ŞU CEMAAT MESELESİ-1-CEMAATİN MEŞREBİ

ŞU CEMAAT MESELESİ-1-
CEMAATİN MEŞREBİ
Cemaat, hakkında en çok tartışılan fenomenlerden biri haline geldi. Büyümesi, bazı alanlarda başarılı olması, özellikle de dünya çapında örgütlenmesi sebebiyle (ve daha birçok sebeple), fikir piyasasını işgal etti. Lehinde ve aleyhinde çok sayıda bilgi her gün ortalığa saçılıyor. Spekülatif bilgilerle havada uçuşuyor.
Ülkenin gündeminde bu kadar büyük bir yer işgal eden bir hareket ile ilgili insanların bir fikir sahibi olması gerekir. Meseleyle ilgilenmemek tabii ki kabil değil. Cemaati topyekun değerlendirmek bir makalenin hacmine sığmaz, bu sebeple yazı serisi olarak ele almak daha sıhhatli olur düşüncesindeyiz.
Cemaat el attığı her alanda başarılı oldu ve o alanı işgal etti. Bu gün işgal etmemiş olduğu alan, yeni girmiş olmasından kaynaklanıyordur. Gerçekten bir alana girip de geri adım attığını hatırlamıyorum, hatırlayanlar varsa, hatırlatsın.
El attığı alanı işgal etme mahareti, tabii olarak tekel durumu oluşturuyor. Tekel oluşturacak noktaya ulaşana kadar çok “mütevazı” bir tavır içinde yaşıyor ve münasebet kuruyorlar. Tevazuun sahtesi bile (sırıtacak kadar sahteliği belli olmadığında) insanlara tesir ediyor. Sahte veya gerçek tevazuu ile girdikleri alanı hızlı şekilde işgal ediyorlar. İşgali tamamladıktan sonra ne yapıyorlar? İşte bu noktadan sonra gösterdikleri “tevazuu”, tam bir sahtekarlık. Çünkü işgali tamamladıklarında asla müsamahakâr davranmıyorlar.
İtimat ettiğimiz insanlardan ve kaynaklardan bazı haberler geliyor. Mesela Müslüman fikir ve ilim adamlarının çıkardıkları dergileri ve kitapları dağıtmıyor, kitabevi zincirine sokmuyor, onları pazarlamıyor, piyasaya girmesine müsaade etmiyorlar. “Bunda ne var, ticari kuruluş adamların, ister dağıtır isterse dağıtmaz” denebilir mi? Evet, denebilir. Kendini eleştirenlerin dergi ve kitaplarını dağıtmasını istemek fazla fedakarlık olmaz mı?
Bu bir fedakarlık mı gerçekten?
Bu sorunun peşine gideceğiz ama bir ara verip Haki Demir’in (www.fikirteknesi.com) sitesinde yayınlanan FETHULLAH HOCA HAREKETİ-2-KULLANDIĞI DİLİN ÇAPI VE DERİNLİĞİ başlıklı yazıdan bir iktibas yapalım.
Haki bey önce teorik tespit yapıyor dil hakkında;
“Fikri, siyasi veya kültürel hareketlerin tespit edecekleri ilk strateji, dildir. Dil, hayatın hangi alanlarına girileceğini, hayatın ne kadarı ile ilgilenileceğini, hangi insan topluluklarına hitap edileceğini, hangi konuların mesele edinileceğini, bir gurup insana veya ülkenin tamamına veya tüm dünyaya hitap edilip edilmeyeceğini, insanların hangi problemlerini çözmeye talip ve namzet olunduğunu, kısaca hayatı nasıl üreteceğini ve yaşayacağını tayin eder. Hedef kitlesi olarak tüm insanlığı seçen bir hareketin, dünya çapında bir dile sahip olması gerektiği açıktır. Bunun gibi tüm ülkeye hitap etmeyi düşünen bir hareketin, o ülkede yaşayan tüm ideolojik, kültürel, siyasi ve içtimai guruplara hitap edecek kadar zengin ve hacimli bir dile sahip olması gerekmektedir.”
Evet, dil bu kadar önemli ve stratejik bir konudur. Türkiye’deki cemaatlerin (Haki beyin o yazıda ifade ettiği gibi) temel problemlerinden birisi, “örgüt dili” kullanması, yani dar bir dil havzası oluşturmasıdır. Bu sebeple büyüme ve gelişme imkanı bulamıyorlar.
Haki bey yazının ilerleyen kısmında cemaatin geliştirdiği ve kullandığı dil hakkında şu tespiti yapıyor.
“Fethullah Hoca hareketi, cemaat dilinden kurtulmaya teşebbüs etmiş ve bunu da büyük oranda başarmıştır. Cemaat dilinden kurtulma ve daha hacimli bir dil üretme teşebbüsü ülkede bir ilktir. Teşebbüsün ilk olması, sadece İslami cemaatler açısından değil tüm fikri ve siyasi cereyanlar içindir. Türkiye ilk defa cemaatler üstü bir dil ile tanışmaktadır.”
Böyle mi gerçekten? Uzun tahlillere gerek yok, başarı çapı bu tespiti doğruluyor. Bu tespit doğru olduğuna göre cemaati bu çerçevede değerlendirmek gerekmez mi? Öyleyse yukarıdaki sorumuza dönelim. Bu gerçekten bir fedakarlık mı?
Hayır… Fedakarlık değil, mecburiyettir. Bu dilin gereğini, fedakarlık olsa da yapmaları gerekiyor. Böyle bir dil ve üslup ile piyasaya çıkıyorsanız, kendinizi böyle tanıtıyor ve pazarlıyorsanız, bahsini ettiğimiz husus fedakarlık değil vazifedir.
Diğer Müslüman cemaat ve gurupların dergi ve kitaplarını dağıtmıyorlarsa, bu hususta keskin bir tavır sahibi olmaya devam edeceklerse, Haki beyin o tespiti yanlıştır. Haki beyin dil meselesi ile ilgili teorik zenginliği gözle görülen o yazısının kıymeti ayrı bir meseledir fakat cemaat ile ilgili tespitleri kökten yanlış hale gelir. Veya mesele şöyle ele alınabilir; Haki beyin teorik tespitleri ile pratiğin gerçekliği arasındaki uçurum büyümüştür.
*
Bir Müslüman hareket, kullanacağı dili tabii ki tüm insanlığı kuşatacak kadar hacimli oluşturmalıdır. Fakat kullandığı dil, öncelikle Müslümanları içine alabilmelidir. Bir Müslüman hareketin kullandığı dil, Müslümanları içine alamıyor ama gayrimüslimleri içine alabiliyorsa, O HAREKETİN MERKEZİ KAYMIŞ DEMEKTİR.
Cemaatin gazetesine bakıldığında hemen görülür ki, liberal yazarlar mevcut. Sadece gazetelerinde değil bu durum, diğer alanlardaki organizasyonlarında ve faaliyetlerinde de görülebilir. Bir Müslüman hareket, Müslümanlarla beraber olamıyor ama gayrimüslimlerle beraber olabiliyorsa, yani Müslümana tahammül edemiyor ama gayrimüslimlere tahammül edebiliyorsa, O HAREKETİN İMANI İLE İLGİLİ TEREDDÜTLERİN ORTAYA ÇIKMA ZAMANI GELMEMİŞ MİDİR? Çok mu ağır oldu? Evet, çok ağır oldu, çünkü iman bahsi hiçbir konuya benzemez. İmansız demedik zaten biz de… Ama gerçekten gayrimüslimle birlikte rahatça yaşayabilen ve çalışabilen bir hareket, Müslümanların kitabını ve dergisini bile kitabevinde bulundurmuyorsa, ne düşünmeliyiz?
Birkaç kitabı dağıtmıyor diye böyle neticelere varılır mı? Varılmaz. Sıhhatli olmaz. Fakat kitap dağıtımı ile ilgili ve sınırlı değil mesele. Karşısında bir Müslüman bir de gayrimüslim varken, bunlardan gayrimüslim ile kolkola girip giden adamlarla ilgili tereddüdün doğması tabiidir.
Bu konuya devam edeceğiz.

Share Button

ŞU CEMAAT MESELESİ-1-CEMAATİN MEŞREBİ” üzerine bir düşünce

  1. Peki bu dilin dillendirdikleri nedir?Bu dillenenlerin ne kadarı ”bi izni Rabbih”dillenmiştir de kurban vasfı kazanmıştır.Dürüstçe bir ”mîzan” çıkartmak gerekmez mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir