ŞİA İNSANLIĞA HİÇBİR ŞEY KATMAMIŞTIR

ŞİA İNSANLIĞA HİÇBİR ŞEY KATMAMIŞTIR
Şia tarihi bomboştur. Müslümanlara ve insanlığa hiçbir katkıları olmamıştır. Yaklaşık on üç asırdır bu dünyada yaşıyorlar ama insanlığa bu kadar uzun bir tarih sürecinde hiçbir katkıda bulunmamayı becermişlerdir. İslam coğrafyasının bir metre karesi bile Şia tarafından fethedilmemiştir. Tarihleri boyunca bir tane ilmi keşif yapamamışlardır. Hiçbir çağa damgasını vuramamış, ümmetin hiçbir problemini çözmemiştir. Ümmetin ve insanlığın tek bir ihtiyacını karşılayacak fikri ve ilmi faaliyet içinde bulunamamıştır. Şia tarihi, sadece ümmete problem çıkarmaktan ibaret bir gevezelik tarihidir.
Yeni bir ilim kurmamışlar, herhangi bir ilimde yeni bir keşif yapmamışlar, bir müessese ihdas etmemişlerdir. Matematik, fizik gibi akli ilimler ve müspet ilimlerde isimleri hiç geçmez. İslami ilimlerde ise yaptıkları çalışmalar, İslam’ın kamu hukukunu askıya almaktan başka bir neticeye ulaşamamıştır. Sanatta yeni bir cereyan geliştirmemişlerdir. Farsçanın özelliğinden dolayı edebiyat gelişmiştir ama ondan ibarettir.
Tarihin hiçbir döneminde bir medeniyet inşa edememişlerdir. Medeniyetler tarihinde koskoca bir sıfır olarak sırıtmaktadır. Tarihte hiç medeniyet kuramamak, tarih boyunca “bedevi” bir hayat yaşamaktır. On üç asırdır medeniyet kuramayan dolayısıyla medenileşemeyen bir cereyandır Şia…
Tarih boyunca sürekli ümmetin dışında kalan, ümmetin dışında kalmaya özen gösteren bir cereyandır. Hiçbir İslam birliği projesinin içinde yer almamıştır. Yaşadığı coğrafya itibariyle de ümmeti ikiye bölen, ümmetin doğu ve batı yakasını bir araya getirmeyen bir fitne olmuştur. Kendisi hiçbir medeniyet fikrine sahip olmadığı gibi hiçbir İslam medeniyetinin çerçevesine de girmemiştir.
Peki ne yapmışlar? Kendi ifadeleriyle 12. İmamı beklemişler. Düşünebiliyor musunuz, on üç asır boyunca hiçbir şey yapmadan bir insanı beklemişler. Hiçbir şey üretmeden, hiçbir şey üretmeyi, inşa etmeyi düşünmeden Hz. mehdi’yi beklemişler. Yani ümmete ve insanlığa hiçbir şey katmadan, katkıda bulunmadan sadece “beklemişler”. Sadece bekledikleri için de tarihleri bomboştur.
Beklemeyi İslam zanneden bir cereyan… İslam’ın her şeyi tamam ama onu tatbik etmek için bir insan bekliyorlar. O insan gelene kadar İslam’ı tatbik etmiyorlar. İslam’ın tatbikini askıya alıyorlar ve bir insanın gelmesini bekliyorlar. Bir insan için İslam’ı askıya alıyorlar. Tarihlerinin ne kadar boş olduğu anlaşılıyor mu? Din tamamlanmıştır ama tatbiki bir insanı bekliyor. Bu nasıl bir cereyan? Zannedersiniz ki din tahrif oldu, yeni bir peygamber gelecek ve hakikati insanlığa anlatacak… Tüm dini, ne zaman geleceğini bilmedikleri bir insanın teşrif etmesine bağlamışlar. On üç asır… Dile kolay…
Yanlışlığı hatta saçmalığı, hatta sapıklığı açıkça belli olan bu yaklaşım, halkın anlayışı değil, Şia ulemasının görüşü. Halk böyle bir halt etse anlaşılabilir, alimler bu haltı yediğinde halk ne yapsın? Alimleri on üç asırdır saçmalayan bir cereyanın mensuplarını kim kurtaracak? Alimleri sapıtmış bir cereyanın ilacı var mı? Tuz koktuğunda çare nedir?
İşin ilginç tarafı istisnasız tüm alimlerin aynı saçmalıkta birleşmesidir. Tüm Şia uleması bu saçmalıkta ittifak etmiş halde, hem de on üç asırdır. Bir cereyanın alimleri, saçmalığı ve sapıklığı “apaçık” olan bir düşüncede nasıl ittifak eder, bu ittifakını nasıl olur da on üç asır devam ettirir? Halk on üç asır bir saçmalığa inansa anlaşılabilir belki, alimler bir saçmalığa on üç asır ittifakla inanır ve bu saçmalığı da halka anlatırlarsa bu durumun adı nedir?
Başka ne yapmışlar? İsyan etmişler. Bununla da çok öğünürler. Bu konunun üzerinde biraz duralım, bakalım öğünecekleri bir durum var mı?
Neye isyan ediyorlar? Zalimlere… Niye isyan ediyorlar? Zulme… Güzel… Asil bir davranış gibi görünüyor, buraya kadar. Fakat iş öyle değil…
Zulme neden isyan edilir? Zulmü yıkıp, yerine adaleti tesis etmek için… Adaleti tesis etmeyecekseniz zulme isyan eder misiniz? Akıllı bir insan, isyanın neticesinde adaletin tesisi yoksa isyan eder mi? Eğer bu soruyu cevaplayan bir Şii ise “evet” der. Şia on üç asırdır isyan eder fakat zulmü yıktıktan sonra adaleti tesis etmez. Neden? Çünkü Hz. Mehdi’yi bekliyor. On üç asır boyunca zulme isyan eden Şia, zulmün yerine adaleti (İslam’ı) ikame etmemiştir. Bir zalimi yıkıp yerine başka bir zalimin geçmesine müsaade eden cereyandır Şia. Her zalimi alaşağı etmek için sayısı bellisiz insanı sokaklara sürüp can vermesine sebep olmuş fakat hiçbir isyanın sonunda adaleti (İslam’ı) ikame etmemiştir. On üç asırlık tarihi boyunca adaleti ikame etme çabasına 1979 da Humeyni ile ilk defa sahip olmuş fakat adaleti tesis ve ikame etmenin hiçbir fikrine ve tecrübesine malik olmadığı için seksenli yıllarda Hama katliamına sessiz kalmış bu günde Suriye’deki vahşete doğrudan iştirak etmiştir. Tarihinde tek öğündüğü hasleti isyandır. İsyanın hikayesi de budur.
İslam’ın ve İslam hukukunun dışında zulümden başka bir şey olur mu? İslam hukukunun tatbik ihtimali dışındaki her ihtimal ve hukuk sistemi insanlık için zulüm değil mi? Hz. Mehdi’yi bekleyen saçma cereyan İslam hukukunun en azından kamu hukuku kısmını askıya almış değil midir? İslam hukukunun kamu hukuku kısmını askıya almak laiklik değil mi? Şia İslam tarihindeki tek laik anlayıştır. Dışarıdan bir baskı görmeden kendi kendine İslam kamu hukukunu askıya alan tek cereyandır. İslam kamu hukukunu askıya alınca, isyanlarında alaşağı ettiği zalimler yerine İslam’ı (İslam kamu hukukunu) ikame etmek mümkün olmuyor tabii. Şia uleması, İslam kamu hukukunu on üç asır boyunca askıya alan bir sapkın kitledir. İslam devletini kurmak ve İslam kamu hukukunu tatbik etmek düşüncesi olmamasına rağmen isyan eden, her isyanda on binlerce insanın ölmesine sebep olan bir cereyandır. Uleması bu kadar “ahmak” olan bir cereyanın peşine nasıl gidilir? Anlaşılan o ki, Şii olmanın tek yolu “özel tür bir cahilliktir”.
Herkesin bildiği, “imamların masuniyeti” meselesine girecek değilim. Onun gibi sayısız yanlışları var Şia’nın. Fakat en çok öğündükleri şu isyan kültürü meselesi bile ne kadar yanlış bir merkez üzerine bina edilmiş halde. Şia’nın her alandaki anlayışı bu kadar tuhaf ve saçma. Öyle bir akıl formu inşa etmişler ki, hiçbir konuda doğru düşünemiyorlar. Zulme isyan konusunda bile doğru düşünemediklerine göre, hangi konuda doğru düşünebilirler ki? Veya İslam hukukunu askıya alma ve tatbik şartı olarak bir insanın gelmesini bekleme yaklaşımına bakınca, bu kadar sarih bir konuda hata yapan ve bu kadar sarih bir yanlışı on üç asır devam ettirdiğini görünce “doğru düşünme” imkanından mahrum olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Yani adamların inşa ettikleri “akıl formu” temelden yanlış… Yanlış terkip edilen akıl bünyesinden doğru düşüncenin çıkması nasıl mümkün olur.
On üç asır boyunca Hz. Mehdi’yi beklemenin gerekçesi şöyle bir şey miydi? Hz. Mehdi’den başka kimse İslam’ı ikame edemez, adaleti tesis edemez, İslam devletini kuramaz. Böyle düşünen bir ulemanın İslam devleti kurması, İslam’ı ikame etmesi, adaleti tesis etmesi gerçekten imkansız. Şia ulemasının tek doğru çıkan öngörüsü, Hz. Mehdi’nin dışında kimsenin adaleti tesis edemeyeceği değil, Şia’dan kimsenin adaleti tesis edemeyeceği görüşüdür. Gerçekten Şia ulemasının, Şia’nın adaleti tesis edemeyeceği öngörüsünün doğru olduğunu kabul ve teslim etmek gerekir, bu günkü Suriye vahşet ve zulmüne bakıldığında… Fakat onların öngörüsü, sadece Şia’nın adaleti tesis edemeyeceği şeklinde değil, hiç kimsenin adaleti tesis edemeyeceği istikametindedir. Kişi nasılsa insanları da öyle görürmüş ya… Şia’nın adaleti tesis edemeyeceği doğru olduğu için Şia uleması, tüm Müslümanları da kendisi gibi zannediyor. Kendi beceriksizliklerini, dar kafalarını, hacimsiz akıllarını ve daha bilmem ne kadar aşağılık hasletlerini tüm Müslümanlara hamlediyor. Fakat öngörülerinin kendi şahıslarında (anlayışlarında) gerçekleşmesi Allah’ın bir hikmeti…
*
Şia ile neden bu kadar ilgileniyorum? Çünkü yakından tanıdığım insanlar var, samimiyetinden, gayretinden, çabasından emin olduğum… Samimi olarak ümmetin derdiyle ilgilenen fakat Şia zehiri ruhi derinliklerine kadar sızmış insanlar. Hallerine bakınca dehşete düştüğüm insanlar… Onların ruh hallerini görünce Şia ile mücadelenin mesuliyet olduğunu hissediyorum. Şia zehiri öyle bir zehir ki, panzehiri yok. Ne akıl ne de İslam Şia’nın panzehiri olamıyor. Şia’nın tarihine kısaca göz atan bir insan bile onun tamamen yanlış temeller üzerine bina edildiğini görür ama Şia zehirine maruz kalan insanlar “anlaşılmaz” bir şekilde ve kör bir akılla onu savunuyor. Hem de yanı başlarında ağır bir zulüm ve vahşetin faili olan Şia’yı seyrettikleri halde.
NURETTİN SARAYLI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir