BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-2-MEDENİYET ŞURASI
Türkiye’nin maddi gücü dünyayı etkilemeye, İslam alemini de kurtarmaya kafi değil. İktisadi, askeri, siyasi güç birikimi buna müsait değil ama dünyada şu anda büyük bir fikir hareketini başlatacak tek ülke mevkiinde. Fikrin kıymetini ve kuvvetini bilenler için, böyle bir imkan ve fırsat, nükleer güçten daha büyük bir değerdir. Bu istikamete yönelmek, bu fırsatı kuvvet ve imkan haline getirmek, dünyaya “fikir tohumları” serpmek lazım.
Dünyaya serpilecek “fikir tohumları”, her ne kadar yeşermek için zaman istese, hemen neticelerini ve verimlerini göstermese de, nihayetinde nükleer füzelerden daha tesirlidir. Yirminci asırdaki dev çöküş, dünyayı, ağır bir fikir ve felsefe krizine soktu. Bugün yaşanan kaosun birinci sebebi, dünyada hiçbir fikir hareketinin olmaması, her şeyin günlük itiş kakış içinde yaşanmasıdır. İnsanlar ve halklardaki derin açmaz, görünürdeki iktisadi buhran değil, içine düştükleri krizin izahsızlığı ve yeni bir çıkış yolu (kurtuluş fikri) olmamasıdır. Daha önce de krizler yaşanmıştı, o krizler sistem içi kriz olduğu için, sistemin (kapitalizmin) esasları ve müesseseleriyle çözülmüştü. Bugünkü kriz, sistem krizi, bu sebeple de hem teşhis konulamıyor hem de tedavi geliştirilemiyor. Dört beş yıldır devam eden iktisadi buhran bir türlü çözülemiyor aksine her gün derinleşiyor, artık krizin “sistem krizi” olduğu anlaşıldı. Sistem krizi olduğu anlaşıldığından itibaren tüm ümitler tükendi, dünya zihni ve fikri anlamda müthiş bir boşluğa yuvarlandı. İktisatçıların söyleyeceği bir şey kalmadı, artık dünya yeni bir “fikir hareketi” bekliyor. Bu boşluğu erken gören, felsefi krizi erken teşhis eden ve ciddi bir teklifle ortaya çıkanlar, “geleceğin sahibi” olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-1-GİRİŞ

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-1-GİRİŞ
Mısır ve Suriye’deki gelişmeler, bu gelişmeler karşısında doğu ve batı bloklarının ittifakları Türkiye’yi müthiş bir kuşatmaya aldı. Mengeneyi sürekli sıkıyorlar, bu defa niyetleri tehdit etmek değil öldürmek gibi görünüyor. İran’a karşı yapılacak bir askeri operasyonda Türkiye’yi (Akparti hükümetini) ikna edemeyen batı, bu gün Türkiye’ye karşı yapılan ve yapılacak olan her çeşit operasyonda İran’dan fazlasıyla destek görüyor.
Türkiye, ümmetin son kalesi ve tek karargahı olarak kaldı. Bunun ne manaya geldiğini ve ne kadar mühim bir mesele olduğunu anlamamız gerekiyor. Türkiye ne pahasına olursa olsun düşmemeli, buna müsaade etmemeliyiz. Karargah işgal edilemezse, karargah ele geçirilemezse, karargah kendi imkanlarıyla ayakta kalırsa, mücadele devam eder, yeni hamleler geliştirilebilir, yeni stratejiler oluşturulabilir, yeni manevralar yapılabilir. Karargah işgal edilirse her şey çöker…
Batı, Doğu ve kalbimize yerleşen İran alçaklarıyla başedecek gücümüz yok. Bu kadar büyük bir ittifak Osmanlıya karşı bile yapılmamıştı, Türkiye’ye karşı yapıldı. Oysa Türkiye Osmanlının yıkılırken sahip olduğu güce bile sahip değil hala… Karşımızdaki ittifak, onların silahlarıyla mücadele edilecek gibi değil, düşmanlarımızın silah gücüne (askeri, iktisadi, siyasi, diplomatik) denk bir güç toplayamayız. Başka bir yol (ya da yollar) olmalı… Okumaya devam et

Share Button