CEMAAT VE TEŞKİLAT

CEMAAT VE TEŞKİLAT

Türkiye’de Müslümanların içtimai bünyeleşmeleri cemaat şeklinde zuhur etti, bu sebeple cemaat bahsini ayrıca tetkik etmek ehemmiyet arzediyor. Cemaat bir tarafından bakıldığında müthiş bir teşkilat numunesidir, başka bir tarafından bakıldığında teşkilat numunesi değil, teşkilatların kuluçka makinesi gibidir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her fikir bünyeleşmek istediğinde önce cemaatleşiyor. Cemaat, kadimden beri kullanılan içtimai bünye numunesi olduğu için tecrübe müktesebatı da büyük, dolayısıyla içtimai oluşumlar tabii olarak bu havzaya akıyor. Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-30.06.2014-ALİ ÜNAL’IN HAZİN HALİ…

İHANET GÜNLÜKLERİ-30.06.2014-ALİ ÜNAL’IN HAZİN HALİ…

Ramazanda tenkit yazısı yazmak hoş değil, bu mübarek ayda insanın kendi nefsini tenkitle iktifa etmesi asıl olmalıdır. Kendimizi hesaba çekmeden başkalarına hesap sormak yakışıksız bir hal…

Zaman gazetesi yazarları galiba Ramazan ayını, nefs muhasebesi, nefs tezkiyesi, ruhi istidatların inkişafı gibi manevi-kalbi çerçevede yaşamak fikrinden oldukça uzak görünüyorlar. Gazetenin genel yayın çizgisi ve yazarların yazıları, Erdoğan ve Akparti düşmanlığını, iftira, hakaret, hafife alma, alay etme şekillerinde devam ettiriyorlar. Dikkat çekici nokta şu ki, yazarların yazılarında, yazıların muhtevasında, dilinde ve üslubunda, ramazanın geldiğine dair hiçbir alamet, işaret, ima yok.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ

Cemaat günlükleri başlığı altında ihanet örgütünün faaliyetlerini takip ediyor ve değerlendiriyoruz. Sitemizin en fazla takip edilen yazıları da bunlar oluyor. Karşı cephenin yanlışlarını mümkün olduğunca günlük olarak yazmaya çalışıyoruz fakat bu arada (bizim de içinde bulunduğumuz) istiklal cephesinin yanlışları gözden ırak kalıyor. Bu durum, taraftarlığımızın militanca olmadığı, fikri tercihlere dayandığı gerçeği ile tenakuz oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz cephenin yanlışlarına göz yumacak kadar fikirden anlamaz, adaletten uzak, vicdandan nasipsiz değiliz. İhanet cephesinin bu konudaki derin hassasiyetsizliğini bizim de kuşanmamız beklenmemeli, içinde bulunduğumuz cephenin yanlışlarına kör bakmamalıyız.

İhanet çetesinin büyük kalkışmasını, istiklal cephesinin “arınması” için fırsat gören bizim gibi insanlar, kendi cephemizdeki ayarsızlıkların üzerine gitmeli, yanlışları göstermeli, arınmaya katkıda bulunmalıdır. Biz “kör döğüşü” içinde değiliz, Erdoğan’ın peşinde de değiliz. Biz, İslami anlayışımızla dünyaya, insana ve hayata bakarız. Bu manada Erdoğan, bizim sitede (www.fikirteknesi.com) yaptığımız tespitlerin arkasından gelmektedir. Erdoğan, “bu bir istiklal savaşıdır” sözünü kullanmadan birkaç gün önce bizim sitemizde, “Erdoğan ikinci kurtuluş savaşının lideridir” başlıklı yazı yayınlanmıştır. Erdoğan bizim teşhislerimizi geriden takip etmektedir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT CHP’LİLEŞTİ

CEMAAT CHP’LİLEŞTİ

CHP aday belirleme sürecinde karıştı. Belediye başkanlarının CHP’li olduğu ve CHP’nin kazanacağı düşünülen il ve ilçelerdeki aday belirlemelerinde kıyamet koptu. CHP genel merkezinin önü sürekli eylem alanı haline getirildi. İnsanlar kapıları yumrukluyor.

Anladık ki CHP’de hiçbir mefkure yok, hiçbir ideal yok. Sadece menfaat var, aday yapılmadığında istifa ediyor adamlar. Kendi adamları aday yapılmayan kalabalıklar da parti genel merkezi önünde eylem yapıyor. Neticede bir ilçede bir tane belediye başkanı var, dolayısıyla bir tane aday olacak. Ama aday adayı fazla, aday yapılmayanlar, çevreleriyle birlikte istifa ediyorlar, eylem yapıyorlar. Her kim aday olursa olsun, istifa edecek ve eylem yapacak birileri mutlak var çünkü aday adayı bir tane değil.

Kendisi aday yapılmayınca partisinden istifa eden adamın bir düşüncesi ve bir ahlakı var mıdır? Aday yapılmadığı için partisinden istifa eden kişi, neden aday ve başkan olmak istiyordur? Bu sorunun, “menfaat” kelimesinden başka bir cevabı olabilir mi? Allah’a şükürler olsun ki CHP iktidar olamıyor. İktidar olsa neler olabileceğini hayal etmek mümkün değil.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(08.02.2014)-GÜLAY GÖKTÜRK VAKASI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(08.02.2014)-GÜLAY GÖKTÜRK VAKASI

Cemaatin Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk’ün, 07.02.2014 tarihli “İspatlayamıyorsanız susun” başlıklı yazısı dikkat çekicidir. Gülay Göktürk, Zaman gazetesindeki Etyen Mahçupyan gibi kendi fikrinde ısrarlı ve kendi istikametinde tutarlı bir kalemdir. Kısacası sağlam bir kalemdir.

Gülay Göktürk, bir müddetten beri “paralel yapı” ile ilgili tespitler ve tenkitler yapıyor, tehlikelerine dikkat çekiyor. Hem de Bugün gazetesinde, yani cemaatin gazetesinde…

Ergenekon medyasının başlattığı, şimdilerde de cemaat medyasının devam ettirdiği “yandaş” gazetecilik kavramı, Bugün ve Zaman gazetesindeki yazarlar için tutmuyor. Cemaat, kendi medyasında, maaşını kendilerinin verdiği yazarlar tarafından hem de kalbinden vuruluyor. Artık anlaşıldı ki, cemaat, kendi yeminli mensuplarından başka kimseyi etkileyemiyor, kendi cemaat bünyesinin dışında kimseye ulaşamıyor. Bunun birkaç tane istisnası, Ali Bulaç gibi, Şahin Alpay gibi maaşlı tetikçilerden ibaret… Gerçekten fikri olan, fikrinin namusunu taşıyan, fikrini şahsiyetinin merkezine yerleştiren kalemlere hiçbir etkide bulunamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

Beyin yıkama metodu da bir eğitimdir. Eğitim modellerinin uç noktasında bulunur. Normal ötesidir, hem metodik olarak normal ötesidir hem de neticeleri bakımından normal ötesidir. Kısacası paranormal metotlardır.

Batıdaki adıyla parapsikoloji, doğudaki adıyla mistik bazı uygulamalardan bahsediyoruz. İslam ve İslami tedrisat, ne doğudaki mistik uygulamalara ne de batıdaki parapsikolojik metotlara cevaz verir.
Her kültür evreni “normal ölçüsünü” kendine göre tarif ve tayin eder, bundan dolayı başka bir kültür evreninin normal ölçüsü, paranormal görünür. Bu zaviyeden bakıldığında İslami tedrisat, batı pozitif eğitim anlayışına göre (ama parapsikolojiye göre değil) paranormal görünür. Bunun gibi, batı pozitif eğitim anlayışı ile birlikte parapsikolojik metotlarda İslami tedrisata göre paranormal alandadır. Normal ölçüsünde müşterek bir zemin olmadığı için, her kültür evreni kendi dışındakileri normal dışı olarak tarif etmekte ve kendi normal ölçüsünü dayatmaktadır. Bu mesele derin ve girifttir ve uzun izahları gerektirir. Bizim burada esas aldığımız kıstaslar manzumesi, İslam’dır ve İslami tedrisattır. Çünkü Fethullah Gülen Müslüman olduğunu söyleyen, dolayısıyla İslami tedrisata göre kendini savunacak olan birisidir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(07.02.2014)-YAZARLAR ALEYHİNE DÖNÜYOR

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(07.02.2014) YAZARLAR ALEYHİNE DÖNÜYOR

Cemaatin yüksek dozlu taarruzundan sonra kamuoyundaki gelişmelerin seyri, cemaatin öngörülerinin aksine gelişiyor. Cemaat kendi yayın organlarındaki yazarlarına hakim olamadığı gibi diğer yayın organlarındaki yazarların kendi aleyhlerine yayınları devam ediyor. Taarruz başladığından beri cemaat medyası kayıp veriyor, karşı taraf ise dirayetli şekilde dayanıyor ve cemaatten yazar kazanıyor. Cemaat medyasından ayrılan yazarlar bir tarafa, hala ayrılmamış olanların içinde de cemaat aleyhine veya orta yollu fikir beyan eden sayısı her geçen gün artıyor.

Ahmet Taşgetiren gibi aslında cemaate mensup olmayan, gazetecilik ve yazarlık gereği Bugün gazetesinde yazan, aklı ve fikri sağlam yazarların cepheden ayrılması ve tam karşı mevzie yerleşmesi, cemaat dışında herkes tarafından beklenen normal bir gelişmeydi. Cemaat de bunu hesaplamışsa eğer, tahammül edilebilir kayıplar listesinde görmüştür. Ama esas zor olan, kendi medyasından ayrılmayan, kendilerinin de atmaya cesaret edemedikleri, attıkları takdirde gazetelerinin boşalacağını bildikleri bazı kalemlerin, kendi medyalarında kendi aleyhlerine yazmaya başlamasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-1-

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-1-
Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile kimse ilgilenmedi. Birçok şey yazıldı, çok çeşitli eleştiriler yapıldı ama psikolojik dünyası kimsenin dikkatini çekmedi. Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile ilgili yazı yazılmamış olması önemli bir konu.
Neden psikolojik dünyasına temas edilmedi, psikolojik profili çıkarılmadı? Çünkü kitlesel etkiye sahip kişilerin psikolojik profili olmaz, onların halleri, hareketleri, tavırları, edaları, mimikleri, öfkeleri, sevinçleri vesaire ancak ve ancak “hikmet” yüklü olabilir. Hikmet sahibi olduğuna inanılarak bakılan kişide hikmetten başka bir şey görünmez. Kitlesel etkiye sahip kişilerin “insani halleri” olması beklenmez.
Psikolojik profilinin olmadığına inandığınız bir insandan bahsediyorsanız, ciddi problemleriniz var demektir. İnsanın putlaştırılması tam olarak budur.
Kişilerin putlaştırılması konusu çok konuşulur ama yanlış konuşulur. Mesela dernek, vakıf veya herhangi bir teşkilat içinde alınan kararlara uymayı, aklı kiraya vermek, aklını askıya almak, liderini putlaştırmak şeklinde anlamak ve anlatmak moda olmuştur. Oysa teşkilatlı olmak, teşkilatlı faaliyet göstermek, teşkilatta alınan kararlara uymayı gerektirir. Alınan kararlar temel yanlışlar içermiyorsa, teorik yanlışlara sevketmiyorsa, onlara itiraz etmek, aklını kullanmak değil teşkilatın ve teşkilatlı faaliyetin ne olduğunu anlamamaktır. Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’A SUİKAST MESELESİ…

ERDOĞAN’A SUİKAST MESELESİ…
Haçlı seferi başladı sanki… İlk defa haçlı ordularının Müslüman tetikçileri var. Çok zorlu bir savaş şartlarında yaşıyoruz. Hava puslu, ağır ve gergin… Zihni emniyet alanları çöküyor, istikamet tayini zorlaşıyor. Cepheler karşı cepheyi unuttu, aynı cephedeki mevziler birbirine kurşun sıkıyor. Cephe kendi içinde çatışmaya başlayınca, karşı cepheden yardım isteniyor, bir anda her mevzii etrafı çevrilmiş gibi hissediyor.
Çok şükür ki, İslami gurupların tamamı bir araya geldi ve bir “beyanname” yayınladı. Milli İrade Platformu imzasıyla yayınlanan o beyanname, Osmanlıdan sonra Türkiye Müslümanlarının yaptığı en muhteşem işti. Beyanname, mevzileri birleştirdi, istikamet tayin etti, safları netleştirdi, hezeyanların yerine akl-ı selimi ikame etti. Yapılması gereken yapılmıştı, istikamet belli olmuştu, her Müslümanın kutup yıldızı gibi görerek kendi güzergahını tayin edeceği bir tavırdı o. O beyannameyi umursaması ve ondan ders alması gereken, o beyannamenin arkasındaki imzalara dikkat etmesi gereken Fethullah Gülen ve cemaati, tam aksini yaptı, beyannameyi umursamadı hatta Zaman Gazetesinde aleyhine yazılar yayınlattı.
Beyanname yayınlandığında ümitlenmiştik, çünkü Müslümanların ittifakı ve istikameti belli olmuştu. Bu beyanname heyecan katsayısını düşürür, çatışma dilini iptal ve husumetleri hoşgörüye tahvil eder diye ümitlenmekte haksız mıydık? Haksızmışız, ümidimiz boşa çıktı, Fethullah Gülen ve cemaati, husumetlerinin sadece Akparti olmadığını, ittifak etmiş Müslümanların tamamı olduğunu, umursamayan, utanmayan, korkmayan bir eda ile ortaya koydu. Bu hali gördüğümüzde dehşete düştük… Okumaya devam et

Share Button

YAZARIMIZ NURETTİN SARAYLI’NIN YAZISI YENİ ŞAFAK’TA

Yazarımız Nurettin Saraylı’nın, “Bu Kavgada Tarafız” başlıklı yazısı Yeni Şafak Gazetesinin bugünkü (24.12.2013) nüshasında yayınlandı. Sitemizde, 22.12.213 tarihinde yayınlanmış olan yazı, bir “beyanname” mahiyeti taşımasıyla dikkat çekmişti.

Yazının linki, http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/bu-kavgada-tarafiz-24.12.2013-596528

Share Button

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaatler iktidarlaşmamalı, iktidarlar da yolsuzluk lekesi taşımamalı. İktidarlaşan ve bazı güçlerin gayelerine alet olan cemaatlerin millet nezdindeki ihlâs ve istikametinden endişe edilmeye başlanır.

Cemaat anlayışının dar kalıplar ve dünyevî pozisyonlar içinde itibarını zedelemek, Müslüman Türkiye’nin rüyasını görenlere zarar verir.

Cemaatler, varlık sebeplerinin ortadan kaldırılacağı vehmiyle siyasi angajmanlara girmemeli, İslâmî istikamette olmayı gaye edinen bir hükümetin, medya imkânlarıyla itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmamalı. Art niyetli ve yıkıcı iç ve dış derin çevrelerin dümen suyunda gitmemeli.

Manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla, tarafgirlik psikozuyla cemaatin medyası ve seçkinlerinin yönlendirildiği, karanlık koalisyon hükümet oluşumlarına alet edildiği açıktır.
Okumaya devam et

Share Button

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
Polemikmeydanı’nı zaman zaman sitemizde tanıttığımız için sorumluluk hissediyoruz. Tanıttığımız sitelerin, gurupların, dergilerin yanlışlarını gördüğümüzde, kendi yanlışımız gibi sorumluluk duyuyor ve tenkit ediyoruz. Kendi sitemizde tanıttığımız için, onların yanlışlarına da referans olmak gibi bir duruma düşüyoruz, bu sebeple de tenkit etmezsek yanlışa ortak olmaktan korkuyoruz.
*
Mustafa Karaşahin’in, “Karşı-Operasyonlar” başlıklı yazı serisi, hükümetin, cemaate karşı başlatacağı karşı hamleleri açıklamak için hazırlanmış görünüyor. Başlangıçta, yazı serisinin muhtevasını, Mustafa Beyin “tahminleri” şeklinde anladık ve umursamadık. Yazı serisinin ikincisi olan “casusluk soruşturması” başlıklı yazının muhtevasının, bir gün sonra aynı manaya gelecek şekilde Başbakanın ağzından döküldüğünü görünce irkildik. Zaten bu konuyu, siteden Fatih Mehmet Kaya, “Mustafa Karaşahin’in öngörüsü, ertesi gün başbakanın ağzında” başlıklı bir yazıyla, polemikmeydanının başarısı olarak sundu. Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!
Bir-iki savcı ve bir gurup polis, kamuoyuna bakılırsa ülkenin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yaklaşık bir yıldır yürütüyor ama operasyon başlayana kadar kimsenin haberi olmuyor. Polislerin amirleri, amirlerinin amirleri ve nihayet İçişleri bakanının haberi yok, hükümet üyelerinden kimsenin haberi yok, başbakanın haberi yok, MİT’in haberi yok ila ahir… Çok ilginç…
Operasyonu planlayanların, soruşturmayı ve hedeflerini gizli tutmalarını, gizli tutmak istediklerini anladık da, gizli tutabilmelerini anlamadık. Nasıl bir ekip kurulmuş ki, bilgi sızmamış. Meselenin can alıcı noktası burası… Genelkurmay karargahındaki görüşmelerin, bakanlar kurulu toplantılarındaki gündemin bilgisinin bile sızdığı bir ülkede, bir gurup polisin yürüttüğü soruşturmanın bilgisi sızmamış. Adamlar operasyonu başlatana kadar, yani kendiler bilinmesini istedikleri zamana kadar tek kelimelik bir bilgi sızıntısı yok.
Bu nasıl mümkün olabilir? Emniyetteki herhangi bir birimde görevli amirler ve polislerin içinde başbakanı seven kimse yok mu? Başbakanı uyaracak kadar önemseyen kimse yok mu? Olmaz mı, mümkün mü böyle bir şey? Gayet açıktır ki belli birimleri baştan sonra işgal etmişler.
Evet… Bu bir örgüttür. Böyle bir yapıyı başka şekilde ifade etmek, isimlendirmek kabil değil. Başbakan başta olmak üzere hükümet üyelerinin yaptığı açıklamalarda ısrarla altını çizdikleri, “devlet içinde yuvalanmış illegal bir örgüt” tarifi, siyasi bir manevra değil, gerçeğin ta kendisidir. Okumaya devam et

Share Button

ABDÜLHAMİT’İ TAHTTAN İNDİREN FETVA, ERDOĞAN İÇİN Mİ HAZIRLANIYOR?

ABDÜLHAMİT’İ TAHTTAN İNDİREN FETVA ERDOĞAN İÇİN Mİ HAZIRLANIYOR?
İkinci Abdülhamit Han’ı tahttan indirmeye (hal etmeye) gelen heyet üyeleri şunlar; “Meclis-i Ayan üyelerinden eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani Paşa ve Türk-Müslüman düşmanlığıyla tanınmış Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu Efendi”… Bu heyet, bin yıl yaşasa Abdülhamit Han’ı tahttan indiremez, işin sırrı, bu heyetin elindeki “hal fetvası”nda gizli.
Hal fetvası, büyük Hakanı tahttan indirmenin meşruiyet kaynağıdır. O fetva olmadan, değil bu heyetteki serseriler, tüm Osmanlı ordusu Yıldız sarayını kuşatsa Halifeyi makamından alaşağı edemez. Meşruiyet bu kadar önemli bir meseledir.
İttihatçı güruh, fetvayı alamamış, almak için kırk tane hileye başvurmuş, yetmemiş tehditler savurmuştur. Sözün kısası, ittihatçı alçaklar örgütünün Abdülhamit Han’ı tahttan indirmeye gücü yetmezdi, Şeyhülislam fetvası olmasaydı…
Abdülhamit Han’ı tahttan indirmek için gelen heyet üyelerine bakınca hainliğin derinliği anlaşılıyor, insanın esas üzüldüğü nokta, bu iş için fetva alınabilmiş olmasıdır. Fetva, öyle bir güce sahip ki, kimin eline geçse fetva içeriğine uygun her işi yapma imkanına sahip olur. Hal fetvasını alan alçaklar güruhu, kendi güçlerinden değil, ellerinde bulundurdukları tılsımlı metnin gücü ile o büyük sultanı tahttan indirebilmişlerdir. Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-5-“MÜMİN MÜSTEŞRİK Mİ?”

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-5-FETHULLAH GÜLEN “MÜMİN MÜŞTEŞRİK Mİ?”
Başlıktaki ifade, soru da olsa çok ağır, böyle bir ithamda bulunmaktan imtina ederiz. Takip edenlerin anladığı üzere bu yazı serisi, itham etmekten ziyade soru sormak üzere kurulmuştur. Yapmaya çalıştığımız iş soru sormak, soru sormamızın sebebi de, yine farkedileceği üzere meseleyi anlamak… Her iddia sahibi (her hareket lideri, her hamle sahibi) iddiasını, halini, hareketini, tavrını, istikametini izah etmek zorundadır. Hiç kimse ve hiçbir gurup, ben bildiğimi yaparım, anlayan anlasın, anlamayan anlamasın diyemez, kendini, varlığını, sebeplerini, yönünü izah etmekle mükelleftir.
Her müminin adabı dairesinde birbirini sorgulama (hesaba çekme) hakkı var. Çünkü her mümin diğer müminlerin imanlarından da mesuldür, yanlışlarından da mesuldür. Bu mesuliyet, çoğu zaman doğruyu teyit ve taltif, yanlışı teşhis ve ikaz ile yerine getirilmiş olur. Doğruyu teyit ve taltif, yanlışı teşhis ve tekzip etmek için “anlamak” gerekir. Anlamak yolu ise sormak, sorgulamak, eksikleri ve tezatları izaha davet etmektir.
Bir hareket, kendine yönelen ithamları veya varlığına dair kamuoyunda meydana gelen tereddütleri izah etmeden, kendisine karşı olanları tenkit edemez, yanlarında yer almayı teklif edemez. İzahsız ve fikirsiz hiçbir şey olmaz. Bizim robot olmadığımızı veya ülkede robotlaştıramadıkları insanların bulunduğunu bilmeleri gerekiyor. Robotlaşmayanların ciddi bir sorgulama yapacağını, çünkü anlama fiilinin zorlu bir iş olduğunu unutmamaları lazım.
* Okumaya devam et

Share Button

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-8-EĞİTİM VE DERSHANE MESELESİ

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-8-EĞİTİM VE DERSHANE MESELESİ
Dershaneler kapatıldığında elli bin civarında öğretmenin açığa çıkacağını, bunların işsiz kalacağını söylediler. Anlaşılan o ki, dershanelerin istihdam ettiği öğretmen sayısı takriben bu kadar. Oysa dershanelerin dışında, İslami gurupların (vakıf ve derneklerin) tasarrufu altında bulunan, gönüllü olarak mesailerini harcayan yüz binlerce öğretmen var. Vakıf, dernek ve sair teşekküllerde gönüllü olarak istihdam edilmiş, birçoğu eğitim sahasında faaliyet gösteren, devletten ve halktan bir kuruş maaş veya başka isim altında iktisadi menfaat talep etmeyen yüz binlerce gönüllü insan gücü, cemaatin kurduğu ve teşkilatlı olmaktan başka bir hususiyet taşımayan birkaç on binlik öğretmen kadrosunun yapacağı işin yüzlerce katını daha ucuza yapma imkanına sahip. Geriye kalan sadece teşkilatlanmak, sevk ve idare etmek, merkezi bir planlama yapmaktır.
Çatı kuruluş, gurup ve cemaatlerin imkanlarını bir havuzda birleştirdiği takdirde, dershanelere asla ihtiyaç kalmayacak şekilde hem de okullarda kurslar düzenlenmesi mümkündür. Sadece Milli Eğitim ve Belediyelerle işbirliğine girildiğinde, mesela devlet okullarının boş olan akşam ve hafta sonralarında, birkaç yüz binlik öğrenci kitlesini çok aşan, neredeyse devlet okullarının tüm öğrenci kitlesine uzanabilecek, ücretsiz bir kurs düzenlenmesi kabildir. Bu mesele, sadece üniversite imtihanına ayarlı şekilde organize edilmek zorunda da değil, birçok alanda ve mesela dini eğitim sahasında da sayısız kurs düzenlenebilir. Tahmin edileceği üzere, Anadolu’daki aile ve öğrencilerin kahir ekseriyeti, dini eğitimin bu şekilde yapılması halinde iştirak edecektir. Okumaya devam et

Share Button

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-7-“MİLLİ İRADE PLATFORMU”

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-7-“MİLLİ İRADE PLATFORMU”
Bir müddettir üzerinde çalıştığımız ve yazı serisi olarak yayınladığımız “çatı kuruluş ihtiyacı”, her geçen gün daha da derinleşerek ortaya çıkmakta, her yeni hadise ile zaruret sınırlarını aştığını göstermektedir. Cemaat ile Akparti arasındaki tartışma ve mücadele, her gün artan şiddette devam ediyor, taraflar belli sınırları aştığı için de durması veya yavaşlaması ihtimal olmaktan çıktı. Tam da böyle durumlar için bir çatı kuruluş veya “hakem heyeti” teklifimizin ne kadar açık, acil ve şiddetli bir ihtiyaç olduğu anlaşılmış olmalıdır.
Çatı kuruluş sözkonusu olmadığı, böyle bir ufuk oluşmadığı, böyle bir irade izharı görünmediği için, cemaat ile parti arasındaki ihtilaf ve çatışma halledilememekte, meseleye alakasız kalamayacak kadar vicdan sahibi olan şahıs ve müesseseler de, “Milli İrade Platformu” adı altında meseleye vaziyet etmek için sahaya çıkmak zorunda kalmaktadır. Cemaat ile Akparti arasındaki kavgaya tabii ki alakasız kalmak kabil değildir, gerektiğinde doğru tarafta olmak gibi bir mecburiyet ve mesuliyet vardır. Milli İrade Platformu göstermiştir ki, İslami gurupların kahir ekseriyeti Akparti’nin yanında, cemaatin karşısında yer almıştır. Taraf olmak haysiyet ve asalet işidir, her ilgili şahıs ve kuruluş da taraf olmak durumundadır. Milli İrade Platformu ile “Müslüman inisiyatif” tarafını tespit etmiştir, bu tavır doğrudur. Lakin “Müslüman inisiyatifin”, taraf olmaktan önce “hakem” olması arzu edilmez miydi? Müslüman inisiyatifin, içinde yaşadığımız şartlarda kullanacağı vasıtaların eksikliğinden dolayı taraf olduğu, mesela “çatı kuruluş” mevcut olsaydı meselenin belki de daha hassas şekilde halledileceği düşünülebilirdi. Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLENİ ANLAMAK-3-ALLAH ADINA KONUŞMAK…

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-3-ALLAH ADINA KONUŞMAK…
Son zamanlarda Allah ile tehdit etmek yaygınlaştı, Allah adına konuşmak revaç buldu. Mühim ve hassas bir mevzuu…
İlahi muradın ne olduğuna dair kesin ifadeler kullanmak, kadim müktesebatımızda kerih görülmüş, usul bilmezlik olarak tarif edilmiştir. Allah Azze ve Celle, bazı meselelerde muradını sarih şekilde izhar ve beyan etmiştir. İslam’ın ahkamına dair ölçüler, emirler, nehiyler sarih şekilde beyan buyurulmuş, bu hususta müphem olmak men edilmiştir. Namaz farzdır, ikame etmeyenin mahşerdeki hesabı ve ahiretteki cezası malum ve ağırdır. Bunun gibi Allah Azze ve Celle tarafından sarahaten beyan edilmiş, emredilmiş, ölçülendirilmiş, nasıl ikame edileceği ise Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından tayin edilmiş olan mevzularda “İlahi Murad” tespit edilmiş haldedir, bunun gibi mevzularda müphemiyet itikadi maraz sebebidir.
Yukarıdan aşağıya doğru inildikçe, İslam’ın sarahatle tayin ettiği ölçülerin oluşturduğu merkezden muhite doğru gidildikçe, muhkemlik yerini müphemiyete bırakır. Sarahaten beyan edilmiş, şekil olarak da tayin edilmiş “sabitler” münakaşa dışı bırakılarak, merkezden muhite, yukarıdan aşağıya, esastan teferruata doğru gidildikçe, “İlahi Murad”ın ne olduğu hususunda net ifadeler kullanılması, İslam ıstılahında “cehalet” tarifine girer. Herhangi bir devirde (mesela bugün), Allah Azze ve Celle’nin dinini ikame etme hususunda bir yol haritası, bir güzergah haritası, bir tatbikat fikri geliştirmek, Allah Azze ve Celle’ye iltica etmekle, bu ruh halini kesintisiz muhafaza etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-2-TEZATLAR İZAH EDİLMELİ

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK-2-TEZATLAR İZAH EDİLMELİ
İlkokul çağındaki çocuklar bile tezatlara tahammül edemez. Bir insan, açıkça tezat teşkil eden iki söz veya davranışını izah etmelidir, tabii ki öncelikle kendine izah etmelidir. Bile bile tezat, “ajanlık” zihninin ürünüdür, bilindiği üzere ajanlar, bir gizli niyete bir de zahir niyete sahiptir. Ajanların ki bile bile tezattır, esas olan gizli niyetleri olduğu için, gizli niyetleri asıl maksatları olduğu için, vazifelendirildikleri için tezatlara tahammül ederler, kolaylıkla yalan söylerler, onlar için yalan söylemek “meşrudur”. Kendi inançlarına göre yalan söylemek, yani tezatlar meşru olduğu için, zihni evrenlerindeki tezat, onları hiç rahatsız etmez, bu sebeple ajanlar vicdan azabı çekmez.
Ajanlar vicdan azabı çekmez çünkü onların çelişkisi vazifeleri gereğidir. Ajanları ve tezatları farketmeyen sıradan insanları bir tarafa bırakalım, bir fikir ve ilim adamının, herhangi bir tezat karşısında en azından uykusu kaçar. Çözemediği tezat olursa çıldırasıya onunla meşgul olur, çözene kadar kendine gelemez. Müslümanın hakikat kaygısı, imandandır. Tezat, hakikati imha eden bir kalbi ve zihni marazdır. Tezadı izah edemeyen bir fikir adamı, çıldırır.
Tezatlar, fikir ve ilim adamlarının katilidir. Tarihte birçok mütefekkir, alim, filozof, tezatlar ve paradokslardan dolayı çıldırmıştır. Tezatlar, fikir adamı olmak için geçilecek ilk imtihandır, bu imtihanı geçemeyen kişiler, fikir ve ilim adamı olamazlar. Bir de tezatları dert edinmeyen kişiler var, bunlar fikir ve ilim adamı olmak iddiasında iseler, tam manasıyla “sahtekar” tiplerdir. Tezatları dert etmeyen veya bu imtihanı geçemeyenler, fikir ve ilim adamı olmak iddiasından vazgeçmeliler, bunu yapmadıkları takdirde kamuoyu mutlaka teşhir etmeli ve itibarlarını sıfırlamalıdır. Okumaya devam et

Share Button

FETHULAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-

FETHULLAH GÜLEN’İ ANLAMAK…-1-
Fethullah Gülen, İslami ilimlere vakıf birisidir. Türkiye’de kamuoyunda bilinen alimlerin içinde, muhtemeldir ki ilk onun içine girer. İslami İlimlere vukufiyeti bilgi seviyesini aşan, derin idraki olan, yeni teşhislere ulaşan birisidir. İmal-i fikirde bulunabilen, nispeten kendi görüşleri olan, müktesebatı tekrar etmekten ibaret bir mevcudiyete sahip olmayan bir kişidir.
İslami İlimlerdeki müktesebata hakimiyetindeki maharet, dinleyenlere derinden tesir etme istidadını kazandırıyor. Hususi sohbetlerine katılıp da etkilenmeyen insan sayısı azdır, etkilenenler ise mazurdur. Zira berrak bir dil, nüfuz edici bir üslup, kuşatıcı bir tesire sahiptir. Bu istidat ve maharetlerin toplamının bir insanda cem olması vakayı adiyeden değil, nadirattandır.
Söylediği sözlerin tamamı İslam’a uygundur, buna paralel olarak, yaptığı her işi İslami esaslardan birine nispet etme istidadı inkişaf etmiştir. İslam’a uygun söz söyleme ve yaptığı işleri İslam’a nispet etme maharetlerindeki inkişaf, birçok insanı etkilediği gibi, birçok insanı da karşısında kararsız ve tavırsız bırakıyor. Öyle ki, söylediği söze yalan veya yanlış deme imkanı olmadığı için insanlar “manevi mesuliyetten” korkuyor.
Meseleye nazari çerçevede baktığımızda, idrak hacminin, yanlışa geçit vermeyecek derinliğe indiği, en azından vahim yanlışlar yapmayacağı hissine kapılmak mümkün. Zaten bu nokta mühimdir, bu derinlikte idrak sahibi olan birinin, yanlış yapıyor olması izaha muhtaçtır. Okumaya devam et

Share Button