SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-
SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR
Sosyal hareketlerin devletten bağımsızlığı, devlet ile muhalif de olsalar muvafık da olsalar şarttır. Devlet ile muhalif olduklarında bağımsızlık mecburiyet, muvafık olduklarında ise iradidir.
Sosyal hareketler siyasi sistem ile mutabık olduklarında, aynı dünya görüşünün içtimai boyutunu temsil ederler ve bu çerçevede varlıklarını devam ettirmelidirler. Zira bu durumda, aynı dünya görüşü çerçevesinde olmak üzere, insani varoluşu, rızai (gönüllü-iradi) mecra içinde gerçekleştirme çabası içine girerler.
Sosyal hareket, siyasi yapılardan bağımsız olarak doğrudan insan ile ilgilenmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, insani oluş süreçlerini beslemek ve mümkün kılmak için devletten ve siyasi alandan bağımsız hareket edebilmelidir. Siyasi alanın ve onun ürettiği siyasi iktidarın, insan şahsiyeti üzerinde yıkıcı tesirler icra ettiği malum. Dünya görüşü ne olursa olsun her siyasi iktidar, dışarıdan zapt altına alınmaz, kuşatılmaz ve meşru çerçeve içinde kalmaya zorlanmazsa, kendi iç yapısı ile meşruiyet çizgisini mütemadiyen muhafaza edemiyor. İktidardaki yozlaştırıcı, yıkıcı, tahrip edici tesir, sadece içinden alınan tedbirlerle önlenemiyor. İnsanlık tarihindeki farklı siyasi rejim denemeleri, siyasi iktidarın yıkıcı tesirlerini sıfırlayamamıştır. Aynı dünya görüşüne mensup farklı devlet ve siyasi rejim çeşitlerinde de aynı tecrübe yaşanmıştır.
Sosyal hareketler, siyasi alanın dışında kalmakla, hem siyasi iktidarın yıkıcı tesirinden nispeten uzak kalır hem de siyasi iktidarı meşru çerçevede tutmak için harici emniyet bariyeri haline gelir.
*
Sosyal hareketler, mevcut siyasi rejimle muhalif bir dünya görüşüne mensup ise mecburen siyasi alanın dışında kalacaktır. Siyasallaştığında veya siyasi hedefler edindiğinde, çatışma veya entegrasyon ortaya çıkar. Her iki durumda sosyal hareketin varlığını tehlikeye atar.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasi otoritelerle çatışması, siyasi iktidarın kendilerine tahammül edememelerinden dolayı kaçınılmaz hale gelir. Farklı dünya görüşlerine sahip soysal hareketlerle siyasi iktidarın aynı ülkede birbiriyle çatışmadan yaşayabileceğini kabul etmek saflık olur. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, sosyal hareketin siyasi iktidarın üzerine yürümeden kendini inşa etmesi ve varlığını muhafazaya gayret etmesidir. Saldıran tarafın siyasi iktidar (siyasi rejim) olması, sosyal hareketleri, derin bir meşruiyet sahibi yapar ve halka nüfuzuna imkan sağlar. Siyasi iktidarın saldırması durumunda ortaya çıkacak her türlü çatışma, sosyal iktidarın lehine neticeler verir.
Sosyal hareketlerin çatışmasız bir hayat tercihi, siyasi iktidarın zulmünü açıkça ortaya çıkarır. Sosyal hareketlerin hayatın içinde kökleşmesi ile beraber düşünüldüğünde, siyasi iktidarın saldırısı, halkın iki taraf için karar vermesini kolaylaştırır ve siyasi iktidarı hem güç bakımından hem de meşruiyet bakımından zayıflatır.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasallaşması ve siyasi iktidarla hesaplaşması, siyasi iktidarın çatışmayı başlatmasına bağlı olmalıdır. Sosyal hareketlerin üzerine ağır şekilde gelen siyasi iktidarlar, onları hızlı şekilde siyasallaştırırlar. Sosyal hareketin siyasallaşma hızı, hayal bile edilemeyecek kadar yüksektir. Bu sebeple, illa siyasi hedefler peşinde koşmak gerekmez. Sosyal hareket ile siyasi hareket arasında ihtilaf varsa, çatışma kaçınılmaz olacağı için, saldırının siyasi rejime bırakılmasında azami fayda var.
*
Sosyal hareketler siyasi rejimle muhalif değil de muvafık iseler, yine de devletten ve siyasetten bağımsız olmalıdırlar. Bu ihtimaldeki bağımsızlık, siyasi iktidar (ve rejim) ile yardımlaşmaya mani değildir. Yardımlaşabilir, birlikte hareket de edebilir ama bağımsızlığını muhafaza etmelidir. Ancak bu yollar cemiyette ikinci mecra açılabilir.
Cemiyetin iktidar oluşumları için siyasi alandan başka bir alana ihtiyacı var mıdır? Vardır. Hukuka ve siyasete dayanmayan, sadece ahlak, edeb ve kalbe dayanan bir harekete ihtiyacı vardır. Zaten siyasi alan ile sosyal alan arasındaki temel farklardan birisi, siyasi alanın hukuka, sosyal alanın ahlaka dayanmasıdır. Bir ülkede, cemiyette ve devlette, ahlaka dayalı sosyal hareketler olmadığı müddetçe, o cemiyet kemale ermez. Tüm insani varoluşları siyasi alanda gerçekleştirme çabası, siyasi iktidarı siyasi alanın inhisarına terk eden hastalıklı anlayışın yansımasıdır. Ahlaki varoluş, rızaya dayalı olduğu için, yüksek şahsiyet yetiştirebilen hamleler bütünüdür.
İslam, sosyal hareketleri ve ahlaki varoluş mecrasını, siyasi alandaki tüm teşekküllerden ve hareketlerden daha kıymetli sayar. Fakat siyasi iktidarın gücü elinde bulundurmasından ve zulüm yapmasından dolayı, siyasi iktidar sosyal iktidardan bazı durumlarda daha öncelikli olabilir. Zaten İslam’da siyasi alan ile sosyal alan birbirinin rakibi ve alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki boyuttur. Sosyal hareketlerden bahsediyor olmamız, siyasi hareketleri ve siyasi alanı ihmal ettiğimiz veya reddettiğimiz anlamına gelmez. Konumuz sosyal hareketler olduğu için bu meselenin tahlilini yapmaya çalışıyoruz.
HAKİ DEMİR
demihaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir