ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-
Suriye meselesinde batının temel tavrı, daha önceleri yazdığımız gibi, Şiilerle Müslümanların (Sünnilerin değil Müslümanların) savaşını dengede tutmak, devam etmesini ve taraflar arasındaki husumetin derinleşmesini sağlamaktır. Esed yezidinin zayıfladığı zamanlar muhaliflere yardımı kıstılar, güçlendiğinde ise yardımı artırdılar ve sürekli bir denge halini gözettiler. Böylece Suriye’deki savaşı uzattılar ve katliam ve tecavüzleri artırdılar. Batı için bunların önemi yok, onlar sadece menfaatlerini ve menfaatlerini temin edecek stratejilerini önemserler.
Suriye’de Şiiler ile Müslümanlar arasındaki savaşı kimin başlattığı asla unutulmamalıdır. Savaşı Şiiler başlattı ve yüz binlerce Müslümanı katletti, daha fazlasına tecavüz etti. Biz Müslümanların tarafındayız, Müslümanlara savaş açanların kim olduğuna bakmaksızın Müslümanların tarafındayız. Müslümanlara karşı savaş açanlar Şiiler olduğunda da Müslümanların tarafındayız, ABD olduğunda da Müslümanların tarafındayız.
Batının ve ABD’nin Suriye’de tarafları birbirine kırdırdığı, bu savaşın devamı için gerekli tedbirleri aldığı, dengede devam etmesi için ince stratejiler takip ettiği doğru ama bu doğru, savaşı Şiilerin başlattığı gerçeğinden bağımsız düşünüldüğünde eksik kalır. Müslümanlar Suriye’de “meşru müdafaa” halindedir, bu sebepledir ki Müslümanların savaşı meşrudur. Batının Suriye’de tarafları birbirine öldürtmek için tüm tedbirleri almış olması, tarafları aynı derecede suçlu ve kusurlu kılmaz, suçlu ve kusurlu olan taraf Şia’dır çünkü savaşı onlar başlatmıştır. Okumaya devam et “ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-“

İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR

İSLAMSIZLIK, İNSANSIZLIKTIR
İslam’ın son kalesi, son karargahı, son devleti, son medeniyeti olan Osmanlı yıkıldıktan sonra yeryüzü, şeytanların eğlence merkezi haline geldi. Şeytan, sadece Allah’a değil aynı zamanda insana da düşmandır, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırdıktan sonra, insanlıktan da uzaklaştırır. Secde etmediği, kendinden hakir gördüğü insanı, kendinden hakir hale getirmek, zelil ve rezil etmek için elinden geleni yapar ve maksadını gerçekleştirdiğinde de keyifle eserini seyrederek eğlenir. Yeryüzünde Allah’ın dini hakim ve Müslümanlar kuvvetli değilse, dünyayı “insani” çizgide tutacak hiçbir ölçü ve kudret, makam ve teşkilat yok demektir.
Osmanlı, son İslam devlet ve medeniyeti olmakla, insanlığın kalesiydi, yeryüzünde insanların yaşadığının işareti, delili, merkeziydi. Bir asırdan beri Osmanlı yok, Osmanlı tasfiye edildiğinden beri yeryüzü şeytanın ikametgahı, insanlar da oyuncağı ve eğlencesi oldular. Batının, sahip olduğu zannedilen değerlerini bile umursamadan Mısır, Suriye, Filistin, Afganistan, Arakan ve diğer İslam beldelerinde katliam yapılmasına seyirci kalmasının temel sebebi, şeytanın yeryüzündeki hakimiyet karargahlarından biri olmasındandır. Unutulmasın ki, şeytanın prensipleri yoktur, sadece alçaklık, hainlik, melunluk yapmak gibi bir vazifesi vardır. İslam’a karşı mücadele etmek için uydurulan bir takım prensipler, insanları aldatmak içindir ve ilk fırsatta onları da tepelemekten ve onlara güvenenleri bile rezil ve zelil etmekten zevk alır. Unutulmasın ki, her zaman olduğu gibi karşımızda yine şeytan var fakat bu defa dünya imparatorlukları kurmuş bir şeytan var, dünya imparatorluklarını yöneten insi şeytanlar var. Okumaya devam et “İSLAMSIZLIK İNSANSIZLIKTIR”

DOĞU TÜRKİSTAN’A OSMANLI ECDADIMIZ GİBİ GİTMEK

Doğu Türkistan’a Osmanlı Ecdâdımız Gibi Gitmek
Mustafa Armağan’ın 06 Mayıs 2006 tarihli Zaman Gazetesi’ndeki “Sultan Abdülaziz’in Doğu Türkistan’a Askerî Yardımı” adlı yazısından ve Doğu Türkistan dergilerinden ilham ve bilgi alarak, Çin katliamına mâruz kalan acılı karındaş Doğu Türkistan üstüne, dünyaya nizam verdiğimiz asırları hatırlayarak moral niyetine bir yüreknâme yazıp kalbimi Kaşgar’a,Urumçi’ye göndermek istedim.
Yıl 1873. Doğu Türkistan Çin zulmü altında inlemektedir. Güneşin doğduğu yerdeki, yani Doğunun son Müslüman milleti Uygurların lideri Yakup Han, yeğeni Hoca Töre’yi İstanbul’a nizam-ı âlemin padişahı Sultan Abdülaziz’e elçi olarak gönderir. Hoca Töre elinde bir mektupla huzura alınır. Mektupta, Yakup Han’ın, yeryüzündeki Müslümanların hâdim olan padişahın “engin kanatları altına sığınmaya geldiklerini, Çin istilası ile mücadele etmek için büyük hünkarımızın yardımına ihtiyacı olduğunu” belirten sözleri, Sultan Abdülaziz’in yüreğinin üstünden geçer. Dünyaya nizam veren âl-i Osman ceddinin İ’lâ-yı Kelimetullah dâvası kalbine düşer ve hüzünlenir. Güneşin doğduğu yerdeki uzak milletdaşımızın ülkesi Doğu Türkistan için askerî yardım hazırlıklarına başlanır.
Kaşgar Çin zulmü altında ezilirken hiç durur muydu Osmanlı? Dünyanın neresinde mazlum millet ve ümmetdaşımız varsa, Osmanlının eli ve yüreği oradadır. Okumaya devam et “DOĞU TÜRKİSTAN’A OSMANLI ECDADIMIZ GİBİ GİTMEK”

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU
Soğuk savaş döneminde, adına her ne kadar “dehşet dengesi” denmiş olsa da, dünya da bir denge oluşmuştu. Gerçekten de dehşet dengesiydi çünkü nükleer silah (ve mühimmat) dengesiydi. Sovyet bloku, dengeyi askeri merkezde kurmuştu, batı bloku askeri tahterevallinin öteki tarafında oturuyordu ama kendine başka bir tahterevalli daha yapmıştı. İktisadi ve siyasi alan… Hürriyet ve refah… Batı bloku bu tahterevallide yalnız oturuyordu. Herhangi bir alanda denge unsuru olmak mümkün hatta denge amili olmak ve dengeyi tayin etmek de mümkündü. Hangi alanda olursa olsun, dengeyi “kuvvete” dayalı olarak kuruyorsanız, esas dengeyi kaçırıyorsunuzdur, hayatın dengesini… Hayatı, kuvvet ile bir müddet etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Fakat hayatın tabii mecraları, havzaları, ihtiyaçları var. Elinizi sürekli yumruk halinde tutamazsınız, sıkılı yumruğun ömrü kısadır. Yemek bile yiyemezsiniz, birisini sevemezsiniz, bir şey üretemezsiniz ila ahir…
Sovyet bloku askeri alanda dengeyi sağlayabilmek, geri kalmamak, boşa düşmemek için sürekli o alana yatırım yaptı. Anlamadığı şey, hayatın toplam dengesini kuramadığı takdirde dengenin tarafı olarak kalma imkanının olmadığıydı. Hayat, dengeleri en az üç alanda, siyasi, iktisadi ve askeri alanlarda kurar. Birinde ilerleyebilir, dünya ile yarışabilir, öne de geçebilirsiniz. Fakat diğer alanlarda geri kalırsanız, rakiplerinizin sizi yıkmasına gerek kalmaz, siz kendi içinize çökersiniz. Askeri alandaki silah ve mühimmat yığınağı, hayatın diğer alanlarını korumak içindir, eğer hayatın diğer alanlarında koruyacak bir kıymet kalmamış veya üretilememişse, askeri alandaki gelişmişlik gerekçesini (hedefini) kaybediyor. Sovyetlerin askeri alanda yaptığı yığınak ve stok, yıkılmasını ve dağılmasını önleyemedi çünkü diğer alanlarda batı bloku arayı fersahlarca açmış ve Sovyetlerin denge kurması imkansızlaşmıştı. On binlerce nükleer başlıklı füzenin tetiğine dokunmadan mağlup oldu çünkü esas yarış başka bir kulvardaydı. Askeri denge, birinci ve ikinci dünya savaşlarının yaşandığı dönemin anlayışıydı ve Sovyetler o anlayışta takılıp kalmıştı. Okumaya devam et “YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU”

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI

SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI
İnsanlık tarihi, savaşsız geniş zaman dilimleri geçirmemiştir. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında mutlaka savaş sahaları mevcut olmuş, savaşan taraflar küçük de olsa bulunmuştur. Teknolojinin geri ve nüfusun az olmasından dolayı bilinen tarihte, dünya savaşı olmamıştır, ta ki yirminci asra kadar. Yirminci asra gelindiğinde insanlık, nüfus ve teknoloji olarak dünya savaşı yapabilecek imkanlara kavuştu. Enteresan şekilde, bu imkana kavuştuktan sonra fazla beklemedi ve birinci cihan harbinin ateşi yakıldı. Birinci Cihan Harbi, katılan nüfus ve asker sayısı, kullanılan silah ve teknoloji ve yayıldığı coğrafya bakımından tarihte hiç misali görülmemiş bir çaptaydı. Tarih boyunca tecrübe üretimini akıl ve fikirle değil, deneme-yanılma yoluyla ürettiğine şahit olduğumuz insanlık, bir savaşla gerekli tecrübeyi üretemedi. Birinci harbin akabinde hınçla, hırsla, öfkeyle ikincisine hazırlanmaya başladı. Birinci harpteki sayısal göstergelerin büyüklüğü, ikincisinde küçücük kaldı. İkinci savaştaki rakamlar insanı dehşete düşürecek çaptaydı. Mesela bir Alman uçak fabrikasında aylık savaş uçağı üretim sayısı bin adetti. ABD, nükleer teknolojiye ulaşmada (ve nükleer bomba üretiminde) burun farkıyla öne geçti ve savaşı lehine bitirdi. Okumaya devam et “SURİYE, LOKAL DÜNYA SAVAŞININ MUHAREBE ALANI”