SİYASETİN PATLAMASI

SİYASETİN PATLAMASIAK PARTİ, Türkiye ve dünyada “özelliği” olan bir zaman dilimi içinde kurulan ve iktidara gelen bir siyasi teşekküldür. Kuruluşu, zaman diliminin Türkiye’deki özelliğinden kaynaklanmasına rağmen dünyadaki özelliği konjonktürel bir rastgelişten ibarettir. Ancak dünyadaki konjonktürden, iktidara gelmesi ve iktidarda kalması için faydalandığı vakidir.

Özelliği olan zaman diliminin Türkiye’deki yansıması, asırlar süren bir süreç sonunda; Üniversitelerinde bilim, fabrikalarında marka, meclisinde hukuk (kanun değil) üretilemeyen, ailesinde çocuk, okulunda öğrenci, kurslarında uzman yetiştirilemeyen, siyasetinin devlet adamı, toplumunun lider, ülkesinin mütefekkir çıkaramadığı, hukukçusunun adil, doktorunun sağlıklı, aydınının sakin olamadığı, din adamının riyadan, tüccarının hileden, memurunun rüşvetten kurtulamadığı, erkeği asaletten, kadını zarafetten hızla uzaklaşan, ahlakın anlamını, hukukun hükmünü kaybettiği, hedefleri olmayan, idealleri bulunmayan, korkuları artmış, ümitleri bitmiş insanların oluşturduğu bir toplum yapısının oluştuğu bir dönemdir.

Özelliği olan zaman diliminin dünyadaki yansıması, tarihin sonunun geldiğinin tartışıldığı ve dünyaya hükmeden bazı organizasyonların buna inandığı, bu anlamda “diyalektiğin tükendiği” ve tez, antitez, sentez zincirinin kırıldığı, buna bağlı olarak “batının” yeni değerler üretemediği, yeni dönemin “medeniyetler çatışmasını” kaçınılmaz kıldığı, dolayısıyla medeniyetlerin coğrafya değiştirme zamanının geldiği, bir büyük tükenişin gerçekleştiği ve umulur ki bir büyük doğuşun gerçekleşeceği, insanlık tarihinin önemli bir kavşağı olmasıdır.

Böyle bir ülke ve dünya konjonktürünün yaşandığı vasatta, medeniyet projesi geliştirmenin, bunun dışında başka bir çıkış yolu olmadığının, bu anlamda öncelikle medeniyetin tanınmasının gerekliliği ortadadır.

Tarih boyunca sanki bir nöbet değişimi gibi medeniyetlerin coğrafya değiştirdiği, genel anlamda uğramadığı coğrafya olmadığı, ilânihaye bir coğrafyada kalmak gibi “yerleşik” özellik taşımadığı, aynı zaman diliminde birkaç coğrafyada da (bir birlerine ulaşma imkânının olmadığı dönemlerde) bulunduğu vakıadır. Ancak birbiriyle temas ettiği halde beraber yaşayabilmiş iki medeniyetin varlığı (çatışmasız) görülmemiştir.

Medeniyetin çok nazik ve narin, aynı oranda nazlı ve kıskanç olduğu, kendine gerekli ve yeterli değerin verilmediği coğrafyada ve toplumda kalmadığı bilinir. Medeniyetlerin kıskançlığı , “kıskançlık kavramının” en üst düzeyindedir. Hiçbir medeniyet bir diğeriyle mukayese edilmeyi ve diğerinin daha üstün özellikler taşıdığı fikrini kabul edebilecek kadar kıskançlıktan uzaklaşmamıştır. Mukayese edilmeye ve hafiften değersizliğinin düşünülmeye başlandığı toplumlarda barınmaz. Medeniyet , “büyük aşk” ile kendine bağlanılmasını talep eden paranoyak derecede kıskanç kadın gibidir. Aşığının gözlerindeki küçük bir dalgalanmaya (tereddüde) dahi tahammülü yoktur. Ne kadar zor elde edildiği bilinir ama ne kadar kolay elden kaçabileceği pek düşünülmez. Hoyratça kullanılmaya rızası yoktur çünkü aşığını “medenileştiren” bir fonksiyonu vardır ve bu özelliği kesintisiz ister. Ailesini tanır, yabancılara kapalıdır. Yabancılar aileden biri olana kadar ona uzaktır ve aileye katılmayı tahammül edilemeyecek kadar uzun süre tereddütle takip eder. Medeniyet kendisidir ya, bir coğrafyadan ayrıldığında, o coğrafyayı yerle bir edecek, bir toplumdan uzaklaştığında, o toplumu vahşileştirecek kadar intikamına sahiptir. Ayrıldığı topluma tekrar döndüğü pek vaki olmadığı hatırlanırsa, ne kadar affetmez olduğu anlaşılır. Kızdırılmamalı, gönlü kırılmamalıdır zira tekrar ikna etmek sanki imkânsız gibidir. Çok gururludur, kendi gururunun taşınmasına müsaade eder ve hatta bunu icbar eder ama kendine karşı gururun kırıntısına dahi dayanamaz. Kendisi maliktir, kendine malik olunmasına alışık değildir ve sadece kendisine mensup olunmasından hoşlanır.

Sözleşme yaptığı topluma kızıp ondan uzaklaşabilir ama asla mağlup olmaz. Kural ve düzeni sever. Soyadı, nizamdır ama göbek adını hürriyet olarak benimsemiştir. Nizam ile hürriyetin, bir birini yok etmeyecek, terkip kıvamına âşıktır. Beslendiği en büyük kaynak samimiyettir. Samimiyeti inanç olarak anlar. Nizamı inanç, hayatı hürriyet olarak kavrar. İnancı nizamın bedeli olarak ister, hürriyeti bu bedelin mükâfatı olarak sunar.

 

***

 

Aydınların, yaşadıkları ülke ve toplumun, ürettiği ve üretebileceği tüm insani meseleler üzerinde zihni faaliyette bulunmaları, ait oldukları kültürel yapı içinde çözüm ve projeler üretmeleri ve dünyadaki insanlık tecrübe ve üretimlerini faydalanılabilir verimler halinde ülkeye taşımaları gibi bir sorumlulukları vardır.

Fikir, bilim, sanat alanlarının tamamında ve tüm alt şubelerinde, temel devlet meselelerinden günlük yaşanılan problemlere kadar her konuda üretim yapacak, kendi orijinine ayarlı zihni organizasyonunu gerçekleştirmiş aydın sınıfının oluşmadığı ve yetişmediği, yetişenlerinin ise, gerekli ve yeterli iltifata muhatap olmadığı bir ülkede insanlar, saçmalama demek yerine  “felsefe yapma” ya da  “edebiyat yapma” demek derekesine düşerler. Felsefe ve edebiyat yapmanın, saçmalamak anlamına geldiği bir toplumun akıl yaşı ne olabilir?

Siyasi kadrolar, o ülkenin entelektüel üretimi üzerinden hesaba çekilebilirler. Bir konuda, ülkenin entelektüellerinin (bilim ve fikir adamları) üretebildikleri fikirlerin toplamı dışında bir ihtimalden hesaba çekilmeleri mümkün değildir. Bu sebeple bir konuda mümkün olan tüm ihtimallerin aydınlar tarafından aranması, bulunması ve gündeme getirilmesi gerekir. Uygulayıcıların sorumluluğu, o ülkenin münevverlerinin sorumluluk ufku çerçevesinde gerçekleşir. Siyasetçileri, söylenmemiş bir söz veya öngörülmemiş bir ihtimalden dolayı hesaba çekmek kabil değildir.

Akıl yaşı aralığı yukarılarda oluşmayan bir toplumda, siyasetçilerin işinin kolay olduğu doğrudur. Ancak siyasetçiler, sorumluluklarının kolay olması için toplumun anlayış seviyesini yükseltmek için tedbirler almaktan imtina ederlerse o topluma ihanet etmiş olurlar. Çünkü siyasi kadroların ilk vazifeleri toplumun akıl sağlığını korumak ve seviyesini yükseltmek için her alanda tedbirler almaktır.

Bir ülkenin asgari kendini inşaa edecek, yenileyecek ve geliştirecek kadar fikir üretimi yapması gerekir. Dünyadaki dengeleri takip edebilecek, dengelerde önemli bir yer kaplayacak, dengelerden tasfiye edilmeyecek kadar da dünyaya fikir ihraç etmesi gerekir. Fikir ihracı, global anlamda “düzenleme” yapmak demektir. Düzenleme yapan, düzeni kendi ihtiyaçlarına göre yapacağı için, denge amili haline gelecektir.

Kendi kendine yeterlilik konusunda öncelikli olan alan “fikir” alanıdır. Bir ülke ihtiyacı olan fikri üretemiyorsa, hiçbir alanda gelişme göstermesi mümkün değildir.

En önemli ihraç kalemi artık fikirdir. Fikir ihraç ettiğiniz oranda dünyada devlet olarak “marka” haline gelirsiniz ve önemli olursunuz. Fikir ihracına başlamış bir ülke, tüm ihraç kalemlerinde kapılarını açmış demektir.

Fikir ve bilim ihraç edemeyen ülkeler, ekonominin hizmetçilik ve hamallık alanlarında, gelişmiş ülkelerin üretmediği, aslında üretmek istemediği kalemleri üretmek ve ihraç etmek durumunda kalırlar ki bunun anlamı global ölçekte “hizmetçilik” demektir.

Mücadele, son tahlilde, zekâ ve dirayette toplanır. Zekâ; fikir, bilim, bilgi, basiret, feraset ve benzeri zihni veri ve verimleri, dirayet ise; cesaret, irade, kararlılık, inançlılık ve dayanıklılık anlamlarını kendinde toplar. Zekâ toplamınız ve dirayet dereceniz, girdiğiniz mücadelede alacağınız sonucu tespit ve tayin eder.

Her iki tarafın mücadele eden güçleri toplam olarak bu iki tabir merkezinde kendini gösterir. Hangi tarafın zekâ toplamı ve dirayet derecesi fazlaysa, mücadeleyi o taraf kazanır.

Bir ülke zekâ sekretaryasını kurmamışsa, o ülkenin dünyadaki dengeler içinde ancak dolgu malzemesi olarak kullanılması kaçınılmaz sondur.

Dünyadaki mücadeleler “zekâ sekretaryaları” ile planlanır ve bu merkezlerin dirayeti ile uygulanır.

AK PARTİ, ferdin psikolojik dehlizlerinde, toplumun sosyolojik labirentlerinde, devletin bürokratik koridorlarında, üniversitenin kütüphane raflarında, evlerin kullanılmayan salonlarında, sokakların selamsız insanlarında neyin kaybolduğunu arayıp bulacak, bulduğunun aradığı şey olup olmadığını bilecek, bilip bilmediğinden emin olacak, emin olduğunda dirayetli ve kararlı duracak, dirayetinden inat değil zeka fışkıracak bir orkestrayı ihdas ve şefliğini ifa etmek misyonu ile karşı karşıyadır.

Klasik musiki de bir eserdir, yamyamların tamtamları ile seslendirdikleri “şey” de bir eserdir. Mafyada bir örgüttür, devlette bir örgüttür. Medeniyet de bir insani verimdir, vahşet de bir insan eseridir. Bunların arasındaki mesafe zannedildiği kadar uzak değildir. En medeni görünenin insanın devasa vahşet potansiyeli taşıdığı, bu potansiyelin ne zaman ortaya çıkacağının belli olmadığı bir dünyada yaşıyoruz.

Not: Bu eser 2004 yılının haziran ayında ilk baskısını yapmıştır.

E KİTABI İNDİR siyasetin patlaması

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir