KARŞI-DEVRİM TEKNİĞİ VE MISIR’DAKİ TEŞEBBÜS

KARŞI DEVRİM TEKNİĞİ VE MISIR’DAKİ TEŞEBBÜS
Bir ülkede her zaman çok sayıda fikri ve siyasi hareket ve muhalefet olur. Diktatörlüklerin olduğu ülkelerde de resmi olmasa bile farklı ideolojilere bağlı muhalefetin olması kaçınılmazdır. Muhalefete izin verilmeyen siyasi rejimlerde (yani diktatörlüklerde) muhalif düşüncelerin birbirinden ayrışması, demokratik siyasi rejimlerdekine nispeten daha belirsizdir. Diktatörlüklerin baskısı, muhalefetin serbestçe örgütlenememesi, muhalefetin düşünce ve hareket olarak kendini ifade etmesini zorlaştırır. Bu sebeple ağır baskı ve zulümlerin olduğu siyasi rejimlerde muhalif düşünce ve hareketler genellikle omuz omuzadır. Bu ülkelerdeki halk, aralarındaki fikri ve siyasi farklılıklarına aldırmadan birlikte isyan hareketi başlatır.
İsyanın başlamasıyla diktatörün yıkılmasına kadar geçecek süreçte farklı muhalif hareketler için önemli olan ortak hedef (düşman) siyasi rejim yani diktatördür. Devrim (isyan) sürecinde diktatörün baskı ve zulmü daha da artacağı için muhalif hareketlerin birbirinden ayrışması değil birbirine yaklaşması, birbiriyle yardımlaşması sözkonusudur. Muhalif hareketler arasındaki ideolojik uçurumlar ne kadar derin olursa olsun, diktatöre karşı ayaklanmalarda bu özellikler ortaya çıkmıyor veya muhalifler arasındaki ideolojik farklılıklar birbirini hasım olarak görmelerini gerektirmiyor. Okumaya devam et “KARŞI-DEVRİM TEKNİĞİ VE MISIR’DAKİ TEŞEBBÜS”

CHP FENOMENİ

CHP FENOMENİ
Suriye’den yapılan top atışı ile beş vatandaşımızın hayatını kaybetmesi karşısında hükümetin TBBM’den talep ettiği tezkerenin oylamasında CHP’nin “hayır” oyu vermesi, izahı mümkün olmayan açık bir yanlıştı. Bu ifade problemli… Hem izahı mümkün olmayan açık bir yanlış tespiti yapmak hem de bu yanlışı ana muhalefet partisinin yaptığını söylemek, sıhhatli bir akıl bünyesi, sağlam bir mantık örgüsü, az miktarda da olsa vatan ve millet sevgisi olan şahıs ve müesseseler için bu ifade problemlidir. Konusunun ölüm, ölümün sebebinin de yabancı bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin top atışı olması karşısında ana muhalefet partisinin “açık yanlış” yapması, derin bir tezattır. Bu tezat, politik düşünce ve tavır alıştan kaynaklanamaz. Günlük hadiselerin yoğunluğuna ve akış hızına kapılan akılların meseleyi politik tercihlerle ilgili görmesi, dikkat ve idrak körelmesidir.
Ülkenin sınırlarının, milletin canının savunması bile “müşterek alan” değilse, hiçbir müşterek değer kalmamıştır. İdeolojik müşterek değerler olmayabilir, farklı siyasi partilerin farklı siyasi ve ideolojik değerlerinin olması tabiidir. Farklı fikri ve siyasi anlayışlar, birbiriyle hiçbir ortak paydaya sahip de olmayabilir. Olması gerektiğini söylemek ve bunu icbar etmek (dayatmak) insan tabiatına aykırıdır. Fakat aynı siyasi havzada (ülkede), aynı içtimai havzada (millet içinde) yaşıyor olmak, fikri ve siyasi ayrışmaların dışında bir müşterek alan değil midir? En azından ülke ve millet merkezinde bir hissiyat birlikteliği, müşterekliği olması şarttır. Bu hissiyatın kırılmış, dağılmış, yozlaşmış olması, siyasi partilerin her birinin (bu vasıflara sahip olanlar için) diğerini düşman olarak tanıması ve tanımlaması mümkün hale getiriyor. Okumaya devam et “CHP FENOMENİ”

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-4-SOSYAL HAREKETLER SİYASİ HAREKETLERİN PİLOT UYGULAMASIDIR

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-4-
SOSYAL HAREKETLER SİYASİ HAREKETLERİN PİLOT UYGULAMASIDIR
Siyasi hareketlerin hedefi iktidarı ele geçirmektir. Siyasi iktidar yeryüzündeki en büyük bedellerden (mükafatlardan) biridir. Siyasi hareketler, bir dünya görüşüne dayansa ve samimi olarak insanların ihtiyaçlarını karşılama hedefine yürütse de, karşılığında iktidar gibi yeryüzü nimeti var. Karşılığında böyle bir mükafat olan siyasi hareketlerin fikri bağlılık ve samimiyetleri her zaman gölgelidir. İktidar arzusunu, fikri iştiyaktan ayırabilmek zordur. Samimi insanların istismarcı, istismarcılarında samimi görünebilmesi mümkün olan bir hareket çeşididir, siyasi hareketler. İstismarcıları ayıklamak gerçekten zordur. İktidar gibi bir nimet için insanlar, dünyadaki en maharetli aktörlerden daha iyi rol yapabilmektedirler. Tarihteki siyasi hareketlerin hepsi bu tehlike (hatta bela) ile mücadele etmek zorunda kalmış, günümüzde de mücadele etmeye devam ediyorlar.
Sosyal hareketlerde de istismarcıların olması mümkündür ve vardır. Fakat hedefi siyasi iktidar ve siyaset olmayan sosyal hareketlerin dünyadaki karşılıkları, (nimetleri) külfetlerinden azdır. Bu sebeple istismarcılar için tabii bir süzgeç görevi görmektedir. Siyasi hareketlerin insan kaynakları, sosyal hareketlerde test edilmiş şahıslardan oluşturulursa, sıhhatli bir iş yapılmış olur.
*
Sosyal hareketler, dünyada karşılık beklemeksizin, fedakarane çalışmalar yapan insanları seçer. Kendini bir dünya görüşüne adayan insanlar, sosyal hareketlerde daha fazla görülür. Siyasi hareketlerdeki iktidar iştihasını yok etmek kabil olmadığına göre, siyasi iktidarları, mümkün olduğunca ve gerektiğinde zorla sosyal hareket mensuplarının içinde test edilmiş şahıslardan teşkil etmek gerekir.
Sosyal hareketlerdeki tabii eleme, insanlardaki safiyeti ortaya çıkarabilmektedir. Herhangi bir hareketin (siyasi veya sosyal olsun) içinde, idealist insanları seçebilme, teşhis edebilme mekanizmaları, süzgeçleri, süreçleri yoksa o hareketin hedefine ulaşması mümkün olmaz. Sosyal hareketlerin tabiatı buna müsait olduğu için idealist insanların seçimi daha kolay olabilmektedir.
Sosyal hareketi başlatamayan, yürütemeyen, sevk ve idare edemeyen, safiyetini sosyal hareket bünyesinde koruyamayan insanların siyasi hareketlerde neticeye ulaşmak için gereken akıl seviyesi, idrak derinliği, ahlaki donanımı ve muhtelif maharetleri kazanmış olmadığı anlaşılır. Siyasi mücadelenin daha çetin olduğu, daha girift hesaplamalar gerektirdiği, daha büyük bir ufuk sahibi olmayı şart kıldığı malum. Sosyal hareketler nispeten daha basit, daha net ve daha kolay organize edilebilir mahiyet taşır. Burada imtihandan geçemeyenlerin siyasi hareketlere soyunmaları, ciddi bir kendini bilmezlik olsa gerek.
Evet, sosyal hareketler, siyasi hareketlerin pilot uygulamasıdır. Birçok yönden böyledir. Samimiyet testi, dayanıklılık testi, kavrayış testi, ufuk testi gibi bir çok imtihan, sosyal hareketlerin tabii seyri içinde gerçekleştirilir. Bunları organize etmek de gerekmez, sosyal hareketin tabii seyri, dikkatli bir göz için bu testlerin tamamını uygular.
Siyasi hareketlerde görev almak için sosyal hareketlerde görev almış olmak gibi aşırı sistemik ihtiyaçlar üretmek gerekmez. Fakat sosyal hareketlerin tabii seyrindeki sayısız testten faydalanmamak, insanı ve hayatı tanımamaktır. İlla sıraya koyup da “sosyal hareket sabıkan nedir” cinsinden sorular sormak ve araştırmalar yapmak gibi garip durumlara düşmenin lüzumu yok. Fakat bir insanın sosyal hareket sabıkasının, o insanın şahsiyet terkibine ve görev tayinine pozitif katkıda bulunmasına açık bir anlayış örmek de fayda var.
*
Sosyal hareketlerin halka nüfuz mahareti göz önüne alındığında, sosyal hareket tecrübesi ve o alanda başarısı olmayanların siyasi harekette başarılı olması beklenmez. Siyasi hareketler, halka nüfuz etmek gibi bir gaye gütmezler ve tepeden inme türünden darbe gibi manevraları hedef haline getirirlerse, halka nüfuz etmek, halkı ikna etmek gibi usullere uzak kalırlar. Oysa yirminci asır, tepeden inme darbelerin (tüm sosyalist tecrübeler böyledir) kalıcı olmadığını, ayakta kalmak içinse milyonlarca insanı katletmek gerektiğini göstermiştir. Müslümanların böyle bir duruma düşmesi beklenmez.
Halkı ikna etmenin yolu ise ihtiyaçlarını karşılamak, problemlerini çözmektir. Bu yolla, halka daha iyi bir hayat verebileceklerini gösterirler. Halk, asla teorik olarak ikna edilemez. Siyasi hareketlerin birçoğunun teorik tartışmalara girdikleri ve bunu bir müddet sonra kavgaya dönüştürdükleri görülüyor. Sonra da “halkın bir şeyden anlamadığı” hükmünü veriyor ve tepeden inme metotlara yöneliyor. İşte tam bu nokta, siyasi hareketin intiharıdır. Halkın bir şeyden anlamadığı kanaatine sahip olanlar, halkın neyi nasıl anladığını anlamayan akıl fukaralarıdır.
En kötü sosyal hareket bile en iyi siyasi hareketten daha fazla halkın içindedir, daha fazla halka nüfuz etmiştir, daha fazla halkı ikna etmiştir. Hem de halkı ikna etme çabasına girmeden… Bu tür sayısız tecrübenin arşivi olan insanlık tarihi ortadayken, Müslümanların Hz. Adem’in birinci nesil çocuklarıymış (dünyada hayat yeni başlıyormuş) gibi iptidai hatalar yapması, hem akıllarına hem de Müslümanlıklarına yakışmaz.
Siyasi harekete kendilerini mahkum eden kadrolar, aynı zamanda “tek dile” mahkum olurlar. Sadece siyasi dil ile kalırlar ve hayatın tüm cephelerini ihmal ederler. Hayatın diğer alanlarında (cephelerinde) hangi dillerin kullanıldığını öğrenemezler ve halk ile iletişim kuramazlar. Ne halk kendilerini anlar, ne de kendiler halkı… Sonra da kenara çekilip, kendi başarısızlıklarını örtbas etmek için “halkın kendilerini anlamadığını” söyleyerek psikolojik masturbasyon yaparlar. Oysa halkın dilin bilmeyen kendileridir ve aydın olmalarından dolayı halkın kendi dillerini değil, kendilerin halkın dilini öğrenme mesuliyeti içindedirler. Bu tür anlayışlar, Çinliye Türkçe bir konuyu anlatmaya çalışıp da, Çinlinin anlamaması karşısında onu suçlamaya kalkanlar gibidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-3-
SOSYAL ALAN SİYASİ ALAN ÇATIŞMASI
Sosyal alan ile siyasi alanın arasındaki sınırın net şekilde çizilememesi, hayatta cereyan eden hadiselerin kahir ekseriyetinin hem sosyal hem de siyasal mahiyet taşıması, her iki alanı birbiriyle çatışma veya yardımlaşma noktasına getiriyor. Hayattaki giriftlik, iki alan arasında mütemadi sınır ihlalleri ve tartışmaları oluşturuyor. Siyasi rejim ile halk arasında itikadi, fikri ve kültürel farklılıklar varsa, iki alan arasındaki münasebet umumiyetle çatışma haline geliyor, aksi durumda ise yardımlaşma oluşuyor.
Sosyal alan, siyasi alanda üretilen iktidarlar tarafından kabul edilmese veya itiraf edilmese bile siyasi alanın meşruiyet kaynağıdır. Sosyal alandaki faaliyetler halkla doğrudan ilgili olduğu için, siyasi alana nispetle daha fazla ve daha derin bir meşruiyet sahibi olur. İki alan arasında çatışma sözkonusu olduğunda, sosyal alanda üretilen her birim meşruiyet, siyasi alandaki meşruiyetten çalınmıştır. Dolayısıyla sosyal alandaki meşruiyetin derinleşmesi ve genişlemesi, siyasi rejimin kaynağını kurutur.
Halka rağmen kurulan siyasi rejimler, iktidarlarının meşruiyetini halktan başka yerde aradığı için, halkın içinde alternatif meşruiyet üretimine müsaade etmek istemez. Bu tür rejimler için, sosyal hareketler ve faaliyetler, “derin siyasi hareketlerdir”. Siyasi hareketlere izin vermedikleri gibi sosyal hareketlere de izin vermezler, hatta bunlara daha keskin tavırlar ve tedbirlerle izin vermemek temayülündedirler. Bu şartlara sahip ülkelerde sosyal hareket, siyasi hareket arasında fark olduğunu söylemek, siyasi rejim için mümkün değildir. Siyasi rejim, tüm faaliyetlerin siyasi mahiyete sahip olduğunu söylediğinde, mecburen tüm faaliyetler siyasi faaliyet haline gelir. Bunun sebebi, siyasi rejimin gücü değil, siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yaptığı hareketler, mecburen siyasi hareket haline gelir.
Sosyal hareketler siyasi hareket haline gelmek zorunda mıdır? Hayır. Siyasi rejimin tarif çerçevelerine girmemek, baskısını kabul etmemek için maharetli ve ısrarlı olması gerekir. Bunun ne kadar zor olduğu malum. Fakat sosyal hareketin bu zoru gerçekleştirmesi halinde varlığını devam ettirebileceği unutulmamalıdır.
Neden? Siyasi rejimin baskısına rağmen siyasileşmemek neden? Siyasi rejimin, siyasi hareket muamelesi yapmasına rağmen neden? Cepheyi terk etmemek için…
Yanlış anlaşılan hususlardan birisi, tek cepheye yığılmak… Tüm cepheleri terk edip, tüm yığınağı siyasi cepheye yapmak… Ayrıca siyasi hareketler olabilir, olması da gerekir. Fakat konumuz sosyal hareketler olduğuna göre, bunun esaslarını tespit etmemiz gerekiyor.
Mücadelenin tek cephede yapılabileceğini zannedenler çoğalıyor. Siyasi rejime karşı mücadelenin siyasi mahiyet taşıması gerektiğin söyleyenler mantıksız bir düşünceye sahip değiller fakat eksik bir anlayışa savrulmuşlardır. Her cephenin kendi şartları, imkanları ve insanları vardır. Sadece siyasi alandaki mücadele, o alanın şartları, imkanları ve insan kaynaklarına mahkum olur. Sosyal alanda harekete geçirilebilecek insan sayısı daha fazladır. Herkesi siyasi alanda mücadeleye çağıranlar ve siyasi alandaki mücadeleye girmeyenleri itham edenler, insan tabiatını tanımayan eksik akıllılardır.
Sosyal hareketlerin imkanları fazla, şartları daha uygundur. İnsanları da bu alanda harekete geçirmek kolaydır. Siyasi alandan daha geniş olan sosyal alan, tüm imkanlarına rağmen terk edilemez. Terkedenler, siyasi alanda da başarılı olamamışlardır.
Sosyal hareketler, siyasi hareketlerin yakıtıdır. Sosyal alandan geri çekilen siyasi hareketler, halka dayanma imkanını kaybederler. Başarılı olan siyasi hareketler ya sosyal hareketlerin dönüşmesiyle meydana gelmişlerdir veya siyasi hareket olarak başlamalarına rağmen, hacimli ve yoğun sosyal faaliyetleri kendi bünyelerinde gerçekleştirmişlerdir. Sosyal alanı işgal edemeyen siyasi hareketlerin başarılı olma şansı fevkalade azdır. Olağanüstü durumlarda halktan tecrit olmuş siyasi hareketler iktidarı ele geçirmiş ve kendi rejimlerini kurabilmişlerdir ama asla uzun ömürlü olmamışlardır.
Stratejik planlamanın en önemli kısmı, birden çok cephe açabilmek ve hepsinde de aynı anda mücadele edebilmektir. Tek alanda toplanmak, yapılabilecek en büyük stratejik hatadır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-2-
SOSYAL HAREKET DEVLETTEN BAĞIMSIZ OLMALIDIR
Sosyal hareketlerin devletten bağımsızlığı, devlet ile muhalif de olsalar muvafık da olsalar şarttır. Devlet ile muhalif olduklarında bağımsızlık mecburiyet, muvafık olduklarında ise iradidir.
Sosyal hareketler siyasi sistem ile mutabık olduklarında, aynı dünya görüşünün içtimai boyutunu temsil ederler ve bu çerçevede varlıklarını devam ettirmelidirler. Zira bu durumda, aynı dünya görüşü çerçevesinde olmak üzere, insani varoluşu, rızai (gönüllü-iradi) mecra içinde gerçekleştirme çabası içine girerler.
Sosyal hareket, siyasi yapılardan bağımsız olarak doğrudan insan ile ilgilenmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, insani oluş süreçlerini beslemek ve mümkün kılmak için devletten ve siyasi alandan bağımsız hareket edebilmelidir. Siyasi alanın ve onun ürettiği siyasi iktidarın, insan şahsiyeti üzerinde yıkıcı tesirler icra ettiği malum. Dünya görüşü ne olursa olsun her siyasi iktidar, dışarıdan zapt altına alınmaz, kuşatılmaz ve meşru çerçeve içinde kalmaya zorlanmazsa, kendi iç yapısı ile meşruiyet çizgisini mütemadiyen muhafaza edemiyor. İktidardaki yozlaştırıcı, yıkıcı, tahrip edici tesir, sadece içinden alınan tedbirlerle önlenemiyor. İnsanlık tarihindeki farklı siyasi rejim denemeleri, siyasi iktidarın yıkıcı tesirlerini sıfırlayamamıştır. Aynı dünya görüşüne mensup farklı devlet ve siyasi rejim çeşitlerinde de aynı tecrübe yaşanmıştır.
Sosyal hareketler, siyasi alanın dışında kalmakla, hem siyasi iktidarın yıkıcı tesirinden nispeten uzak kalır hem de siyasi iktidarı meşru çerçevede tutmak için harici emniyet bariyeri haline gelir.
*
Sosyal hareketler, mevcut siyasi rejimle muhalif bir dünya görüşüne mensup ise mecburen siyasi alanın dışında kalacaktır. Siyasallaştığında veya siyasi hedefler edindiğinde, çatışma veya entegrasyon ortaya çıkar. Her iki durumda sosyal hareketin varlığını tehlikeye atar.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasi otoritelerle çatışması, siyasi iktidarın kendilerine tahammül edememelerinden dolayı kaçınılmaz hale gelir. Farklı dünya görüşlerine sahip soysal hareketlerle siyasi iktidarın aynı ülkede birbiriyle çatışmadan yaşayabileceğini kabul etmek saflık olur. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, sosyal hareketin siyasi iktidarın üzerine yürümeden kendini inşa etmesi ve varlığını muhafazaya gayret etmesidir. Saldıran tarafın siyasi iktidar (siyasi rejim) olması, sosyal hareketleri, derin bir meşruiyet sahibi yapar ve halka nüfuzuna imkan sağlar. Siyasi iktidarın saldırması durumunda ortaya çıkacak her türlü çatışma, sosyal iktidarın lehine neticeler verir.
Sosyal hareketlerin çatışmasız bir hayat tercihi, siyasi iktidarın zulmünü açıkça ortaya çıkarır. Sosyal hareketlerin hayatın içinde kökleşmesi ile beraber düşünüldüğünde, siyasi iktidarın saldırısı, halkın iki taraf için karar vermesini kolaylaştırır ve siyasi iktidarı hem güç bakımından hem de meşruiyet bakımından zayıflatır.
Muhalif sosyal hareketlerin siyasallaşması ve siyasi iktidarla hesaplaşması, siyasi iktidarın çatışmayı başlatmasına bağlı olmalıdır. Sosyal hareketlerin üzerine ağır şekilde gelen siyasi iktidarlar, onları hızlı şekilde siyasallaştırırlar. Sosyal hareketin siyasallaşma hızı, hayal bile edilemeyecek kadar yüksektir. Bu sebeple, illa siyasi hedefler peşinde koşmak gerekmez. Sosyal hareket ile siyasi hareket arasında ihtilaf varsa, çatışma kaçınılmaz olacağı için, saldırının siyasi rejime bırakılmasında azami fayda var.
*
Sosyal hareketler siyasi rejimle muhalif değil de muvafık iseler, yine de devletten ve siyasetten bağımsız olmalıdırlar. Bu ihtimaldeki bağımsızlık, siyasi iktidar (ve rejim) ile yardımlaşmaya mani değildir. Yardımlaşabilir, birlikte hareket de edebilir ama bağımsızlığını muhafaza etmelidir. Ancak bu yollar cemiyette ikinci mecra açılabilir.
Cemiyetin iktidar oluşumları için siyasi alandan başka bir alana ihtiyacı var mıdır? Vardır. Hukuka ve siyasete dayanmayan, sadece ahlak, edeb ve kalbe dayanan bir harekete ihtiyacı vardır. Zaten siyasi alan ile sosyal alan arasındaki temel farklardan birisi, siyasi alanın hukuka, sosyal alanın ahlaka dayanmasıdır. Bir ülkede, cemiyette ve devlette, ahlaka dayalı sosyal hareketler olmadığı müddetçe, o cemiyet kemale ermez. Tüm insani varoluşları siyasi alanda gerçekleştirme çabası, siyasi iktidarı siyasi alanın inhisarına terk eden hastalıklı anlayışın yansımasıdır. Ahlaki varoluş, rızaya dayalı olduğu için, yüksek şahsiyet yetiştirebilen hamleler bütünüdür.
İslam, sosyal hareketleri ve ahlaki varoluş mecrasını, siyasi alandaki tüm teşekküllerden ve hareketlerden daha kıymetli sayar. Fakat siyasi iktidarın gücü elinde bulundurmasından ve zulüm yapmasından dolayı, siyasi iktidar sosyal iktidardan bazı durumlarda daha öncelikli olabilir. Zaten İslam’da siyasi alan ile sosyal alan birbirinin rakibi ve alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki boyuttur. Sosyal hareketlerden bahsediyor olmamız, siyasi hareketleri ve siyasi alanı ihmal ettiğimiz veya reddettiğimiz anlamına gelmez. Konumuz sosyal hareketler olduğu için bu meselenin tahlilini yapmaya çalışıyoruz.
HAKİ DEMİR
demihaki@gmail.com

YENİ BİR YAZI SERİSİ “SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER”

YENİ BİR YAZI SERİSİ “SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER”
Devrim, siyasi muhtevalı büyük çaptaki hadisedir. Sosyal hareketlerin umumiyetle devrimle neticelendiğine az rastlanır. Fakat devrimlerin kahir ekseriyetinde sosyal hareketlerin katkısı küçümsenmeyecek çaptadır. Sosyal hareketler doğrudan siyasi hedefler gözetmedikleri (veya sahip oldukları siyasi hedefleri deklare etmedikleri) için, devrimlerdeki rolleri fazla tetkik edilmemiştir. Bu cihetten bakıldığında çok ciddi bir araştırma konusudur ve bakir bir alandır.
Sosyal muhalefet projeksiyonu yazı serimiz, okuyucudan önce bize gösterdi ki, sosyal hareketler, sosyal iktidar ve sosyal muhalefet meselesi, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada ihmal edilen ve kıymeti ve tesiri kafi derecede anlaşılmayan bir bakir konu olarak duruyor. Bu mesele üzerinde çalışma lüzumu, tabii ki kıymetinden kaynaklanıyor.
“Sosyal muhalefet projeksiyonu” ve “Müslümanların teşkilat anlayış” yazı serileri, sosyal hareketler meselesini de ciddiyet ve dikkatle ele almamıza sebep oldu. Bu üç yazı serisi, aynı zamanda birbirini tamamlar mahiyettedir ve dikkatli okurlar için aslında tek bir çalışmanın farklı boyutları olduğu fark edilir.
Sosyal muhalefet projeksiyonu yazı serimizin sonuna geldik, birkaç yazıdan sonra bu seriyi bitiriyoruz. Bundan sonra bir gün “Müslümanların teşkilat anlayışı” isimli yazı serimizden diğer gün “sosyal hareketler ve devrimler” isimli yazı serimizden bir yazı yayınlayacağız. Arada bir de bağımsız makale yayınlama düşüncesindeyiz.
Bu arada, çalışmalarımızın çoğunluğunu yazı serisi şeklinde yapmaya başladık. Böyle daha verimli olduğunu gördük. Her yazı serisi aynı zamanda bir kitap konusudur ve yazı serilerimiz bittikten sonra tekrar gözden geçirip, kitap haline gelmesi için gereken çalışmaları ve tanzimleri yapmayı düşünüyoruz. Makaleleri kitap olarak toplamak gibi hafifmeşrep türden bir çalışma değil tabii ki yapmayı düşündüğümüz. Yeniden ele almak ve kitap tertibi için gereken tüm eksiklerini (gerekirse yeni bölümler eklemek, yeni yazılar yazmak ve mevcut yazıları daha sakin kafayla değerlendirmek dahil) gidererek kitaplık çapa ulaştırmak.
İnşallah faydalı olur.
HAKİ DEMİR