“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısı elimize geç ulaştı. Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı, “Hak ile bâtıl mücadelesi devam ediyor”, “İlimsiz müçtehidler”, Akıl mı esas, nakil mi?”, “Modern akıl ve Müslüman akıl” ara başlıklarından oluşan “Akl-ı Selim mi Akılcılık mı?” başlıklı yazısı âciz kanaatime göre bir hayli önemli.

Çünkü televizyon ve gazetelerde sayısı giderek artan akılcı İslâm allamelerinin ortalığı karıştırdığı malûm. İslâm’ın akl-ı selim dediği çizgiyi şaşırıp, rasyonel bir çiğ akıl yolu tutturan bu taifenin verdiği zararlardan korunmak için adı geçen yazı kendini önemli kılıyor. Bu sebeptendir ki bazı bölümlerini paylaşmak istiyorum:

“Başlangıçta bir hakikat arayışı ve ıslah çabasıyla yola çıkıldığını kabul etsek bile, düz akılcı tavrını bugün felsefe profesöründen pop şarkıcısına kadar pek çok insanı saygısız, cüretkâr, ilimsiz, amelsiz birer ‘müçtehid’ hâline getirdiği ortada. Sadece ekranlarda ve internet ortamında değil, gündelik hayatın içinde de karşımıza çıkan bu nevzuhur müçtehidlerin yüksek perdeden ahkâm kesmeleri karşısında “Ben bunların neresini düzelteyim” çâresizliğini yaşıyorsunuz…”
Okumaya devam et

Share Button

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

İDRAK MERKEZİ OLARAK AKIL

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayısı)

Akıl ruha bağlı bir istidattır ve insanda öz olarak bulunur. Faaliyete geçmesi için inşa edilmesi gerekir. İnsanın kazandığı bilgiler, aldığı talim ve terbiye çerçevesinde tertip edilir ve akıl bünyesi oluşur. Herhangi bir talim ve terbiyeden geçmeyen insanlar, içine doğdukları cemiyetin kültür kodlarına göre bilgilenirler, bu sebeple cemiyetin ortalamasına uygun bir akıl bünyesine kavuşur.
Akıl, insanın ruhi özellikleri ile cemiyetten aldığı tesirin toplamından oluşan bir bünyeleşme halidir. Kişi, cemiyet (insan) içinde değil de hayvanlar aleminde yaşasa, zekası mevcut ama aklı inşa edilmemiş olur. İnsanlarla münasebet kurmadığı için lisan oluşmayacak, lisan oluşmadığı takdirde bilgilenme süreçleri “kelime” temelli olmayacaktır. Bu durumda zeka varlığını muhafaza eder ama bilgilenme süreci lisanın dışında gerçekleştiği için tefekkür meydana gelmeyecektir. Zihni evren en iyi ihtimalle, görülen, duyulan, hissedilen intibalarla oluşacak, bu durum ise zihni evrenin genişlemesi için kafi olmayacaktır. Okumaya devam et

Share Button

AKIL İNŞASI (GÜNÜN KİTABI)

AKIL İNŞASI
Akıl inşası için nazari ve tatbiki bazı usul ve fikirler bu kitapta. Birinci cilt (Akıl inşası-1-nazariyat) meselenin fikri cihetini gösteriyor, ikinci cilt (Akıl inşası-2-tatbikat) ise uygulama malzemelerini ve usullerini işaret ediyor.
Öğretmenler ve ebeveynler için lazım. Sıfır yaşından itibaren neler yapılması gerektiğini, nasıl yapılması gerektiğini anlatan, bu konuda yol haritası çizen iki ciltlik eser.

20141107_161722

20141107_161742
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
16-Akıl İnşası-1-Nazariyat
17-Akıl İnşası-2-Tatbikat
Okumaya devam et

Share Button

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ (GÜNÜN KİTABI)

AKLIN TEŞEKKÜL SÜRECİ
Zeka, doğrudan ruhi tezahür halindeki bir istidat olduğu için artmaz eksilmez ama akıl inşa edilmesi gereken bir idrak merkezidir. Akıl inşa edilmediğinde, bunun için uygun talim ve terbiye usulleri geliştirilmediğinde cemiyet ortalamasına mahkum olur. Mevcut okullardaki eğitim öğretim (talim ve terbiye değil), batının temel verilerine ve metotlarına bağlı olduğu, materyalist ve evrimci bir bakışa mahkum olduğu için, ortaya çıkan akıl, “pozitif akıl formu” oluyor.
İlköğretimin akıl inşa dönemidir. Ortaöğretim ise akıl inşasının tahkim ve inkişaf dönemidir. Bizim talim ve terbiye müesseselerimiz olmadığı, zaten akıl inşası meselemizi de unuttuğumuz için batıya teslim olduk. Hem de batının eğitim-öğretim anlayışını kendi okullarımızda çocuklarımızın beynini yıkamak için kullanmak suretiyle… Kendi elimizle kendi kafamıza sıkıyoruz, batının parmağını bile oynatmasına gerek yok.
Bu kitap, aklın teşekkül sürecini, safhalarını, mevzularını anlatıyor.

20141107_155732

_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
14-Akıl Nedir?
15-Aklın Teşekkül Süreci
Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN FARKI (GÜNÜN KİTABI)

AKL-I SELİMİN FARKI
İslam’ı “pozitif akıl” ile okumak, oryantalist bir okumadır. Okuyanın Müslüman olması, pozitif akılla okunması halinde oryantalist sonuçlar çıkarmayacağını garanti etmez.
İslam, insana muhatap olduğunda önce “iman” etmesini teklif eder sonra da onda “akl-ı selim inşa etmek ister. Akl-ı Selim, İslam’ı anlamanın idrak bünyesidir ve bir kişide akl-ı selim inşa edilmemişse, İslam’ı anlama iddiası entelektüel gevezelikten ibarettir.
Ne okuduğumuz kadar, “ne ile” okuduğumuz da mühimdir. Pozitif akıl, batı uygarlığının aklıdır ve o akılla neyi okursak okuyalım, bütün yollar batıya çıkar. Akl-ı Selim ile okumak İslam’ı anlamanın ön şartıdır ve batıya karşı nazari itiraz ve isyanın kalbi ve zihni altyapısıdır.

20141107_155553
_______________________________
Kitapların fiyatı 13.00 TL
Toptan (en az 10 adet) fiyatı 8.00 TL
Talep için müracaat NURİ YILDIZ
Telefon: 0530 696 93 04
E-mail: hacinuriyildiz@hotmail.com
__________________
NOT: Sipariş vereceklerin; 1-İsim ve Soyisim, 2-Adres , 3-Telefon, 4-TC numarası (fatura için) bilgilerini, Nuri Yıldız’ın e-mailine göndererek telefonla bilgi vermeleri rica olunur.
__________________
Banka Hesap Numarası:
Halk bankası K.Maraş merkez şubesi
TR 61 0001 2009 4720 0001 0304 75
________________________________
Basılan kitaplar
1-İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür
2-İslam Medeniyet Tasavvuru-2-İnşa Muhafaza Tecdit
3-İslam Medeniyet Tasavvuru-3-Şehir ve Medeniyet
4-Medeniyetin Göç Vakti
5-Anlayış ve Tefekkür
6-Zaman Mekan Varoluş
7-Hilafet Dört Halife ve Devlet İdaresi
8-İslam Maarif Anlayışı-1-Temel Telakki
9-İslam Maarif Anlayışı-2-Ruhi-akli süreçler
10-İslam ve Teşkilat
11-Karz-ı Hasen Müessesesi
12-Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi
13-Akl-ı Selimin Farkı
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-1-TAKDİM

Teknoloji, en özet haliyle söylemek gerekirse “alet” demektir. Alet, yani bir fikrin aleti… Mesele en sade haliyle anlaşılmalıdır ki, girift terkiplerine geçit açılabilsin. Bugün kullandığımız cihazların karmaşıklığı (giriftliği) teknolojinin ne olduğunu unutturdu. Ne olduğunu unuttuğumuz için onu fikirden bağımsızlaştırdık, müstakil bir saha gibi anlamaya başladık.

Teknoloji, umumiyetle tabiatta ve özellikle de canlılardaki bazı hususiyetlerin alet haline getirilmesi, o hususiyetlerin aletlerinin imal edilmesi şeklinde, “misal” üzerinden ilerlemiştir. Yirminci asırda ancak “muhayyel” terkiplere ulaşmaya başlamış, misallerden uzaklaşarak akli ilimlerde nispeten yoğunlaşabilmiş ama hala büyük kısmı misaller üzerinden ilerlemeye devam etmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

AMASYA MİSALİNDE ŞEHİR, MEDENİYET, TARİH, TURİZM…

AMASYA MİSALİNDE ŞEHİR, MEDENİYET, TARİH, TURİZM…

Bir haftalık seyahat programımızın ilk menzili olan Amasya’ydı. 21.06.2014 Cumartesi ikindi vakti geldiğimiz şehirden Pazar öğle vakti ayrıldık. Bu süre içinde, şehir, tarih, medeniyet tasavvuru, turizm meselelerinin nasıl iç içe girdiğini, sonuncusunun (turizmin) öncekileri nasıl katlettiğini, iğfal ettiğini, hatta imha ettiğini gördüm.

Amasya’nın merkezi, tarihi film platosu gibi, tarihi eserler ve tarihi eserlerin hususiyetlerine uygun yeni binalarla dolu. Bir vadide kurulmuş olan Amasya, ortasından geçen Yeşilırmak çevresinde mevzilenmiş durumda. Tokat yönünden girişte müzepark haline getirilmiş olan “aşıklar parkı”, Ferhat ile Şirin için tanzim edilmiş. Ferhat’ın dağları delerek (yani kanal açarak) şehre su getirdiği suyolunun harabeleri de parkın sırtını verdiği tepenin eteklerinde görülüyor. Oradan şehir merkezine girildiğinde karşınıza tarihi dekor çıkıyor. Şehir merkezinin bulunduğu vadinin bir tarafındaki kayalıklarda “kral mezarları” var, eski uygarlıklardan kalma harabeler, tepenin doksan derece dik sathındaki kayaların içeriye doğru kazılarak kral mezarı yapılmış halinden ibaret.
Okumaya devam et

Share Button

HİSSİYAT, HASSASİYET, TEFEKKÜR

HİSSİYAT, HASSASİYET, TEFEKKÜR

İslam irfanının muhteşem ıstılah haritası, başka hiçbir şey olmasa bile yalnız başına bir “fikriyat”tır. Istılahların her biri binlerce “fikir” için ana rahmi kıymet ve kuvvetindedir. Duygusallık kelimesindeki hafifmeşrep manaya inat “hissiyat” mefhumundaki mana hacmi fevkaladedir. Duygusallık kelimesinin manası, umumiyetle akla muhalif bir hale işaret ederken, hissiyat mefhumundaki mana, aklın da kaynağı olan ruha perçinlidir. Duygu ve duygusallık kelimesi, doğrudan nefsin tezahürlerini ifade ederken, hissiyat mefhumu, ruhi tezahürlerin adıdır. Ruhi tezahürler ise İslam ıstılah haritasında tasfiye edilmiş kalbin temiz mecralarındaki hayat hamlelerini gösterir. Risalet’in mukaddes beyanıyla sabit olan, “müminin mümini sevmesinin iman ile alakalı olduğu” bahsi, duygu, duygudaşlık, duygusallık gibi hafifmeşrep ve nevzuhur kelimelerle tabii ki ifade edilemez. Kaynağı nefs olan bir duygu akışının imanın cüzü olması beklenmez ve Hadis-i Şerifin bu şekilde şerh edilmesi kabul edilemez. İslam ıstılah haritası (İslam’ın dili) anlaşılmadan dil üzerinde yapılan tağyir, İslam’ın kaynaklarına ulaşmayı engeller. Hissiyat yerine duygu, duygusallık, duygudaşlık kelimelerini ikame edenler, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olmazsınız” Hadis-i Şerifini idrak ve izah edebilmekten uzaklaşmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

TAYYİP ERDOĞAN

TAYYİP ERDOĞAN

Semaver kaynıyordu içeri girdiğimde, başka da ses yoktu zaten odada. Usulca selam verdim, sessizliği bozmaktan ürken bir ses tonuyla, duydu mu bilmem, aldı selamımı başucuyla. Semaverin bir tarafından oturuyordu “dost”, öteki tarafına da ben oturdum sessizce… Semaveri kendime çevirdim, sakilik yapmak niyetiyle, tebessüm etti belli belirsiz. Kendime bir çay doldurdum, önüme aldım, şöyle bir yerleştirdim bardağı, simetrik olsun istedim. Çay ile münasebetini nizami şekilde kuramayanların adam olmakla ilgili eksikleri varmış gibi gelir bana, ehemmiyet veririm o sebeple çaya…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İslam şehrinin kalbi tekkedir, tasavvuftur. Hikmetin keşfini tasavvuf, zaptını (tertibini) medrese, tatbikini ise idare yapar. İslam, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir mana haznesidir. Zamanın kainata ve yeryüzüne saçtığı mana (kaderin tecellisi), her dem yenidir, asla tekrar yoktur. İnsanın da bir şeyi hariç her şeyi her dem değişir. Değişen sahada yeryüzüne saçılmış mana vahitlerini, mana haleleri içinde keşfedecek, zapt edecek, tertip edecek, idrak ve tatbikini mümkün kılacak olan müessese tekke yani tasavvuftur. İnsanda kesintisiz varlığını devam ettiren ruhtur, İslam’ın “sabitleri”, ruha aittir. İnsanın, hayatın ve kainatın değişen her yönü, ruh mihverinde yeniden teşkilatlanır, ruha hitap eden İslam’ın sabit emir ve nehiylerini mümkün kılacak bir tertibe tabii tutulur. Bu meseledeki incelik ve giriftlik, tasavvuftan başka bir mecranın altından kalkacağı bir yük değildir. Şeriat-ı Ahmediye’nin merkezi olan farzlar, ufku olan haramlar, dinin sabitleridir, merkez ile ufuk arasındaki saha ise Müslümanın hayat alanıdır. Hikmet keşfi, bu alana dairdir, bu cihetiyle farzları tahkim ve ihya eder, haramları ise sınır olarak muhafaza ederken, zuhurunu iptal eder. Merkez ile ufuk muhafaza altına alındıktan sonra, ikisi arasındaki sahanın mütemadiyen değiştiğini, değişeceğini bilmeliyiz, bilmeliyiz ki bu değişimi gerçekleştirme ve yönetme imkanımız olsun.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-
Fethullah Gülen, İslami ilimlere vakıf birisidir. Türkiye’de kamuoyunda bilinen alimlerin içinde, muhtemeldir ki ilk onun içine girer. İslami İlimlere vukufiyeti bilgi seviyesini aşan, derin idraki olan, yeni teşhislere ulaşan birisidir. İmal-i fikirde bulunabilen, nispeten kendi görüşleri olan, müktesebatı tekrar etmekten ibaret bir mevcudiyete sahip olmayan bir kişidir.
İslami İlimlerdeki müktesebata hakimiyetindeki maharet, dinleyenlere derinden tesir etme istidadını kazandırıyor. Hususi sohbetlerine katılıp da etkilenmeyen insan sayısı azdır, etkilenenler ise mazurdur. Zira berrak bir dil, nüfuz edici bir üslup, kuşatıcı bir tesire sahiptir. Bu istidat ve maharetlerin toplamının bir insanda cem olması vakayı adiyeden değil, nadirattandır.
Söylediği sözlerin tamamı İslam’a uygundur, buna paralel olarak, yaptığı her işi İslami esaslardan birine nispet etme istidadı inkişaf etmiştir. İslam’a uygun söz söyleme ve yaptığı işleri İslam’a nispet etme maharetlerindeki inkişaf, birçok insanı etkilediği gibi, birçok insanı da karşısında kararsız ve tavırsız bırakıyor. Öyle ki, söylediği söze yalan veya yanlış deme imkanı olmadığı için insanlar “manevi mesuliyetten” korkuyor.
Meseleye nazari çerçevede baktığımızda, idrak hacminin, yanlışa geçit vermeyecek derinliğe indiği, en azından vahim yanlışlar yapmayacağı hissine kapılmak mümkün. Zaten bu nokta mühimdir, bu derinlikte idrak sahibi olan birinin, yanlış yapıyor olması izaha muhtaçtır. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-
Hem insan tabiat haritasını çizecek hem o haritadaki “insani bölgeyi” keşfedecek hem de o bölgedeki terkibi (ve muvazeneyi) anlayacak ve bu çerçevede bir hayat altyapısı inşa edecek olan sadece akıl mıdır? Bu mümkün müdür, mümkün değilse aklın payı nedir?
Öncelikle bilinmesi gereken husus, “insani bölge”nin, “insani aklın” altyapısı olduğudur. İnsani akıl, insani bölgenin eseridir, insan zihni “insani bölgede” inşa edilmemişse, ortaya çıkacak akıl da insani akıl olmaz. “İnsan ile hayvan arasındaki farklardan biri akıldır” ifadesi, çok ham bir düşünceye işaret eder. İnsan cinsi ile hayvan cinsi arasında akıl gibi bir fark vardır ama akıl, insan cinsinin tabiat haritasındaki “hayvani bölgede” de meydana gelebilir. İnsan böyle bir varlıktır, tabiat haritasının “hayvani bölgesine” yerleşmişse, o bölgenin aklını inşa eder, işte bu hayvani akıldır. Hayvani akıl hayvanda bulunmaz, iki cins arasındaki fark da budur ama insanda mutlaka “insani akıl” olacağı düşüncesi, insanın, her hal ve şartta doğru düşüneceği ve doğru yapacağı manasına gelir. Tarihin herhangi bir kesiti (en insani bir saniyelik parantezi bile) sayısız yanlışın olduğunu gösterir. Demek ki insanın doğru düşünmesi teminat altında değildir, bunun için fevkalade bir çaba gerekir.
“İnsan fikri” yoksa akıl tarifi yoktur. Ucuzcu dimağların sathi tarifi olan, “akıl, anlama ve düşünme melekesidir” cümlesi, hiçbir insani meseleyi halletmez. Zira insan cinsi, akıl ve düşünce yoluyla en vahşi hayvandan daha vahşi tatbikatları, yine akıl ve düşünce yoluyla imal ettiği aletlerle (mesela silahlarla) gerçekleştirebilmektedir. Akıl ve düşünce, hayvanlardan daha vahşi tatbikatların manivelası olabiliyorsa, “hayvan ile insan arasındaki temel farktır” denilebilir mi? Bu manada, İslam İrfanının “insan fikri” ve “akıl tarifi” dışında, temellendirilebilmiş bir insan fikri inşası ve akıl tarifi yapılamamıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ

İSLAM MEDENİYET AKADEMİSİ-2-İLİMLERİN TASNİFİNİN ÇERÇEVESİ
Ülkenin üniversitelerinde hala batının bilim anlayışı ve onun tasnifi kullanılıyor. Bu o kadar Batının bilim (pozitif bilim) anlayışını esas alan ilahiyat profesörleri, o bilim anlayışına uymadığı için mucizeyi reddetmeye başladılar. Batının bilim anlayışını temel mikyas alınca, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyenin hangi manaları ihtiva ettiğini değil, o mikyasa uygun olan anlamların neler olduğunu araştırmak esas haline geliyor.
İslam irfan müktesebatındaki ilimlerin neler olduğunu, hangi tasnife tabi tutulduğunu, hangi bilgi disiplinlerine ilim dendiğini unuttuk ve umursamaz hale geldik. Oysa ilimlerin tasnifi, bilginin “nazım planı”dır, ilimlerin tasnifini yapamayan bir kültür iklimi kendi kaynaklarının bilgisini imal edemez hale gelir.
Bilgi üretmeyince üretenlerin bilgisine mahkum olunduğu gibi, ilimlerin tasnifini kendi müktesebatımızdan hareketle yapmayınca, başkalarının tasnifine mecbur oluyoruz. Batı ikliminin yaptığı bilimlerin tasnifi, bizim ilimlerimizi ihtiva etmiyor. Batının yaptığı tasnifi esas alınca, o tasnife uymayan bize has ilimlere karşı da mesafeli davranıyoruz. Oysa batı bilim anlayışının zirvesi, bizim ilim anlayışımızın eteklerine ancak ulaşır. İslam ilim anlayışı ve tefekkür çerçevesi, batı felsefesinin ve bilim anlayışının milyonlarca kat daha üstündedir. Pozitif bilim anlayışı (batı bilim anlayışı), ufku miraç olan ilim anlayışının eteklerine ulaşabilir mi? Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-5-TERKİP UNSURLARI-4-İMAN-3-

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-5-TERKİP UNSURLARI-4-İMAN-3-
İslam’ın teklif ettiği iman muhteşemdir. Meçhule iman edilmesi teklif edilmiştir çünkü sonsuza iman edilmesi istenmiştir. Sonsuz her zaman meçhuldür, kainattaki keşfedilmiş ve edilmemiş ilimlerin yekunu nazara alındığında da sonsuz meçhuldür. Allah’a, Allah’ın sonsuz kudretine, sonsuz ilmine iman edilmesi istenmiştir. Sonsuza iman, tabiatı gereği meçhule imandır. Sonsuz olana iman teklif edilmiştir ama aynı zamanda sonsuzun “tevhid”ine iman edilmesi emredilmiştir. Ruh bu teklife muhatap olan tek varlıktır zira ruh bu teklife muhatap olabilecek, bu teklife liyakat kesbedecek, bu teklifi taşıyabilecek kainattaki tek varlıktır. Tabiatı gereği de buna mütemayildir.
Alem-i Ervahtaki hitap lisanı, muhtemelen Allah’ın lisanıdır. (En doğrusunu Allah bilir). Öyleyse ruh, Allah’ın lisanına muhatap olmuş, onun sonsuz ilmini ilk defa ve yaratılmış olmayan bir lisan ile tahsil etmiştir. (En doğrusunu Allah bilir). Böyleyse, Allah’ın sonsuz ilmine, O’nun lisanı ile muhatap olan ruh, deryadan bir avuç su alma nispetinde de olsa, dünyadaki (kainattaki) tüm ilimleri (ve mesela tüm lisanları) öğrenmenin istidadına sahip olmuştur. (En doğrusunu Allah bilir). Bidayetin bidayetinde vakıa böyle ise, insanın her lisanı ve ilmi öğrenebilmesi, anlayabilmesi izah edilebilir hale geliyor. Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-4-TERKİP UNSURLARI-3-İMAN-2-

İman, hakikati gereği maluma yönelme halidir. İman sahibi olan ruh, alem-i ervahta muhatap olduğuna yönelir, orada muhatap olduğu, “bildiğidir”, hakiki iman da zaten budur. Fakat ruhun yöneldiği “malum”, dünyanın değil maveranın malumudur. Bu malum, dünyadan bakıldığında “meçhul”dür, bu sebepledir ki dünyada meçhule (gayba) iman esastır. Çünkü imtihan sahası bu dünyadır, izahlar bu dünyaya göredir. Dünyanın, insan iç alemindeki karşılığı ise nefs ve akıldır.
Akıl, dünyada yaşanan hadiselerle, o hadiselerden elde edilen bilgilerle teşekkül ettiği için, malumu da meçhulü de bu dünyada arar. Bu arayış, kendi hacmince, kendi derinliğincedir, sınırı ise dünyadır, maddi alemdir.
Ruh bu dünyaya ait değil, maveradan gelen bir misafirdir. Akıl ise bu dünyada doğar, büyür, gelişir ve yaşar. İnsanın derinlerindeki çatışmanın temel sebebi, ruh ile akıl arasındadır. Ruhun maveraya ait bilgisi ile aklın masivaya ait bilgisinin çatışmasıdır.
Ruh maluma, akıl meçhule iman ettiği için gerilim doğar. Ruh olmasa ve akıl tamamen meçhule iman etseydi veya akıl olmasa ve ruh tamamen maluma iman etseydi, gerilim olmazdı. Hem ruhun hem de aklın bulunması, tek varlıkta bir arada yaşamak zorunda bırakılması, ruh için malum olanın akıl için meçhul olması, gerilim için kaçınılmaz bir altyapı oluşturur.
*
İman ile akıl arasındaki gerilimin esas sebebi, imanın meçhule yönelmesine mukabil aklın maluma yönelmesidir. Dünya, “malum alan”dır, insanın bilmemesi, bilinemeyeceği manasına gelmez. İmanın meçhule yönelmesi aklı aşan bir hal ve hamledir, akıl bu işin altından kalkamaz ve mukavemet eder, mukavemet ise gerilim üretir. Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-3-TERKİP UNSURLARI-2-İMAN-1-

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-3-TERKİP UNSURLARI-2-İMAN-1-
İman ruhun tabi temayülü ve en büyük (en güçlü) faaliyetidir. Ruh, “alem-i ervah”dan geldiği için, “baki” olana aşinadır. Bu sebeple imanın hakikatine yabancı değildir. Doğru usul tatbik edilmek şartıyla ruhun bedenle birleştiği ana rahminden itibaren iman talimine başlanabilir. Zaten o dönemde (doğum öncesi dönemde) iman talimi başladığında, nefs de olmadığı için, hitap doğrudan ruhadır. Bu şartlarda yapılan talim, en kalıcı olanıdır.
Hamile kadınların bizzat kendileri veya onların bulunduğu mahalde başkaları tarafından Kur’an-ı Kerim (meali değil ama) okunması, en iyi talimdir. Bunun, doğumdan sonra da (en az çocuğun konuşmaya başlamasına kadar) devam etmesinde fayda var. Zaten ölüme kadar Kur’an-ı Kerim tilaveti, iman taliminin bir parçasıdır. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’in üslup hususiyetlerinden biri (belki de birincisi) hitaptır. Allah, kitabında insanlara hitap eder. Ruh, Allah’ın hitabını tanır. Çünkü daha önce (alem-i ervahta) Allah, ruhlara hitap etmiştir. Ruh, yabancı olduğu bu dünyaya geldiğinde, Allah’ın hitabını duyarsa, önceki hitabı hatırlar ve aynı olduğunu bilir. Önceki hitap ile bu dünyadaki hitabın birleşmesi, ruhta mevcut olan imanın zuhurunu tetikler.
Ruhun bu dünyaya geldiğinde (ana rahminde) ilk duyduğu kelamın, Allah Kelamı olması, ruh ile beden arasındaki çatışmanın kısa sürmesini ve en az hasarla atlatılmasını temin eder. Özellikle doğumun kolay olmasına katkıda bulunur. Çünkü ruh, bu dünyaya gelmeden önce aşina olduğu ve yöneldiği Allah’ın hitabını duyduğunda, bu dünyaya olan yabancılığı ve nefreti azalır. Yabancılığın azalması ve aşinalığın artması, hem dünyaya gelme konusunda (doğumda) hem de beden ile imtizaç konusunda kolaylıklar sağlar. Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN İSTİHBARAT ANLAYIŞI YOK

TÜRKİYE’NİN İSTİHBARAT ANLAYIŞI YOK
Türkiye’nin istihbarat teşkilatı var ama istihbarat anlayışı yok. Milli İstihbarat Teşkilatı ismi bile meseleye ne kadar uzak olduğunu göstermeye yeter. Batıyı umursadığımızdan değil ama bir örnek olsun diye yazalım; ABD merkezi haber alma teşkilatı diye tercüme edilen CIA kısaltmasındaki “Intelligence” kelimesinin anlamları şunlar; “anlayış, beyin, zekâ, akıl, akıllılık, zekilik, akıllı kimse, anlama, idrak, kafa, bilgi, haberalma, istihbarat”. Bizim istihbarat anlayışımız ABD dekinin aynısı olmalı mıdır? Tabii ki hayır… ABD veya herhangi bir batı ülkesini esas almamız gerekmez, zaten bizim de öyle bir derdimiz yok. Ama ABD de bile istihbarat anlayışı bizden çok ileride, bunun bilinmesi gerekiyor.
Bizim istihbarat anlayışımız nasıl olmalı? Aslında bu sorudan önce, Türkiye’deki istihbarat anlayışının nasıl olduğunu bilmeliyiz. İstihbarat anlayışı olmayan bir ülkenin, istihbarat teşkilatı olmaz, bu durum tıp ilmi (ve doğal olarak tabip) olmayan bir ülkede hastane kurmaya benzer. Bir binanın giriş katına hastane tabelası asmak, hastane kurduğunuz anlamına gelmez.
Türkiye’deki (ordudaki, MİT’teki, emniyetteki) istihbarat anlayışı, bilgi toplamak, onları değerlendirmek üzerine kuruludur. İstihbarat tekniği bakımından tabii ki birçok şeyi biliyorlar ama bizim sözünü ettiğimi konu onlar değil, “istihbarat anlayışı”… Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-2-TERKİP UNSURLARI-1-

AKL-I SELİMİN TERKİP UNSURLARI
Akl-ı Selimin zihni evrende yerleşik, kalbi evrene de uzanan bir haritası var. Harita, akl-ı selimin terkip unsurlarını, faaliyet alanlarını, kaynaklarını ve nihayet bünyesini gösterir.
Akl-ı Selim, zihni evrende ikamet eden fakat zihni evreni aşıp kalbi evrene kadar ulaşan bir hususiyete sahiptir. Kalbe ve ruha bağlı olan, oradan beslenen bir bünyedir. . Ruhun mihverine (eksenine) yerleşmiştir, o ekseni terketmeden varolmaya ve faaliyetine devam eder. Zihni evrende olmasına karşılık kalp ve ruh ile en kesif münasebete sahip, onlardan en fazla müteessir olan bünyedir.
Zihni evrendeki en güçlü bünyedir. Zihni evrenin müstebiti (diktatörü) olan nefsten daha fazla güçlenme istidadı vardır. Akıl, nefsten daha fazla güç sahibi olamaz, zaten zihni evrende nefisten daha fazla güçlenecek bir bünye de yoktur. Akl-ı selim, zihni evrenin sultanı olabilecek, tamamını fethedebilecek, tamamını idare edebilecek, tamamına nüfuz edebilecek tek varlıktır. Bu sebeple akl-ı selim teşekkül etmemişse zihni evren nefsin tartışmasız tasarrufu altındadır.
Bu durumun tek istisnası, akl-ı selim oluşmasa bile, nefs terbiyesi yoluyla nefsin kalp ve ruh tarafından zapt altına alındığı tasavvuf yoludur. Nefs terbiyesi, belli bir merhaleye kadar ruhun zapt ve tasarrufu altına alınması, belli bir merhaleden sonra da nefsin aslına (ruha) irca edilmesidir. Nefs ruhi hususiyetler taşımaya başladığı andan itibaren zihni evrende akl-ı selim olmasa bile “doğru-güzel-iyi” hakimdir, “yanlış-çirkin-kötü” oraya giremez hale gelir.
* Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-1-TAKDİM

TAKDİM
İslam’ın mana yekununu içine dökeceğimiz “insan hacmi” yani şahsiyet yani İslam’ın talep ettiği insan numunesi, “kalb-i selim”, “zevk-i selim” ve “akl-ı selim” ile inşa edilmiştir, edilmelidir. İslam, tabii ki insanın bünyesine nüfuz ederken, bunların gerçekleşmiş olmasını ön şart olarak kabul etmez, İslam, insanı bulduğu gibi muhatap alır. Bulduğu gibi muhatap alır ama asla bulduğu noktada bırakmaz, bulduğu noktada bıraksa, kendisine (İslam’a) ihtiyaç kalmaz. İslam’ın, varlığı izah, insanı inşa ve hayatı tanzim etme maksadı var, bunlardan insan bahsi ilkidir, en mühimidir.
İslam’a muhatap olur olmaz, onu tüm mana yekunuyla anladığı zannına sahip olan, anladığı zannına savrulduğu için de ikinci günden itibaren hem de iddialı şekilde anlatmaya başlayan cahil insan çeşidi çoğaldı. İslam’ın kendinde (insanda) neler inşa etmek istediğinden habersiz, İslam adına başkalarıyla kavgaya başlayan idraksizler, İslam’ı nefslerinin tatmin malzemesi ve itibar kazanma vasıtası haline getirdiler. İslam’ın muhatabından talep ettiği hususiyetlerin ve bunların yekunundan meydana gelen şahsiyetin iktisap ve inşası on yıllar alacak çapta, kıymette, derinlikte olmasına rağmen, Kur’an-ı Kerim’in mealini yirmi yaşındaki çocukların eline kılıç olarak veren izansızlar var. Okumaya devam et

Share Button