ŞEYTAN-NEFS-AKIL

İnsanın iç dünyasında cereyan eden ve dış dünyaya davranış olarak akseden birçok faaliyet, bu üçgende meydana gelir. Şeytan, hariçten müdahale eden mel’un, nefis, insanın benlik merkezi ve akıl ise idrak melekesidir.
Akıl, şeytanın müdahalesine karşı mutlaka mukavemet etmeli, nefsin taleplerine ise gayrimeşru olması halinde mukavemet etmelidir. Şeytanın tahriklerine karşı bila-istisna mukavemet etmesi, nefsin talepleri için sözkonusu olamaz. Zira nefis, hayatın devamı için lazım olan “zaruri ihtiyaçlar” listesinin de muharrik kuvvetidir. Mesela yemek yemeyi arzulayan nefistir. Şeytan ile nefis arasındaki farklılık, akıl için fevkalade çetin bir meseledir. Konumuz da tam olarak budur.
Şeytan ile nefis arasındaki farklılıkları tespit etmek, meselenin çözümüne yönelik ilk adımdır.
*Nefis, insanın tabiatıdır. Şeytan, insan tabiatına da düşmandır.
*Nefis, hayata dönüktür. Şeytan hayata kastetmek için vardır.
*Nefis, doğru-yanlış cetveline bakmaksızın tabiatının ilzam ettiği taleplerde bulunur. Şeytan, doğru-yanlış cetvelinin yanlış kategorisinde ikamet eder.
Bir misal üzerinden konuyu vuzuha kavuşturmaya çalışalım. Nefis, tabiatında cinsel arzuyu taşır. Bu arzusunun tatmin edilmesini ister. Arzusunun tatmin edilmesi nefis için kâfidir. Bunun meşru veya gayrimeşru yoldan gerçekleşmesini önemsemez. Şeytan ise önce nefsin talebinin (ihtiyacının) gayrimeşru yoldan karşılanmasını ister ve insanı bu istikamette tahrik eder. Bu misal, şeytan ile nefis arasındaki münasebeti göstermek içindir. Aslında şeytan, insan tabiatında olmayan cinsi münasebeti, mesela homoseksüelliği ister. Fakat homoseksüel münasebetini yaptıramazsa, nefsin bünyesine nüfuz ederek, cinsel ihtiyacın gayrimeşru yoldan karşılanması için çalışır. İnsan tabiatında olmayan hal ve hareket, tavır ve davranış, “şeytani işlerdendir”.
Nefsinin taleplerini yerine getiren kişi, “insan tabiatı” üzeredir. Nefsinin taleplerini gayrimeşru yoldan (İslam’a mugayir şekilde) karşılan kişi, günahkar olmakla beraber hala “insan”dır. İnsan tabiatı üzeredir. Nefsin taleplerini insan tabiatının dışına çıkmadan karşılamak, ıslahı mümkün olan sınırda bulunmak demektir. İnsan tabiatının dışına çıkmak, şeytanın taleplerini yerine getirmektir. Doğrusu, şeytanın taleplerini yerine getiren iç alem merkezi de nefistir. Bu manada nefis ile şeytan arasında bir tür ittifak olduğu vakadır. Fakat insan tabiatının dışındaki taleplerin kaynağı, şeytandır.
Aklın, şeytanın taleplerine karşı mukavemet mevzileri, mizaç (insan tabiatı) ve ahlaktır. Doğrusu nefis bile şeytanın taleplerine yer yer mukavemet eder. Şeytana karşı hem mizaç, hem ahlak ve hem de nefis tarafından mukavemet gösterildiğinde, karşı konulması kolay olur. Anlaşılacağı üzere bu üç mevziin müşterek mukavemeti, şeytanın, insan tabiatının dışındaki talepleri için sözkonusudur. En geniş ve güçlü mukavemet bu hat üzerinde kurulduğu için, insanlar genellikle tabiatlarının dışına çıkmazlar. Çıkmazlardı… Günümüz dünyasında insanlar, tabiatlarının dışında, farklı hayat tarzları oluşturmaya başladılar. Bu tür hayat tarzlarını, farklı fikirlerin ürettiği farklı hayat gerçeklikleri gibi sunmaya başladılar. Birçok ülkede insan tabiatının dışındaki hayat alanları hukuk sistemlerine girdi ve meşru kabul edilmeye başlandı. Böylece kendi ahlak ve hukukunu oluşturmaya başladı. İnsan tabiatının dışındaki alanlarda ahlak ve hayat inşa etmek, şeytanın taleplerine karşı mukavemet mevzii olan, nefis, mizaç ve aklı, akamete uğrattı. Nefis, şeytana ortak oldu, ahlak, şeytanın manivelası oldu, akıl ise şeytanın gerekçe üretim merkezi gibi çalışmaya başladı.
*
İnsan tabiatının dışındaki talepleri karşılayan kişi, “şeytana uymuştur”. Bu talepleri karşılamayı itiyat haline getiren (özellikle de hayat tarzı olarak kabul eden) insanlar, “şeytanlaşmışlardır”. Şeytanlaşmış insanlar, “insi şeytanlar”…
“Şeytanlaşmış insan” veya “insi şeytan” nasıl olunur? Hayatı insan tabiatının dışında yaşamaya çalışan, bunu itiyat haline getiren, hayat tarzını bu esas üzerine inşa eden kişiler, “şeytanlaşmışlardır”. Uluhiyet ve Risalet iddiası, şeytanın en fazla sevdiği ve en fazla sevketmek istediği, sınır ve akıl ötesi “şeytanlıklardır”. En büyük “insi şeytanlar”, Uluhiyet ve Risalet iddiasında bulunanlardır. İnanmak, insan tabiatının temayülüdür. İnsanları baskıyla bir şeye inandırmaya çalışmak veya mevcut inancından vazgeçirerek başka bir inanca zorlamak, “insi şeytanların” işidir. İnsan tabiatı, karşı cinse alaka duymaktır. Kendi cinsine “cinsi alaka” duymaya başlamak, insan tabiatının dışına çıkmaktır ve “şeytanlaşmaktır”.
*
İnsan tabiatının sınırı, çok sağlamdır. Bu sınırı geçirgen hale getirmek ve tabiatın dışında bir hayatı yaşanabilir kılmak, büyük bir şeytanlıktır. İnsan tabiatının sınırı, “insanlık sınırıdır”. Bu sınırın aşılması, insanlığın aşılmasıdır. Şeytanın istediği de tam olarak budur. Şeytan, insanın günah işlemesini ister ama öncelikle istediği, “insanlıktan çıkmasıdır”.
Nefsi, insan tabiatının dışındaki hayata alıştırmak, daha büyük şeytanlıktır. Her insanın şeytana uyması ve tabiatının dışına çıkması ihtimali vardır. Fakat bunu alışkanlık haline getirmek, yani nefsi öyle bir hayata alıştırmak ve o hayattan zevk alır hale getirmek, “insanlık sınırını aşmak” değil sadece, “insanlıkla bağını koparmaktır”.
En büyük şeytanlık ise, aklı, şeytanın emir eri yapmaktır. Akıl şeytanın emrine girdiğinde, şeytanın taleplerinin “fikrini” üretmeye başlar. Şeytani fikirler… Fikir, şeytanın taleplerini en iyi gizleyen örtüdür. Şeytani hayat tarzının felsefi/fikri altyapısı üretildiğinde, artık “şeytani hayatın yaşanabilmesi” için şeytana gerek kalmamış demektir. İçinde yaşadığımız çağda ne kadar aşina olduğumuz bir konu değil mi?
*
“İnsi şeytanlar”, ramazanda bağlanmazlar. Ramazanda bağlanan, şeytanın ta kendisidir. Şeytanlaşmış insanlar ramazanda bağlanmadığı için, şeytani işlerini yapmaya devam edebilirler. “Ah şu Dücane Cündioğlu” yazımıza gelen itirazlardan biri de buydu. “Ramazanda “insi şeytanlar” ve “cinni şeytanlar” bağlanmaz, bilmediğin konularda yazma” türünden ukalalıklarla karşılaştık. Cündioğlu’nun yazısında bahsini ettiği, “Şeytan” olmasına karşılık, onu savunmak için konuyu dağıtmaya çalışanlar oldu. Biz de onlara çok ağır olur diye, “insi şeytanlar tabi ki bağlanmaz, onlar da bağlansaydı adam o yazıyı nasıl yazacaktı?” diye karşılık vermedik. Böyle bir karşılık vermek mi doğruydu yoksa vermemek mi, hala karar verebilmiş değilim. Fakat adamın “hakikati tersyüz” etmesi ve bunu da maharetle yapması, tam anlamıyla şeytani bir iş değil midir? Üçüncü yazımızda (Yuh Dücane Cündioğlu başlıklı yazı) tenkit ettiğimiz konuyu hatırlayınca, “insi şeytan” tarifine yüksek marifetle uyduğunu söylemek kabil değil midir? Belki de değildir, yani umarım değildir. Çok ağır bir durum olduğu için yine de hüsn-ü zan ile o tarife uymadığını (inşallah) söyleyelim. Fakat mesuliyetin tabi neticesi olarak, o tarife uymuyorsa da uymak üzere olduğunu söyleyelim de, hem kendisini ve hem de takipçilerini ikaz etmiş olalım.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir