Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-4

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-4

Bâtıl Türkçü, Batı’nın pozitivist ve deist felsefesinden daha tehlikeli ve İslâm’ı gözden düşürücü bir sloganla başlıyor kafa karıştırmaya: “Ey Türk neye inanırsan inan ama önce Türk ol!”

Hakk’a tapan Türklük şuurunu kepkepi yılanlarının zehrinden daha zehirleyici ve yok edici bir söz bu… Napalm bombasından daha parçalayıcı… Masonluk felsefesinde olduğu gibi “inandığın din ne olursa olsun, bizim ölçülerimizle düşünen bir dünyaya inanıyorsan…” anlayışına benziyor.

“Türklüğü sadece İslâmlaşmış Türklük olarak görmemek gerek. Dinî telakkisi veya inancı ne olursa olsun kendisini Türk kabul eden herkesi içine alacak bir Türklük anlayışını…” savunan bâtıl Türkçüler şimdilik toplumda karşılık bulamasalar da, üniversite gençlerinin zihnini ifsad ediyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün Türk milletinin bin yıllık Müslüman kimlik ve değerlerine mesnet olacak bir değer olmadığını, aksine lâdinî ve pozitivist bir zihniyet olduğunu söylediğimizde, Atatürk milliyetçileri yahut ulusalcılar bize demediklerini koymadılar. Zararı yok, onlar zaten muhalifimiz; attığı taşlar bizi incitmez.

Bizi inciten, dimağları hâlâ temyiz etme gücüne erişmemiş ve idrakleri hâlâ Atatürkçülükle bir miktar kirli kalmış dost bildiğimiz sözde Türk milliyetçisi geçinenlerin attığı taşlar… “Millî kahraman, “Millî şahsiyet” diye toz kondurmadıkları “önder”in inkılâplarına sahip çıkışları bizi derinden yaraladı.

Okuduklarını anlamakta güçlük çektikleri belli. “Millî kahraman” dedikleri “önder”in yanlış olduğunu söylediğimiz Millî Mücadele’deki duruşu ve rolü değil, Cumhuriyet’in kanlı ve bâtıl inkılâplarında başrol olmasıdır. Biz, Atatürkçülüğün Türk milletinin tarihî hüviyetine ve sosyolojisine uygun bir değerler sistemi olmadığını, olamayacağını söylemeye ve ispat etmeye devam edeceğiz.
Okumaya devam et

Share Button

“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

Bütün “Atatürk” târifleri aynı kapıya çıkar. “ Doğru Atatürk” diyen de “Yanlış Atatürk” diyen de aynı yerde duruyor ve farklı sesler çıkarıyorlar. Nihayetinde temelden reddettiğimiz yahut İslâm’la var olan Türk milletinin temelden reddetmesi ve kendi hâline bırakılması gereken, dahası kendi taraftarlarınca beğenilmesine karışmamak lâzım gelen Atatürkçülük, onlarca defa söylediğimiz üzere lâdinî-pozitivist ve Protestan bir İslâm düşüncesini muhtevî bir dünya görüşüdür.

O devrin yazarlarınca yapılan her cihetten M. Kemal tasviri öyle durup dururken, M. Kemal’den habersiz, ona rağmen yapılmış değildir. Bizim yukarı satırlarda ileri sürdüğümüz lâdinî-pozitivist M. Kemal, bizzat kendi görüş ve siyasetinden neş’et ettiği, bizzat kendisinin böyle bir zemini hazırladığı, zaman zaman sessiz kalsa da benimsediği bilinen bir gerçektir.
Okumaya devam et

Share Button

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

Sayfaları bol miktarda Atatürkçülük soslu video, resim ve yazılarla donatılmış, seküler Türkçülüğü ve yüksek dozda ulusalcılığıyla temayüz etmiş günlük bir gazetenin yazarı yakın tarihle ilgili bir mevzuu öyle çarpıtmış ki ileri sürdüğü iddiaları değme Atatürkçülerin dahi kabul edeceği şüphelidir.
Mesele şu: İktidara mensup üst seviyede bazı siyasilerin, Tek Parti döneminde M. Kemal ve İnönü’nün câmi kapatıp yıktırdıklarını dile getirmesine hayıflanmış ve bir Atatürkçü olarak savunmaya geçmiş. Savunması yakın tarih gerçekleriyle uzaktan ilgisi olmayan bir garabet:
“Ne Atatürk döneminde, ne sonraki yıllarda böyle densizlik yapıldı… Aksine Atatürk, İstanbul’da iki câminin onarılması için tâlimat vermiş, câmilerimizin iyi muhafaza edilmesi gerektiğini öğütlemişti. İsmet Paşa da 2. Dünya Savaşı sırasında silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan halkın yardımlarının câmi avlularında toplanmasını, hepsinin cemaatin gözetimi altında tutulmasını ve oralardan ordunun levazım yetkililerine aktarılmasını istemişti… Sen bu gerçekleri görmezden gel, yalana dolana dayan, iftira et… Siyaset böyle yapılmamalı…”
Her tarafı eğri büğrü olan bu iddianın neresini düzeltmeli? Prof. Dr. Cemil Koçak’ın 2 ciltlik “Türkiye’de Millî Şef Dönemi” kitaplarıyla Mustafa Armağan’ın “Satılık İmparatorluk” ve “Tek Parti Devri” adlı kitaplarından edindiğimiz bilgilere göre, M. Kemal ve İnönü’nün bizzat imzalarıyla birçok câmiin satıldığını, bazı câmilerin Chp binası olarak tahsis edildiğini ulusalcı gazetenin yazarı ya bilmiyor ya da Atatürkçü-ulusalcılığına gölge düşüreceğini düşünerek bu elim gerçekleri örtmeye çalışıyor. İkinci ihtimal daha kuvvetli.

LÂDİNÎ DEVRİMLER İÇİN SATIŞA ÇIKARILAN CÂMİLER
Okumaya devam et

Share Button

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Okumaya devam et

Share Button

Türk adını taşıyan dergide Anıtmezarın işi ne?

Türk adını taşıyan dergide Anıtmezarın işi ne?

Bir zamanlar dostâne yazılarımızla bazı Türkçü kuruluşların Türklük anlayışları Batılı seküler ve Atatürkçü düşüncelerle malûldür, diyerek tenkit ettiğimizde Türk düşmanı ve antiatatürkçü olduğumuz ilân edilmişti… “İsmini not ettik, ileride görüşürüz…” şeklinde sayısız mesaj atıp tehdit mektupları yazmışlardı… Türklük dâvamızı anlamışlar veya işlerine gelmemişti.

Tenkitlerimizin ana fikri hülâsa ifadelerle şöyleydi:
Batılı laik zihniyet kalıplarıyla yapılan Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır. İslâmlaşmış Türklük kimliğimize uymayan eklektik Türkçülük fikrinin millet yapımıza faydası olmaz…
Okumaya devam et

Share Button

Kur’ân’a Nutuk’tan sözler eklensin diyen azılı Atatürkçü

Kur’ân’a Nutuk’tan sözler eklensin diyen azılı Atatürkçü

“Cennetse bu yurt, sen onu buldun harabe / bir gün olacaktır anıtın, Türklüğe Kabe! / Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun / Türk ırkının en son bir peygamberi oldun!” mısralarıyla M. Kemal’i ilahlaştıran azılı Kemalist yazar Osman Nuri Çerman, 1949’daki Chp kurultayında devlet ve hükümet başkanları ile milletvekillerinin huzurunda “Dinde Reform ve Kemalizm” başlıklı elli üç maddelik protestan, yâni Kemalist islâm projesini takdim eder.

Chp’nin ilçe başkanlığını da yapan Çerman daha sonra, İslâm’ın vecibelerini, ibadetlerin tarzını değiştiren projesini “Dinde Reform” adlı kitapta toplar ve kitabını, İslâm’ı protestanlaştıracak elli üç maddelik kısmının kanunlaşması için1961 Temsilciler Meclisi’ne gönderir. Malûmdur ki 27 Mayıs’ın kaatil darbecileri 1961 Kurucu ve Temsilciler Meclisi üyelerinin ezici çoğunluğunu darbe yanlısı Chp’lilerden teşekkül ettirmişlerdi.

“KUR’ÂN, KEMALİZMİN ÇIKARLARINA UYGUN HÂLE GETİRİLECEK”
Okumaya devam et

Share Button

Alkollü Laik Hayatı, Kemalist CHP Resmileştirdi-2-

CHP’NİN “AYYAŞLARI HİMÂYE SİYASETİ”

Chp’li Tekel Bakanı Tahsin Coşkun’un1946’da Meclis’te “Rakı fiyatının düşürüleceğini” söylemesi üzerine Türkiye âdeta ikiye ayrılmış, cepheleşme olmuştu. Bir tarafta Yeşil Cemiyeti ile muhafazakârlar, diğer tarafta Chp yanlısı şarap ve bira üreticileriyle gazeteciler vardı. Devrin gazetecisi Bedii Faik, “Ayyaşlara açık mektup” başlıklı yazısında Chp’li hükümetin “Ayyaşları himâye siyasetini” mizahî üslûpla yeriyordu. Liberal görüşlü olmasına rağmen Refik Halid Karay, hükümetin alkol siyasetini tenkit ederek “Alkol kullanmanın zararları üzerine yazılar, broşürler, konferanslar, resimler, vecizeler yoluyla halkı alkolden tiksindirme işine devam etmeliyiz” diyordu.

Nihayetinde şedit millet düşmanı Chp’li Recep Peker Hükümeti bütün bu tenkitlere rağmen 15 Ocak 1947’de rakı fiyatlarını ucuzlatır. Kaynaklara göre, “1946’da 5,2 milyon litreye düşen rakı tüketimi 1947 yılında 8,7 milyon litreye ulaşarak rekor kırmıştır.”

BİRA FABRİKASINI M. KEMAL KURDURDU
Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm Milleti; M. Kemal, Laik Ulus Diyordu-2-

ÂKİF, EFENDİMİZ (S.A.V.)’E SEVDALIDIR; M. KEMAL PEYGAMBERLİĞE İNANMAZ

Âkif, Efendimiz’e (s.a.v) sevdalıdır ve her üç şiirinden birinde Ondan (s.a.v.) yardım ister: “Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi” şiirinde gözyaşlarını dökerek yalvarır: “Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed / Aylar bize hep Muharrem oldu! / Akşam ne güneşli bir geceydi… / Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu! / Âlem bugün üç yüz elli milyon / Mazlûma yaman bir âlem oldu: / Çiğnendi harîm-i pâki şer’in / Nâmûsa yabancı mahrem oldu! / Beyninde öten çanın sesinden / Binlerce minâre ebkem oldu /Allâh için, ey Nebiyy-i ma’sum / İslâm’ı bırakma böyle bîkes / İslâm’ı bırakma böyle mazlum.”

M. Kemal ise, “Medeni Bilgiler” kitabında “Hazret-i Muhammed ve İslâmiyet” başlığıyla “Peygamberliğin sosyolojik bir gelişme olduğunu, vahiy fikrine karşı çıktığını ve Kur’an sûreleri açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde birdenbire inmiş değillerdi. Muhammedin söylediği sûreler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştu. Muhammed bu sûrelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebî bir şekil vermişti…” diyor.
Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm Milleti; M. Kemal, Laik Ulus Diyordu-1-

Âkif, İslâm Milleti; M. Kemal, Laik Ulus Diyordu

Mehmed Âkif, İstiklâl Marşı’nda “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklâl!” mısraı ile İslâm mânasına gelen millet kavramını kastetmektedir. Milletin istiklâlinin kazanılması ve din ü devlet olması “Hakk’a tapmanın tabiî sonucunda” gerçekleşebileceğini ifade ediyor. Bu noktada millet, din, yani şeriat üzere tutulan yol ve bu yol istikâmetinde giden topluluk demektir.

Âkif’te “millet”, Atatürk ilkelerinin belirlediği laik “ulus” değil, din etrafında oluşan millettir. “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın” diye hitap ettiği millet, umumi olarak İslâm milletleridir. Zımnındaki mâna bakımından hususen Türklerin temsilciliği ve siyasetinde bütün Müslümanların içinde yaşadığı Devlet-i Âliyye’yi meydana getiren millettir:
Okumaya devam et

Share Button

İLK AMERİKANCILAR CHP’Lİ, YANİ KEMALİSTLERDİ-2-

M. KEMAL’İN ABD GENEL KURMAY BAŞKANINI KARŞILAMASI

1931 Temmuz’unda Amerikalı iki pilotun deneme uçuşu yapmak üzere Türkiye’yi tercih etmesi, uçakla hiç durmaksızın Yeşilköy Havaalanına inmesi, büyük coşkuyla karşılanması, Abd Türkiye elçisinin M. Kemal’e yazdığı mektubun takdim edilmesi ve M. Kemal’in Abd’li iki pilotu Yalova Köşkü’nde kabul etmesi, Amerikancılığın resmîleşmesinin belgelerinden sadece birkaçıdır.
25 Eylül 1932’de Abd’nin Genel Kurmay Başkanı General Dougslus Mac Arthur Türkiye’ye gelir ve M. Kemal’le görüşür. İstiklâl Savaşı’nda İzmir’deki bir Amerikan şirketinin uğradığı zararı, sözde “Tam bağımsızlıkçı” Kemalist Chp’li hükümet taksitle ödemeyi kabul eder ve suçluların iadesi kararını da tasdik ederek suçlu bir Amerikalı bankacıyı iade eder.

M. KEMAL, ABD BAŞKANI ROOSVELT’LE MEKTUPLAŞIYOR
Okumaya devam et

Share Button

LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

Lider yetiştirmek mümkün değil, hiçbir eğitim programı lider yetiştiremez. İdarenin için bile “okulu yok” denir, değil ki lider… İyi insan yetiştirebilirsiniz, akıllı ve donanımlı insanlar yetiştirebilirsiniz, uzman insan yetiştirebilirsiniz ama lider yetiştiremezsiniz. Liderler için bir eğitim programı geliştirilememiştir, geliştirilmesi de mümkün değildir.

Bakın Cumhuriyet tarihine, Özal ve Erdoğan’dan başka lider görebilir misiniz? Siyasi parti genel başkanları görebilirsiniz, cumhurbaşkanları, başbakanlar görebilirsiniz ama lider görebilir misiniz? Her siyasi görüşün, her fikriyatın kıymet verdiği insanlar var ama milletin yarısının gönülden bağlı olduğu bir lider bulabilir misiniz?
Okumaya devam et

Share Button

YILBAŞI KUTLAMA PESPAYELİĞİNİ M. KEMAL RESMİLEŞTİRDİ

Yılbaşı Kutlama Pespâyeliğini M. Kemal Resmîleştirdi
Osmanlı döneminde yılbaşı kutlamaları gayr-ı müslimlerce yapılırdı. 1829’da İngiliz elçisinin Haliç’teki bir gemide verdiği baloda kutlanan yılbaşına Mustafa Reşit Paşa gibi Avrupa yanlısı Osmanlı devlet adamları da çağrılır. 1856’da Sultan Abdülmecid, Fransız elçisinin düzenlediği baloya Islahat Fermanları’nın oluşturduğu diplomatik bir mülahaza ile gitmek mecburiyetinde kalır.

“YAHUDİHÂNELER” DE YILBAŞI KUTLAMALARI

“Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi”nde anlatılan azınlıkların yılbaşı kutlamaları, Batılılaşma yanlısı olanların yılbaşına nasıl meylettiğine dair ipuçları veriyor: Okumaya devam et

Share Button

ATATÜKÇÜ CUMHURİYET, MEHMET AKİF’E KARŞIYDI

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı

Âkif, Millî Mücadele’den sonra 1923’te İstanbul’a dönmüştür. İlân edilen Cumhuriyet, hayâlini kurduğu cumhuriyete benzemiyordu. Arkadaşlarından Şefik Kolaylı, “Mısır’a gitme kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Büyük bir hüzün ve te’essür içinde ‘Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muâmele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum’ dediğini” söyler.

Atatürkçü Cumhuriyet’in yandaşlarıyla M. Kemal’in yakın arkadaşlarının onun hakkında söyledikleri “Arapçı şair” gibi benzeri hakaretlerden de anlaşıldığı üzere Âkif, İstiklâl Marşı’ındaki fikirleriyle de Kemalist Cumhuriyet değerlerine muhalifti. Onun, Cumhuriyet’i övmemesinden dolayı aleyhinde yayınlar hızlanır. Dindarlığına vurgu yapılır. “Şiirlerinde İslâm’a ve ümmete yer verdiği” anlatılır. “İnkılâp muhalifi İslâmcı Âkif’in” karşısında laikçi ve Batıcı yazarları örnek gösteren yazılar basında sıkça çıkmaya başlar. Pozitivist Tevfik Fikret’le mukayese edilmeye başlanır.
Okumaya devam et

Share Button

EZANA YAPILAN ZULÜMLER-2-

Ezana Yapılan Zulümler-2

Kemalist Cumhuriyet’in en şedit yılları olan Tek Parti döneminde “Minaredeki yabancı sesten” gökler ver yerler eza çekiyor, Müslüman milletin yüreğine ateşler düşüyordu:

“TANRI ULUDUR TANRU ULUDUR”

Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim ve bildiririm ki: Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim ve bildiririm ki: Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim, bildiririm ki: Tanrı’nın elçisidir Muhammed /Şüphesiz bilirim, bildiririm ki: Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydi namaza, haydi namaza /Haydi felaha, haydi felaha / Namaz uykudan hayırlıdır / Tanrı uludur, Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

EZANA ZULMEDEN GÜRUH: CHP VE KEMALİZM

Milleti “basit ruhlu halk” olarak gören CHP’nin azılı genel sekreteri Recep Peker, 18 Ocak 1933 tarihinde parti teşkilatlarına gönderdiği yazıda “Bazı illerde özellikle Türkçe ezan ve Türkçe Kur’an dolayısıyla irticai nitelikte propagandaların yapıldığının haber alındığını, cehalet ve fena fikirlerin mahsulü olan böyle propagandalar karşısında parti örgütünün halkı aydınlatmasını ve mahalli hükümet rüesası ile birlikte hareket ederek basit ruhlu halkın aldatılmasının önüne geçilmesini” ister. Okumaya devam et

Share Button

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-2-

“Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” Kitabı-2

Yazımızın 1. bölümünün başında söylediklerimizi bir daha ifade ederek, adını başlık yaptığımız kitabın tabuları yıkan metinlerini okumaya devam ediyoruz:

Türkiye’de çeşitli Cumhuriyet tarihi kitapları var. Atatürkçü tarihi gevşek bulan Pür-Kemalist tarih var. Kemalizm’i Cumhuriyet’in resmî dini olarak idolleştiren Cumhuriyet Tarihi’nin 1931’den 1950’ye kadar liselerde ders olarak okutulduğu malûmdur.
Cumhuriyet öncesi hadiselerin ve Cumhuriyetle birlikte başlayan olumsuzlukların hâlen devam ettiği ve gerçek yüzünün tam olarak bilinmediği bir zamanda dimağımızı aydınlatan, gerçek bilgileri sektirmeden kullanan, Atatürkçü Cumhuriyet’ten dâvacı olan samimi ve cesaretli tarih yazıcısı, fikir ve kültür adamı, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan’ın “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabı, zihinleri Atatürkçü Cumhuriyet tarihi okuyarak darbe almış, kirlenmiş ve ikilik içinde kalmış kitleleri uyandıracak bilgi ve tesbitlerle doludur.
Atatürkçü Cumhuriyet’ten dâvacı iseniz, D. Mehmet Doğan’ın adı geçen kitaptan hülâsa ettiğimiz kısımları bir alıştırma olarak okumanızı âcizâne tavsiye ederiz.

“TANZİMAT’TAN BERİ İNGİLTERE İÇİŞLERİMİZE KARIŞTI”
Okumaya devam et

Share Button

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNE GİRİŞ” KİTABI-1-

“Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” Kitabı-1

Türkiye’de çeşitli Cumhuriyet tarihi kitapları var. Atatürkçü tarihi gevşek bulan Pür-Kemalist tarih var. Kemalizm’i Cumhuriyet’in resmî dini olarak idolleştiren Cumhuriyet Tarihi’nin 1931’den 1950’ye kadar liselerde ders olarak okutulduğu malûmdur.
Resmî tarih, yani “yalan söyleyen” ve aldatan Atatürkçü Cumhuriyet tarihi Millî Eğitimde (!) hâlen yürürlüktedir. Üniversitelerin Doktora, Yüksek Lisans ve Önlisans Programları’nda “zorunlu” olarak okutulan “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” ve “Türkiye Cumhuriyeti inkılap Tarihi” kitaplarını hatırlamak gerek. İlerleyen satırlarımızda bahsedeceğimiz tabuları yıkan “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabı başkadır.
Mavi Sakal’ın Kırkıncı Odası’dır Cumhuriyet tarihi. Duvarlarında cesetler asılıdır Kırkıncı Oda’nın. İslâmî geçmişimize yapılan dehşet ve zülüm izleri vardır. Kapısı zırhlı kilitlerle kilitlidir. Bu kapıyı açıp içerideki gerçekleri öğrenerek milleti uyandırmaya çalışanlar hapislerde çürütülmüş ve istikbâlinden edilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

M.Kemal’in Koyduğu Diyarbakır Adı Diyarbekir Olmalı

M. Kemal’in Koyduğu Diyarbakır Adı Diyarbekir Olmalı
M. Kemal 1937 Kasım’ında Doğu seyahatinin bir durağı olan Diyarbakır gider ve Halkevi binasında konuşma yapar: “Muhterem Diyarbakırlı hemşerilerim! 25 sene sonra Diyarbakırlı hemşerilerime bu modern binanın çatısı altında hitabetmekten bahtiyarım” diye söze başlar ve Diyarbekir adını birkaç kez Diyarbakır şeklinde ifade eder.

Konuşmadan sonra özel salona geçer. Belediye Reisi’ne “Diyarbakır’ı çok iyi bulduğunu” söyler. Reis de “Diyarbekirimiz sayenizde çok iyi olacak Paşam” diye konuşur. M. Kemal, “Sen Diyarbekir diyorsun, ben Diyarbakır diyorum, hangisi doğru?” Reis de “Bugünden itibaren tensip buyurduğunuz isimle şehrin adı Diyarbakır olmuştur Paşam” der.

M. Kemal, “Tamam, şimdi ben sizlere bu ismi neden koyduğumu anlatayım. Burası hiçbir zaman Bekirin diyarı olamaz, burası bakırın diyarı olur; çünkü tanrı bu diyara bakır madeni vermiş, yakınına da keşker taşını vermiş, bakır için lâzım olan suyu da vermiş. Onun için burası Diyarbakır’dır” der.
Okumaya devam et

Share Button

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKECEK MİYİZ?

ÖLÜRKEN TERKETMİŞTİK, DOĞARKEN DE TERKEDECEK MİYİZ?
Mısır merkezinde cereyan eden hadiseler, eski “düvel-i muazzama” meselesini tekrar aktüel hale getirdi. Eskiden düvel-i muazzama karşısında zayıf da olsa bir Osmanlı devleti vardı, şimdi ise Müslümanların birliğini temsil eden, onlar adına kararlar alabilen bir merkez (karargah) yok. Bu çok ağır bir durum…
Osmanlının işgal edildiği birinci cihan harbinden sonra, ülkenin maddi planda kurtarılması için bu milletin tüm iddialarından vazgeçmesini, İslam’ı bırakmasını, İslam’ın kendi öz yurdunda parya haline getirilmesini talep eden batılılar, karşılarında bu taleplerini yerine getirmek için kendilerinden daha fazla iştahlı bir kadro bulmuştu. Cumhuriyet devrimleri denilen işler bu süreç sonunda yapıldı ve İslam’ın tarihten tasfiye edildiği düşünüldü. Millet tarihi iddialarından resmi yönetim alanında vazgeçmiş, hilafet ilga edilmiş, Şeriat-ı Garra mer’iyyetten kaldırılmıştı, bunun adına da “kurtuluş” dendi. Neden kurtulmuştuk, tabii ki (haşa) İslam’dan… Kendisine karşı savaştıklarımızın tüm değerlerini aldık, bizim tüm değerlerimizi reddettik ve “kurtulduk”…
Bir asırdır batıya ta kalbinden teslim olarak “kurtulmuş” şekilde yaşadık. Ne zaman ki kurtarıcılardan ve onların kurtarma reçetelerinden (devrimlerinden) kurtulmaya başladık, “düvel-i muazzama” harekete geçti. Ne zaman ki Akparti hükümetinin niyetinin İslam dünyasını ayağa kaldırmak olduğu anlaşıldı, “düvel-i muazzama” çıldırdı. Okumaya devam et

Share Button

CHP’NİN KAPATILMASI, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR

CHP’Yİ KAPATMAK, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçe ve deliller oluştu, şimdi mesele kapatmanın tefekkür ufkumuzdaki altyapısının oluşturulmasında. Malum olduğu üzere ülkede bir demokrasi fetişizmi var, Müslümanı da ateisti de bazen samimi bazen istismar maksadıyla demokrasiye sarılıyor, “tek kıymet” veya “nihai kıymet” olarak onu sunuyor. Hiçbir doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü listesine ve bunların yekununa vakıf olacak bir anlayışa sahip olmaksızın demokrasiden bahsediliyor. Bu sebeple, CHP’nin kapatılması fikrine karşı, demokrasiye aykırı olduğu düşüncesiyle savunma hattı kurulacağı ihtimali mevcut.
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçelerin oluşması, demokrasi fetişistlerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede bir mana ifade etmez. Siyasetçisinden hukukçusuna, aydınından muharririne kadar her sınıf insan, “demokratik zihni bariyerini” aşmadan CHP’nin kapatılması fikrine yaklaşamaz. Bu sebepledir ki meselenin vuzuha kavuşturulması şart…
Öncelikle CHP bir siyasi parti değil, CHP, siyasi vahşetin, darbe kültürünün, jakoben tavrın, batı devşirmeciliğinin bu ülke sınırları içindeki temsilcisidir. Yarım metre kare bir kumaşın, “özel bir şekli” olan şapka için, onu giydirmek için, giymedikleri için kaydı bile tutulmamış binlerce insanı katleden bir örgüttür. İnsanlık tarihinde bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insan katleden bir örgüt görülmemiştir. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok daha büyük katliamlar yapan örgütler olmuştur fakat bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insanı katleden bir vahşet görülmemiştir. İstatistiki anlamda bir Stalin liderliğindeki (diktatörlüğündeki) komünist parti kadar katliam yapmamıştır ama vahşetin derinliğini göstermesi bakımından “basit sebeple katliam” yapma konusunda CHP gibi bir örgüt yoktur. Eğer bu bir siyasi partiyse, eğer bu mahiyette siyasi partiler olabiliyorsa, derhal tüm siyasi partiler kapatılmalı, bunlara geçit ve imkan veren demokrasi imha edilmelidir. Fakat demokrasi bu kadar kötü bir siyasi rejim değildir, demokrasi CHP gibi bir örgütü sindirecek kadar iğrenç bir siyaset fikri değildir. Okumaya devam et

Share Button