STRATEJİK HATA BAŞBUĞ POLEMİĞE GİRDİ

STRATEJİK HATA BAŞBUĞ POLEMİĞE GİRDİ

Bir insan hayatın herhangi bir alanında veya herhangi bir meslekte maharet ve istidat sahibi olabilir. Gayret eder, çalışır başarılı da olur. O kadar ki, adını tarihe de yazdırabilir. Öyle ki hayatın bir alanında yeni bir çığır da açabilir. Biraz da abartalım, kıyamete kadar ismi ve eserleri unutulmayabilir de… Fakat tüm bunlar, o kişinin, hayatın tüm alanlarında veya her meslekte maharet ve istidat sahibi olabileceği manasına gelmez. Zaten bir insan, bir çok meslekte veya disiplinde uzman olamaz. Hele de içinde yaşadığımız çağda, en küçük meslek disiplinlerinde biriktirilmiş olan bilgi yığını göz önüne alındığında, tek bir meslekte bile hakkıyla uzman olmak ne kadar zor hale gelmiştir.

Başbuğ’un askerlik mesleğindeki bilgi ve uzmanlığı, maharet ve istidadı nedir ve ne kadardır bilmiyorum. Zaten biz ülkemizde askerlerin sadece kendi mesleklerindeki uzmanlığını bilmeyiz. Kendi mesleğindeki uzmanlığı sıfır ile zirve arasındaki herhangi bir noktada olabilir. Benim konum Başbuğ’un mesleki uzmanlığı olmadığı (zaten bunları bilme imkanı tanınmadığı) için, generalin mesleki uzmanlığının, zirvede olduğunu kabul ediyorum.

İnsanlar kendi mesleklerinde uzmanlaştıklarında, sahip oldukları bilgi ve beceriler öyle bir akıl formu üretiyor ki, her konuyu bilebileceklerini, anlayabileceklerini ve ileri fikirlere sahip olabileceklerini zannetmeye başlıyorlar. Mesleklerinde elde ettikleri maharetlerden dolayı kazandıkları itibar, akıllarını sarmalıyor ve her konuya cüretli şekilde müdahale etmenin zihni organizasyonunu meydana getiriyor. Mesleklerinin oluşturduğu “hayat alanında” yaşamaya başlıyorlar ve o hayat alanında da yüksek bir itibar sahibi olabiliyorlar. Başka bir hayat alanında yaşamak durumunda kaldıklarında, kendi hayat alanlarından (mesleklerinden) elde ettikleri itibarı orada da arıyorlar. Hayat alanlarındaki hürmet ve itibar, akıllarını vakumluyor ve hayatın tamamına şamil ve kalıcı olduğu vehmini üretiyor. Başka alanlarda da muhataplarında aynı etkiyi ve muhataplarından aynı hürmeti görmediklerinde ise öfke nöbetlerine tutuluyorlar.

Hayatın emir-komuta zinciri altında yaşandığı, tüm hamle ve hareketlerin hiçbir izaha ve gerekçeye ihtiyaç duymadığı, dilbilgisinin sadece “emir kipi” ile tüm fiilleri gerçekleştirebildikleri hayat alanında ortaya çıkacak “akıl formu” aslında herkesin malumu… Komutanların, muhataplarından duydukları tek cümlenin “emredersiniz komutanım” olduğu bir hayat tarzında, maharet ile salahiyet birbirine karışmaktadır. Hakikaten silahlı kuvvetler üzerinde salahiyet sahibi olan insanların mesleklerinde istidat ve maharet sahibi olduğu ancak savaşta ortaya çıkar. Otuz yıllık terörle mücadeleye bakıldığında ise istidat ve maharet değil, kudret ve salahiyet olduğu açıktır. Fakat bu yazının temel kabulü, generallerin mesleklerinde uzman olduklarıdır.

Mesleğinde uzman olduğunu kabul ettiğimiz Başbuğ, mesleğindeki uzmanlığın ve tabi ki ülkedeki ordunun siyasal ağırlığının da katkısı ile başka alanlarda da uzman olabileceği düşüncesine savrulmuş olmalı ki, STRATEJİK BİR HATA YAPTI VE POLEMİĞE GİRDİ.

Polemik medya üzerinden ve yazarlarla yürüyor. Yazarlar… Polemik ustaları… Ve İlker Başbuğ… General…

Hakikaten enteresan bir kompozisyon… İlker Başbuğ, öyle bir işe girişti ve öyle bir hamle yaptı ki, işin başında bir sıfır mağlup…

Tek bir stratejik hatadan bahsetmiyoruz aslında. Aynı anda birçok stratejik hata yaptı Başbuğ. Birincisi, uzman olmadığı bir işe girdi. İkincisi, kendi sahasının dışında bir alanda mücadeleye girdi. Üçüncüsü, girdiği alanın kurmayları yanında değil, karşısında.

Kurmay subay, mağlup olacağı bir savaşa girer mi? Kural olarak hayır… Kuralın istisnası var mı? Evet, var. Ama bizim olayımızda geçerli olan istisnalar değil, kuralın ta kendisi… İşte bir stratejik hata daha…

Köşe yazarlarının Başbuğ’u kendi alanlarına “kurmayca” çektikleri, Başbuğ’un ise bu alana “hazırlandığı zannı” ile atladığı bir vasat ile karşı karşıyayız. Daha önce böyle hadiseler yaşanmamıştı ülkede. Generaller, kaşlarını çattıklarında insanların hazırola geçtikleri dönemlerdeki alışkanlıklar ve her nasıl oluştuğu anlaşılamayan “subaylar her konuyu herkesten daha iyi bilir” vehmi ile işlerinin ustası köşe yazarları ile polemiğe girdiler. Böyle bir şey nasıl olabiliyor? Hani kurmay subaylık diye bir şey vardı. Birisi çıksa da “kurmay subaylık” hakkında kamuoyunu aydınlatsa…

Başbuğ’un, polemiği bilmediği açıklamalarından açıkça anlaşılıyor. Tehdit ve şantaj benzeri bir üslup kullanması, polemik bilmediğini tescil etti. Ve… Karşısındaki polemik ustalarına da ciddi bir manevra imkanı oluşturdu. Özellikle polemiğe cepheden ve cesaretle giren köşe yazarlarının manevraları Başbuğ’u fena halde sarstı.

Şu anda manzara şöyle olmalı… Başbuğ, bütün bunların nasıl olduğunu kara kara düşünmekle meşgul… Köşe yazarları (mesela Ahmet ALTAN) keyifle ellerini ovuşturmakta… Başbuğ, kendine ve mesleğine yabancı bir alanda nasıl davranacağı ile ilgili neticesi belli olmayan sayısız ihtimali hesaplamakta… Ahmet Altan ise içinden “hadi bakalım bir hamle daha yap, gözün kesiyorsa…” diye zevkle sigarasını içmekte… Başbuğ, bilmediği alanda bulunmaktan dolayı müthiş bir sıkıntı içinde patlamakta… Ahmet Altan ise kendi çiftliğinde bulunmanın rahatlığı ile kamelyada çayını yudumlamakta…

Görünen o ki, stratejiyi sadece askerlik mesleğinin konusu zannedenler fena halde yanıldı. Siviller stratejiyi daha iyi biliyorlar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir