ŞİA NEDİR? GİRİŞ-1-

ŞİA NEDİR? GİRİŞ-1-
Şiilerin zihin dünyası sıhhatli değil. Bir tür çılgınlık haline yakalanmış durumdalar. “Sanal gerçeklik” üretmiş ve onunla yaşamaya başlamışlar. Bir tür paranoya… Birkaç hususu tetkik edelim, ne demek istediğimiz anlaşılır.
Ehl-i Sünneti Yezidin tarafını tutmakla, Hz. Hüseyin (RA) karşı olmakla itham ediyorlar. Bu konuda ellerinde hiçbir veri yok, Ehl-i Sünnet’in böyle bir kavli ve tavrı yok ama onlar böyle bir iftirayı en patavatsız, en vicdansız, en akılsız, en ahmakça şekilde atıyorlar. “Yezid” ismi, İslam aleminin her tarafından lanetlenmiş haldedir ve bu isimde kimse yoktur. Anadolu’da hiç rastlanmaz ama Şiiler bu iftirayı buna rağmen atmaktan imtihan etmezler. O kadar ki, Muaviye ismi bile hiç olmamasına rağmen, bu iftirayı atarlar. Ümmet, “ruhi bağını” Hz. Ali (RA) ile kurmuş olmasına rağmen, Şiiler, ümmeti ikiye bölmek için “sanal gerçeklikler” üretmekten imtina etmezler.
Anadolu’da, bırakın dindar insanları, meyhaneye gitseniz, Yezid’e taraftar bulamazsınız. Bu açık ve katı gerçeğe rağmen Şiiler, Şia sempatizanları, Şia (İran) ajanları, Ehl-i Sünnetin Yezid taraftarı olduğu iftirasını atarlar. Cahil bırakılmış halkta bile bu istikamette bir veri bulamazlar fakat iftirayı bağıra bağıra yüzünüze çarparlar. Bir tür “çılgınlık hali” diyoruz ya, anlaşılıyor mu?
Hiçbir Ehl-i Sünnet aliminden bu istikamette bir söz bulamazlar, hiçbir Ehl-i Sünnet kaynağında buna benzer bir kayıt bulamazlar fakat yine de bu iftirayı atarlar. Böyle bir şey nasıl olabilir? Bu konunun tetkik edilmesi gerekmiyor mu?
Hiçbir veri olmamasına rağmen, dinlerine inandıkları gibi bu iftiraya inanıyor olmaları nasıl açıklanır? Bu nasıl bir akıl formu, nasıl bir zihin dünyası, nasıl bir vicdandır? Tetkik edilmeli bu durum fakat unutulmamalıdır ki, bu konu, patolojik bir vakadır. Bu “akıl hastalığına” yakalananların bir kısmı da klinik vaka derecesinde “ağırdır”.
Bu çapta tür zihni savruluşlar nasıl meydana gelir? Önce bir “yalan” üretmelisiniz, sonra da o yalana “iman” etmelisiniz. İman etmelisiniz ki, tüm gerçekliğe rağmen aksini savunabilesiniz. İran Şia havzası olduğu için, orada herkes bu yalanı tekrar ettiği ve halkın da Ehl-i Sünnet kaynaklarını ve Sünnileri görmediği için bu yalana yani “sanal gerçeğe” inanması mümkün oluyor. Bir yalanın içtimai desteğe sahip olması, tüm cemiyet tarafından tekrarlanması, o yalana inanmayı normalleştiriyor. Tüm İran halkının bu yalana ortak edilmesi ve koro halinde Ehl-i Sünnete küfrettirilmesi, cahil halk için anlaşılabilir bir durum. Anlaşılmayan durum, buradaki Şiilerin çılgınlıkları…
Aliminden cahiline kadar tüm İran Şia halkının bu yalanı tekrar etmesi, Fars havzasında bu yalanı canlı tutuyor. Anadolu’da bu yalanın ömrünün yatsı ezanına kadar sürmesi gerekmiyor mu? Gözü kör, kulağı sağır, aklı çıldırmış, vicdanı imha edilmiş olmayan her “normal insan”, Anadolu’da, bu yalanın verileri olmadığını, “gerçeğin” aksi istikamette olduğunu bilir, görür, duyar, anlar. İran’da herkes bu yalanı tekrar ettiği için oradaki insanların “yalana” inanması daha dengeli neticeler veriyor. Anadolu’da bu yalana inananlar, gerçeğin aksi istikamette olduğunu gördükleri (görebilecekleri) için Şiiliklerini sürdürebilmek gayretiyle daha şedit bir tavır ve inanca sahip oluyorlar. Türkiye’deki Şiiler, Şia sempatizanları ve Şia ajanlarının Ehl-i Sünnet düşmanlığı, İran’dakilerden çok daha şedittir. Netice olarak buradaki “ahmaklar”, tam bir çılgınlık halini yaşıyorlar. Bunlarla fikir konuşmaya çalışanlar beyhude bir işle meşguller çünkü patolojik bir vaka ile karşı karşıyadırlar. Onların klinik tedaviye ihtiyacı var, fikir tartışmasına değil… Buradaki Şiilerin tedaviye alınıp, öncelikle zihin dünyalarındaki “gerçeklik altyapısı” yeniden ve sıhhatli şekilde kurulmalıdır. Karşımızda, siyaha beyaz diyecek kadar “gerçeklik kavrayışını” kaybetmiş insanlar var, bunlarla ne konuşabilirsiniz ki… Bu sebeple, Şia hakkındaki yazı serimizi, Şiiler için yazmıyoruz, bu topraklarda yaşayan ve Şia tarafından istismar edilmeleri mümkün olan insanlar için yazıyoruz.
Zihni dünyasını, anlayışını, akıl formunu “yanlış” üzerine inşa eden insanlar, o hallerini devam ettirdikleri her gün “çıldırma” istikametinde hızla yol alırlar. Bir yanlışı kabul etmek, o yanlışı savunmak için birçok yanlışı yapmayı şart kılar. Anlayışın merkezini “yanlış” düşünce ile oluşturanlar ise zihin dünyalarını ve hayatlarını tamamen yanlış üzerine bina ederler. Hayatın içinde her gün karşılaştıkları “gerçeğe” rağmen yanlışı savunma tavrı, insanın duygu ve düşünce dünyasını zehirler. Böyle bir zihni dünya asla sıhhatli bir yapıya kavuşamaz.
Anlayış merkezini “yanlış” üzerine bina eden Şia’nın, İslam’ın her şeyini yanlış anladığını, İslam’ı baştan sona tahrif ettiğini, İki Cihan Serveri (SAV) Efendimizden, Hz. Ali’ye (RA) kadar tüm “Anlayış merkezlerimizi”, yanlış, iftira ve sapık düşüncelerle ördüğünü yazı serimiz boyunca tek tek göstereceğiz. Şia’nın “anlayış sistematiğinin” doğru düşünce üretme imkanı olmadığı açıklığa kavuşacak İnşallah.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir