SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?

SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?
Strateji, dünya görüşünün temel hedeflerine ulaşmanın “büyük düşünce” formlarıdır. Temel hedefler… Mesele bu ifadede gizli… Yani, ara hedefler veya küçük hedefler için strateji oluşturulmaz, onlar için taktikler, manevralar vesaire vardır. Zaten taktikler, stratejileri gerçekleştirmek için, büyük stratejik hedeflere ulaşmak için küçük hedeflere yönelen, küçük düşünce formlarıdır.
İslam irfanının “kem alat ile kemalat olmaz” veciz sözü ve ölçüsü, strateji geliştirmenin ana kriteridir. Güzergah ile istikamet, yol ile hedef, usul ile esas arasında mutabakat kurulamadığında, stratejik düşünce geliştirilemez. Hedef, yolun bizzat kendisidir. Yola elde edilenlerin yekunu, hedefin muhtevasıdır. Hedefe ulaşıldığında, yolda elde edilenler ile hedefte elde edilmesi umulanlar arasında mahiyet farkı varsa, hedefe ulaşılmamış olur. Şekil olarak hedefe ulaşılmış olması, ahmakların anlayışlarına uygundur.
“Her yol mübah” şeklinde formüle edilen stratejik anlayış, “fahişe ahlakıdır”. Fahişe ahlakı, en kıymetli varlığını para karşılığı satmaktır. Müslümanlar böyle bir anlayışın hayalini dahi kuramazlar, rüyalarında görseler, tövbe istiğfar etmelidirler.
İktidar olmak, İslam’ın nihai hedefi değildir. Nihai hedefi daha ulvi bir seviyededir. İktidar olmak, stratejik hedef olarak kabul edilebilir ama stratejilerin hedefi olamaz. Bu sebeple iktidar olmak, “ara hedeflerdendir”. Büyük bir hedeftir ama İslam’a göre yine de ara hedeftir. İktidar olma yolunda kirlenenler, iktidar olmuş sayılmazlar.
Savaş hukuku ile barış hukuku arasındaki farkı bilenler, ne dediğimizi anlıyorlar. Müslümanlar arasındaki savaşlarda bile “İslam savaş hukuku” tatbik edilmez. Bu içtihat Hz. Ali’nin içtihadıdır. Cemel vakasının neticesinde İslam savaş hukukunun tatbikini isteyen kendi askerlerine karşı şiddetli ve hiddetli bir tavrı var. Bu açıdan bakıldığında, Müslümanlar arasında cereyan etmesi muhtemel savaşlarda, İslam savaş hukuku tatbik edilmez. Zaten Müslümanlar arası savaş, zaruret sınırında ancak vaki olabilir ve bu savaşa zarureten (kendini savunmak mecburiyeti ile) giren taraf haklıdır. Savaş hukukunun tatbik edildiği gayrimüslimler ile yapılan savaş, Müslümanlar ile yapılan savaş ile karıştırılmamalıdır.
Mazlum halkların durumu nedir? Gayrimüslim olsa bile mazlum halkların durumu, Müslümanlar arasındaki savaş gibidir. Mazlum halklara karşı savaş hukukunu uygulamak mümkün olmaz. Bir ülkede zalim birisi veya zalim bir iktidar veya zalim bir rejim varsa, halk, gayrimüslim olsa da haklıdır ve Müslümanlar o halkın yanındadır.
*
Suriye’deki vahşet ve zulüm, hangi noktadan bakarsanız bakın, Şia’nın, İran’ın, Suriye’nin ve Hizbullah’ın hesabına yazılacak bir insanlık suçudur. İran’ın Suriye’deki vahşete doğrudan iştirak etmesi, hiçbir stratejik yaklaşımla izah edilemez. Bu vahşet ve zulüm stratejik yaklaşımlarla savunulması, fahişenin hayatta kalmak (canın muhafazası birinci farzdır) için fuhuş yapmayı savunması gibidir. “Kem alat ile kemalat” iddiasında bulunmaktır ki, Şia’nın tarih boyunca ne kadar boş işlerle uğraşıp, bir türlü ilim, tefekkür ve irfanda gelişemediğini gösterir.
Suriye’de, hakim olan rejim ve başındaki hayvan, hiçbir şekilde İslam ile ilişkilendirilemez. Buna mukabil isyan edenlerin kahir ekseriyeti Müslüman’dır. Esed gibi bir “belhüm adal” nam mahluka karşı sadece gayrimüslimler isyan etse bile, halkı savunmak gibi yüksek bir vicdan ve merhamet sahibi olması gereken Müslümanlar, Esed’in yanında yer alıp halkı (ve Müslümanları) misilsiz bir vahşet ile katledemez. Bunu yapanların Müslüman olup olmadığını değil, insan olup olmadığını tartışıyoruz. İslam, insana hitap eder, hayvana değil… Suriye’deki vahşet, katliam ve saire her türlü gayriinsani işleri yapanların hayvan olduğu hususunda tüm dünyanın ittifakı (vicdanlı insanların ittifakı) var. Bu aşamayı geçmeden Müslüman olup olmadıklarını neden tartışalım ki?
FARUK ADİL

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir