ŞEYH AHMET YASİN’E CEVAP

Ulu şeyhim

Öyle bir yazı yazmıştın ki, Filistin halkının halini ifade edebilmek için başka bir kelama ihtiyaç kalmamıştı. Kelamın ifade kudretinin veya ifade acziyetinin müntehasındaydı sözün ve sözünün üstüne söylenecek söz kalmamıştı. Ulu şeyhim, söz söylemek kudretinden başka hiçbir kudretin yoktu ya… Ve üstüne söz söylenmeyecek sözü söylemiştin ya… Bundan dolayı mı acaba son sözün oldu? Halini ifade babında kelamın şahikasını söylediğin için mi ve başka söze gerek kalmadığı için mi son sözlerin olmuştu?

Ulu şeyhim, son sözlerinin şikayet olmamasını ne kadar çok isterdim. Bizden şikayet etmemiş olmanı ne kadar arzu ederdim. Lakin şeyhim, gök kubbe altında sözünün üstüne söylenebilecek bir söz yoktu ve haklıydın. Biz şikayetine konu olmaktan başka bir ehemmiyete sahip olamadık.

Sultanım, şehitler sultanı şeyhim, “Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?” diye feryat ederek soruyordun ya şikayetnamende. Zapt altına alındık sultanım. Kafirler tarafından zapt altına alındık, kafirlerin kulları tarafından zapt altına alındık, bu kölelik bile yetmedi kendi akıllarımız tarafından zapt altına alındık, “sakin olmalıyız” diye diye, makul davranmalıyız diye diye… Kadınlarımız ve çocuklarımız tarafından zapt altına alındığımızı ise söylemeye yüzüm tutmuyor şeyhim… Servet ve şehvet tarafından zapt altına alındığımızı ise kendime bile söyleyemiyorum ki sultanım, sana nasıl söyleyeyim? Allah için, ümmetin namusu için kızmayanların, her ikisini de kaybedeceğini, dilinin ucuna kadar gelmesine rağmen bize merhamet edip söylememişsin ya şeyhim, anladım ki az bile şikayet etmişsin. Allah için öfkelenmeye mani olan akıl varsın çıldırsın sultanım.

Şahlar şahı, canım efendim, “gözyaşlarınızı silecek bir bakış” istemişsin. Ulu şeyhim, çok şey istemişsin… Yeryüzünde cennet yüzüne bakacak bir göz mü kaldı ki? Utancından başını kaldırıp sana bakabilecek bir “insan” mı var ki? Şahım, kimin gücü yeterdi senin bir damla gözyaşına… Bir damla gözyaşın bilirim ki, dünyadan ağır çeker, nasıl çeksin dünya o yükü? Maveradan gelecek nur bir bakış dışında kimin cüretidir ki o eda? Görmedim o sözü söylerken seni ama mutlaka maveraya bakıyor olmalıydın, cevabı maveradan bekler gibi…

Ulu şeyhim, şehitler şahı, kerametini bu gün gördük. Demiştin ki, “Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız…”. Şeyhim, o gün bu gündür. Dünya büyük ölümler gördü bu gün, her biri bir dağın devrilişiydi de ümmetin ayağını bastığı arz, on şiddetinde bir depremle sarsıldı. Hani yerinden kımıldamayan o ümmet var ya… Sarsılınca altındaki toprak, zıpladı havaya… Naralar arşı kapladı şeyhim, sen de duymuş olmalısın… Mutlaka duydun, şehitlere “ölüler” diyecek kadar cehlimiz artmadı şeyhim. Diz dize oturuyorsun ya Alemlerin efendisiyle… Hani naralar oraya kadar ulaştığında, dizine dokundu mu hafiften Hz. Resulullah (SAV) ve şöyle demiş olabilir mi acaba mübarek elini dizine koyduğunda… “Yasin bak, senin açtığın çığır, senin yaktığın ateş, senin üflediğin nefes, ümmetimi ayağa kaldırdı, ne mutlu sana…”. Dedi mi şeyhim, böyle dedi mi, tebessümüyle yüzünü aydınlattı mı bunları söylerken…

“Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!” Şahidim şeyhim… Dünya şahit şeyhim… Hatta Yahudi domuzlar çetesi bile şahit ki, sen kaçmadın, seni sevenler kaçmadı, Hamas kaçmadı, Gazze kaçmadı. Bir kıymeti varsa eğer şahitliğimin, kıyamet günü, kaçmadığına, kaçmadıklarına şehadet edeceğim. Ümmetin şerefi bunlar diyeceğim, kaçmadılar… Allahım, şahidim ben, kaçmadılar. Ya Resulullah (SAV) direndiler, ileri atıldılar, kaçmadılar. Ve ümmete dönüp alınlarınızı göstereceğim, “bakın, alınlarında yazıyor, direndiler, ileri atıldılar, kaçmadılar”. Ve ekleyeceğim, “Ulu şeyhim dünyada da aynen bu alınlarında yazanı söylemişti”. Alınlarında aynen böyle yazacağını söylemişti. “Bakın, bakın söylediğinin aynısı yazmıyor mu?”

Tekerlekli sandalyede oturuyordun, dizlerin tutmuyordu ki ayağa kalkıp düşmanın üzerine yürüyeydin. Fakat şeyhim, ben ayakları sağlam olanları gördüm, onlar kaçıyordu. Ayaklar kaçmak için kullanılacaksa neden sağlam olsun ki? İmanın ve cesaretin kalpte olduğunu gösterdin bize ve bunların iyi koşan iki ayaktan daha önemli olduğunu… Şeyhim, senin tutmayan ayaklarından ve ellerinden korkmadı Yahudi fareleri… Onlar, senin Allah’a ve Resulüne sadakatinden korktular. İmandan beslenen ve cesaret ile tezyin edilen sadakatin en büyük rütbe olduğunu bilenler bildi şeyhim.

Şahım efendim, bu gün bir kerametine daha şahit olduk. “Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!” demişsin… Kerametin tahakkuk etti ve çocuklarınız, kadınlarınız, yaşlılarınız ve gençleriniz ümmete yakıt oldu. Hem de öyle bir yakıt ki, nükleer enerjiden daha güçlü… Müjde şeyhim, bu yakıt ümmetin tutmayan bacaklarını tutar kıldı, yürümeyen ayaklarını yürür kıldı, görmeyen gözünü görür kıldı, tutmayan elini tutar kıldı en önemlisi ise korkan kalbini cesaretle doldurdu. Şahım, ümmetin tüm coğrafyasında meydanlar doldu, eller havaya kalktı, yumruklar sıkıldı, senin ve Gazze’nin intikamını almak için yeminler edildi, konvoylar yola dizildi. Bütün bunları övünmek için anlatmıyorum şeyhim. Senin şanına layık olan yüzmilyonların Filistin’e, Mescid-i Aksa’ya yürümesiydi, biliyorum. Bunun için ne kadar yakıt gerektiğini de tahmin edemiyorum. Hala şikâyetinin cari olduğuna eminim. Fakat şeyhim, öyle bir çığır açtın ki zamana ve öyle bir yakıt verdin ki ümmete eminim yüzünde güller açtıracak yüzmilyonların yürüyüşü uzak değildir. Ha şeyhim bir şey daha oldu. Öyle bir yakıttı ki ümmete sunduğun, bu defa hain işbirlikçiler kaçamadı ve tüm ümmet onların ne mel’un olduklarını gördü. En büyük eserin ve en büyük sevabın bu oldu şeyhim. Tüm hainler suçüstü yakalandı bu defa…

Ulu şeyhim, ne kadar üzdü seni bu ümmet. Her şeye rağmen yalvarmışsın ümmete… “Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!”. Bu nasıl söz şeyhim… Hangi Müslüman sizin aleyhinize olabilir ki? Asla ama asla aleyhinize olmayacağız. Şehadet ederim ki, senin aleyhine olanlar, kâfirlerin ta kendileridir, zalimlerin ta kendileridir, hainlerin ta kendileridir, fasıkların ta kendileridir, korkakların ta kendileridir, mel’unların ta kendileridir. Şeyhim, bir şey yapamadık belki, belki de yapmadık, ama senin aleyhine olmak, bunu yapacak kadar zillete düşmedik, bunu yapacak kadar ihanet etmedik, bunu yapacak kadar yoldan çıkmadık, bunu yapacak kadar ümmetten ayrı düşmedik.

Sultanım, vasiyetin Gazze’nin aslanları tarafından yerine getiriliyor. “Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!” demiştin ya… Gazze’deki senin yiğitlerin ve Allah’ın aslanları teslim olmuyorlar, olmayacaklar. Zilletle yaşamanın şerefle ölmeye tercih edildiği bir dünyada sadece senin geride bıraktığın yiğitler şerefle ölmeyi zilletle yaşamaya tercih ediyorlar. Nasıl bir ruh üfledin bunlara şeyhim… Yahudi fareleri bile şaşkın ve hayretle bakakaldılar. Zannediyorlardı ki, aç bırakırsak teslim olurlar, susuz bırakırsak teslim olurlar, elektriklerini kesersek teslim olurlar, ilaçsız bırakırsak teslim olurlar, başlarından aşağı yağmur gibi bomba yağdırırsak teslim olurlar, çocuklarını öldürürsek teslim olurlar, kadınlarını öldürürsek teslim olurlar, ihtiyarlarını öldürürsek teslim olurlar. Burada sayamayacağım cinsten aklın üretebileceği tüm ihtimalleri denediler şeyhim, teslim olacaklarını düşündükleri… Hani onlar “akıllı” ya… Akıllarını patlatırcasına çalıştırdılar, senin yiğitlerinin teslim olacağı ihtimali bulmak için… Teslim olmadılar şeyhim… Nasıl bir nesil bıraktın ki ulu şeyhim, Yahudi farelerinin keşfettikleri tüm ihtimalleri boşa çıkardılar. Yahudi fareleri çıldırdı şeyhim yetiştirdiğin nesil karşısında… Amerikalı kafirler çıldırdı şeyhim… Ümmet bile teslim olacaklarını zannetti, bekledi. Hain işbirlikçiler ellerini ovuşturdu senin neslinin teslim olacağı hayaliyle. Dünya çıldırdı şeyhim, neslinin direnişi karşısında. Müslüman neymiş, nasılmış gördü dünya şeyhim… Ne mutlu sana… Ne mutlu sana… Ne mutlu sana…

Şeyhim, ulu şeyhim, şehitler sultanı, ne yazsam boş… Ben mazeret arama yüzsüzlüğünü yüzüme maske yapmam. Korkağın tekiyim. Hala Gazze’de olmadığım için korkağın tekiyim. Hala bu ülkede Yahudi domuzlar çetesinin elçilik binaları olduğu için korkağın tekiyim. Hala bu ülkede Yahudi farelerinin malları rahatlıkla satıldığı için korkağın tekiyim. Gönlünü hoş edecek işleri biliyorum ama korkağın tekiyim dedim ya… Halimi arzedeyim istedim. Hani din gününde uzaklarda da olsa gözüne çarpabilir miyim acaba diye… Hani ne bileyim, Allah’a ve Resulüne, bu korkak müminlerden birisi ama galiba kalbinde bir sızı vardı, diye şehadet eder misin ümidiyle…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir