TABANI AYIRALIM, TAMAM, AMA NASIL?

TABANI AYIRALIM TAMAM AMA NASIL?

Fethullah Gülen örgütünün tabanı ile tavanı arasında ciddi bir uçurum var, tavanıgerçekten bir ihanet şebekesine dönüşmüş durumda. On metre ilerisini görecek kadar feraset sahibi her Müslüman bunu anladı. Gizli örgütlenmelerin gerçekten de böyle bir problemi var, taban, tavandan haberdar değil. Gizli örgütlenmede kural, tabanın tavanı sorgulaması yasaktır. Zaten prensip olarak serbest olsa da, sorgulama imkanı fiilen yoktur. Fiilen sorgulama yolu açık tutulsa da, tavanın ne yaptığından tabanın haberi olmayacağı için sorgulama havanda su dövmek gibidir.

Gizli örgütlenmede teşkilatın tüm bünyesi “sır” mefhumu üzerine kurulur. Her ferd ve her birim kendi işiyle ilgili meseleleri bilir, başkalarının alanına giremez, girmeye çalıştığında “ajan” damgası yer ve ihraç edilir. Hiç kimse bilmemesi gereken bilgiye talip olamaz, o bilgiye talip olmanın ajanlık olduğunu bilir. İllegal örgütlenmenin tabiatı budur, eğer illegal örgütlenmeye karar vermişseniz, bu prensipler doğrudur da. Hem illegal örgüt kuracaksınız hem de tüm bilgileri herkes bilecek… Böyle bir şey olmaz.

Kendi içinde tutarlı olan illegal örgütlenme bünyesi, iki temel esasa dayanır, sır ve itimat… Bildiğiniz sırrı saklayacaksınız, bilmediğiniz (başka şahıs veya birimdeki) sırrı ise sormayacak, ona güveneceksiniz. Kadrolarınız sağlam ise güçlü bir teşkilat kurabilirsiniz ama bilmelisiniz ki illegal örgütlenme arızidir, geçicidir, olağandışıdır. Normal olan “açık teşkilat”tır, gizli teşkilata yönelmişseniz buna bir ömür biçersiniz, o süre dolduğunda (tabii ki hedefinize varmışsanız) kendinizi kamuoyuna sunarsınız.

Kendi içinde tutarlı olsa da, gizli örgütlenme en fazla istismar edilebilecek bünyedir. İçinize bir tane ajan girdiğinde veya bir tane istismarcınız olduğunda vay halinize… Gizli örgütlenme sır ve güven esasına dayandığı için, ajanı deşifre etmek fevkalade zordur, istismarcının ortaya çıkması çok uzun zaman alır.

İllegal örgütlenmeler, diktatörlüklerde, ağır zulüm altında, başka çare olmadığı durumlarda geçerli bir yoldur. Sadece yirminci asır tecrübesine baktığımızda bile görünen o ki, gizli örgütlenmelerin kahir ekseriyeti yabancı gizli servisler tarafından kurulmuş, deşifre olması onlarca yıl sürmüştür. İnsanlar Allah rızası için canlarını feda ederken, teşkilatın merkezindeki yabancı servis ajanları, tabanın şehadet zannettiği ölümlerinden fayda devşirmiş, genellikle de İslam’a ve Müslümanlara zarar vermiştir. Müslümanların birbiriyle savaşması, birbiriyle mücadele etmesi, birbiriyle sürekli tartışmasının arkasında bu tür örgütlenmeler ve anlayışlar var.

*

Gizli (illegal) örgütlenmeler, aşağıdan yukarıya bilgi akışını, yukarıdan aşağıya “emir” akışını mümkün kılar. Fikir zaten olmadığı için, fikir akışı aranmaz. Kararların tartışılması ise bilgi ile değil fikir ile olur. Sistem fikre müsaade etmediği için, aşağıdan yukarıya bilgi ve kaynak akışını, yukarıdan aşağıya doğru da “emir” akışını sabitler. Fikir yoksa fikir adamı yoksa tartışma yoktur, bu durumda sadece bilgi ve emir vardır.
İllegal örgütlerde aşağıdan yukarıya doğru imkanlar (bilgiler, paralar vesaire) akar, imkanların değerlendirilmesi, kullanılması, dağıtılması “yukarıda” gerçekleştirilir. Herhangi bir birimin yukarıya gönderdiği imkanlar mesela yüz birimse, yukarıdan aşağıya doğru aynı birime mesela on birim iner ve bu durum, “neden böyledir, bizim gönderdiğimiz imkanların yüzde doksanı nereye gitmiştir” şeklinde soru ve sorgu konusu olmaz, olamaz. Tavan (yukarı), kendine bağlı birimlerden gelen imkanın ne kadarını kendi şahsına ayırır (yolsuzluk yapar) ne kadarını daha yukarıya gönderir, ne kadarını örgütün maksatları dışında bir merkeze havale eder, bütün bunlar “sır” mefhumunun çelikten perdesi altında gizlenir. Sır mefhumunun çelik mahfazasından daha sağlam olan unsur ise “güven”dir. Örgüt içindeki birimler, zaten gönüllü olarak sorgulamazlar, onlar abilerine (yukarıya) sınırsız bir güven duymaktadırlar.

*

Fethullah Gülen örgütü, “itimat” altyapısını, emirlerin Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamdan alındığını söyleyecek kadar sağlam kurmuştur. Emirler O’ndan alındığına göre, o emirlere itaat, iman gereğidir, itimat altyapısının sağlamlığına bakın. Bu durumda, Fethullah Gülen ile ilgili iki ihtimal kalır; birincisi “sapık bir din adamı”, ikincisi ise büyük kurtarıcı, yani mehdidir. Fethullah Gülen, kurduğu inanç sisteminde üçüncü ihtimali veya “ara bölgeyi” yok etmiş, “bana ya mehdi gibi inanın veya temelden reddedin” türünden bir tavır almıştır. Kendi bağlıları arasında Fethullah Gülen’e, herhangi bir din adamı, herhangi bir alim, herhangi bir Müslüman muamelesi yapmak imkansızdır. İslam alimlerinden bir alim muamelesi yapılsaydı, ülkedeki tüm cemaatlerin, alimlerin, fikir adamlarının yayınladıkları müşterek beyannameler bir işe yarar, örgütü dağıtırdı. Zira alimlerin kahir ekseriyeti (neredeyse tamamı) bir tarafta, Fethullah Gülen ve avanesi karşı tarafta, bu durumda akıl ne der? İslam alimlerinin çoğunluğunun görüşü doğrudur, icma orada oluşmuştur der ve o istikamete yönelir. Ama hiç etkilenmiyorlar çünkü Fethullah Gülen, bir Müslüman alim değil, başka bir şeydir.
Bir Müslüman kitleye, çağın alimlerinin tamamına yakını etki etmiyorsa, Müslüman kitle, çağının alimlerinin tamamına yakınının ne dediğini umursamıyorsa, o kitlenin durumu nedir? Doğru soru bu olsa gerek…

Karşımızda öyle bir kitle var ki, emirleri İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden aldığına inanıyor, bir milyon alimi sıraya dizsen ne yazar. Adam (Fethullah Gülen), örgütünün reisi olarak Efendimiz gösteriyor, O’nu temsil eden kişinin ise kendisi olduğunu ima veya işaret veya açıktan beyan ediyor. Buna inandığınızda yapacağınız şey nedir? Tüm alimler sapıtmış olmalıdır ve siz çağlar boyu sürecek büyük bir kahramanlık yapmaktasınız, hem de alim kisveli insanlara karşı da mücadele ederek…

Artık anlaşılmalı… Karşımızda bir fikir yok. Karşımızda zehirlenmiş bir kitle var. İslam’ın hiçbir kaynağı tesir etmiyor, Kitab-ı Kerim bile sadece Fethullah Gülen’in anlattığı şekliyle anlaşılıyor ve kabul ediliyor, başka hiçbir tefsirin dikkate alınmıyor, böyle bir kitleden bahsediyoruz. Haşhaşi lafı bile çok hafif kalmıyor mu bu manzara karşısında…

Artık anlaşılmalı… İslam, Fethullah Gülen’in ağzından çıkandan başka bir şey değil o kitle için. Fethullah Gülen’den müstakil bir din yok sanki, sanki tarihin dev şahsiyetleri gevezelik yapmış gibi… Bir alimin yüzlerce eserinin olması, efsunlanmış zihin ve kalpler için hiçbir anlam ifade etmiyor, Risalet beyanları Fethullah Gülen’in şerhi dışında anlaşılmıyor, Kitap Fethullah Gülen’in tefsiri haricinde okunmuyor. Böyle bir hastaya teşhis koymaya gözü kesen bir alim, bir fikir adamı var mı?

*

Bu örgütü çözeceğine inananlar, örgütü tanımayanlardır. Örgütün inanç esaslarından birisi takiyye olduğu için, örgüt mensuplarının bazen makul davrandığını görenler, tabanı ile tavanını birbirinden ayırmanın yolunu arıyor, bunun mümkün olduğunu zannediyor. Ve zaman kaybediyor.

Örgütün tabanının samimi olduğu doğru, tavan gibi ihanet içinde olmadığı da doğru…İkisini birbirinden ayırmak gerektiği de doğru… Mesele şu; teorik doğruları tekrar ederek zaman kaybetmeyelim, Fethullah Gülen’den gelen emirlerin, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamdan geldiğine inanan bir tabanı, tavandan nasıl ayıracağız? Soru çok net, var mı bir fikri olan?

Karşımızda bir fikir yok, bir fikir hareketi yok, bu sebeple bir fikre yönelmiş insanlar yok. Fethullah Gülen, özel bir terkiple imal ettiği tarihin en dehşetengiz zehrini, yine tarihte görülmemiş bir usulle bağlılarına zerkediyor. Karşımızda, panzehri imal edilmemiş bir zehir var. Panzehri imal edilmedi zira bu zehir yeni, zaten yeni deşifre oldu. Bu zehrin panzehrini imal edene kadar beklemeye tahammülümüz yok, geriye kalan tek yol, cerrahi müdahale…

*

Biz tabanı tavandan ayırmaktan bahsederken, adamlar yüz bin kişilik orduyu (yani tabanı) seçimlerde görevlendirmekten bahsediyorlar. Taban dediğiniz “aldanmış ruhlar”, adanmış olduğu vehmiyle, namluya mermi olarak sürülmeye hazırlar ve öyle bir görevlendirmeyi “iltifat” olarak görüyorlar. Silahı tutan kolu kesmezseniz (cerrahi müdahale yapmazsanız), mermi namludan tek şekilde çıkar, o şekliyle çıktığında da karşısındakinin kalbine girer.

Tabanı tavandan ayıralım tamam… Ama bu işi nasıl yapacağımıza dair bir fikri ve teklifi olmayanlar, bu lafı tekrar edip durmasın. Onlar masum dediğiniz adamlar, babalarıyla kavga ediyorlar, kardeşlerinin canına okuyorlar, annelerine kan ağlatıyorlar. O masum adamların ilk eseri, aile faciaları oldu, ikinci hamlede ülke helak olacak.

Tetiği çekeni suçlamak ve mermiyi masum ilan etmek, fikir konforuna uygun… Ama artık konforu bırakıp, meselenin künhüne doğru bir yolculuk yapma vakti geldi. Herkes kendi çevresindeki aile facialarına bir baksın, en azından ondan sonra bu konuda fikir beyan etsin. Masum denilen adamlar kurşun soğukluğunda bir mermiye dönmüş, ebeveynine bile merhamet etmez hale gelmiş, hangi ayrımdan bahsediyorsunuz.
Cerrahi müdahalenin geciktiği her saniye hastalık müzminleşiyor, korkarım bir müddet sonra cerrahi müdahale bile işe yaramaz hale gelecek.

*

Bu yazı asla “taban ile tavanı birbirinden ayırmayalım” fikri üzerine bina edilmemiştir, evet, bu yapılmalıdır. Ama bunun yapılıp yapılamayacağı iyi tetkik edilmelidir, yapılabilecekse nasıl yapılacağı üzerine fikir imal edilmelidir. Ve asla unutulmamalıdır ki, Fethullah Gülen, tabanda, farklı örgütlenmelere gidiyor. Tabanın bir kısmını mücadele için cepheye sürdü, bir kısmını ise takiyyeyle tekrar gizliliğe gömdü. Takiyye ile üzerine şal örtülenler, yarın kendi tabanı ve medyası tarafından hain ilan edilecek, biz de onların örgütten ayrıldığını zannedeceğiz. Oysa onlar, yeni bir örgütlenmeye girmek için takiyye yapacaklar, kendilerini perdelemek için de örgütün deşifre olanlarına karşı bile takiyye yaparak “hain” muamelesi görmeyi göze alacaklar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir