SİYASAL ŞİZOFRENİ ÖRNEĞİ, CHP

SİYASAL ŞİZOFRENİ ÖRNEĞİ, CHP
Bir ülkede farklı siyasi düşüncelerin olması ve bunların birbiriyle rekabette hatta mücadelede bulunması tabiidir. Demokratik siyasi rejimler zaten bu öngörü üzerine kurulur, birden çok siyasi düşünce olduğu için demokrasi vardır ve iktidarın el değiştirme yolu da seçim sandığıdır. Farklı fikirlerin olması ise daha derindedir ve insan tabiatıyla ilgilidir. Tüm insanların aynı fikre inanması mümkün değildir, o ihtimal ancak robotlarda, bilgisayar programları marifetiyle gerçekleştirilir.
Malumun ilamı cinsinden yaptığımız bu girişin sebebi, siyasi düşünce farklılıklarının aynı havzada (mesela ülkede) yaşamak mecburiyetinde olduğunu göstermek için. Her türlü farklılığı aynı havzada birlikte yaşatabilmek ciddi bir maharet ister.
Siyasi düşünce farklılıklarını aynı havzada yaşatabilmenin ilk şartı, her siyasi düşüncenin birlikte yaşama iradesine sahip olmasıdır. Birlikte yaşama iradesi olmayan bir siyasi düşünce ile beraber yaşamak için yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Birlikte yaşama iradesinin “eklektik” bir durum arzetmemesi, siyasi düşüncenin özüne nüfuz etmesi, ideolojik ana yapının parçası olması şarttır. İdeolojik çerçevenin özünde olmayan birlikte yaşama iradesi, zayıf olduğu için hakimiyet kuramayacak siyasi düşüncenin stratejik manevrasıdır. Birlikte yaşama iradesinin, ideolojik öz olmadığı, stratejik tercih ve manevra olduğu siyasi düşünceler, bulduğu her fırsatta hayatın altyapısını dinamitler.
CHP’nin, marjinal sol guruplarla alternatif cumhuriyet kutlamaları düzenleme teşebbüsü, bu konunun ilginç bir misalini oluşturuyor. Ne var ki bundan da tatmin olmayan CHP, İstanbul İl Başkanının ağzından, darbe çağrısı da yapabiliyor. Kamuoyunun “sürçü lisan” olduğunu düşündüğü veya bir anlık öfke ve duygu patlamasının tezahürü olduğu zannı, bizzat CHP’liler tarafından yoğun şekilde tekzip edilmiş ve aslında zihni evrenlerindeki mayalanan esas niyetin ne olduğu ifşa edilmiştir.
Bir müddettir orduyu tahrik etmek istedikleri, bu yönde medyanın yayın, siyasetçilerin açıklama yaptığı malum. Ne var ki artık darbe imkan ve ihtimalinin azaldığı, ordunun böyle bir “vatan hainliğine” teşebbüs edemeyeceğine dair kanaatlerin yayıldığı, darbecilerin ve darbe teşebbüslerinin yargılandığı, bir kısmının ceza aldığı bir vasatta, bir siyasi partinin yeterince “sivil” karakter taşıması gerektiği düşünülür. Kendi dışındaki tüm müesseselerin ve halkın kahir ekseriyetinin başka bir dalga boyunda olması ve hızla değişmesi CHP için bir anlam ifade etmiyor. Gözünü açtığında gördüğü manzarayı görmeye devam etmek istiyor, o manzaranın yerinde yeller esince de gözünü kapatıyor ve arzuladığı manzarayı “hayal” etmeye başlıyor. Bir müddet sonra da hayallerini görmeye, kendi hayallerini de herkese göstermeye çalışıyor. Tabanının bir kısmının da aynı hayalleri gördüğünü farkedince, “hayallerini” gerçek zannediyor.
Şizofrenin tarifi neydi? Olmayan varlıklar görmek, onlarla münasebet kurduğunu zannetmek filan… Psikiyatrinin diliyle söylemek gerekirse, “sanrılar” görmek, onlarla münasebet halinde bulunmak, münasebet kurduğunu vehmetmek…
CHP, şizofreninin siyasal yansımasıdır. Sahip olduğu taban itibariyle de, içtimai yansımasıdır. Hala subaylara baktığında “darbeci” görüyor, subayların darbeci olmadığını beyan veya ihsas etmesi karşısında ise çıldırıyor. Hala Kemal Atatürk’ün yaşadığını zannediyor, Anıtkabir’e gidip, yaşadığını düşündükleri Atatürk’e hükümeti şikayet ediyor. Bunlar gibi sayısız “sanrıları” var, tek tek saymak yazıyı onlarla işgal etmek olur. Fakat en büyük sanrılarına temas etmek şart; Cumhuriyet sanrısı…
*
Cumhuriyetin esası cumhur mudur? Cumhurun iradesi, devletin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, neleri yapmakla görevli olduğunu tayin etmez mi? Cumhur, tercihlerini, seçimlerini, iradesini “sandık”ta göstermez mi? Sandıkta temel tercihlerini yapıp, meclise ve hükümete vekalet vermez mi? O vekalet sonraki seçime kadar devam etmez mi? Cumhurun yasamaya ve idareye katılması böyle değil miydi? Siyaset bilimi böyle anlatmıyor mu?
CHP için tüm bunların bir ehemmiyeti yok. Onların kafasındaki cumhuriyet, cumhursuzdur. Bir avuç elit kesimin istedikleri gibi iktidar olacakları, iktidarı istedikleri gibi kullanacakları bir siyasi rejimden bahsediyorlar. Hani 1950 yılına kadar devam eden tek parti diktatörlüğünde, yüzde beş bile olmadıkları halde “mutlak iktidar” kullanıyorlardı ya… Gözlerini kapattıklarında gördükleri düş o. O diktatörlüğün tarihin bir döneminde gerçekleşmiş olmasına bakıyorlar, her zaman gerçekleşebileceğini zannediyorlar. Arka arkaya gelen Balkan savaşları, birinci cihan harbi, kurtuluş savaşı gibi kesintisiz bir savaş sürecinin sonunda, neredeyse eli silah tutacak erkeğin kalmadığı, ülkenin, dul kadınlar, ihtiyarlar, çocuklar ve savaş gazi ve malullerinden ibaret bir nüfusa sahip olduğu dönemde, bir avuç batılı elit takımının, geri kalan yiğitleri de şapka ve benzeri komik sebeplerle darağacına göndermesini kahramanlık zannediyorlar. O şekilde elde ettikleri ve bir müddet ellerinde tuttukları iktidarın, ilelebet kendilerinde kalacağını vehmediyorlar. Gözlerini açıp da farklı bir manzara gördüklerinde derhal kapatıyorlar ve ezberlerini tekrarlamaya başlıyorlar.
Tarihleri boyunca serbest seçimlerde iktidar olamadıklarını biliyorlar. Fakat iktidar olmanın farklı bir matematiğini kurarak bir müddet idare ettikleri yılları hatırlıyorlar. Hani 1950 yılından sonra ordu ile yaptıkları işbirliği, bir zaman merhum ÖZAL’ı katletmek, bir zaman merhum Erbakan’ı zorla iktidardan indirmek gibi neticeler verdi ya… Bu tür başarıları görünce, denklemin karşı tarafına milyonluk orduyu dizdiler, seçim sandıklarından çıkan sonuçları “milyonluk katsayı” ile çarparak kendi istedikleri neticeleri almaya başladılar. Nasıl bir matematik? Bildiğimiz matematikte elli yirmi beşten büyük ama adamların matematiğinde (siyaset anlayışında) elli yirmi beşten küçük. Yüzde elli oy alıyorsunuz ama hala ülkeyi adamların istedikleri gibi yönetmeniz gerekiyor. Kardeşim, hangi işlemi, kaçıncı işlemi kullanıyorsunuz da, yirmi beşin elliden büyük olduğuna inanıyorsunuz? Biz CHP ve zihniyetinin elinden sadece insanların zulüm gördüğünü zannediyorduk, bunlar ilme de zulmediyor.
CHP’nin şizofrenisi, psikiyatrinin bu güne kadar teşhis ettiği hiçbir hastanınkine benzemez. Bu çok nadir bir örnek… Yıllardır cumhuriyet diyorlar fakat ortada cumhur yok. Cumhursuz cumhuriyete herkesin inanmasını bekliyorlar. Yani kendi “sanrılarını” tüm toplumun görmesini istiyorlar. Tamam da toplum sağlığını sizin kadar kaybetmedi, görmüyor işte. Nasıl yapacaksın? İstiyorlar ki, görmeyenler de “görüyormuş gibi” davransın.
*
Tabii ki tüm toplum biliyor CHP’nin derdini. Bunlar cumhuriyet mefhumunun mana hacmini kendi istedikleri gibi doldurmak gayretindedir. Cumhuriyet dediklerinde, cumhurdan, cumhurun reyinden, cumhurun seçiminden, cumhurun tercihlerinden, cumhurun iradesinden bahsetmiyorlar, onlar cumhuriyet dediklerinde, anlamını kendilerinin doldurduğu, kurallarını kendilerinin koyduğu, mutlaka ve mutlaka kendilerinin yönettiği bir rejimi kastediyorlar. Altı okun hala yerli yerinde durmasından anlaşılıyor ki, hiç esnemiyorlar, hiç gerilemiyorlar, hiç müsamaha göstermiyorlar. Tek parti iktidarına sahip oldukları, mutlak iktidar kullanacak kadar güçlü oldukları dönemde cumhur ile birlikte yaşamaya yanaşmadılar. Tek parti dönemi bittikten sonra seçimle iktidara gelemediler ama ordu denklemiyle bürokratik iktidarı kullanmaya devam ettiler ve o dönemde de cumhur ile birlikte yaşamaya yanaşmadılar. İşin ilginç tarafı, tek parti dönemi ile bürokratik iktidar dönemi bitti, tek başlarına kaldılar, orduya hakaret edecek kadar ondan ümidi kestiler hala cumhur ile birlikte yaşamamak konusunda irade sahibi görünüyorlar. Ülkenin sosyologları, psikologları, psikiyatrları seferber olsunlar ve bu durumu izah etsinler. Bu üç bilim dalı da CHP fenomeninin önünde iflas eder.
