SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI
İnsanlık tarihi, savaşsız geniş zaman dilimleri geçirmemiştir. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında mutlaka savaş sahaları mevcut olmuş, savaşan taraflar küçük de olsa bulunmuştur. Teknolojinin geri ve nüfusun az olmasından dolayı bilinen tarihte, dünya savaşı olmamıştır, ta ki yirminci asra kadar. Yirminci asra gelindiğinde insanlık, nüfus ve teknoloji olarak dünya savaşı yapabilecek imkanlara kavuştu. Enteresan şekilde, bu imkana kavuştuktan sonra fazla beklemedi ve birinci cihan harbinin ateşi yakıldı. Birinci Cihan Harbi, katılan nüfus ve asker sayısı, kullanılan silah ve teknoloji ve yayıldığı coğrafya bakımından tarihte hiç misali görülmemiş bir çaptaydı. Tarih boyunca tecrübe üretimini akıl ve fikirle değil, deneme-yanılma yoluyla ürettiğine şahit olduğumuz insanlık, bir savaşla gerekli tecrübeyi üretemedi. Birinci harbin akabinde hınçla, hırsla, öfkeyle ikincisine hazırlanmaya başladı. Birinci harpteki sayısal göstergelerin büyüklüğü, ikincisinde küçücük kaldı. İkinci savaştaki rakamlar insanı dehşete düşürecek çaptaydı. Mesela bir Alman uçak fabrikasında aylık savaş uçağı üretim sayısı bin adetti. ABD, nükleer teknolojiye ulaşmada (ve nükleer bomba üretiminde) burun farkıyla öne geçti ve savaşı lehine bitirdi.
İnsanlık öyle ya da böyle ikinci savaşla birlikte, “dünya savaşı” tecrübesini üretti. En ürkütücü olan ise üçüncü dünya savaşının kaçınılmaz olarak “nükleer savaş” olmasıydı. Bir taraftan dünya savaşı tecrübesi diğer taraftan nükleer savaşın muhtemel neticeleri, üçüncü dünya savaşını engelledi. Savaşların arkası kesilmedi ama nükleer dünya savaşı da çıkmadı. Nükleer silah yığınağı ve dengesi, tüm beklentilerin aksine, nükleer üçüncü dünya savaşını ateşlemedi, engelledi.
*
İkinci harpten sonra üçüncü dünya savaşı çıkmadı ama dünyadaki siyasi, askeri, iktisadi bloklaşmalar çok sayıda dünya savaşı yaptı. Nasıl oldu bu iş? Dünyanın güç merkezleri, “lokal dünya savaşı” yolunu keşfetti. Dünyanın büyük güç merkezleri, bir alanı savaş sahası olarak tespit etti ve tüm güçleriyle o sahada savaştı. Vietnam savaşı, Kore savaşı, Afganistan savaşı lokal dünya savaşlarıdır.
Vietnam’da, batı bloku ile doğu bloku (Sovyet ve Çin) karşı karşıya geldi. Savaşa katılan devletler bakımından konu değerlendirildiğinde, tam bir dünya savaşıdır. Dev güçler savaştı, dev kaynaklar aktarıldı, büyük rakamlarla zayiat verildi. Vietnam savaşına katılan (veya destek veren) devlet sayısı, ikinci harbe katılan devlet sayısından az değil. Keza Kore ve Afganistan savaşları da aynı minval üzere cereyan etti. Vietnam ve Kore’de batı bloku mağlup oldu, Afganistan savaşında ise doğu bloku (Sovyetler) mağlup oldu.
*
Lokal dünya savaşının tabiatı nedir? İki dünya savaşının ürettiği birinci tecrübe, teknolojinin geliştiği çağımızda, büyük savaşların üzerinde cereyan ettiği coğrafya sakinlerinin asla galip gelemeyeceğidir. Büyük savaşlar, hangi coğrafyada gerçekleşiyorsa orayı yerle bir ediyor. Dolayısıyla savaşın üzerinde cereyan ettiği coğrafyanın sahipleri, galip de olsa mağlup oluyor, zira dehşetengiz bir yıkımla karşılaşıyor. Savaşı kendi ülkesinin dışında (uzağında) yapan ülkeler ise, mağlup da olsa galip geliyor. Savaş kendi ülkelerinde gerçekleşmiş milletler, galip geldiklerinde, ellerinde yıkılmış bir ülke, yüzbinler (hatta milyonlarca) zayiat ve milyonlarca yaralı (ve sakat) nüfus ile baş başa kalıyor, galibiyetten ellerinde kalan ise sadece “kuru bir gurur”. Bir devletin ve hükümetin yapacağı en akıllıca iş, takip edeceği en doğru siyaset, geliştireceği en sıhhatli strateji, ülkesini, lokal dünya savaşının sahası haline getirmemektir.
*
Doksanlı yılların başında Sovyetlerin çökmesi ve dağılmasıyla beraber bir müddet dünya savaşı (lokal dünya savaşı) ihtimali ortadan kalktı. Fakat Rusya’nın yeniden kendine gelmesi, Çin’in hızlı şekilde büyümesi, tekrar lokal dünya savaşı ihtimalini ortaya çıkardı. İçinde yaşadığımız zaman dilimi, lokal dünya savaşlarının tüm şartlarını, imkanlarını ve güç temerküzünü meydana getirdi. Birinci harbin başlaması için tüm tarafların hazır hale geldiği ve bahane (kıvılcım) aradıkları gibi, bilmem kaçıncı lokal dünya savaşı için taraflar hazır hale geldi. Taraflar hazır hale geldi ama iki unsura ihtiyaçları var; savaş sahası ve savaş bahanesi (kıvılcımı)…
Dünya güç merkezlerinin lokal dünya savaşı için “cephe ülke” arayışı fazla sürmedi, Beşar Esed gönüllü olarak dünya güç merkezlerini, kendi ülkesinde cephe kurmaya davet etti. Doğu ve Batı blokunun, Suriye konusunda bu kadar çabuk organize olması, bu kadar ısrarlı davranması, başka açılardan bakıldığında anlaşılmaz görünüyor. Doğu ve Batı blokunun “cephe ülke” arayışı fark edilmediğinde, bu kadar büyük risklerin göze alınması gerçekten de izah edilebilir gibi değil.
Soğuk savaş sonrası yavaş yavaş şekillenen yeni siyasi, askeri ve iktisadi bloklaşmalar, bu güne kadar birbirlerini test etme fırsatı bulamadılar. İttifakların (özellikle doğu blokunun) örgüsündeki bazı boşluklar, bugüne kadar blokların birbirini test etmesini engelledi. Ne var ki artık bloklar (doğu bloku) kendi aralarındaki ittifakı sağlamlaştırdı ve kendini test etme safhasına geldi. Artık lokal dünya savaşları çağı yeniden başladı.
*
Güç merkezleri ve bloklar, her ne kadar dünya savaşını göze alacak kadar cesur değillerse de, “lokal dünya savaşından” kaçınacak kadar da ödlek değiller. Lokal dünya savaşları, bloklar için çok şey ifade ediyor. Yeni silah sistemlerinin denenmesi, savaş halinin iç politikada kullanılması, savaşın iktisadi hayata katkısı, dünya patronluğunun tescil edilmesi vesaire… Daha aklımıza gelip de saymadığımız, aklımıza gelmediği için de sayamadığımız birçok sebep, lokal dünya savaşını, bloklar için ihtiyaç haline getiriyor. Anlaşılacağı üzere, dünya üzerinde söz sahibi olmak isteyen kuvvet merkezleri, lokal dünya savaşına güle oynaya girerler.
*
Suriye diktatörü, göstermeye çalıştığımız büyük resmi görmüyorsa, iktidarını muhafaza etmek için Rusya ve Çin’in kendisine destek olmasından memnun… Onları ülkesine davet ederek, ayakta kalma, iktidarının ömrünü uzatma hesabı yapıyor. Bu durumda, büyük kuvvet merkezlerinin mumla aradığı “cephe ülkeyi” kendi elleriyle onlara teslim ediyor ve ahmaklığın yeni bir zirvesini zorluyor. Eğer büyük resmin farkındaysa, Suriye’yi “cephe ülke” haline getirmekle, dünya güç dengesinin orada kurulacağını, dengenin kurulduğu yerde de savaş olmayacağını düşünüyordur. İkinci harpten sonra üçüncüsünün çıkmamış olmasından medet uman bu düşünce tarzı, birçok lokal dünya savaşı çıktığını unutuyor olmalı. Özellikle de dünyanın yeniden bloklaştığını, bu blokun da mutlaka kendini test etme ihtiyacı içinde kıvrandığını görmemek gibi bir ahmaklık içinde yüzüyor.
İran, devrimden bu yana dış politikasını ABD karşıtlığı üzerine bina etti. Fakat hala ABD ile herhangi bir çatışmaya girmedi. Bir taraftan sürekli savaş çığlıkları atarken diğer taraftan diplomasiyi kullanıyor ve ABD (ve batı) ile ilişkilerinin savaş eşiğine gelmesini önlüyor. ABD ile sadece Lübnan’da bir defa karşı karşıya geldi ve hala onun sempatisini kullanmaya çalışıyor. Fakat artık o sempati bitti. Yeni malzemelere ihtiyacı var. Ne var ki yeni propaganda malzemelerini, kendi ülkesindeki bir savaşta üretmek istemiyor. İran’da, kendi coğrafyası dışında bir savaş alanı arıyor. Lübnan çok küçük bir ülke olduğu için uygun değildi, Arap baharı Suriye’ye geldiğinde, aradığı fırsatı ve ülkeyi buldu. Beşar Esed nam hain ise, İran’ın ve diğer ülkelerin kendi müttefiki olduğunu zannediyor.
*
Suriye meselesinde, doğu ile batının yaptığı, yapacağı yığınak, lokal dünya savaşı içindir. Bunu ilgili tüm ülkelerin unutmaması gerekiyor. İran ve Suriye artık çığırından çıktı, çılgınlık eşiğinde yaşıyor. Bu sebeple, tüm hesaplar, İran ve Suriye’nin çılgınlığı dikkate alınarak ve lokal dünya savaşı çerçevesinde yapılmalıdır.
Büyük kuvvetler, yanlarına aldıkları küçük ülkelerin mağlup olmasını istemezler fakat savaştan da ağır hasarlı olarak çıkmasını arzu ederler. Ne kadar ağır hasarla çıkarlarsa, kendilerine o kadar muhtaç hale gelirler çünkü. Bu sebeple Rusya ve Çin, İran ve Suriye’nin galip gelmesini isterler ama yerle bir olmasından da memnun olurlar. Yine batı bloku, Türkiye ve Suriye muhalefetinin galip gelmesini isterler ama Türkiye ve Suriye’nin yerle bir olmasına mani olmazlar.
Suriye merkezinde çıkacak lokal dünya savaşının, doğu ve batı blokları tarafından, Türkiye ve İran’a sıçratılması ihtimali yüksektir. Özellikle Arap baharının devam ettiği ve İsrail’in çevresinin kuşatılmaya başlandığı bu gün, İsrail’in güvenliğini sağlayacak tek ihtimal, Türkiye, İran ve Suriye’nin yerle bir edilmesidir. İsrail’in savaşa bile girmesine gerek kalmaksızın böyle bir netice elde etmesi, Suriye merkezinde gelişen bu tehlikeli olay atlatıldığında bir daha eline geçmeyecek bir fırsattır.
*
Suriye’nin Türk savaş uçağını vurması ile başlayan yeni süreç, dikkatli yönetilmeli. Suriye zaten cephe ülkesi haline geldi, Türkiye ve İran’ın da cephe ülkesi haline gelmesi, dehşet bir lokal dünya savaşı demektir. Suriye merkezinde lokal dünya savaşı mukadderse, bu savaşın alanını genişletmemek birinci önceliğimiz olmalı. Türkiye, ne pahasına olursa olsun, lokal dünya savaşını, Suriye dışına taşırmamalı. Türkiye’nin buna gücü yetmeyebilir, bu durumda Türkiye’yi savaş alanına dahil etmemelidir.
Batı blokunun Suriye’de mevzilenmesi (yığınak yapması) ve doğu blokunun lokal dünya savaşı restini görmesi, Lübnan ve İran’ı da içine almakla neticelenebilir. Suriye merkezindeki dünya savaşına giren batı bloku, çok büyük ihtimalle, Lübnan (Hizbullah) ve İran meselesini de aradan çıkarmaya niyetlenecektir. Bu ihtimal dehşet senaryosudur.
İran, Müslümanların dertleriyle ilgilenmediğini gösterdi. Suriye’deki diktatöre her türlü desteği vermekle tarafını seçti. Bölgede akl-ı selimle düşünüp siyaset ve strateji geliştirecek tek ülke Türkiye kaldı. Suriye merkezindeki lokal dünya savaşı kaçınılmaz görünüyor, en az zararla atlatmanın yolları bulunmalı. Bunu yaparken, sadece Türkiye için değil, bölge için hassasiyet taşınmalı ve strateji geliştirilmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir