SUÇLULARIN YAPTIĞI ANAYASA

SUÇLULARIN YAPTIĞI ANAYASA
12 Eylül 1980 de ülke milli ordu(!) tarafından işgal edildi. İşgal ile başlayan süreç, işgal güçlerinin başının cumhurbaşkanı olmasıyla sureta neticelendi. İşgal ile işgal çetesinin reisinin cumhur reisi olması arasındaki süreçte, milyonlarca suç işlendi. Bu suçların en büyüğü ise işgal çetesinin ülkeye dayattığı 12 Eylül anayasasıdır.
12 Eylül askeri işgalinin yöneticileri ve sorumluları aleyhinde bir soruşturma yürütülüyor. Soruşturmaya konu olan bu kadro, ülkenin en büyük “suç örgütü” olma yolunda. Bu ülkede yaşayan herkes biliyor ki, o askeri işgali yapan örgüt, milyonlarla ifade edilen suçu işlemiştir. Sadece bir cezaevinde yaşanan hadiseler bile binlerce suç oluşturur.
Niye bu kadar net ve emin yazıyorum. Çünkü o işgal çetesi tarafından 1984 yılında lise 2. Sınıftayken sıkıyönetime götürülen birisiyim. Düşünün ki, ta 1984 yılına kadar K.Maraş sıkıyönetim komutanlığında, lise ikinci sınıf öğrencilerine karşı işkence, sorgulama metodu olarak kullanılıyordu.
Düşünün ki bir ülkede, o ülkeyi işgal eden çete anayasa yapıyor. “12 Eylül çetesinin” yaptığı anayasa ile yaklaşık otuz yıldır yaşıyoruz. Çetenin ülkeyi işgali esnasında canlarına okuduğu bazı siyasi düşünceler (mesele CHP, MHP) o anayasaya sahip çıkıyor. Özellikle de ilk üç maddesini “kırmızıçizgi” ilan ediyorlar.
Şimdi… Manzara şu…
Askeri cunta anayasasının herhangi bir maddesine sahip çıkmak, o anayasayı yapan cunta çetesi ile aynı düşüncede olmak, o cunta çetesinin işlediği suçlara ortak olmak, o cunta çetesinin zulmünü devam ettirmek demektir.
Cuntanın ve suçluların da “doğru” yapabilme istidadı var. Bozuk saat gibi bazen (farkında olmasalar da) doğru yapmış olabilirler. Bu ihtimali göz önüne alarak, 1982 anayasasında doğru maddelerin bulunmasını mümkün görmek gerekir. Fakat buna rağmen cunta ile aynı çerçevede resim vermemek için, en azından usul gereği anayasanın tamamına karşı olmak ve anayasayı yeniden yazmak gerekiyor. Mevcut anayasada doğru maddeler varsa onları da ekleyerek… Ama asla muhafaza ederek değil…
En önemlisi değişmez ve değiştirilemez maddeler meselesi… İnsan, beş adet cuntacının (şu anda şüpheli sıfatıyla savcı önündeler) anayasanın ilk üç maddesini, haşa “ilahi emir” gibi ve kendilerini de haşa “ilah” yerine koyar gibi, “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” şeklinde tanzim etmesine nasıl tahammül edebilir? İnsanın ruhu buna nasıl dayanır? İnsan aklı bunu nasıl kabul eder? Bu soruların tek cevabı, o maddelere ve değiştirilmezliğine “inanmalarıdır”.
Adamların zihni haritası ve bu haritanın mihenk taşları, askeri mahiyet taşıyor. Atatürk de askerdi ya… Bundan dolayı mıdır başka sebeple midir bilinmez, adamlar “doğuştan asker”…
*
Bir ülkenin cunta tarafından yapılan bir anayasa ile 30 yıl yaşaması zaten büyük bir travma… Bu kadar uzun sürdüğünden midir nedir, travma yerleşik hal almış. Ruhlar, zihinler ve akıllar, cunta anayasası ile yaşamayı normal karşılamaya başlamış.
Suçlular tarafından anayasası ve kanunları yapılan ve bunu kanıksayan insanlarla “uzlaşma”dan bahsetmeyin. Bunların akılları askıda… Belirsiz bir tarihe kadar akıllarını kullanmamak hususunda karar kılmış olmalılar. Kadim bir ölçüdür ki, mutabakat için karşılıklı taviz vermek gerekir. Oysa ruh taviz vermez. Tavizi veren ve dengeyi bulan akıldır. Adamlar belirsiz bir süreye kadar akıllarını askıya almışlarsa, mutabakat nasıl olacak?
Savunma hatlarını yarın geçin ve anayasayı yapın. Cunta anayasasının 30 yıl sürdüğü ve bunun kanıksandığı düşünülürse, “iyi bir anayasa” daha uzun sürer ve daha kolay hazmedilir. Bir daha 330 milletvekilini kim alacak da yeniden anayasa yazacak? Laf-ı güzaf…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir