkaz için de iki kez yayınlamıştık. Nereden nereye geldiğimizi anlamak için söz konusu yazıyı bir daha arz ediyoruz:

ŞEHİTLERİNİN CENAZESİNDE BANDO ÇALDIRAN DEVLET

Türkiye’de asker, polis ve resmî cenazelerin alafranga cenaze usulleriyle kaldırılması, cenazenin taşınması sırasında Batılı cenaze müziği ile bando çalınması ve Amerikan askerlerinin cenaze törenlerinde yapılan “military taps” adlı müzik eşliğinde “Ti” işaretiyle bir dakikalık saygı duruşu yapılması Kemalist Cumhuriyet’in Batılılaşma projesiyle yürürlüğe girmiş alçakça bir uygulamadır ki Müslüman kimliğimize karşı işlenen ağır cürümlerden biridir bu.

Türkiye Müslüman bir ülkedir. Şehit olan herkesin, yâni Müslümanın cenazesi bando ile değil tekbirle, salavatla kaldırılır. Kâfir usulü cenaze müziğinin çalınması haysiyetsizlik ve necip milletin kimliğini ayaklar altına almak demektir.

ŞEHİTLERİN CENAZESİ BANDO İLE DEĞİL, TEKBİRLE KALDIRILIR

Her beldenin câmilerinden kaldırılan şehit cenazesinde icra edilen bando eşliğindeki Avrupaî cenaze müziği cenazeye katılanların ve şehidin ruhunu taciz ediyor, yüreklere hançer sokuyor.

Câmi çıkışından sonra hazır ol vaziyetinde bekleyen bando takımı cenazenin önünde bir dakika durup, Şopen ve Amerikan karışımı hıristiyan cenaze müziği çalarak “saygı duruşu” yaptırıyor ve mezarlık kapısına kadar kâfir usulünce refakat ediyor.

Düşünün ki o ân şehrin semâlarında karabulutlar dolaşıyor, cenazeye katılanların dillerinden dökülen tekbirler, salavatlar acıya dönüşüyor, bando müziğinin çirkin sesi karşısında tekbirler boğazlarına yapışan bir bıçak gibi keskinleşiyor. Din-i İslâm’ı temsil eden tabutun üstündeki ay yıldızlı bayrak kâfir usulü olan bandonun varlığından hicap ederek şehidin ruhuna sığınıyor.

Bandocuların şehit cenazesinin önünde hâkim bir eda ile duruşları ülkenin yabancılar tarafından idare edildiği intibaı veriyor ve kâfir usulü protokol tarzının arkasında cenazeye katılan Müslüman ahali acı üstüne acı çekiyor.

Yol boyundaki ağaçlara tünemiş kuşlar sömürge ülkelerinde görülen haysiyet kırıcı bu manzara karşısında, şüheda kalplerinden üflenen hüzün makamından acı acı öterek necip milletin dinî âdetlerinin çiğnenişine ve şehidin ruhunun taciz edilişine isyan ettiklerini bildiriyorlar.

Kuşların hüzünlü ötüşünü ve şehidin ruhunun incindiğini kalpleri mühürlenen mülkî ve askerî zevat, mebuslar ve devlet erkânı anlamıyorlar. Cenazenin arkasında bulunan irfan sahibi halk anlıyordu.

DEVLETİN “ULUSAL CENAZE TÖRENİ” İSLÂMÎ DEĞİL

Gayrimüslimlere ait bir uygulama olan bando eşliğinde cenaze müziği çalınması bu milletin dinine aykırıdır. Kemalist Cumhuriyet’in zulümlerinden biri olan ve en son 26/ 6/ 2006 tarihinde tekrar yenilenen 11187 sayılı “Devlet Cenaze Törenleri Yönetmeliği” nin 4. maddesi 2. fıkrasını uygulamak şart mıdır?

Bu gayr-ı millî yönetmeliğin 4. maddesi, 2. fıkrası “Ulusal cenaze töreni…” diye başlıyor. Bu yönetmeliğe göre resmî cenazelerde bando ile hıristiyan cenaze müziği çalınması “ulusal” mış.

Yeri gelmişken belirtelim, yönetmeliği yazan devletin ebleh bürokratları “ulusal” kavramını “millî” karşılığında kullanıyorlar. Oysa “millî” nin mânası İslâm’dan gelir.

Zavallı idareciler resmî ideolojinin şimşeklerini çekmemek için şehit cenazesinde bile dinî geleneklerini ortaya koyamıyor ve hıristiyan usullerini resmîleştiren Cumhuriyet yasalarını takdis etmek zilletine düşmeye devam ediyorlar.

Haftanın beş günü şehit cenazesine katılan mebuslar ve hükümet erkânı, “Din ü millete uymadığı için bu yönetmeliği uygulamıyoruz” demeye ne zaman cesaret edecekler?

O yönetmeliği alıp, milletle ilgisi olmayan despot anayasal kuruluşların kapısında yırtmayı düşünmüyorlar mı? Batılı müstevlilerin cenaze melodilerini çalınırken bir sancı, bir sızı çökmüyor mu yüreklerine?

Kemalist Cumhuriyet kanunlarının hâlâ geçerli olduğu devletin “ulusal” cenaze usulüne meydan okumak zaman gelmedi mi artık?

Sizi korkutan nedir? Darbeci generaller mi var tepenizde? Recüliyetiniz, yâni adamlığınız mı eksildi yoksa?
——————————————
KAHRAMANMARAŞ YAZARLAR BİRLİĞİ ŞUBESİNDE MEVLİD ŞERHİ (GÜLZÂR-I AŞK) OKUMALARI BİTTİ

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi’nde Ali Yurtgezen hocanın riyasetinde bir yıldır devam eden Mevlid-i Şerif (Gülzâr-ı Aşk) okumaları tamamlandı. Okumanın bitişinden sonra Ali Yurtgezen hoca eserin bitiş kısmı olan, Hüseyin Vassaf Efendi’nin “Beşâret-i ‘Uzma” (Ulu müjde) başlığında yaptığı beyanın ne mânaya geldiğine dair kısa bir açıklama yaptı. Ardından bu muhteşem eseri hazırlayan müellifi Süleyman Çelebi’ye ve bu güzide eseri şerh eden Hüseyin Vassaf Efendi’nin ruhlarına Fatiha okundu.

Resûller Resûlü Efendimiz Aleyhisselâtuvesselâmı anlatan bu muhteşem eserin sahibini erbabı elbette bilir. Fakat yola yeni çıkıp bilmeyenler için kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var.

Süleyman Çelebi, nâm-ı diğer Süleyman Dede, Bursa’da asrının ileri gelen âlimlerinden ilim tahsil etmiş ve Buharalı Şeyh Emir Sultan Hazretlerine intisap etmiştir. Âlim olarak, Sultan Yıldırım Bayezid zamanında Dîvân-ı Hümâyûn imamı olmuş, sonra da Bursa’da Ulu Câmiin imamlığını yapmıştır. Mevlid-i Şerif (Gülzâr-ı Aşk) adlı eser, onun “Vesiletü’n Necat” adlı mevlid manzumesinin şerh edilmiş hâlidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir