“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısı elimize geç ulaştı. Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı, “Hak ile bâtıl mücadelesi devam ediyor”, “İlimsiz müçtehidler”, Akıl mı esas, nakil mi?”, “Modern akıl ve Müslüman akıl” ara başlıklarından oluşan “Akl-ı Selim mi Akılcılık mı?” başlıklı yazısı âciz kanaatime göre bir hayli önemli.

Çünkü televizyon ve gazetelerde sayısı giderek artan akılcı İslâm allamelerinin ortalığı karıştırdığı malûm. İslâm’ın akl-ı selim dediği çizgiyi şaşırıp, rasyonel bir çiğ akıl yolu tutturan bu taifenin verdiği zararlardan korunmak için adı geçen yazı kendini önemli kılıyor. Bu sebeptendir ki bazı bölümlerini paylaşmak istiyorum:

“Başlangıçta bir hakikat arayışı ve ıslah çabasıyla yola çıkıldığını kabul etsek bile, düz akılcı tavrını bugün felsefe profesöründen pop şarkıcısına kadar pek çok insanı saygısız, cüretkâr, ilimsiz, amelsiz birer ‘müçtehid’ hâline getirdiği ortada. Sadece ekranlarda ve internet ortamında değil, gündelik hayatın içinde de karşımıza çıkan bu nevzuhur müçtehidlerin yüksek perdeden ahkâm kesmeleri karşısında “Ben bunların neresini düzelteyim” çâresizliğini yaşıyorsunuz…”
Okumaya devam et

Share Button

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayısı)

Akıl ruha bağlı bir istidattır ve insanda öz olarak bulunur. Faaliyete geçmesi için inşa edilmesi gerekir. İnsanın kazandığı bilgiler, aldığı talim ve terbiye çerçevesinde tertip edilir ve akıl bünyesi oluşur. Herhangi bir talim ve terbiyeden geçmeyen insanlar, içine doğdukları cemiyetin kültür kodlarına göre bilgilenirler, bu sebeple cemiyetin ortalamasına uygun bir akıl bünyesine kavuşur.
Akıl, insanın ruhi özellikleri ile cemiyetten aldığı tesirin toplamından oluşan bir bünyeleşme halidir. Kişi, cemiyet (insan) içinde değil de hayvanlar aleminde yaşasa, zekası mevcut ama aklı inşa edilmemiş olur. İnsanlarla münasebet kurmadığı için lisan oluşmayacak, lisan oluşmadığı takdirde bilgilenme süreçleri “kelime” temelli olmayacaktır. Bu durumda zeka varlığını muhafaza eder ama bilgilenme süreci lisanın dışında gerçekleştiği için tefekkür meydana gelmeyecektir. Zihni evren en iyi ihtimalle, görülen, duyulan, hissedilen intibalarla oluşacak, bu durum ise zihni evrenin genişlemesi için kafi olmayacaktır. Okumaya devam et

Share Button

Doç. Dr. Hacı Ali BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

Doç. Dr. HACI ALİ BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

*Mülakatın takdimi
Hacı Ali Bozkurt Beyefendi, 1943 Erzincan doğumlu, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Arapça bilen ilim adamlarımızdandır. Doçenttir, felsefe sahasında mütehassıstır.
Anadolu’nun “kıymet mahzeni” olduğu fikrimiz ve umudumuz, bizi sürekli arayışa sevk etmekte, Allah Azze ve Celle ümit ve gayretimizi boşa çıkarmamaktadır. Bu cümleden olarak bulduğumuz kıymetlerden birisi de Hacı Ali Bozkurt Beyefendidir. Hacı Ali Bozkurt Beyefendi; ilmi teçhizatı, fikri derinliği, tecrit ve terkip mahareti takdire şayan bir ilim (bilim değil) adamlarımızdandır. Hem kadim müktesebatımıza vukufiyeti hem de felsefeye nüfuzu dikkat çekici derinliktedir. Ümmetin mühim ve acil meselelerinden olan “ilimlerin tasnifi” bahsine gösterdiği hassasiyet ve atfettiği kıymet, bu mevzuun unutulmuş olmasına hayret edecek kadar derindir.
Şahsiyeti hürmete, idraki itibara layık olması cihetiyle daha uzun soluklu müşterek çalışmalar yapmak temennisindeyiz. Bu mülakat, telefonda yapıldığı için hacmi küçük lakin muhtevası büyük bir çalışma oldu. Rızaları istikametinde, bununla iktifa etmek niyetinde değiliz.
Okumaya devam et

Share Button

ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME

ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME

(NOT: Bu yazı, “Reşit Akıl” isimli eserimzden nakledilmiştir)

Zihni kilitlenme hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesiyle meydana gelir. Güçlenen alan hayat alanı içinde bir girdap oluşturur ve hayatı ve hayat alanlarını kendine doğru çeker ve emer.
Hayat alanlarının dış cephesi ve iç cephesi vardır. Hayat alanı sadece dış dünyada varolan bir hayat çerçevesi değildir.
Dış dünyanın kendini kabul ettirişindeki tazyik ile beraber iç dünyanın imkanlarının buluşması neticesinde hayat alanı çerçevesi ortaya çıkar ki, dış dünyadaki hayat alanlarının her birine karşılık insan iç dünyasında bir yansıma meydana gelecektir. Bu anlamda hayat alanlarından birinin güçlenmesi sadece dış dünyada görünen hayat alanlarından birinin güçlenmesi olarak anlaşılmamalı aynı zamanda iç dünyada meydana gelen hayat alanlarından birinin de güçlenebileceği farkedilmelidir.
Hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesi, dış dünyadaki imkanlara paralel olarak dış dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi iç dünyadaki imkanlara paralel olarak iç dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde de ortaya çıkabilir.
Okumaya devam et

Share Button

AKLIN BÜNYESİNDEN KAYNAKLANAN SINIRLAR

AKLIN BÜNYESİNDEN KAYNAKLANAN SINIRLARI

(NOT:Bu yazı, “Aklın sınırları” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Aklın sınırları önemlidir. Aklın sınırları olduğu bilinmediğinde ve sınırları idrak edilmediğinde, hayatın tamamen akılla yaşanabileceği zannı oluşmaktadır. Hayatın sadece akılla yaşandığı veya yaşanabildiği zannı, insanda akıl dışında var olan birçok unsurun, kaynağın ve mekanizmanın imkânlarından faydalanmayı zorlaştırmaktadır. İnsanın kendi imkânlarını reddetmesi gibi bir durum ortaya çıkmakta ve ilginç olan nokta bunu akılla yapmaktadır.
Aklın sınırları içinde en önemli olanı, bünyesinden kaynaklanan sınırlarıdır. Zira bünyeden kaynaklanan sınırları aklın teşhis etmesi veya böyle sınırları olduğunu fark etmesi genellikle kabil olmaz. Akıl, bünyesinden kaynaklanan sınırların ötesini genellikle “imkansız” diye vasıflandırmakta ve bunların aslında bir sınır olduğunu ve sınırın aşılması halinde imkan alanına girdiğini anlamamaktadır.
*Aklın muvazeneyi muhafaza çabasından kaynaklanan sınırı
Okumaya devam et

Share Button

DÖRT ADET KİTAP BASILDI

Fikirteknesi yayınevi kitap basmaya devam ediyor, ayda dört adet kitap basma programımız aksamadan sürüyor.

Temmuz ayındaki dört adet kitap basıldı, kitapların isimleri şöyle;

1-Aklın sınırları (Haki DEMİR)
2-İnsan ahlak hukuk (Haki DEMİR)
3-Matematik-1-Matematik ve Varlık (Haki DEMİR)
4-Müslüman şahsiyetin yeniden inşası (Haki DEMİR)

Haziran ayında basılan dört kitabımız şunlardı;

1-Modernist saldırı gelenekçi direniş (Atilla Fikri ERGUN)
2-Necip Fazıl (Haki DEMİR)
3-Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf teşkilatı (Hamza KAHRAMAN)
4-Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası (Hamza KAHRAMAN)

Ağustos ayında basılacak kitaplar inşallah şunlar olacak;
Okumaya devam et

Share Button

AKIL İNŞASI (GÜNÜN KİTABI)

AKIL İNŞASI
Akıl inşası için nazari ve tatbiki bazı usul ve fikirler bu kitapta. Birinci cilt (Akıl inşası-1-nazariyat) meselenin fikri cihetini gösteriyor, ikinci cilt (Akıl inşası-2-tatbikat) ise uygulama malzemelerini ve usullerini işaret ediyor.
Öğretmenler ve ebeveynler için lazım. Sıfır yaşından itibaren neler yapılması gerektiğini, nasıl yapılması gerektiğini anlatan, bu konuda yol haritası çizen iki ciltlik eser.

20141107_161722

20141107_161742
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
16-Akıl İnşası-1-Nazariyat
17-Akıl İnşası-2-Tatbikat
Okumaya devam et

Share Button

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ (GÜNÜN KİTABI)

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ
Zeka, doğrudan ruhi tezahür halindeki bir istidat olduğu için artmaz eksilmez ama akıl inşa edilmesi gereken bir idrak merkezidir. Akıl inşa edilmediğinde, bunun için uygun talim ve terbiye usulleri geliştirilmediğinde cemiyet ortalamasına mahkum olur. Mevcut okullardaki eğitim öğretim (talim ve terbiye değil), batının temel verilerine ve metotlarına bağlı olduğu, materyalist ve evrimci bir bakışa mahkum olduğu için, ortaya çıkan akıl, “pozitif akıl formu” oluyor.
İlköğretimin akıl inşa dönemidir. Ortaöğretim ise akıl inşasının tahkim ve inkişaf dönemidir. Bizim talim ve terbiye müesseselerimiz olmadığı, zaten akıl inşası meselemizi de unuttuğumuz için batıya teslim olduk. Hem de batının eğitim-öğretim anlayışını kendi okullarımızda çocuklarımızın beynini yıkamak için kullanmak suretiyle… Kendi elimizle kendi kafamıza sıkıyoruz, batının parmağını bile oynatmasına gerek yok.
Bu kitap, aklın teşekkül sürecini, safhalarını, mevzularını anlatıyor.

20141107_155732

_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN FARKI (GÜNÜN KİTABI)

AKL-I SELİMİN FARKI
İslam’ı “pozitif akıl” ile okumak, oryantalist bir okumadır. Okuyanın Müslüman olması, pozitif akılla okunması halinde oryantalist sonuçlar çıkarmayacağını garanti etmez.
İslam, insana muhatap olduğunda önce “iman” etmesini teklif eder sonra da onda “akl-ı selim inşa etmek ister. Akl-ı Selim, İslam’ı anlamanın idrak bünyesidir ve bir kişide akl-ı selim inşa edilmemişse, İslam’ı anlama iddiası entelektüel gevezelikten ibarettir.
Ne okuduğumuz kadar, “ne ile” okuduğumuz da mühimdir. Pozitif akıl, batı uygarlığının aklıdır ve o akılla neyi okursak okuyalım, bütün yollar batıya çıkar. Akl-ı Selim ile okumak İslam’ı anlamanın ön şartıdır ve batıya karşı nazari itiraz ve isyanın kalbi ve zihni altyapısıdır.

20141107_155553
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

Ahlak meselesinin sadece “ahlak” başlığı altında tetkik edilmesi, bugünün dil ve ıstılah kaosunda meseleyi anlamayı imkansız kılıyor. Ateist birisi de çıkıyor ve ahlaktan bahsediyor, oysa onun bahsettiği ölçüler bizim (Müslümanlar) için tam bir ahlaksızlık ifadesi. Diğer taraftan kelimeler ve mefhumlar, zaman içinde mana erozyonuna uğruyor ve merkezinden ve kaynağından kopuyor, günün kültürel değerler sistemi içinde başka manalar ifade etmeye başlıyor. İslam irfanının “ıstılah haritasının” unutulduğu ve ona ulaşmanın da imkansıza yakın bir zorluk arzettiği bugün, mefhumları tetkik ederken, ana kaynağına ve ölçüsüne irtibatlayacak tavsifler elzem hale geldi. Istılah haritamızın yerli yerinde olduğu, cemiyetin olmasa bile münevver camianın anlayış çerçevesinde bulunduğu zamanlarda “ahlak” dendiğinde ne kastediliyorsa, o maksadı ifade etmek için bugün başına bir sıfat ekleme ihtiyacı hasıl oldu.

İslam irfanının “ıstılah haritasına” ulaşmanın zorlaşması, aynı zamanda ona ulaşmayı ihtiyaç olmaktan da çıkardı. Bir taraftan ıstılah haritamızı kaybettik, diğer taraftan sanki ıstılah haritası yerindeymiş, herkes biliyor ve anlıyormuş gibi ıstılahları hoyratça, ucuzca, kolayca kullanıyoruz. Bu hal, en geniş ve derin manada istismarın önünü açıyor, hatta istismara davetiye çıkarıyor.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

Teknoloji, en özet haliyle söylemek gerekirse “alet” demektir. Alet, yani bir fikrin aleti… Mesele en sade haliyle anlaşılmalıdır ki, girift terkiplerine geçit açılabilsin. Bugün kullandığımız cihazların karmaşıklığı (giriftliği) teknolojinin ne olduğunu unutturdu. Ne olduğunu unuttuğumuz için onu fikirden bağımsızlaştırdık, müstakil bir saha gibi anlamaya başladık.

Teknoloji, umumiyetle tabiatta ve özellikle de canlılardaki bazı hususiyetlerin alet haline getirilmesi, o hususiyetlerin aletlerinin imal edilmesi şeklinde, “misal” üzerinden ilerlemiştir. Yirminci asırda ancak “muhayyel” terkiplere ulaşmaya başlamış, misallerden uzaklaşarak akli ilimlerde nispeten yoğunlaşabilmiş ama hala büyük kısmı misaller üzerinden ilerlemeye devam etmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İslam şehrinin kalbi tekkedir, tasavvuftur. Hikmetin keşfini tasavvuf, zaptını (tertibini) medrese, tatbikini ise idare yapar. İslam, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir mana haznesidir. Zamanın kainata ve yeryüzüne saçtığı mana (kaderin tecellisi), her dem yenidir, asla tekrar yoktur. İnsanın da bir şeyi hariç her şeyi her dem değişir. Değişen sahada yeryüzüne saçılmış mana vahitlerini, mana haleleri içinde keşfedecek, zapt edecek, tertip edecek, idrak ve tatbikini mümkün kılacak olan müessese tekke yani tasavvuftur. İnsanda kesintisiz varlığını devam ettiren ruhtur, İslam’ın “sabitleri”, ruha aittir. İnsanın, hayatın ve kainatın değişen her yönü, ruh mihverinde yeniden teşkilatlanır, ruha hitap eden İslam’ın sabit emir ve nehiylerini mümkün kılacak bir tertibe tabii tutulur. Bu meseledeki incelik ve giriftlik, tasavvuftan başka bir mecranın altından kalkacağı bir yük değildir. Şeriat-ı Ahmediye’nin merkezi olan farzlar, ufku olan haramlar, dinin sabitleridir, merkez ile ufuk arasındaki saha ise Müslümanın hayat alanıdır. Hikmet keşfi, bu alana dairdir, bu cihetiyle farzları tahkim ve ihya eder, haramları ise sınır olarak muhafaza ederken, zuhurunu iptal eder. Merkez ile ufuk muhafaza altına alındıktan sonra, ikisi arasındaki sahanın mütemadiyen değiştiğini, değişeceğini bilmeliyiz, bilmeliyiz ki bu değişimi gerçekleştirme ve yönetme imkanımız olsun.
Okumaya devam et

Share Button

ORTA ZEKA TUZAĞI

ORTA ZEKA TUZAĞI
Bir halkın zeka haritası, yüzde seksen orta zeka gurubu, yüzde yirmiye yakın alt zeka gurubu ve yüzde bir civarında da yüksek zeka gurubundan oluşur. Bu nispetler umumiyetle biraz aşağı biraz yukarı olabilir ama zeka haritasının ana yapısını değiştirmez.
Zeka, insandaki keşif melekesi, akıl ise intibak melekesidir. Zeka, insandaki hürriyet merkezi, akıl ise nizam merkezidir. Zeka sınır tanımaz, bu sebeple keşif melekesidir. Akıl nizama meftundur, bu sebeple muhafazakardır.
Zeka doğuştan vardır ve artmaz ve eksilmez. Akıl doğuştan bilkuvve vardır ama bilfiil zuhur etmesi için teşkil, terkip ve inşa edilmelidir. Eğitim zaten insanda akıl inşası için yapılır. Zeka doğuştan olduğu için, aklın inşa sürecinde en etkili unsurdur. O kadar ki, aklın ufkunu tayin eden bir-iki ana unsurdan biridir.
Akıl, umumiyetle zeka seviyesini aşamaz. Sadece belli bir sahadaki istidat marifetiyle ve o saha ile sınırlı olmak kaydıyla zekanın ufkunu aşabilir. Aklı zekasının ufkuna ulaşamamış çok insan vardır ama aklı zekasının ufkunu (umumi manada) aşmış insan sayısı nadirattandır.
Hayatı cemiyet halinde yaşamak, aynı zamanda nizami bir altyapıyı gerektirir. Bu sebeple hayatın kahir ekseriyeti akılla yaşanır. İntibak edemeyen insan yalnızlaşır, hayatı yaşamakta zorlanır, cemiyetin dışında bir hayat sahası aramak zorunda kalır. Yüksek zekalar, zeka seviyeleriyle mütenasip bir akıl bünyesi oluşmadığı takdirde yalnızlığa mahkumdurlar. Okumaya devam et

Share Button

FETHULAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-
Fethullah Gülen, İslami ilimlere vakıf birisidir. Türkiye’de kamuoyunda bilinen alimlerin içinde, muhtemeldir ki ilk onun içine girer. İslami İlimlere vukufiyeti bilgi seviyesini aşan, derin idraki olan, yeni teşhislere ulaşan birisidir. İmal-i fikirde bulunabilen, nispeten kendi görüşleri olan, müktesebatı tekrar etmekten ibaret bir mevcudiyete sahip olmayan bir kişidir.
İslami İlimlerdeki müktesebata hakimiyetindeki maharet, dinleyenlere derinden tesir etme istidadını kazandırıyor. Hususi sohbetlerine katılıp da etkilenmeyen insan sayısı azdır, etkilenenler ise mazurdur. Zira berrak bir dil, nüfuz edici bir üslup, kuşatıcı bir tesire sahiptir. Bu istidat ve maharetlerin toplamının bir insanda cem olması vakayı adiyeden değil, nadirattandır.
Söylediği sözlerin tamamı İslam’a uygundur, buna paralel olarak, yaptığı her işi İslami esaslardan birine nispet etme istidadı inkişaf etmiştir. İslam’a uygun söz söyleme ve yaptığı işleri İslam’a nispet etme maharetlerindeki inkişaf, birçok insanı etkilediği gibi, birçok insanı da karşısında kararsız ve tavırsız bırakıyor. Öyle ki, söylediği söze yalan veya yanlış deme imkanı olmadığı için insanlar “manevi mesuliyetten” korkuyor.
Meseleye nazari çerçevede baktığımızda, idrak hacminin, yanlışa geçit vermeyecek derinliğe indiği, en azından vahim yanlışlar yapmayacağı hissine kapılmak mümkün. Zaten bu nokta mühimdir, bu derinlikte idrak sahibi olan birinin, yanlış yapıyor olması izaha muhtaçtır. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-9-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-7-
Ferd ve cemiyet insanın iki şubesidir, biri olmadığında diğer olmaz. Bunların her biri için ayrı ve müstakil fikir geliştirilmez, insan, bu iki şubesiyle birlikte varolabilir, öyleyse izah da buna muvafık olmalıdır. Ferdi esas alan liberal-kapitalist düşünce ile cemiyeti esas alan sosyalist-komünist düşünce, birini diğeri için feda eden, insanı ve hayatı anlamamış ucuz ve sathi kavrayış temrinleridir. Yirminci yüzyıl, ferd ile cemiyeti, bir bünyenin iki uzvu şeklinde değil, aksine iki zıt unsur olarak anlamakta ısrar etmekle geçti, bu zıtlık münasebeti üzerine kurulan ideolojiler arasındaki savaşlarda yüz milyona yakın insan katledildi.
Bazılarının çok matah bir şeymiş gibi gördüğü, hikmet muamelesi yaptığı felsefe ve onun işleyiş ve akış şekli olan diyalektik metot, ferdiyetçilik ile cemiyetçiliği birbirinin zıddı olarak görmek mecburiyetinde kaldı. Binlerce yıllık müktesebatı olduğu düşünülen felsefenin, ferd ile cemiyet arasındaki münasebeti bile anlamamış olması, her biri için ayrı ideolojiler üretmesi, bu ideolojilerin birbiriyle münasebetini de agoradan çıkarıp savaş alanlarına taşıması, “felsefi aklın”, sekiz ile on yaşındaki çocukların akıl yaşına eşit olduğunu göstermiyor mu? Çok küçük bir aklın bile, sakin bir zihin ile meseleye baktığında, ferd ile cemiyetin birbiriyle çatışmaması gerektiğini anlaması kabildir. Buna rağmen, iki unsur için iki ayrı ideoloji üretmek, bunları birbirine düşman şekilde mevzilendirmek, mevzilere de çok ağır yığınaklar yapmak, insanların akıllarını esir aldı, suni bir akıl bünyesi inşa etti. İnsan tabiat haritasının “insani bölgesi” dışında zincirle bağlanmış olan kapitalist ve sosyalist akıl formları, felsefenin diyalektik işleyişinin de iteklemesiyle dünyayı kan gölüne çevirdi. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-
Hem insan tabiat haritasını çizecek hem o haritadaki “insani bölgeyi” keşfedecek hem de o bölgedeki terkibi (ve muvazeneyi) anlayacak ve bu çerçevede bir hayat altyapısı inşa edecek olan sadece akıl mıdır? Bu mümkün müdür, mümkün değilse aklın payı nedir?
Öncelikle bilinmesi gereken husus, “insani bölge”nin, “insani aklın” altyapısı olduğudur. İnsani akıl, insani bölgenin eseridir, insan zihni “insani bölgede” inşa edilmemişse, ortaya çıkacak akıl da insani akıl olmaz. “İnsan ile hayvan arasındaki farklardan biri akıldır” ifadesi, çok ham bir düşünceye işaret eder. İnsan cinsi ile hayvan cinsi arasında akıl gibi bir fark vardır ama akıl, insan cinsinin tabiat haritasındaki “hayvani bölgede” de meydana gelebilir. İnsan böyle bir varlıktır, tabiat haritasının “hayvani bölgesine” yerleşmişse, o bölgenin aklını inşa eder, işte bu hayvani akıldır. Hayvani akıl hayvanda bulunmaz, iki cins arasındaki fark da budur ama insanda mutlaka “insani akıl” olacağı düşüncesi, insanın, her hal ve şartta doğru düşüneceği ve doğru yapacağı manasına gelir. Tarihin herhangi bir kesiti (en insani bir saniyelik parantezi bile) sayısız yanlışın olduğunu gösterir. Demek ki insanın doğru düşünmesi teminat altında değildir, bunun için fevkalade bir çaba gerekir.
“İnsan fikri” yoksa akıl tarifi yoktur. Ucuzcu dimağların sathi tarifi olan, “akıl, anlama ve düşünme melekesidir” cümlesi, hiçbir insani meseleyi halletmez. Zira insan cinsi, akıl ve düşünce yoluyla en vahşi hayvandan daha vahşi tatbikatları, yine akıl ve düşünce yoluyla imal ettiği aletlerle (mesela silahlarla) gerçekleştirebilmektedir. Akıl ve düşünce, hayvanlardan daha vahşi tatbikatların manivelası olabiliyorsa, “hayvan ile insan arasındaki temel farktır” denilebilir mi? Bu manada, İslam İrfanının “insan fikri” ve “akıl tarifi” dışında, temellendirilebilmiş bir insan fikri inşası ve akıl tarifi yapılamamıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ
Ülkenin üniversitelerinde hala batının bilim anlayışı ve onun tasnifi kullanılıyor. Bu o kadar Batının bilim (pozitif bilim) anlayışını esas alan ilahiyat profesörleri, o bilim anlayışına uymadığı için mucizeyi reddetmeye başladılar. Batının bilim anlayışını temel mikyas alınca, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyenin hangi manaları ihtiva ettiğini değil, o mikyasa uygun olan anlamların neler olduğunu araştırmak esas haline geliyor.
İslam irfan müktesebatındaki ilimlerin neler olduğunu, hangi tasnife tabi tutulduğunu, hangi bilgi disiplinlerine ilim dendiğini unuttuk ve umursamaz hale geldik. Oysa ilimlerin tasnifi, bilginin “nazım planı”dır, ilimlerin tasnifini yapamayan bir kültür iklimi kendi kaynaklarının bilgisini imal edemez hale gelir.
Bilgi üretmeyince üretenlerin bilgisine mahkum olunduğu gibi, ilimlerin tasnifini kendi müktesebatımızdan hareketle yapmayınca, başkalarının tasnifine mecbur oluyoruz. Batı ikliminin yaptığı bilimlerin tasnifi, bizim ilimlerimizi ihtiva etmiyor. Batının yaptığı tasnifi esas alınca, o tasnife uymayan bize has ilimlere karşı da mesafeli davranıyoruz. Oysa batı bilim anlayışının zirvesi, bizim ilim anlayışımızın eteklerine ancak ulaşır. İslam ilim anlayışı ve tefekkür çerçevesi, batı felsefesinin ve bilim anlayışının milyonlarca kat daha üstündedir. Pozitif bilim anlayışı (batı bilim anlayışı), ufku miraç olan ilim anlayışının eteklerine ulaşabilir mi? Okumaya devam et

Share Button

ŞUURLAR PATLIYOR

ŞUURLAR PATLIYOR
Mısır’da Çanakkale’den sonraki en büyük destan yazılıyor, Çanakkale’de ordumuz vardı, Mısır’da ordumuzda yok, bu zaviyeden bakıldığında silahsız mukavemetin destanı olan Mısır, Çanakkale’den çok daha büyük bir destan oldu.
Tüm dünya panikledi, herkes kendi zaviyesinden sanki çıldırdı. Bazı Müslümanlar Mısır ordusunun büyük katliamı karşısında afalladı, panikledi. Mısır ordusu, cuntası, diktatörü ve onlara destek veren batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm dünya, İhvan’ın ve Mısır halkının muhteşem mukavemeti karşısında panikledi.
Hiç birimiz Mısır’daki hadiselerin bu şekilde cereyan edeceğini beklemiyorduk. Darbe taraftarları İhvan’ın mukavemeti karşısında şaşırdığı gibi, ordunun katliamına da şaşırdı. Darbenin yapılacağını, birkaç gösteri olacağını, düşük yoğunluklu polis müdahalesiyle (hatta hiç müdahale etmeden bir müddet sonra) biteceğini düşünüyordu, halkın mukavemeti karşısında önce afalladı, birkaç müdahaleden sonra dağılmadığını görünce panikledi. Hazır değildiler, asla bu kadarını beklemiyorlardı ve bu çapta bir hazırlık yapmamışlardı. Halka müdahalenin şiddetini sürekli artırdılar, bunun sebebi, meseleyi anlamamış olmalarıydı, hazırlık yapmamış olmalarıydı. Çok basit bir düşünce yapıları var, “iki yüz kişiyi öldürdüğümüzde olmadıysa iki bin kişiyi öldürdüğümüzde olur.” Bu bir panik hali, yeniliyorlar ve kendilerini emniyette hissetmiyorlar, köşeye sıkışmış sırtlan gibiler. Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-5-TERKİP UNSURLARI-4-İMAN-3-

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-5-TERKİP UNSURLARI-4-İMAN-3-
İslam’ın teklif ettiği iman muhteşemdir. Meçhule iman edilmesi teklif edilmiştir çünkü sonsuza iman edilmesi istenmiştir. Sonsuz her zaman meçhuldür, kainattaki keşfedilmiş ve edilmemiş ilimlerin yekunu nazara alındığında da sonsuz meçhuldür. Allah’a, Allah’ın sonsuz kudretine, sonsuz ilmine iman edilmesi istenmiştir. Sonsuza iman, tabiatı gereği meçhule imandır. Sonsuz olana iman teklif edilmiştir ama aynı zamanda sonsuzun “tevhid”ine iman edilmesi emredilmiştir. Ruh bu teklife muhatap olan tek varlıktır zira ruh bu teklife muhatap olabilecek, bu teklife liyakat kesbedecek, bu teklifi taşıyabilecek kainattaki tek varlıktır. Tabiatı gereği de buna mütemayildir.
Alem-i Ervahtaki hitap lisanı, muhtemelen Allah’ın lisanıdır. (En doğrusunu Allah bilir). Öyleyse ruh, Allah’ın lisanına muhatap olmuş, onun sonsuz ilmini ilk defa ve yaratılmış olmayan bir lisan ile tahsil etmiştir. (En doğrusunu Allah bilir). Böyleyse, Allah’ın sonsuz ilmine, O’nun lisanı ile muhatap olan ruh, deryadan bir avuç su alma nispetinde de olsa, dünyadaki (kainattaki) tüm ilimleri (ve mesela tüm lisanları) öğrenmenin istidadına sahip olmuştur. (En doğrusunu Allah bilir). Bidayetin bidayetinde vakıa böyle ise, insanın her lisanı ve ilmi öğrenebilmesi, anlayabilmesi izah edilebilir hale geliyor. Okumaya devam et

Share Button