ŞİA ve İRAN’IN İHANETİ-E-KİTAP

Şia’yı ayrı bir mezhep olarak düşünmek alışkanlık oldu. Şia mezhebi ve Sünni mezhebi kavrayışı yerleşti. Bu kullanım yaygınlaştı, derinleşti. Şia ile Sünnilerin arasındaki tartışma, çatışma, rekabet, mezhepler arası bir hadise olarak kabul edildi. Bu anlayış ağır bir yanlışlığa işaret ediyor.

İslam’ın ana gövdesi Ehl-i Sünnettir. Ehl-i Sünnet, bir mezhep değil, İslam’ın ta kendisidir. Başından beri akıp gelen ana mecradır. Mezhepler vardır ve Ehl-i Sünnetin içindedir. Ehl-i Sünnet mezhep ismi, Şia da başka bir mezhep ismi olarak zikredildiğinde, her şey birbirine karışır.

Ehl-i Sünnet isimlendirmesi, İslam’ın ana gövdesinden kopan, ondan bağımsızlaşan, yolunu şaşıran, kaynağı bulandıran “merkezkaç” kuvvetlere karşı, İslam’ı ifade etmek içindir. Ehl-i Sünneti İslam’ın fırkalarından biri kabul etmek, İslam’ı, ana yapıdan, ana gövdeden mahrum bırakmaktır. Ehl-i Sünnet, İslami çerçevenin içinde kalan tüm mezhepleri içinde toplayan, çerçevenin dışında kalanları da içine almayan İslam’ın ana havzasıdır. Fırkalar, Ehl-i Sünnetin dışındakilerdir çünkü onlar merkezden kaçanlardır.

İslam tarihinde mezhep savaşı olmamıştır. Merkez kuvvetlerle, merkezkaç kuvvetler arasında çatışma sahneleri vardır, hepsinin kusuru da merkezkaç kuvvetlere aittir. Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki çatışmaları “mezhep savaşı” diye isimlendirenler, İslam’a hakaret ediyorlar. Mezhep savaşı olduğunu söyleyenler, Ehl-i Sünnet içindeki mezhepler arasında en az bir tane savaş göstermek zorundadır. Tek bir misali bile yoktur.

Tarihi boyunca hiçbir değer üretmemiş olan Şia, tabiatı gereği aksülamel (reaksiyoner) olmak zorundadır. Neye reaksiyon gösterecek? Mecburen Ehl-i Sünnete… İşte işin sırrı burada… İslam’ın ana gövdesine reaksiyon göstermek, itikadi, ameli, siyasi, medeni savrulmaları kaçınılmaz kılar. İslam, insan ve hayata dair tüm verimlerini Ehl-i Sünnet havzasında verdiği için, buna reaksiyon göstermek, travmatik, patolojik, psikiyatrik neticeleri olan ağır bir zihni ve kalbi hastalıktır.

İslam’ın ana havzasındaki üretim ve verim müktesebatı o kadar zengindir ki, o havzanın dışında İslam adına verim üretme çabası her daim kadük kalmıştır. İslam’a rağmen İslami verim üretilemeyeceği için de, Şia, Ehl-i Sünnete karşı nazari (teorik) ve ameli (pratik) manada sürekli saldırgan olmuş, sürekli yıkıcı davranmıştır. Bir şey üretemeyince çıldırmış, saldırganlığı artmış, nihayetinde Hz. Aişe validemize kadar küfür ve hakaretlere kadar sapmıştır. Üretemeyenlerin tipik reaksiyonları, üretilmiş olan değerleri yıkmak, onları tahkir etmek, onları itibarsızlaştırmaktır.

*

Suriye isyanı başladı da, Şia’nın ne olduğunu herkes anladı. Şia’nın kendisinden bahsetmiyoruz tabii ki, Şia sempatizanlarından bahsediyoruz. Hala onların içinde de anlamayan, anlamamakta ısrar eden var ama artık mızrak çuvala sığmaz oldu.

Bu kitap, üç yazarın konu ile ilgili yazılarından oluşmuştur. Haki Demir, Nurettin Saraylı, Faruk Adil… Bu sebeple üç yazarın adına hazırlandı.

Kitapta bulunan yazılar, Şia, İran, Suriye konuları ile ilgili değerlendirmeleri ihtiva ediyor.

E-Kitap Okumak İçin İndir şia ve iranın ihaneti

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir