SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-
SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI
Sosyal alan ile siyasi alanın arasındaki sınırın net şekilde çizilememesi, hayatta cereyan eden hadiselerin kahir ekseriyetinin hem sosyal hem de siyasal mahiyet taşıması, her iki alanı birbiriyle çatışma veya yardımlaşma noktasına getiriyor. Hayattaki giriftlik, iki alan arasında mütemadi sınır ihlalleri ve tartışmaları oluşturuyor. Siyasi rejim ile halk arasında itikadi, fikri ve kültürel farklılıklar varsa, iki alan arasındaki münasebet umumiyetle çatışma haline geliyor, aksi durumda ise yardımlaşma oluşuyor.
Sosyal alan, siyasi alanda üretilen iktidarlar tarafından kabul edilmese veya itiraf edilmese bile siyasi alanın meşruiyet kaynağıdır. Sosyal alandaki faaliyetler halkla doğrudan ilgili olduğu için, siyasi alana nispetle daha fazla ve daha derin bir meşruiyet sahibi olur. İki alan arasında çatışma sözkonusu olduğunda, sosyal alanda üretilen her birim meşruiyet, siyasi alandaki meşruiyetten çalınmıştır. Dolayısıyla sosyal alandaki meşruiyetin derinleşmesi ve genişlemesi, siyasi rejimin kaynağını kurutur.
Halka rağmen kurulan siyasi rejimler, iktidarlarının meşruiyetini halktan başka yerde aradığı için, halkın içinde alternatif meşruiyet üretimine müsaade etmek istemez. Bu tür rejimler için, sosyal hareketler ve faaliyetler, “derin siyasi hareketlerdir”. Siyasi hareketlere izin vermedikleri gibi sosyal hareketlere de izin vermezler, hatta bunlara daha keskin tavırlar ve tedbirlerle izin vermemek temayülündedirler. Bu şartlara sahip ülkelerde sosyal hareket, siyasi hareket arasında fark olduğunu söylemek, siyasi rejim için mümkün değildir. Siyasi rejim, tüm faaliyetlerin siyasi mahiyete sahip olduğunu söylediğinde, mecburen tüm faaliyetler siyasi faaliyet haline gelir. Bunun sebebi, siyasi rejimin gücü değil, siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yaptığı hareketler, mecburen siyasi hareket haline gelir.
Sosyal hareketler siyasi hareket haline gelmek zorunda mıdır? Hayır. Siyasi rejimin tarif çerçevelerine girmemek, baskısını kabul etmemek için maharetli ve ısrarlı olması gerekir. Bunun ne kadar zor olduğu malum. Fakat sosyal hareketin bu zoru gerçekleştirmesi halinde varlığını devam ettirebileceği unutulmamalıdır.
Neden? Siyasi rejimin baskısına rağmen siyasileşmemek neden? Siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yapmasına rağmen neden? Cepheyi terk etmemek için…
Yanlış anlaşılan hususlardan birisi, tek cepheye yığılmak… Tüm cepheleri terk edip, tüm yığınağı siyasi cepheye yapmak… Ayrıca siyasi hareketler olabilir, olması da gerekir. Fakat konumuz sosyal hareketler olduğuna göre, bunun esaslarını tespit etmemiz gerekiyor.
Mücadelenin tek cephede yapılabileceğini zannedenler çoğalıyor. Siyasi rejime karşı mücadelenin siyasi mahiyet taşıması gerektiğin söyleyenler mantıksız bir düşünceye sahip değiller fakat eksik bir anlayışa savrulmuşlardır. Her cephenin kendi şartları, imkanları ve insanları vardır. Sadece siyasi alandaki mücadele, o alanın şartları, imkanları ve insan kaynaklarına mahkum olur. Sosyal alanda harekete geçirilebilecek insan sayısı daha fazladır. Herkesi siyasi alanda mücadeleye çağıranlar ve siyasi alandaki mücadeleye girmeyenleri itham edenler, insan tabiatını tanımayan eksik akıllılardır.
Sosyal hareketlerin imkanları fazla, şartları daha uygundur. İnsanları da bu alanda harekete geçirmek kolaydır. Siyasi alandan daha geniş olan sosyal alan, tüm imkanlarına rağmen terk edilemez. Terkedenler, siyasi alanda da başarılı olamamışlardır.
Sosyal hareketler, siyasi hareketlerin yakıtıdır. Sosyal alandan geri çekilen siyasi hareketler, halka dayanma imkanını kaybederler. Başarılı olan siyasi hareketler ya sosyal hareketlerin dönüşmesiyle meydana gelmişlerdir veya siyasi hareket olarak başlamalarına rağmen, hacimli ve yoğun sosyal faaliyetleri kendi bünyelerinde gerçekleştirmişlerdir. Sosyal alanı işgal edemeyen siyasi hareketlerin başarılı olma şansı fevkalade azdır. Olağanüstü durumlarda halktan tecrit olmuş siyasi hareketler iktidarı ele geçirmiş ve kendi rejimlerini kurabilmişlerdir ama asla uzun ömürlü olmamışlardır.
Stratejik planlamanın en önemli kısmı, birden çok cephe açabilmek ve hepsinde de aynı anda mücadele edebilmektir. Tek alanda toplanmak, yapılabilecek en büyük stratejik hatadır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir