HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-

Devlet o kadar hassas olmadığı için sivil toplum örgütleri var değil mi? Batıda sivil toplum örgütleri biraz da devlet tarifinin eksikliğinden mi kaynaklanıyor, yani devlet vazifesini tam olarak yerine getiremediği için ek örgütler gerekiyor sanki.

Nizam, devletin bariz özelliklerinden biridir. Bir ülkede, bir toplumda nizamın olması, nizamın tesis edilmesi gerekir. Bu o kadar büyük bir ihtiyaçtır ki, mafya da herhangi bir topluluğun içine, bir şehre, bir ülkeye girdiğinde, o da bir nizam tesis eder, kendi kuralları vardır, raconu vardır. Mesele hukuk zeminine oturan, doğru hukuku da bulmuş olan, adil bir nizam olmasıdır. Hukukun üstünlüğünü temin etmeniz için hukuku üstün kılmanız gerekiyor fakat hukuku üstün kılabilmeniz için “üstün hukuku” bulmanız gerekir. “Üstün hukuk” inanılan, iman edilen hukuktur. Ya da kaynağında iman olan, iman edilmiş bir metinden (kaynaktan) süzülmüş çıkarılmış bir hukuktur. O zaman iman ettiğiniz hukuk insanların başının tacı olur. Konu iman konusuysa insanlar başına taç ediyor. İman konusu değilse ayağının altında toprak ediyor. Tepeliyor. Şimdi siz hem iman etmeyeceksiniz. İman edilecek kadar önemli olmayan bir kurallar toplamını üstün kılacaksınız. İnsanın üstün kılmasının zihni manivelası iman etmektir. İman etmediği hiçbir şey üstün değildir. Her hangi bir değeri üstün kılabilmesin tek yolu ruhu ve zihni dünyasına onu iman yoluyla yerleştirmesidir. İnsan orta yerde durur. İmanıyla yukarıya bakar. Akıl cihetiyle aşağıya bakar. Aşağısı hayattır. Her şey, aklına konu olan her şey, ayağın altındadır. Yani faydalanılan bir değerdir. Fayda temin edilen bir değerdir. Oysa imanıyla yukarı bakarken ruhuyla yücelir. Üstünlük atfı, ,üstün değer kabulü sadece imanladır. Aklıyla bir şeyi üstün kılamaz insan. Kendi kendine kılamaz. Mesela kendi aldığı kararlara riayette zorlanır insan. Fert kendi aldığı kararlara kendi yaptığı planlara uymaz. Niye? Çünkü kendi kendine inanamaz. Okumaya devam et

Share Button