*
Hayal ile gerçek arasındaki makas açıldıkça, insan aklı savruluyor. Akıl, zihni evrendeki gerçeklik kavrayışı ile objektif dünyadaki gerçeklik arasındaki mesafenin aşırı açılması durumunda, dikkatini ve bakışını dışarıya (gerçeğe) değil, içeriye (hayaline) çeviriyor. “Gerçek”, zihni evrenden görülemeyecek kadar uzaklaştığında ise akıl, daha önce gördüğü ve hayal etmeye devam ettiği gerçeklikleri görmeye başlıyor. Çünkü “görme fiili”, beden gözü ile aklın (yani dikkatin) aynı noktaya bakması ile gerçekleşiyor. Akıl ile beden gözü ayrı yerlere baktığında (mesela insan dalıp gittiğinde) beden gözünün baktığı noktayı görmediğini biliyoruz. Objektif gerçeklik (maddi gerçeklik) ile sanal gerçeklik (zihni gerçeklik) arasındaki makas bir sınırı aştığında, akıl ile beden gözü aynı noktaya bakamaz hale geliyor. Akıl, sanal gerçekliğe yöneliyor, beden gözü ise “boşa” bakıyor. Bu durumda görülen şey, zihni (sanal) gerçeklik, psikiyatrinin diliyle söylemek gerekirse, “sanrı”… İnsanın psikiyatrik sıhhat alametinin birincisi, “baktığı” ile “gördüğünün” aynı olmasıdır. İstisnai durumlarda bunun aksi olabilir ama geçicidir. Zihni gerçeklik ile maddi gerçeklik arasındaki mesafe aşırı derecede açılır, akıl da zihni gerçekliğe kilitlenirse, ortaya “sanrılar” çıkmaya başlar.
CHP, tek parti iktidarları döneminde, kendi gördüğü sanrıları, namlu zoruyla halka da göstermeye çalıştı. Çıplak kralın halkın içinde dolaşması gibi, komikti ama kraldı. Hiç kimse kralın üzerinde elbise olmadığını söyleyemiyordu, söyleyen yiğitler çıkmıştı başlarda onları da katletmişlerdi. Yanı başlarındaki darağacında (şehrin ortasında) günlerce sallanan cesetlere, cesetlerin çürümüş görüntülerine bakan halk, bir müddet kralın çıplak olmadığını, harikulade bir kıyafetinin bulunduğunu diliyle söyledi. Darağaçlarının etkisiyle halkın da kendi sanrılarını görmeye başladığını zanneden CHP, bu günün dünyasında ve Türkiye’sinde o sanrıları halkın görmediğini farkedince çıldırmaya başladı.
CHP mensuplarının konuşmalarını dikkatle dinleyin, mimiklerine, edalarına, tavırlarına, beden dillerine iyi bakın… “Nasıl olur da bunu görmüyorsunuz, nasıl oluyor da Akparti’nin vatanı sattığını görmüyorsunuz, nasıl oluyor da Cumhuriyetin yıkıldığını, yıkılmakta olduğunu görmüyorsunuz” derken, “sanrılarına” kesin inanmış insan profilini göreceksiniz. Sanrılarına kesin inançla bağlanan fakat diğer insanların o sanrıları nasıl görmediğine hayret eden, görmedikleri için de dehşete düşen bir zihni evren, bir psikolojik organizasyon var. Televizyonların açık oturumlarında yan yana oturdukları diğer insanlarla, başka evrenlerde yaşıyormuş hissi uyandırıyorlar. Gerçekten çok ilginç, CHP’liler diğer insanlara hayret ve dehşetle bakıyor, diğer insanlar da onlara dehşet içinde kalmış gözlerle bakıyor. Tartışırken birbirlerinin kollarına temas ediyorlar, bu kadar yakınlar fakat farklı gerçeklikler görüyor olmaktan kaynaklanan bir farklı evren varlıkları manzarası çiziyorlar. Ülkenin yüzde sekseninin görmediği sanrıları, CHP’liler görüyor, sanrılarını gerçek zannetmekten kaynaklanan bir ukalalıkla, “siz gerçekleri görmüyorsunuz” diye muhataplarını itham ediyorlar. Bu adamlara, gördüklerinin gerçek değil, birer sanrı olduğunu anlatabilecek çapta bir psikiyatr var mıdır dünyada?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir