“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

Bilginin, düşüncenin ve edebiyatın kapısını kitaplar açar. Milletlerin ilmî ve edebî mahsullerini kitaplardan öğrenir insan. Kitap ve insanın dostluğu semavî kitaplarla başlar. Sonra mukaddes kitapların izini süren ve şerh eden kitaplar sâyesinde insan ve kitap arasındaki teati günümüze kadar kültürler yoluyla iktidarını sürdürüp gidiyor.

Tarihten bugüne âlim, muallim, hoca gibi cemiyetimizde cazibesi ve sosyal tesiri olan statüler için kitapla iştigal etmek hürmete şâyandır. Fakat kitap ve insan arasındaki rabıta bâzan aklın, faydanın sınırını aşarak sevimsiz bir müptelâlığa ve patolojik bir iştigale dönüştüğü de olur.

“Faydasız ilimden Allah’a sığınmak” düsturundan uzak, haddi aşan bir şekilde kitaba tutulanlar kitap hastası veya kitap delisi denilerek küçümsenmiştir.

BİBLİYOFİL MİSİNİZ BİBLİYOMAN MI?

Prof. M. Orhan Okay hocaya (Kağıt Medeniyeti, s.24) göre eskiden hastalık derecesinde kitapkolik insanlara “mecânin-i kütüp”, kitapsever insanlara da “muhibban-ı kütüb” denilirdi. Modern zamanda kitapsevere bibliyofil diyorlar. Bibliyofil kendi zevkine ve kültürüne veya belirli bir hedefe göre kitap seçer; kıskanç değildir. Kitaplarını başka kitap dostlarıyla paylaşmaktan zevk alır. Hayatı boyunca kütüphânesini kurmak için girdiği zahmet kadar, onları başkalarının faydasına sunmak, dağıtmak ve bağışlamaktan büyük haz duyar.

Bibliyoman, kitap hastası demektir. Her gördüğü kitaba muhakkak sahip olmak ister. Sadece sahip olmaktan zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye göstermeyen ve hattâ koklatmayan biridir.

“KAĞITTAN MAMÛL HER ŞEYİ TOPLAYANLARA SELÜLOZOFİL DENİR”

Akademik câmianın yaşayan en ünlü kitap kurtlarından Prof. Dr. Ali Birinci’ye göre (Türk Yurdu dergisi, sayı 141, 1999) insan-kitap ilişkisi çeşit çeşittir; kağıttan mamûl her şeyi toplayan meraklılar vardır ki onlara Selülozofil denir. İşe yarayıp yaramadığına bakmadan her çeşit kitabı gözü kapalı satıp alıp kapaklarını bile açmadan üst üste yığanlar da bibliyoman, yâni kitap hastası diye adlandırılır.

Bibliyofiller ise kitabı hayatlarının tek ve büyük zevki hâline getirmiş, okumasalar bile kıymetini bilen, değerini görür görmez fark eden hakiki kitapseverlerdir. Fiyatı ne olursa olsun, iyi bir kitap gördükleri zaman hemen alırlar. Aldıkları kitapları usulünce açıp kullanmayı bilirler. Kütüphânelerinden bir kitap eksilsin hemen anlarlar. Bu arada pek ödünç kitap vermeyi sevmezler. Ödünç verseler bile sevgiliyi bekler gibi özlerler.

Kendisinin de ileri derecede bir bibliyofil olduğunu söyleyen Birinci’nin nazarında, insanoğlunun en güzel icadıdır kitap. Yıllarca peşinde koşulan bir kitabın ele geçirilmesi operasyon çökertmektir. Fiyatı ne olsa olsun, iyi kitap hemen alınmalı, nasıl olsa ödenir.

“KİTAP HASTALIKLARI” ADLI TIP SAHASININ DOĞMASI

Bu durumda olanlar bir çeşit hasta sınıfına sokularak kitaba olan iptilâ derecesine göre isimler, sıfatlar konmuş. Akademik sahası kütüphânecilik olan Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu, yukarıda adı geçen derginin aynı sayısında “Kitaba yönelik olan ruhî tepkiler, ‘Kitap Hastalıkları’ denilen bir tıp alanının doğmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Bunların tedavileri ruh ve sinir hastalıkları uzmanlarınca gerçekleştirilir ” diyor.

Kitap tiryakiliğini normal dışı ruhî bir sapmaya dönüştürenleri hasta olarak kabul eden modern tıp âlimlerinin gerekçeli görüşleri var mıdır? Meraka değer. Kaba bilgimize göre kitap hastalığına dair tedavi merkezlerinin yaygınlaşmış olduğu kesinleşmiş değil.

KİTAP ALMA HASTALIĞI

Kitap Postası dergisi Şubat 2006 sayısında kitap satın alma hastalığının en çok Japonya’da yaygın olduğu belirtiliyor. Japonlarda çokmuş selüloz biriktirme hastalığı. Adına Japonca “Tsundoku”, yâni kitap alıp okumama bağımlılığı diyorlar. Bu tür hastalar kitap okuma arzularını yeni kitaplar alarak bastırırlar, fakat yine okumazlar ve biriktirirler.

Kitap satın alma hastalığına yakalandığını söyleyen Alman edebiyat ve kültür tarihçisi Walter Benjamin (1892-1940) “Tüm bu kitapları okuyabilecek vaktiniz olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna “Kitaplar yalnız okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir…” diye cevap verir (Kitap Postası, s. 24).

İtalyan edebiyatçı Umberto Eco’ya göre, elindekileri okumadığı halde yeni kitaplar almaktan vazgeçmeyen insan, aldığı kitapları kısa bir müddet sonra “okumuşluk” duygusuyla muhafaza eder. O kitapları okumadığını biliyor olsa da fizikî olarak sahip olmasından dolayı, zihin bu sahipliği okumuşluk duygusuna dönüştürür. Hastalık da bu noktadadır. Hem okumaktan alıkoyar, hem de kitap satın alma çılgınlığına sevk eder. Kitap satın alma hastalığı tefekkürle halledilebilecek bir hastalıktır. Bilgiyi içselleştirmekten geçer. Aldığınız kitabı okuduğunuzu zannettiren zihninize hâkim olursanız, yeni kitaplar almak yerine, elinizdekileri okumak gerektiğine inancınız artar. (Kitap Postası, s.24)

Hâsılı, gönül ve dimağımızı kuraklaştırıp, zihnimizi matlaştıran resimli gazetenin ve televizyonun hâkim olduğu bir zamanda bendeniz, aile rızkına ve nizamına zarar vermediği müddetçe selülozofillerden de, bibliyofillerden de şimdilik bir şikâyetim yok. ———————————————–
İSMAİL GÖKTÜRK İSTANBUL EDEBİYAT FESTİVALİ’NDEKİ İNTİBALARINI ANLATACAK

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığının ortaklaşa olarak her yıl düzenlediği, 9. İstanbul Edebiyat Festivali halka açık olarak gerçekleşti. Bu yıl “Sinema ve Edebiyat” konusunun işlendiği programa Kahramanmaraş Şube Başkanı Öğretim Görevlisi İsmail Göktürk de katıldı.1 Aralık cuma akşamı şube salonunda intibalarını anlatacak.

Ayrıca, Mevlid-i Nebi dolayısıyla T. Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi ve KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun birlikte düzenlediği ve İsmail Göktürk’ün konuşmacı olduğu “Hz. Muhammmed (s.a.v.), Dinimiz ve İmanımız” adlı program 29 Kasım 2017 Çarşamba akşamı saat 19.00’da KSÜ Karacasu kampüsünde yapılacaktır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir