HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-19-HZ. OSMAN(RA)-3-

O devirde artık, “Ben yanlış yaparsam, beni nasıl doğrultursunuz?” sorusuna kılıçlarını çekerek, “Bununla” diye cevap verecek güzide kadro da azalmış halde…

Diline sağlık, tam isabet. En mühim konulardan biri de o. O kadronun aksine öyle bir güruh çıkmış ki Hz. Osman döneminde… Hz. Ali ile Hz. Osman arasındaki mükâlemeler var. Daha önceki programda muhtemelen söylemişizdir. Aralarındaki sohbet esnasında Hz. Osman’a, Hz. Ali’nin bir takım itirazları, şikâyetleri var. Hz. Muaviye ile ilgili, şamdan bir takım şikâyetler geliyor. Hz. Ali’ye de geliyor. Sadece Hz. Osman’a değil. Hilafete geliyor tabi ki öncelikle. Hz. Osman’ın Hz. Muaviye’yi görevden almaması üzerine konu Hz. Ali’ye de gelmeye başlıyor. Hz. Ömer’in hitabına karşı sahabenin o verdiği tepkiyi Hz. Ali de veriyor. Hz. Ebu Bekir döneminde, Hz. Ömer döneminde bir takım yanlışlıklar görülse kılıçlara sarılacak bir kadro var fakat henüz müesseseleşmemiştir. Kılıca sarılmamak, zafiyet olarak görülebilir fakat hilafet makamına karşı, bir yanlışından dolayı, patavatsızca kılıç çekilir mi? Konu hassas, azami dikkat isteyen bir durum. En küçük yanlışta kılıçlara sarılan bedevi bir cemiyetten bahsetmek, adalet hassasiyetinden bahsetmek değildir. Hz. Ömer’in (RA) o sorusu, çok ciddi bir sorudur. Hangi yanlışta kılıç çekeceğinizi bilmezseniz, adil ve medeni bir cemiyetten değil, kavganın olağanlaştığı bir bedevi cemiyetten bahsediyorsunuz demektir. Küçük yanlışlar, konuşarak, istişare ederek çözülebilecek meseleler için kılıç çekilmez. Sonraları böyle anlaşılıyor mesela. Hz. Ali dönemine geldiğinde o karşılıklı çatışmalarda pratikten kaynaklanan bir takım hadiseler böyle olsa gerek. İslam’ın nazari çerçevesi ile ilgili her iki tarafın da problemi, farklı anlayışı yoktur ama kılıçlar çekilmiştir. O ayar o denge kurulamamıştır. Fakat Hz. Ali, Hz. Osman’a kılıç çekmiş değildir. Hz. Ali’deki (RA) derin idrak, kılıcın nerede çekilip, nerede kınında tutulacağını anlayan ve ölçülendiren muhteşem bir anlayış çerçevesi oluşturuyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-

Hz: Ömer Müslüman olmadan önce çocuğunu diri diri gömecek kadar öfke sahibidir.

O bir vahşet fiilidir. O, insan tabiatında vardır. Diri diri gömmek öldürmenin en uç noktası, çocuğunu gömerken üzerine attığı bir topraklardan sakalına sıçrayınca çocuğu, “babacığım sakalın kirleniyor” diye temizlemeye çalışıyor. İşte aynı Ömer kardeşi ile eniştesinin Kur’an okuduğunda, eniştesini yerle bir eden, kız kardeşini ayaklar altına alan bir Ömer. Müslüman olduktan sonra da “siz dininizi nasıl saklarsınız çıkıp söyleyelim” diyen biri bu, mizaç işte.
İslam o mizaçtan nasıl süzülüyor, İslam onda öyle tecelli ediyor. Mizaç farklılıkları dediğimiz şey orasıdır. Mizacen güçlü, celadet sahibi diyoruz ya, “niye saklanıyoruz” diyor. Çünkü mizacın kudreti yani ruh kudreti ile imanın kudreti birleştiğinde ortaya çıkan şey emsalsiz. Bunun sınırı yoktur. Çevrenizde insanlara bakın mizacen cesaretli insanlar vardır. Hesaba gelen bir cesaret değildir. Akılsız görünür onlar çünkü hesabını yapmamışlardır. Bu mizaca imanı ekleyince, imanın gücünü ekleyince sınırsız oluyor. İnsanda iki tane enerji kaynağı var, mizaç yani ruh, ikincisi imandır. Üç tane enerji kaynağı yoktur insanda, iki tanedir. Bunun ikisi zirve halinde Hz. Ömer’de terkip olmuştur, o şahsiyette cem olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-

Bunu şu şekilde somutlaştırabilir miyiz? Bir topluluk düşünün o topluluğa Hz. Ömer uzaktan göründü, oradaki topluluk kendisine çeki düzen veriyor ama diğer taraftan aynı topluluk Hz. Osman kendilerine doğru geliyor, bu sefer hayâsından, gelen zatın olgun kişiliğinden dolayı kendisine çeki düzen veriyor.

Korktuğunuz insana da karşı gelmezsiniz sevdiğiniz insana da karşı gelmezsiniz. Sonuç aynı, sebepleriniz farklı, bu mümkün. Aynı sonucu farklı sebepler verebilir. Aynı sebep farklı sonuçlar verebilir. Hayat çok girift, insan da çok girifttir. Hz. Osman’da adalet nakıs değil böyle bir şey söylüyor değiliz. Ama zirveye Hz. Ömer adaletle, Hz. Osman edepl, Hz. Ali akılla, hikmetle, Hz. Ebu Bekir sadakatle çıkmıştır. Her bir vasfı sahibinde tahlil etmemiz gerekiyor, doğru usul budur, biz de bu çerçevede konuşuyoruz. Hz. Ömer’de adaletin tecellisi, celadet kaynağından yani celadet mizacından ciddi anlamda beslenmiştir. Bundan ibaret midir, hayır. Siz sadece celadeti koyarsanız olmaz. Hz. Osman’da olduğu kadar olmasa da Hz. Ömer’de olduğu kadar ahlakı ve hayâyı eklerseniz adalet çıkar. Hz. Ömer’de de ahlak ve hayâ tabii ki çok ileri noktadadır. Ama onun zirvesi Hz Osman’dır. Hz. Ömer biraz daha beridedir. Sadece celadeti koyarsanız ortaya adalet değil zulüm çıkar. Öfkesinden yerinde duramayan şiddet sahibi bir insan, buradan adalet çıkmaz. Onu, ahlakla kıvama getirmiş olmanız gerekiyor. Celadete niye ayarlı şiddet diyoruz, ölçülü şiddet diyoruz? Onun ölçüsü nedir? Nedir ölçüsünü temin eden, ya da ayarını temin eden ve ölçülü kılan? O ahlak, o edep, o hayâ, hadde riayet, hududu muhafaza hassası, o Hz. Osman’dan belki biraz az ise de Hz. Ömer’deki o ahlak celadetini adalet merkezinde dengeliyor. Onun kaynağı nedir? İmanından önceki hali saf celadettir. İslam’ın ahlakını kuşanmamış halindedir. Saf celadet, saf öfke parıl parıldır. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-9-HZ. ÖMER(RA)-1-

Hz. ÖMER

Sayın dinleyiciler, bu gün Hz. Ömer konusuna başlıyoruz. Hilafet ve dört halife programımızı sürdürüyoruz, ısrarla da sürdürmeye devam edeceğiz. Dört halife ve devirlerini elimizden, dilimizden geldiği kadar konuşacağız. Evet, Haki Bey, Hz. Ömer konusuna tabii olarak adaletten başlamak gerekir değil mi?

Adalet öyle bir mefhum ki “niçin” sorusunu soramıyorsunuz. “Niçin adalet?” sorusu çok anlamsız geliyor. Bu kadar temel bu kadar derinde bu kadar güçlü bir duygudur. Ve bu tüm cemiyete tüm hayata yayılmak zorunda olan bir mefhumdur. Bunu, hayatın herhangi bir alanından çekip aldığınızda ya da tamamından çekip de bir alana mesela devlete yamadığınızda, o alana sabitlediğinizde o ülkede, o milletin hayatında tedavisi mümkün olmayan çok ağır yaralar açarsınız. Aslında o milletin kafasına sıkmış olursunuz. Kalbine sıkmış olursunuz. Niçin adalet, adaletin ne olduğuna gelmedik daha. Adalet nedir dediğimizde, en temel yanlışlardan birisi adaletin eşitliklerde gerçekleştiğini düşünmektir. Adalet eşitlikte gerçekleşmez yani eşitlik her zaman adalet değildir. Adaleti gerçekleştirmez. Adaletin eşitlikte gerçekleştiği durumlar da vardır. Adalet eşitlikte de gerçekleşebilir. Ama genellikle eşitlik adaletsizliktir. Adaletin tarifindeki temel unsur muvazenedir. Muvazene de herhangi bir muvazene değil yani her hangi bir denge adalet değildir. Dengenin en üstü en gelişmiş şekliyle, en mütekâmil halidir. Dengenin en mütekâmil hali adalettir. Böyle bir adalet tarifi yok bakın. Literatürde böyle bir adalet tarifi yoktur. Bulamazsınız. Türkiye de meri hukukun kaynaklarında bulamazsınız. Bu bizim İslam’dan aldığımız, anladığımız, oradaki metinlerden ürettiğimiz ve kültür olarak yaydığımız bir tespittir, oralardan buluruz, oralardan alırız bunu. Dengenin mütekâmil halidir. Mesela Necip Fazıl’ın İslam’la ilgili tarifi var ya adaletin en iyi tarifidir o. Necip Fazıl’ın İslam tarifi hem İslam tarifidir, hem hayat tarifidir, hem adalet tarifidir. Neydi hatırlayalım o sözü; “İslam zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizamıdır”. Yani en mütekâmil nizamıdır. Şimdi zıt kutuplar arasında bir denge kuracaksınız. Bu denge ise en mütekâmil seviyeye çıkacak. Necip Fazıl’ın İslam tarifi bu, yani bu adaletin tarifidir aynı zamanda. Yani kadın erkek arasında, idare edenle edilenler arasında, ya da hayatın her hangi bir alanında, insanın her hangi bir hayat alanında ne yaparsanız yapın gidip gelip kafanızı tezatlara (zıt kutuplara) çarparsınız. Ayeti kerimede bahsedilir zaten. Varlıklar çift çift yaratılmış ya. Gider gelir zıt kutupları bulursunuz. Çatışmada zıt kutuplarda olur. Bir biri ile tezat teşkil edenler, aralarında çatışır. Zıt kutuplar bir birini çeker o tartışmanın adıdır. O zıtlığı bir yerde dengelediğinizde ne iter ne çeker. Denge o demektir zaten. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et

Share Button