SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ

SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ
2002 seçimlerinde Akparti’yi ciddiye almadılar, iktidara gelemeyeceğini, iktidar için gereken çoğunluğu aldığı takdirde bile hükümet kurdurulmayacağını, hükümet kursalar bile muktedir olamayacaklarını düşündüler. İktisadi krizde yerle bir olmuş ülkeyi yönetemeyeceğini, eline yüzüne bulaştıracağını, bir sonraki seçimde silinip gideceğini, böylece “irtica” tehdidinin de tehlike olmaktan çıkacağını düşündüler. Oysa asla düşünme istidadına sahip olamamışlar, sadece bazı ezberlere teslim olmuşlardı. 2002 seçiminin neticelerine şaşırdılar, sonra Akparti’nin hükümet kurmasına şaşırdılar, sonra 2007 yılına kadar ülkeyi yönetebilmesine şaşırdılar. 2002-2007 döneminde şaşırmaktan başka bir şey yapamadılar, Akparti ile mücadelelerini de ezberleri üzerinden yürüttüler, her defasında ezberlerinin işe yaramadığını gördüklerinde yine yeniden şaşırdılar.
Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?
7 Haziran seçimleri bitti, neticeler belli oldu, meclisin matematiği ortaya çıktı. Matematik, zoru kolaylaştırmanın bilimidir, “bir” rakamını, önüne yazılan tüm varlık cinslerinden tecrit ederek bir sistem kurar. Bir elma, bir aslan, bir insan, bir peygamber gibi rakamın önüne ne yazıldığı, yazılan varlığın mahiyeti, kıymeti, hususiyetleri umurunda değildir. Meseleye meclis matematiği açısından bakıldığında, ortaya çıkan koalisyon ihtimalleri bellidir; Akparti-CHP, Akparti-MHP, Akparti-HDP, CHP-MHP-HDP… Bunlar mutlak çoğunluk hükümetleridir, aynı şekilde azınlık hükümetleri de aynı formüllere bağlı olarak birinin veya ikisinin dışarıdan destek vermesiyle kurulabilir. Yine matematik olarak hiçbir parti genel başkanının içinde bulunmayacağı ama güvenoyu almaya kafi milletvekili sayısına sahip partilerin destekleyeceği teknokrat hükümetler de mümkündür.
Meclisin matematik haritası bunu gösteriyor fakat bir de siyasi haritası var. Matematikte 1=1 gerçeği dikkate alındığında, CHP, MHP, HDP milletvekillerinin her birini “bir” saymak ve alt alta koyarak toplamak mümkün, böylece koalisyon için ihtiyaç duyulan güvenoyu çoğunluğu sağlanmış olur. Matematiğin sahtekarlığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor, “bir” rakamının önündeki varlığı umursamayan veya tüm hususiyetlerini ihmal ederek sadece adedini ele alan, böylece o varlığın “varoluş şartlarını” yok sayan tecrit manevrası, olmazları “olur” hale getiriyor. “Matematik akıl” denilen ucube de tam olarak budur, her meseleyi sayılarla, dolayısıyla sadece maddi kar-zarar hesabıyla gören bir mahiyete sahiptir. Matematik akıl, ilk önce ahlaksızdır, sonra ideal ve hedef yoksunudur, sonra da şahsiyetsizdir.
*
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN, ARINÇ, GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA

ERDOĞAN ARINÇ GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA
Recep Tayyip Erdoğan Akparti’nin lideridir, Bülent Arınç ise partinin ve hükümetin “akl-ı selimi”dir. Melik Gökçek ise, belediye başkanlarından birisi… Melih Gökçek’in mizaç deposundaki istidatları ve onlarla inşa ettiği (aslında gelişigüzel oluşan) şahsiyeti, ancak bir belediye başkanı olmaya kafidir ve daha ötesi o madenden çıkmaz.
Erdoğan ile Arınç arasındaki münasebet ve bu münasebetin üzerine oturduğu hukuk, hususi ve mahrem bir mahiyet taşır. İkisi arasındaki münasebetlere (itirazlar ve tartışmalar da dahil) kimsenin burnunu sokmaması gerekir. Erdoğan liderliğin ne olduğunu bilecek seviyede, Arınç ise bir meselenin nasıl çözüleceğini anlayacak seviyededir. Arınç’ın akl-ı selimi, meselenin suhuletle halline ve hasarın asgari seviyede tutularak neticelendirilmesine kafidir.
*
Bülent Arınç’ın Erdoğan hakkında, “hükümeti, kamuoyu önünde azarlar gibi tenkit etmemelidir” mealindeki ifadeleri doğrudur. Erdoğan, hükümetin başkanı da dahil olmak üzere tüm üyeleriyle istediği zaman ve istediği konularda konuşma ve fikirlerin söyleme imkanına ve iktidarına sahiptir. Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın kıymet ve itibarını kabul ve teslim etmesi, çocuk gibi azarlanmasını meşru hale getirmez. Cumhurbaşkanının otoritesini ortaya koyması ve devlet cihazını cevval bir şekilde çalıştırması doğru ve haklıdır lakin üslubu ve meselenin konuşulma zemini hususunda dikkatli seçimler yapılmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

MİLLETTEN YANA MISINIZ, ULUSTAN YANA MI? İCRAATINIZI GÖRELİM

Milletten Yana mısınız, Ulustan Yana mı? İcraatınızı Görelim

Millet hüviyetinizi, pozitivizm ve şamanizm yüklü Türkçülüğü savunan, Türklüğü ırka indiren, “Müslümanlık semavî bir din değil, Arapların sosyolojik bir durumudur. Kur’ân, Muhammed’in talimatıdır…” diyen, İslâm tasavvufuna ve evliyaullaha ağır hakaret eden Nihal Atsız’ın fikirleriyle kavrıyorsanız, “millet” ten yana değil, “ulusal evrimci ırkçılık” tan yanasınız.
Türklüğü ve milleti, Durkheim’in pozitivist toplum nazariyesiyle târif eden, İslâm’ı, milletin temel belirleyiciliğinden çıkaran, “Dinde Türkçülük” adına Kur’ân ve ezanın Türkçe okunmasının ideologluğunu yapan, “Osmanlı’ya millet-i hâkime, onun aslî unsuru olan Türklere de millet-i mahkûme (bir ülkede din ve kavim bakımından azınlık olanlar)” diyerek fahiş derecede bir idrâk kayması yaşayan Ziya Gökalp’ın fikirlerinin takipçisiyseniz ya cehaletten yahut farkında olmadan, “millet”e hasım olan Cumhuriyet’in laikçi ulusçuluğunu destekliyorsunuzdur.
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.
Okumaya devam et

Share Button

SELAHATTİN DEMİRTAŞ MİSALİNDE SİYASET VE GERÇEKLİK

SELAHATTİN DEMİRTAŞ MİSALİNDE SİYASET VE GERÇEKLİK

Cumhurbaşkanlığı seçimi, ne milletvekili seçimine ne de mahalli seçime benzer. Seçilmek için yüzde elli artı bir oy gerekiyor. Milletvekilliği seçimindeki yüzde on barajı, seçime bağımsız olarak girmek şeklinde aşan adaylar var, mahalli seçimlerde ise zaten baraj yok. Özellikle mahalli seçimlerde, yüzde on beş oyla bile belediye başkanlığını kazanmak mümkün olabilir, seçime giren parti ve adayların oyları dengeli dağılır ve birinci gelen parti oyların toplamının yüzde on beşini alırsa belediye başkanlığını kazanır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise baraj yüzde ellidir, birinci turda yüzde elli artı bir oyu alan olmazsa, en çok oyu alan iki aday ikinci tura katılır ve yine baraj yüzde elli artı bir oydur. Hal böyle olunca, küçük partilere ancak ittifak etmek, büyük partilerin yedeğinde seçime girmek gibi bir ihtimal ve yol kalıyor.

Selehattin Demirtaş işte bu şartlarda cumhurbaşkanı adayı oldu. Kendisini aday yapan milletvekillerinin mensup olduğu partinin aldığı/alacağı oy, ancak yüzde 6-7 civarındadır. Bu durumda ortaya çıkan manzara nedir? Tavuğun kendini darı ambarında görmesi gibi bir şey…
Okumaya devam et

Share Button

YANDAŞ MIYIZ?

YANDAŞ MIYIZ?

İhanet örgütü hükümeti destekleyen Müslümanları “yandaşlıkla” suçluyor. Bunu yaparken de CHP ve laik kesimin ucuzluğu ve ahlaksızlığına denk bir iğrençlikle yapıyor. Kendi ihanetlerinden hiç bahsetmeden teorik bazı doğruları alıyor, onları eğip büküyor, istismarın zirvesine kadar çıkıyor ve Müslümanları tenkit ve tehdit ediyor. Kendileri, Fethullah Gülen isimli “başhaini” kutsal bir varlık olarak görüp, her dediğini dinin hükümlerinden daha kıymetli görmek gibi bir zihni bataklığa saplandıkları için, Müslümanların hükümete ve Erdoğan’a verdiği desteği de şartsız ve mikyassız zannediyor. Kendi psikolojik dünyaları öyle organize olduğu için, başka bir ihtimal olduğuna kanaat getiremiyor, başka bir ihtimalin varlığına asla inanmıyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-(21.04.2014)-SAVUNMANIN DİNİ BARİYERLERİ

İHANET GÜNLÜKLERİ-(21.04.2014)-SAVUNMANIN DİNİ BARİYERLERİ

İhanet örgütü sınırsız şekilde dini istismar ediyor. İslam’ı anlama zafiyetinden istifade ederek dinin ölçülerini sonuna kadar eğip büküyor, istediği şekilde kullanıyor. Böylece kendileri için çok tehlikeli bir manevi felakete doğru gittiği gibi, ülkeyi ve milleti de aynı mecraya doğru sürüklemek için pervasızca çabalıyor. Bunun için örgüt dışından isimler bulmaya ve onları konuşturmaya çalışıyor, en sonuncusu ise, Zaman gazetesinin 21.04.2014 tarihli nüshasında, emekli müftü olduğu belirtilen Yahya Alkın isimli bir figür… Yazının başlığı da, “Vahyin aydınlığında olaylara bakış”…

“Vahyin aydınlığında…” başlığını attığı yazısında ilginçtir ki sadece bazı olaylara bakıyor, bazılarına ise kör kalıyor. Sadece ihanet örgütüne karşı yapılan tenkitleri ve tatbikatları görüyor ama o örgütün ihanetini hiç umursamıyor. “Vahyi” onların üzerine tutup, onların çirkinliklerini, ihanetlerini, yanlışlarını aydınlatmıyor, tam aksine vahyi belli bir noktaya tutarak, onların ihanetlerini gözlerden kaçırıyor. Allah’ın kitabı böyle kullanılır mı, böyle anlaşılır mı, böyle tefsir edilir mi?
Okumaya devam et

Share Button

İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

İHANET KISKACINDA LİDERLİK VE OTORİTERLEŞME

Fethullah Gülen’in ihaneti o kadar içeriden, o kadar yakından, o kadar sinsi oldu ki, ilk katlettiği kıymet, itimat duygusuydu. İnsanı yatak odasında bile tedirgin edecek derinlikte bir ihanet, duyguları patlattı, akılları sarstı. Ergenekon terör örgütü tesmiye olunan “derin devlet”, Müslümanların cepheden karşılaştıkları, ona karşı kefeni giyerek mücadeleye girdikleri hasımdı, ona karşı maddi-manevi savunma bariyerlerini kurmuşlardı. Fethullah Gülen’in ihaneti ise yatak odalarında çıplak olarak yakaladı, bu o kadar iğrenç bir ihanetti ki, abdest almaya fırsat tanımamıştı. Herhangi bir liderin, bu kadar iğrenç ve sinsi ihanet karşısında katliam bile yapması, doğru olmazdı ama tabii refleks olarak kabul edilebilirdi. Eli tetikte nöbet bekleyen bir askerin arkasından yaklaşıp, kulağının dibinde balon patlatırsanız, refleks halinde sizi vurması işten bile değil.

Tarihte misali ender görülen bu ihanet karşısında Erdoğan çok öfkelendi ama hala kimsenin burnunu kanatmadı. Tayyip Erdoğan en büyük liderlik imtihanını, mahremine kadar giren ve yıllarca orada yaşayan paralel örgütün ihaneti karşısında kazandı. Gerçekten Erdoğan kadar güçlü bir liderin, bu kadar derin ve iğrenç bir ihanet karşısında, tüm öfkesine rağmen fevri kararlar almaması, liderliğini tescil eden en harikulade misal ve delildir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

Zaman gazetesinin yazarı… (İhanete) hizmet hareketine mensup olmayan, gazeteye iliştirilmiş birisi… Fethullah Gülen örgütü ile hükümet arasındaki husumetin derinleşmesinden sonra saflarda ortaya çıkan arınmadan nasibini almadı. Leyla İpekçi, Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin tahammül edemeyip ayrıldığı ihanet örgütünün yayın organlarından, ihanet hareketine mensup olmamalarına rağmen ayrılmayan, hatta mevziini sağlamlaştıran birkaç isimden birisi Mümtaz’er Türköne… (İhanete) hizmet hareketinin mensubu olmamasına rağmen, onlardan daha ağır ve seviyesiz saldırılarda bulunan Mümtaz’er Türköne ve Ali Bulaç gibi isimler, hükümete karşı şahsi husumeti olup da, fırsat bulmuş gibi davranıyorlar. Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne, ihanet örgütü tarafından satın alınmış olabilir mi? Bunların parayla kalemini sattığı düşünülebilir mi? Doğrusu böyle bir itham çok ağır hakaret olur. Parayla satın alınmamışlarsa (ki kanaatimiz bu yöndedir) mevzilendikleri yerin bir izahı olmalı…

Mümtaz’er Türköne’de hükümet husumeti o kadar yüksek ki, tarafsız bir entelektüel (fikir adamı olmadığı için bu ifadeyi kullanıyoruz) olarak tavır aldığını ve yazılarını bu merkezden yazdığını söylemek mümkün değil. Hükümetin herhangi bir tavrı ve uygulamasının Türköne’ye şahsi zarar vermiş olma ihtimali ağır basıyor. Her ne olduğunu bilmediğimiz şahsi husumeti, aklını ve kalemini esir aldı. Geçen milletvekili seçiminde Akparti’den aday adayı olmuş, aday yapılmamış (yapılmayacağını anladığı için vazgeçmiş) olması, şahsi husumetini açıklamaya kafi midir? Zaman zaman bu ihtimalin doğru olduğunu düşündüğümüzü de itiraf edelim ama son zamanlardaki yazılarına bakınca, bu ihtimalin meseleyi izah etmeye kafi olmadığı zannı galip geldi. Yazılarında bas bas bağıran “şahsi husumet” meselesi her ne ise onun açıklanması gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(14.03.2014)-BAK ŞU KONUŞANA,

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(14.03.2014)-BAK ŞU KONUŞANA,

Fethullah Gülen yine konuştu, İngiliz Financial Times gazetesine konuşmasını konuşmaktan sayarsak, evet, konuştu. Kendisini kafirlerin daha iyi anladığına kanaat getirmiş olması ilginç, Müslümanların yönettiği bir gazeteye veya televizyona konuşmaktan imtina ediyor ama nedense batılılara konuşmak konusunda hiç nazlanmıyor.

Bu adam niye sükut edemiyor? Hani sükut edecekti, hani tevazu maskeli kibirli edalarla “gerekirse sükut ederiz” diyordu. İç dünyasından nasıl bir baskı var ki, sükut bile edemiyor, çocuklar gibi ikide bir ortaya atılıyor. Hani küçük yaşlarda yeni bir şey öğrenen çocuklar, bunu birine anlatmak için çırpınırlar ya, o misal, adam biraz sükut ediyor arkasından “fikrim geldi” dercesine yerinden zıplıyor.

Yanlış anlaşılmasın, sükut etmesini istemiyoruz. Konuşsun ki ciğeri görünsün, konuşsun ki kırk yıldır takiyyesi açılsın, niyetleri ortalığa serpilsin. Fakat kendisi sükut ederiz demişti de, neden sükut edemediğini merak ediyoruz. Yaşını başını almış birisi, o yaşta bile sözünü tutamayacak kadar hafifmeşrep bir figürle karşı karşıyayız. Bizim için konuşması, konuşmamasından iyidir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(11.03.2014)-EKREM’İN DUMANI TÜTMEYE BAŞLADI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(11.03.2014)-EKREM’İN DUMANI TÜTMEYE BAŞLADI

Fethullah Gülen örgütünün psikolojik süreçlerini takip ettiğimiz birkaç kişi var, başta “kainat imamı” olan Gülen’in kendisi… Lakin Gülen konuşmayı bırakıp “anlamlı sükuta” gömülünce elimizde kalan Ekrem Dumanlı ile Hüseyin Gülerce oldu.

Bir hareketin psikolojik halleri ve süreçleri, tetikçiler üzerinden takip edilmez, tetikçiler “emir kulu” olduğu için, onlarda tezahür etmez. Gazetelerindeki yazarlar, televizyonlarındaki programcılar, sahadaki abiler ve ablalar, birinin gördüğünü iddia ettiği rüyaya inanıp ölüme gidecek ahmaklardır veya Gülen’in “zafer yakındır” mealindeki bir cümlesinden her şeyin yolunda olduğuna inanacak kadar aptallardır. Buna karşılık, meselenin esasına vakıf, fırıldağın nasıl döndüğünü bilen kişiler, yani karar merciindekiler, yaşadıkları psikolojik süreçlerin ipuçlarını veriyor.
Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

Üstad Necip Fazıl’dan slogan olacak mısralar. Buyurun…

*

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin

*
Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya

*
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-1-

SEÇİM MİTİNLERİ İÇİN SLOGANLAR-1-
Seçim programının önemli unsurlarından birisi sloganlardır. Slogan, veciz ifadedir ki, bir cümle ile birçok şeyi anlatır. Veciz ifade, zeka eseridir. Gerçekten de bir cümle veya birkaç kelime ile bir ciltlik eserin muhtevasını ifade edebilmek, yüksek bir zeka, derin bir idrak, zengin bir kültürel müktesebata tekabül eder. “Slogan” kelimesi, fikre uzak gibi durduğundan genellikle hafifmeşrep bir anlam taşımaya başlamış, fazla itibar edilmez hale gelmiştir. Oysa slogan, fikir adamlarının, fikri yoğura yoğura bir cümlede cem edebilmesiyle ortaya çıkan en yoğun fikir cümlesidir. Mesele bu çerçeveden çıkarıldığı, yanlış anlaşılmaya başlandığı için muteber bir çalışma alanı olmaktan uzaklaşmıştır.
Başbakanın seçim mitinglerindeki kalabalıkların ihtişamına uygun sloganlar olmadığını görüyoruz. Bu manzara, meseleyle ilgilenmemizi gerektirdi. Bez afişlere veya başka türlü araçlara yazılacak ve miting meydanlarını işgal edecek sloganlarla ilgili çalışmamızı yayınlıyoruz. Her ildeki mitinglere katılacak insanlar bu sloganları yazabilirler, telif ücreti bir duadır.

Bundan sonra da ürettiğimiz sloganları yayınlamaya devam edeceğiz.

*

Seni telekulakla değil, can kulağı ile dinliyoruz

Pensilvanya bile seni dinliyor, büyüksün usta

O kadar uzunsun ki, Pensilvanya’dan bile görünüyorsun

Davan, davamızdır
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

Başbakan bir müddettir ikinci kurtuluş savaşının (milli mücadelesinin) başladığını söylüyor. En son dün (22.02.2014) Sivas’taki mitinginde ikinci milli mücadelenin başladığını söyledi.

Önce konu ile ilgili bir tespit yapalım;

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak, 23.12.2013 tarihinde sitemizde yayınlanan, “Erdoğan ikinci kurtuluş savaşı lideridir” başlıklı yazısıyla gündeme getirdiği, ondan sonra da Erdoğan’ın konuşmalarında bahsini etmeye başladığı bu mesele çok önemlidir. İbrahim bey, o yazısında ikinci kurtuluş savaşının başladığını, liderliğinin de Erdoğan tarafından temsil ve icra edildiğini söylerken, tarihi bir teşhis yapmış, tarihi sürecin adını doğru koymuştur. O yazıdan sonra Erdoğan başta olmak üzere birçok kalem tarafından kullanılmış ve gündeme yerleşmiştir.

Bir tespit daha…
Okumaya devam et

Share Button

2023 HEDEFİNİN SANCILARI

2023 HEDEFİNİN SANCILARI

Akparti ve Erdoğan bir müddettir “Yeni Türkiye” tabirini siyasetin merkezine yerleştirdi. Yeni Türkiye tabiri, muhtevası netleştirilmese, tarifi yapılmasa, temel karakteristiği tayin edilmese de, “Eski Türkiye”nin ne olduğu bilindiği, bilinenin de kötü özellikler olduğu için kulağa hoş geliyor. Tarifi yapılmamış tabir, mefhum veya terkip, her muhatap tarafından kendi fikri müktesebatınca anlaşılır. Bu manada, “Yeni Türkiye” ifadesi, Eski Türkiye’den şikayeti olan herkes tarafından benimsendi ama hala “ne olduğu” hususunda vuzuha kavuşmuş bir tarif yok.

Ülke, Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki geçiş sürecini yaşıyor. Geçiş süreçlerinin tabiatı girift bazen de kaotiktir. Kaos, hem teorik anlamda zihinlerde, hem de pratik anlamda cemiyette, devlette, hayatta görünür haldedir. Özellikle de, Akparti’nin kamuoyuna sunduğu üzere, “sessiz devrim” gibi bir değişim süreci, eski sistemi tamamen yıkıp, yeni sistemi baştan ve sıfırdan kurmak değil de, tedrici bir değişimi öngördüğü için, ülkede, hem eski sistemin hem de yeni sistemin unsurlarının yan yana bulunma durumu var. Zihni ve fiili kaosun sebebi de tam olarak budur.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.02.2014)-TOPYEKUN SAVAŞ

Star Gazetesinde bugün (15.02.2014) yayınlanan bir haber, normal zamanlarda insanı çıldırtacak kadar dehşetengiz. Ama Fethullah Gülen örgütünün bugüne kadar yaptıklarını hatırlayınca, “hah işte, mesele buydu” dedirtecek cinsten…

Haberin başlığı; “Yüzde 65’le de gelseler dosyalarla götürelim”… Paralel örgüt üyelerinin aralarındaki konuşmaların deşifre olmasıyla hazırlanan haber, gerçekten normal zamanlarda olsa halkın yüzde doksanı “yargısız infaz” yapılmasını haklı ve gerekli görürdü.

Haberin girişi ve tabii ki özet sunumu şu şekilde;

“YARGI DARBESİNİN TALİMATLARI DEŞİFRE OLDU
Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara’daki hakim ve savcılara dinletildiği belirtilen kayıttaki ifadeler şok etkisi yarattı. 19 maddenin sıralandığı kayıtta “Hizmetin bekaası için Türkiye’nin feda edilebileceği”, “takiyye, inkar ile her yolun kullanılabileceği”, “insanların zaaflarıyla tehdit edileceği”, “Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler dosyalarla götürüleceği” gibi dehşet ifadeler dikkat çekti. Başbakan Erdoğan’dan ‘Uzun’ diye sözedilen kayıtta “MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor” deniliyor.”
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

Fethullah Gülen, Akparti’ye ve onunla birlikte Müslümanlara savaş açtığı 17 Aralık tarihinden beri bazı şeyler açıkça ortaya çıkmaya başladı. 17 Aralık operasyonundan sonra yaptığı ve herkul.org sitesinde yayınlanan konuşmalarında, yolsuzluk, rüşvet gibi konularla ilgili dini ıstılahları kullanıyordu. Meseleye İslami açıdan baktığı kanaati oluşturmak çabasındaydı, doğrusu o pozisyonu daha sağlamdı. Gülen cemaatin taarruzu durdurulup da, karşı taarruzlar başladıktan sonra hem Gülen hem de cemaati ve basın yayın kuruluşları, gözle görülür şekilde meseleyi, “demokrasi”, “hukuk”, “insan hakları” merkezine taşımaya başladı.

Fethullah Gülen, BBC’ye verdiği röportajında (ki bugün itibariyle son konuşmasıdır), dini kaynaklara atıf yapmayan bir siyasetçi edasıyla meseleyi tamamen demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi meşhur argümanlarla izah etmeye çalışıyor. BBC röportajı, Gülen ve cemaatinin stratejisindeki kırılmayı açıkça ortaya koydu, artık karşımızda bir siyasetçi var.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

Cemaat, kanalizasyon çukurlarında gözlerden uzak şekilde hazırladığı planlarını, devletin çeşitli organlarında (mesela yargıda) usulsüz ve hukuksuz şekilde operasyona dönüştürüyor. Kanalizasyon akan beyinlerden çıkan planlar, iğrenç uygulamalara dönüştürülürken, cemaatin medyası ise telif hakkını üstlenmiyor ve yolsuzluk naraları atmayı sürdürüyor.

Şimdi herkes şu soruyu soruyor; Hükümet meseleyi doğru ve derinliğine teşhis etmesine rağmen neden karşı operasyonlar başlatmıyor? Hükümetin karşı operasyon yapacak gücü tabii ki var, mesele bu gücün olup olmaması değil. Hükümet, ülkeye, ülkedeki atmosfere hakim oldu, 17 Aralık operasyonundan kısa süre sonra meseleyi teşhis etti ve tedbirlerini almaya başladı. Şu anda cemaatin lağımlarda saklanan kamikazelerine rağmen duruma hakim. Karşı operasyon yapmak için kafi gücü de olduğuna göre neden başlatmıyor beklenen operasyonları? Şimdilerde, cemaat de dahil tüm kamuoyunun merak ettiği bu sorunun cevabı, meseleyi izah etmek için doğru bir başlangıç noktasıdır.
Okumaya devam et

Share Button