Şehitlerin kanı yüzümüze değiyor/ kaatil: ABDHDPKK’dır

Şehitlerin kanı yüzümüze değiyor/ kaatil: ABDHDPKK’dır

İstanbul Beşiktaş’taki 44 şehidin ardından Kayseri’den gelen 14 şehidimizin haberi yürekleri dağladı.
Gün, vatan ve şehitler günüdür. Din ü devlet mülk ü millet için kıyama duralım!
Ey Türk Ülkesi’nin sahipleri! Kardeşlerin bir bir şehit olup geliyor.
Ey Türk askeri! Ey Türk polisi! Vakit kışlalarda kışlamanın vakti değil.
Şehitlerin kanı yüzümüe değiyor, canımız acıyor, şühedanın ruhu yüreğimizi sızlatıyor.
BU GELEN ŞEHİTLER KİMLERDİR?
Bu gelen şehitler kimlerdir? Bilir mi Vatan-ı İslâmiyye şuurundan mahrum zümreler? Bu ülkenin kremasını yiyen mütegallibe beyaz zümrelerin, liberal-laikçi seçkinlerin, nemelâzımcıların, lüpçü ve eyyamcıların umurlarında mıdır niçin şehit oldukları?
Vurun askerler vurun PKK’lıları! Gün vatan ve şehitler günüdür. Şüheda adına vurun Allah aşkına! Tekbir eşliğinde bütün savletinizle vurun PKK kâfirine! Vurun ki bitsin bu belâ.
Peygamber ocağı olan Türk ordusunun varlığı bombalanıyor. ABDHDPKK denen kahpe câniler fütursuzca saldırıyor. Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

Ukrayna günlüklerinin sonuncusunu 14.04.2014 tarihinde yayınlamıştık, başlığı da “İç savaş başladı” şeklindeydi.

Önemli gelişmeleri özetleyelim;

1-Kiev yönetimi, sivillerden oluşan bir kolordu kuracaklarını açıkladı. Sivillerden oluşan kolordu demek, milis oluşturmak demektir. Kiev yönetimi, milis teşkilatları oluşturmakla, aslında batıdan, özelliklede ABD özel güvenlik şirketlerinden gelecek olan silahlı birimlerin kamuflajını hazırlamaktadır. Kiev yönetimi, batıdan askeri yardım (özellikle de muharip sınıftan asker desteği) almadan ülkenin doğusundaki Rus ordusunun “yerel milis” görünümlü askerlerine karşı operasyon yapmayı göze alması mümkün değil. Çünkü Rusya hem lojistik olarak meselenin arkasında hem de doğrudan muharip sınıftan askerlerini yerel milis olarak sahaya sürmektedir.

2-Kiev yönetimindeki silahlı birimler bölgede operasyonlara başladı, ilk çatışmalar yaşandı, karşılıklı kayıplar verildi. Ülkenin doğusundaki Rus birlikleri barikatları artırıyor, kuvvetlendiriyor, mühimmat yığınağı yapıyor. Kısa zaman içinde mevziler kazmaya, cephe hatları oluşturmaya başlayacaklar. Çatışmalar ilerlerken tarafların yaptığı açıklamalar, “son dakika müdahalesi” yaşanmayacağını gösteriyor. Taraflar sert tepkiler veriyor ve tansiyonu sürekli yükseliyor.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(14.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLADI

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(14.04.2014)-İÇ SAVAŞ BAŞLADI

Kiev yönetimi, ülkenin doğu bölgelerindeki Rus yanlılarının devlet kuruluşlarını işgaline daha fazla dayanamadı ve terör operasyonu başlattı. Müdahale için verilen sürede silah bırakmayan Rus (yanlısı) milisler, silahlı müdahaleye karşı direnişe geçtiler. Rus milisler Kiev yönetimine direniyor, Kiev yönetimi ise Rus işgaline karşı direniyor. İlginç bir durum…

Ülkenin doğusundaki Rus azınlıklar, Rusların eğitimli birliklerinin kamufle edilmiş sivil milis olarak bölgeye sevkedilmesiyle birlikte direnişe geçtiler. Rus ordu birliklerinin kıyafetlerini değiştirerek girdiği bölgede, Rus azınlıkları örgütleyip silahlandırmasıyla oluşan yerel direniş güçleri devleti işgal ediyorlardı. Kırım tecrübesinden sonra bu duruma göz yummayan Kiev yönetimi, anlaşılan o ki iç savaşı göze alarak müdahale etmeye karar verdi ve kararını tatbik etti.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-TARAFIMIZ VE TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-TARAFIMIZ VE TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?

Ukrayna krizinde Türkiye’nin tarafı ve tavrı ne olmalıdır, nasıl bir siyaset izlemeli, hangi stratejileri geliştirmelidir? Ukrayna meselesi, büyük kriz istidadı taşıdığı için, çok boyutlu siyaset, çok katmanlı strateji ve sayısız taktik manevra gerektirir. Kaba bir bakışla, sağ tarafta veya sol tarafta yerimizi almak gibi bir tavır takınamayız.

Siyasetimizin temelleri (sabitleri) nelerdir? Önce bu soruyu cevaplamalıyız. Nelerden vazgeçemeyeceğimizi bilmemiş şart, pahası ne olursa olsun vazgeçemeyeceğimiz esasları bilmeliyiz ki siyaset geliştirebilelim.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(08.03.2014)-SELİM ATALAY’IN TEŞHİSİ DOĞRU

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(08.03.2014)-SELİM ATALAY’IN TEŞHİSİ DOĞRU

ABD’den yazan Star gazetesi yazarı Selim Atalay, 08.03.2014 tarihli yazısında dikkat çekici teşhisler yapıyor. Yıllardır ABD’yi içeriden takip etmiş birisi olarak, teşhisleri takip edilmeye değer niteliktedir.

Selim Atalay, ABD’deki siyasi kültürün başarısızlık figürü haline gelmiş olan başkan Carter’dan bahsediyor.

“Bir ABD Başkanı için en büyük talihsizlik, Başkan Carter’a benzetilmektir. ABD Başkanı’na -Carter- demek, ağır hakarete girer. Demokrat Carter, 1977-81 arasında başkandı, iyi niyetli birisiydi. Ancak öyle talihsiz bir ortama düştü ki, içeride ABD ekonomisi yol kazasına uğradı. Dışarıda Rusya Afganistan’ı işgal etti, İran’da devrim koptu ve ABD elçiliği işgal edildi, diplomatlar rehin alındı. Carter seçimde Cumhuriyetçiler’e karşı ağır bir yenilgi aldı, arkasından teneke çaldılar.”

ABD’deki siyasi kültürün figürünü kısaca tarif ettikten sonra Başkan Obama’nın Carter’a benzetildiğinden bahsediyor.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(07.03.2014)-İÇSAVAŞIN ALAMETLERİ VAR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(07.03.2014)-İÇSAVAŞIN ALAMETLERİ VAR

Kırım’ı işgal eden Rus askerleri, yüzleri maskeli, rütbesiz, kimliksiz, asker-gerilla-militan karşımı bir görüntüye sahip… Rusya, o silahlı kişilerin kendi askeri olmadığını iddia ediyor, Kırım’ın milis güçleri olduğunu söylüyor. Buna karşılık dünya biliyor ki o silahlı kişiler profesyonel askerdir ve Rusya ordusuna mensuptur.

Rusya bunu neden yapıyor veya böyle bir şey neden yapılır? Hayati soru bu?

Bir ülkeyi askeri işgal ile ele geçirmeyi, milletlerarası hukuka göre uygun görmez ama işgal de etmek isterseniz, resmi olmayan yollarla silahlı kişileri sevk edersiniz. O ülke veya bölgedeki yerlilerden milis kurma imkanınız varsa, en doğru ve risksiz yol budur ama böyle bir imkanınız yoksa veya olmasına rağmen işiniz acil ise, kendi ordu armanızı taşımayan, resmi kıyafetlerinizi giymemiş silahlı kıtalar sevkedersiniz.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(06.03.2014)-İÇ SAVAŞ ÇIKAR MI?

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(06.03.2014)-İÇ SAVAŞ ÇIKAR MI?

ABD dünya kabadayılığından vazgeçemiyor, her ne kadar dünya kabadayılığına devam edecek gücü kalmasa da, bir anda vazgeçmesi mümkün görünmüyor. “Tamam, ekonomik kriz yaşıyorum, savunma bütçemde kesinti yapıyorum, asker sayımı azaltıyorum, dışarıdaki askerlerimi anavatana çekiyorum ama neticede dünyanın tek süper gücüyüm, ben varken bu kadar pervasız hareket edemezsin” mealinde şeyler söylüyor, satır aralarında. ABD tabii ki bir anda dünyadaki tüm iddialarından vazgeçemez, ne haliniz varsa görün diyemez. Bu mesele en azından bir gurur mevzuudur ve fakir de olsa gururlu bir süper güç var. Esprisi bir tarafa, ABD’nin gerçekten de ciddi bir gücü kalmadı ve yurt dışı askeri operasyon yapacak halde değil. Buna rağmen bir anda cepheden çekilmeyi kendine yediremiyor ve AB’den çok daha sert tepkiler veriyor. Veriyor da ne oluyor? Rusya tınlamıyor, takmıyor, hatta gevezelik babından şeyler yapıyor.

AB ülkeleri ise ABD kadar bile tepki gösteremiyor. Gösteremezler çünkü AB ülkeleri hem ABD kadar güçlü değiller hem de Rusya’ya doğrudan ihtiyaçları var. ABD, AB ülkelerini en az kendisi kadar sert tepki vermeye ikna edemezse, kendisi de yumuşayacak ve AB’ye, ne haliniz varsa görün diyecek. Tabii ki bunu “resmi olarak” hiçbir zaman demeyecek ama kapalı kapılar arkasında “canınız cehenneme” demekten de kaçınmayacak.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(05.03.2014)-UKRAYNA MİLAT OLACAK MI?

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(05.03.2014)-UKRAYNA MİLAT OLACAK MI?

Ukrayna krizi derinleşiyor. Birkaç günlük gelişmelere bakıldığında, çözüme doğru giden bir süreç görünmüyor. Batı tarafı konuşmakla meşgul, Rusya tarafı ise işgal ile… İşte dengesizlik tam olarak bu noktada, yani Rusya hamlesini fiilen yaptı, batı tarafı ise nasıl bir hamle yapacağını tartışıyor. Tartıştıkları hamleler içinde ise askeri seçenek yok. En azından bugüne kadar askeri seçeneğin konuşulduğuna dair bir alamet yok.

Batı sürekli ve yoğun olarak ekonomik ve diplomatik tedbirlerden bahsediyor. Öncelikle diplomatik tedbirlerin hükmü kalmadı, Rusya sahaya girdi. G-8 toplantısı iptal edilecekmiş de, Rusya’ya ekonomik ambargo uygulamak mümkünmüş de… Rusya ise batıya nispetle sessiz duruyor, sessiz duruyor ama askerleri sahayı işgale devam ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(04.03.2014)-KIRIM’A YAPILAN YATIRIMLAR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(04.03.2014)-KIRIM’A YAPILAN YATIRIMLAR

Akparti’nin bir özelliği var, bir işe başladıklarında kimsenin haberi olmuyor, yıllarca bir şeyler yapıyorlar ama kamuoyuna yansımıyor. Ortaya çıkması için çok önemli bir gelişme olması gerekiyor. Bu durumdan şikayetçiyim, Allah Rızası için yapmanızı anlıyorum ama biz de bilmek istiyoruz.

Bu misallerden biri de Kırım Tatarları ile ilgili yıllardır yapılan işler. Ukrayna karışmasa, Rusya asker göndermese konudan haberimiz olmayacak. Star Gazetesinden, Ardan Zentürk’ün Ahmet Davutoğlu ile yaptığı ve gazetede 03.03.2014 tarihinde yayınlanan röportajdan iktibas edelim;
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA’DA DENGELER YENİDEN KURULUYOR

UKRAYNA’DA DENGELER YENİDEN KURULUYOR

Ukrayna, Rusya ile AB (ve onun da arkasında ABD) arasında sıkışmış bir ülke. İki büyük güç merkezinin ortasında bulunan, her ikisine de komşu olan Ukrayna, iki tarafın güç mücadelesinin savaş alanı. Devrik iktidar Rus yanlısıydı, yeni fiili iktidar AB yanlısı… Ülkede Ukrayna yanlısı bir siyasi hareket yok. İki güç merkezinin çekim alanında bulunan ülke, bağımsız olma, bağımsız düşünme, kendi merkezinde varolma imkanına sahip değil. Tipik bir uydu-devlet modeli… Ülkedeki siyasi soru tek; “AB yanlısı mısın, Rus yanlısı mı?”.

Coğrafyanın jeo-stratejik konumu ve etkisi, siyasi düşünceleri vakumluyor. İki güç merkezini ayıran çizgide olmak, zıt kutuplar arasındaki çekimin geriliminden kurtulmayı imkansızlaştırıyor. İki zıt cereyanın çekim alanında olmak, düşüncenin kendinde merkezleşmesini, bağımsızlaşmasını, saflaşmasını engelliyor. Çekim ve çekimin oluşturduğu gerilim o kadar yüksek ki, Ukrayna taraftarı olan bir siyasi hareketin doğumuna fırsat vermiyor.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ
Ukrayna’da ciddi hadiseler yaşanıyor. Rusya’nın askeri müdahalede bulunması, bugüne kadar siyasi süreçleri takip eden krizi başka bir alana taşıdı.
Ukrayna krizi büyük olaylara gebe gibi duruyor. Büyük güçlerin mücadele sahası haline gelen Ukrayna, sıcak çatışmaların ve askeri müdahalelerin başlamasıyla birlikte dünyanın bir numaralı meselesi haline gelme istidadı taşıyor.
Batı ile doğu bloklarının çatışma sahası haline gelir ve ihtilaf ile birlikte çatışma da derinleşirse, Türkiye için ciddi fırsatların ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Türkiye, batı ile doğu blokunun ortasında bulunan ve her iki tarafı da dengeleyebilecek veya aralarındaki denge halinden faydalanabilecek bir pozisyonda.
Birçok sebeple Ukrayna krizini yakından takip etmemiz gerekiyor. Bu sebeple “Ukrayna Günlüklerine” başlıyoruz.
Okumaya devam et

Share Button

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu. Okumaya devam et

Share Button

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-
Bu konunun konuşulacak sayısız boyut var, merak ettiğimiz ve dikkatle takip edeceğimiz bir boyutu da, dünyanın ve bölgenin güçlerinin son durumunu teşhis imkanı verecek olması. ABD Suriye’ye müdahale edecek kadar güçlü mü, müdahaleyi uzun tutacak kadar kararlı mı, müdahaleyi uzun tutmak için gerekli olan kaynakları mevcut mu? ABD kamuoyu, Müslümanlar arasındaki bir meseleye müdahale etmek, bu müdahaleye kaynak ayırmak, insan kayıplarını göze almak için hazır mı veya önceki devirlerde (ve misallerde olduğu gibi) hazırlanabilir mi? Batının ve ABD’nin hızlı şekilde gerilediği, çöküş sürecine girdiği, her geçen gün biraz daha zayıfladığı istikametindeki temel teşhisimizi, Suriye’ye müdahale olursa, test edecek bir hadise ile karşı karşıya kalacağız.
Batı ve ABD ile birlikte başka anlayacağımız konular da var. İran’ın genel durumu, bir savaş durumundaki tavrını, blöf yapıp yapmadığını, savaşma iradesi, cesareti ve gücü var mı, varsa sınırı gibi bir çok konuyu anlayacağız. İran’ın Suriye’deki katil rejim ile irtibatının derinliğini, Suriye’ye müdahale edildiğinde savaşa girip girmeyeceğini, onlarca yıldır sürekli tehdit ettiği İsrail’e karşı bir savaşa girip giremeyeceğini, bu zamana kadar savurduğu tehditlerin blöf mü gerçek mi olduğunu anlayacağız. Suriye’nin gücünü, bir savaş durumunda kimyasal silah kullanıp kullanmayacağını, kendi halkı üzerinde kullandığı kimyasal silahları İsrail’e veya ABD askeri varlığına karşı kullanma cüretini gösterip gösteremeyeceğini ila ahir…
Efsaneleştirilen Hizbullah örgütünün ne durumda olduğunu, İsrail’e karşı bir varlık-yokluk savaşına girip giremeyeceğini, Müslüman halka karşı gösterdiği vahşeti İsrail ve ABD’ye gösterip gösteremeyeceğini göreceğiz. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR

İSLAMSIZLIK, İNSANSIZLIKTIR
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Secde etmediği, kendinden hakir gördüğü insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve teşkilat yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten insi şeytanlar var. Okumaya devam et

Share Button

BATININ ZİHİNLERİ İŞGALİ VE SURİYE MİSALİ

BATININ ZİHİNLERİ İŞGALİ VE SURİYE MİSALİ
Batı geriliyor ve çöküyor ama tabii ki hala çok güçlü. Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala batı kadar güçlü değil. Bu durum, yirmi yaşında, beden gücünün zirvesinde ama akıl gücünün daha başındaki delikanlı ile altmış yaşında, zinde ihtiyarlığın sonuna yaklaşmış birinin mücadelesine benziyor. Delikanlı gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü kaybediyor.
İhtiyarın zihni ufku, akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük. Yani batının sadece emperyal tecrübesinden beslenen aklı bile kırk tane Çin, elli tane Rusya eder. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık geçen ihtiyar batı, çoğu zaman doğuyu alt ediyor ama delikanlı dayanıyor, direniyor, her yediği darbeden sonra biraz daha tecrübe kazanıyor, aklı biraz daha gelişiyor. Ah… Zaman denilen efsunlu sultan olmasa, batı doğuyu paramparça edecek ama her kazandığı zaferle eriyor batı, beli biraz daha kamburlaşıyor. İhtiyarlık böyle bir şeydir, zaferin bile tadını alamaz, faydasını göremez, verimlerini elde edemezsiniz. Oysa delikanlı, her mağlubiyetinden bile tecrübe çıkarıyor, biraz daha akıllanıyor ve mağlubiyetleri tükenmesine değil, gelişmesine katkı sağlıyor.
Bu mizansen dünyanın bugününü anlatmak için çok uygun. Batının kendini yenilemesi mümkün değil, ihtiyarlar kendilerini yenileyemezler. Yapabilecekleri iş “oğul” vermekti ama artık “döl” vermenin yaşını da geçtiler, bundan sonra başlarına gelecek tek mukadderat, “yalnız başına” ölmektir. Yalnız başlarına ölmemelerini mümkün kılacak tek ihtimal, doğunun batıyı bizzat öldürüp, başında zafer şarkıları söylemeleridir ki, batının bunu tercih etmesi beklenmez. Okumaya devam et

Share Button

İSRAİL’İN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

İSRAİL’İN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI
İsrail ile ABD arasındaki münasebetleri tarif ve izah ederken kullanılan bazı şablonlar var. “ABD’yi İsrail (Yahudiler, Yahudi lobisi) yönetiyor” gibi… “Aralarındaki münasebetin asla bozulmayacağı, kopmayacağı, zayıflamayacağı düşüncesi” gibi… “ABD’nin, her ne pahasına olursa olsun İsrail’i savunacağı, destekleyeceği” yaklaşımı gibi… Aralarındaki münasebetin Katolik nikahına teşbih edilmesi gibi…
Gerçekten böyle midir? Mümkün değil, eşyanın tabiatı gereği mümkün değil, insanın tabiatı gereği mümkün değil, ABD’nin tabiatı gereği mümkün değil, İsrail ve Yahudilerin tabiatı gereği mümkün değil. Ve daha birçok sebeple mümkün değil.
İsrail kurulduğundan bugüne ABD ile münasebetlerinin yukarıdaki şablonlara uyduğu doğrudur. Zaten insanları ve dünyayı yanıltan da bu… Bu güne kadar öyle olması, öyle süreceğinin delili değil. İsrail ile ABD arasında bugüne kadar gelen münasebet yoğunluğu, konjonktüreldir (devridir). Münasebetlerin İsrail kurulduğundan beri yani varolduğundan beri aynı şekilde devam ediyor olması, insanlarda “zihni tortular” oluşturuyor, bu tortular da münasebetler hakkında “daimilik vehmi” üretiyor. Münasebetlerin devri (konjonktürel) olduğu gerçeğini perdeliyor. Yeryüzünde ilelebet devam edecek dostluk bulmak ne mümkün, keza ilelebet devam edecek düşmanlık. Okumaya devam et

Share Button

İSVİÇRE ORDUSU SAVAŞA HAZIRLANIYORMUŞ!!!

İSVİÇRE ORDUSU SAVAŞA HAZIRLANIYORMUŞ!!!
Sabah gazetesinin internet sitesinde 15.10.2012 tarihinde yayınlanan bir haber dikkat çekici. “İsviçre ordusu savaşa hazırlanıyor” başlıklı haber, bir taraftan komik bir taraftan da Avrupa’daki durumun ciddiyetini göstermesi bakımından ibret verici.
“İsviçre ordusunun, Avrupa’daki mali kriz yüzünden meydana gelebilecek bir isyan dalgasına karşı hazırlık yaptığı iddia edildi. Russia Today’e göre, İsviçre ordusu komşu ülkelerden gelebilecek büyük bir mülteci dalgasına karşı tatbikat yapıyor.”

Rus gazetesine dayandırılan haberin doğru olma ihtimali nedir? Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Haber bundan ibaret olsa belki dikkat etmek gerekmezdi fakat İsviçre savunma bakanının geçen hafta yaptığı konuşmanın bir kısım da haber de yer alıyor.
“Geçen hafta konuşan İsviçre Savunma Bakanı Ueli Maurer, “Önümüzdeki yıllarda İsviçre ordusuna ihtiyacımız olacağı olasılığını yadsıyamam” demişti. ABD Donanma Koleji’nden Profesör John R. Schindler, “Bakan Maurer ve üst düzey askerler, Avrupa’daki krizin son derece nahoş sonuçları olabileceğini ifade ediyor” diye konuştu.” Okumaya devam et

Share Button

VENEDİK BAĞIMSIZLIK İSTİYORMUŞ!!!

VENEDİK BAĞIMSIZLIK İSTİYORMUŞ!!!
Gazeteler son zamanlarda Avrupa ülkelerinde ayrılıkçı düşüncelerin eyleme geçtiğine dair haberler yapıyor. İtalya’da Venedik, İngiltere’de İskoçya, İspanya’da Katalanya, Almanya’da Bavyera bölgesi gibi… Avrupa’da neler oluyor? Asırlardan beri beraber yaşayan bu bölgeler, içinde bulundukları ülkelerden ayrılmayı neden istiyor? Neden bu gün istiyor? Bu sayılan bölge ve şehirler tarihten beri ayrı bir yapı arzediyor aslında ama neden bu gün açıkça bağımsızlıktan bahsediyor? İskoçya’nın 2014 de bağımsızlık referandumuna gidilmesi gündemde, konu bu kadar ilerlemiş durumda.
Venedik örneği çok ilginç… Ayrı bir dil kullanmıyor, İtalya’nın diğer bölgelerinden çok fazla bir farklılığı yok. İskoçya Venedik’e nispetle ayrı bir memleket ama Venedik’e ne oluyor? Venedik’in tek farkı (yanlış hatırlamıyorsam) tarihte bağımsız bir devlet olmasıdır, bundan başka bir farklılık yok. Dildeki farklılık, lehçeden ibaret… Okumaya devam et

Share Button

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU
Soğuk savaş döneminde, adına her ne kadar “dehşet dengesi” denmiş olsa da, dünya da bir denge oluşmuştu. Gerçekten de dehşet dengesiydi çünkü nükleer silah (ve mühimmat) dengesiydi. Sovyet bloku, dengeyi askeri merkezde kurmuştu, batı bloku askeri tahterevallinin öteki tarafında oturuyordu ama kendine başka bir tahterevalli daha yapmıştı. İktisadi ve siyasi alan… Hürriyet ve refah… Batı bloku bu tahterevallide yalnız oturuyordu. Herhangi bir alanda denge unsuru olmak mümkün hatta denge amili olmak ve dengeyi tayin etmek de mümkündü. Hangi alanda olursa olsun, dengeyi “kuvvete” dayalı olarak kuruyorsanız, esas dengeyi kaçırıyorsunuzdur, hayatın dengesini… Hayatı, kuvvet ile bir müddet etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Fakat hayatın tabii mecraları, havzaları, ihtiyaçları var. Elinizi sürekli yumruk halinde tutamazsınız, sıkılı yumruğun ömrü kısadır. Yemek bile yiyemezsiniz, birisini sevemezsiniz, bir şey üretemezsiniz ila ahir…
Sovyet bloku askeri alanda dengeyi sağlayabilmek, geri kalmamak, boşa düşmemek için sürekli o alana yatırım yaptı. Anlamadığı şey, hayatın toplam dengesini kuramadığı takdirde dengenin tarafı olarak kalma imkanının olmadığıydı. Hayat, dengeleri en az üç alanda, siyasi, iktisadi ve askeri alanlarda kurar. Birinde ilerleyebilir, dünya ile yarışabilir, öne de geçebilirsiniz. Fakat diğer alanlarda geri kalırsanız, rakiplerinizin sizi yıkmasına gerek kalmaz, siz kendi içinize çökersiniz. Askeri alandaki silah ve mühimmat yığınağı, hayatın diğer alanlarını korumak içindir, eğer hayatın diğer alanlarında koruyacak bir kıymet kalmamış veya üretilememişse, askeri alandaki gelişmişlik gerekçesini (hedefini) kaybediyor. Sovyetlerin askeri alanda yaptığı yığınak ve stok, yıkılmasını ve dağılmasını önleyemedi çünkü diğer alanlarda batı bloku arayı fersahlarca açmış ve Sovyetlerin denge kurması imkansızlaşmıştı. On binlerce nükleer başlıklı füzenin tetiğine dokunmadan mağlup oldu çünkü esas yarış başka bir kulvardaydı. Askeri denge, birinci ve ikinci dünya savaşlarının yaşandığı dönemin anlayışıydı ve Sovyetler o anlayışta takılıp kalmıştı. Okumaya devam et

Share Button

AB DAĞILIYOR İNGİLTERE AYRIŞIYOR

AB DAĞILIYOR İNGİLTERE AYRIŞIYOR
Almanya ve Fransa’nın başlattığı AB anlaşmasında değişiklik süreci, tekliyor. AB devlet ve hükümet başkanlarının toplantısında, İngiltere AB anlaşmasında (anayasa diyorlar) değişiklik teklifine direniyor. Hem de AB’den dışlanma tehlikesine karşın. Gerçi İngiltere zaten Avro bölgesine katılmamıştı, katılmadığı bir çok anlaşmanın yanı sıra… Bu sebeple İngiltere’nin direnmesi veya dışında kalması AB’yi yıkmaz. Fakat İngiltere’nin AB ile ilgili yaklaşımını küçümsememek gerekir. İngiltere, AB üyeleri içinde devlet ve siyaset meselesinde en tecrübeli olanıdır. AB üyelerinin toplamının siyasi tecrübesinden daha fazla siyaset ve sosyoloji tecrübesine sahiptir İngiltere.
İngiltere’nin AB’nin ortak para birimine girmemesi ve daha birçok ortaklığın dışında kalması baştan beri anlamlıydı. Sadece kraliçenin pozisyonunun ne yapılacağı ile ilgili bir mesele değildi bu durum. AB gibi bir birliğin ortak devlet hedefine ulaşmasının tabii ve köklü engelleri vardı Avrupa’da. AB projeksiyonu, birçok problemin çözümü gibi göründü başlangıçta fakat birçok yeni problemi de üretecek bir yapıydı. Nedende dünyanın hiçbir yerinde AB projeksiyonunun yanlışlığı ile ilgili fikir üreten olmadı. Sanki Avrupa, “ne yaparsa mutlaka doğru yapar” gibi bir anlayış vardı. Avrupa’nın her yaptığında ve söylediğinde hikmet arayan dünya, AB hedefinin Avrupa’nın başını yakacağını göremedi ve buna hazırlanamadı. Hazırlanamadığı için de birçok sıkıntıyı AB ile birlikte yaşayacak.
Dünyanın en büyük sıkıntısı, dolar karşısında ikinci rezerv para olarak kabul ettiği ve kasalarını dolara alternatif olarak doldurdukları Avrodur. AB dağıldığında ellerindeki Avroyu ne yapacaklar? Neyse bu konu ayrı… Fakat İngiltere ortak para birimine girmediği için şimdi çok rahat. AB anlaşmasının değişmesine karşı direnebilme gücünü de biraz oradan alıyor.
Doğrusu İngiltere zaten baştan AB’den ziyada beri Anglo-Amerikan ittifakı içinde yer alıyordu. AB’nin içinde de Truva atı gibi duruyordu. Fakat ne olursa olsun AB üyesiydi. Artık AB üyeliği bitecek, bitmese de sureta halde devam edecek. İngiltere’nin ayrışması, AB için dev bir kanadın kopması demektir.
AB üyeleri arasında yapılacak “mali sözleşme” ile Avro bölgesindeki ülkelerin bütçe açığı kontrol altına alınmaya çalışılacak. Bütçe açığı gayri safi milli hasılanın yüzde 3’ünü aşan ülkeler, otomotik yaptırıma tabii tutulacak. Böyle bir müdahale imkanı, AB üyesi ülkelerin “milli hakimiyetlerini” tamamen ortadan kaldıracak. İngiltere ve Macaristan dışındaki üyelerin bu anlaşmaya katılmak istediğine dair haberler geliyor. Aslında milli hakimiyeti iptal edecek böyle bir anlaşmaya hiçbir ülke katılmaz ama kriz çok canlarını yaktı. Krizin akıllarını rehin aldığı bu dönemde katılacakları anlaşma, yakın zaman sonra aralarında çok daha derin ihtilafları tetikleyecek.
*
Pekala mali sözleşmeye neden bu kadar önem veriyorlar? Mali sözleşme Avrupa’yı krizden çıkaracak bir formül mü? Sihirli formül bulmuşlar gibi konuya yoğunlaştılar. Mali sözleşmenin anlamı, ülkeler yalnız başlarına krizi çözemedikleri için beraber çözmek çabasına yönelmektir. Yalnız başına krizi çözemeyen ülkeler bir araya geldiklerinde nasıl çözecekler? Zaten bunlar AB üyesi değiller mi? Yani zaten bir arada değiller mi? Bu hallerinde çözemediklerini başka türlü nasıl çözecekler? Ha çözüm arıyorlar, doğru…
Fakat bu çözüm arayışı, birliği kuvvetlendirme değil, Almanya ve Fransa’nın hakimiyet projeksiyonu. İkisi bir araya gelip, Avrupa üzerinde sınırsız hakimiyet kuracaklar ve ülkelerin maliyelerine kadar inisiyatif sahibi olacaklar. AB üyeleri, birer eyalet haline gelecek… Olur mu? Mümkün değil. Sadece krizin ağır etkisinden dolayı itiraz edemeyecek haldeki üyeler, yakın zaman sonra patlayacak. Mali sözleşme imzalanıp da etkileri görülmeye başlanınca, hükümetler ses çıkarmazsa, halklar ayaklanacak.
AB artık hiçbir çözüm bulamayacak. Her çözüm, başka problemleri tetikleyecek ve her aşamada problemler daha da büyüyecek.
FARUK ADİL

Share Button