İSLAMCILIK MESELESİ-28-İSLAMCILIĞIN DİLİ ZAMANIN (ÇAĞIN) DİLİDİR

İSLAMCILIK MESELESİ-28-İSLAMCILIĞIN DİLİ ZAMANIN (ÇAĞIN) DİLİDİR
Evet, yine dil meselesi… Çünkü mühim… Dil bahsinde birkaç yazı yazdık ama doğrudan İslamcılığın diline temas etmedik. Yazdığımız yazılarda İslamcılığın dilini de işaret ettik aslında ama hem sarahaten ifade etmek hem de meseleye teferruatlı şekilde bakmak için yeni bir yazı yazma ihtiyacı duyduk.
“İslam’ın dili, medeniyet dili, zamanın dili” başlıklı yazımızda, Haki Demir’den naklen bir “dil haritası” çıkarmıştık. Meseleye o harita üzerinden bakma zaruretimiz devam ediyor, o harita gözden kaçırılırsa, dil bahsini izah etmekte fevkalade zorlanırız. İslamcılık tartışmasında, dil meselesinin açılmamasının, açıldığında da zorlu bir patinaj yaşamanın ana sebebi, o haritasının anlaşılmamasıdır.
*
İslamcılık, içinde yaşadığımız çağda (yüz elli yıl önce başlaması bu manada mühim değil) İslam’a yol açma fikri ve teşebbüsüdür. İslam’ı doğru anlama, doğru anlatma, doğru tatbik etme ameliyesinin fikriyatıdır. Bu manada İslamcılık, dünyanın ve daha mühimi zihinlerin batı tarafından işgal edildiği son birkaç asırlık moloz yığınını temizleyip, saray inşa etmenin disiplinidir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-24-YUSUF KAPLAN’IN DİLİ, “İŞTE BU”

İSLAMCILIK MESELESİ-24-YUSUF KAPLAN’IN DİLİ “İŞTE BU”
Yusuf Kaplan’ın 02.09.2012 tarih, “Hakikat yolculuğu: İlahi ahlak ve üç mertebesi” başlıklı yazısında kullandığı dile bakınca, güneşi, atlas kumaşa sarıp sandıkta sakladığı anlaşılıyor. Oysa güneş görülmeli, görülmeli ki göstermelidir. Hem güneşi görmeye, hem de ışığı ile gösterdiklerini görmeye ihtiyacımız var. “Niye saklıyorsun, bu kıymetin cimriliği mi olur?” diyeceğim, kızacak. Dil böyle bir kıymettir, hem kendi görülmek ister, hem de gösterdiklerinin görülmesini… Çünkü “gösterebilme” istidadı olan az sayıdaki “kıymetten” biridir.
“Hakk, kendisini hakikatte dercetmiş, setretmiş ve tecellî ettirmiştir.”
Bu cümle, terkip unsurları olan mefhumlar değiştirilerek başka bir kelime gurubuyla örülebilir mi? Cümle kırk şekilde yazılabilir de, bu manayı vereceğini söyleyebilecek bir yiğit var mı? Tüm kelimeleri bir tarafa bırakın, sadece “tecelli” mefhumunu cümleden çıkarın, tüm mana çökmez mi? Bu cümledeki manayı, başka kelimelerle ifade ederek, “bak oldu, ne var bunda, dil dediğin bir araç” diyenler, bu cümledeki manaya asla nüfuz edemezler. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-2-TAKDİM-2-

İslam, varlığın bidayetini ve nihayetini açıklamıştır. Bu sebeple, varlık, insan ve hayat temel bahislerinde İslam, münhasır izah salahiyetine ve imkanına sahiptir. Hiçbir telakki, bu üç temel bahiste İslam’ın sunduğu izah hacmine ulaşamaz, ulaşması hayal bile edilemez.
İnsanın geleceğe olan yönelişleri, geçmişinin tesirinden daha az değildir. Tarihin müktesebatı ne kadar itiyorsa, geleceğin cazibesi en az o kadar çekiyor. Neticede zaman, insanın zihni evreninde ve kalbi evreninde akıyor. Tarihte biriktirdiği müktesebatın ne kadarı zihni ve kalbi evrene intikal ediyorsa o kadar itiyor, geleceğe dair ümitleri, düşünceleri, duyguları ne kadar canlıysa o kadar çekiyor. Tarih nesebini kaybedenlerde ise, sadece geleceğin cazibesi hükmünü icra ediyor. İnsan, tarihle irtibatını kesebiliyor ama istikballe münasebetini kesemiyor. Öyleyse istikbalin cazibesi, tarihin muharrik kuvvetinden daha fazladır. Bu cihetle tarih anlayışı, istikbali ihtiva etmelidir.
Müslümanın hayatı, tarihin toplamından meydana gelmez, tarih ile birlikte istikbalin de muhteva toplamından meydana gelir. Sadece İslam, varlığın mazisi ile birlikte istikbalini de beyan etmiştir. Müslüman şahsiyet, tarihi müktesebat ile birlikte istikbalin muhteva yekununu hayatında cem eden veya harmanlayan veya birleştiren insandır. Bu hususun ilahi kaynaklı dinlerin hepsinde olduğu düşünülebilir ama onların (Hıristiyanlık ve Yahudilik) gelecek bilgileri ve anlayışlarına bakıldığında, İslam’dan tamamen farklılık arzettiği görülür. Bu sebeple hayat, Müslüman şahsiyette sıhhatli bir vahdete ermiş ve anlamlı bir terkibe kavuşmuştur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-20-İSLAM’IN DİLİ, MEDENİYET DİLİ, ZAMANIN DİLİ

İSLAMCILIK MESELESİ-20-İSLAM’IN DİLİ, MEDENİYET DİLİ, ZAMANIN DİLİ
İslamcılık tartışmalarının “bam tellerinden” biri, aksülamel (reaksiyoner) olup olmadığıdır. Tartışmanın ciddi bir kısmı bu noktada yoğunlaşmıştır ama her nedense meselenin “dil” ile irtibatı hala keşfedilmiş değil. Bu meseleyi Yusuf Kaplan serimizin içine koymamız da, onun kullandığı dilin bu mesele için hem misaller oluşturması hem de kendisinin bu meseleyi anlayabilecek durumda olmasıdır.
*
İnsanlık tarihi, çok sayıda “devri” fikir hareketlerinin ortaya çıktığını kaydeder. “Devri fikirler” devirlerinin şartları ile mahdut iseler, “aksülamel” halindedir, yani modern dil ile reaksiyoner fikir hareketleridir. Her fikir hareketinde ve dünya görüşü kurma çabasında, bir dil inşası müşahede edilir, devri hareketlerde kurulan (kurulabilirse) dil de “devri” hususiyetler taşır. Fikir ile dilin birbirinden müstağnileşme şansı ve iktidarı yoktur. Fikir “devri” ise, dil de “devri”dir. Dil “devri” ise, fikrin hacmini mevcut devrin ufkundan koparmak fevkalade zordur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-18-YUSUF KAPLAN’IN “FİKİR DİLİ”-1-

İSLAMCILIK MESELESİ-18-YUSUF KAPLAN’IN “FİKİR DİLİ”-1-
Malum olduğu üzere konumuz Yusuf Kaplan değil, yazı serimizin üst başlığı olan “İslamcılık Meselesi”… İslamcılık meselesi tartışılırken, muhtevanın, muhtevanın içine döküldüğü mahfazanın yani dil bahsinin konuşulmaması mümkün değil, olmamalı. İslamcılık tartışmasına katılırken, her yazar ile ilgili değerlendirmeleri, onlarda temayüz eden “müspet” ve “menfi” cihetlerle tetkik etmeye çalışıyoruz. Dil meselesini Ali Bulaç ile değerlendirmemiz zannediyorum eksik kalmasına sebep olur, zira Ali Bulaç’ın böyle bir meselesi olduğuna rastlamadık. Fakat hem yazılarında menfi ve müspet tezahürlerine rastladığımız hem de dil bahsinde hassasiyetini bildiğimiz Yusuf Kaplan üzerinden dil meselesini konuşmak faydalı olabilir.
Yusuf Kaplan’ın İslamcılıkla ilgili yazılarında kullandığı dilin dikkatlere sunulması, idrak edilmesinin sağlanması gerekiyor. Aslında kullandığı dil, Yusuf Kaplan’ın umumi dilidir ve İslamcılık yazılarına hasrettiği bir dil değil fakat bu bahis, “hususi bahislerimizden” olduğu için, burada kullanacağı dilin daha hassas olacağı zannındaydık.
Yusuf Kaplan’ın kullandığı dilde, dikkat çeken bazı hususiyetler var. Birincisi önceki yazımızda (İslamcılık meselesi-17-Yusuf Kaplan’ın yazı dili) bahsettiğimiz, bize ve kendine, tabii olarak da İslam’a ve fikriyatımıza uygun olmayan “yabancı dil” kullanmasıdır. Bu hususu, önceki yazımızda izah etmeye çalıştığımız için bu yazıda konu edinmeyeceğiz. Bu yazımızın konusu, Kaplan’ın “fikir dili”nde dikkat çeken üç hususiyettir.
Birincisi, Kaplan’ın “dil inşa” etme çabası… Mevcut lisan havzasında “dil inşası” ile uğraşan, böyle bir konu olduğunu farkeden, bunun ihtiyaç olduğunu anlayan çok az sayıda fikir adamı var, birisi de Yusuf Kaplan… Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-17-YUSUF KAPLAN’IN “YAZI DİLİ”

İSLAMCILIK MESELESİ-17-YUSUF KAPLAN’IN “YAZI DİLİ”
Her ilim dalının, her fikri çerçevenin, her beyanın bir dili var. Dil bunların hepsinden öncedir, önceliklidir. “Dil bir vasıtadır” demek için, dilbilimle birkaç gün bile ilgilenmemiş olmak gerekir. Dilbilim ile ilgili orta halli bir kitap okuyan insan, o zamana kadar ilgilenmemişse, her şeyi bırakır ve dil bahsi ile ilgilenmeye, zihni evrenini yeniden inşa etmeye koyulur.
Meseleyi Haki Demir’in yaklaşımıyla ifade edecek olursak, “önce iki ilim vardır, tüm ilimler bu iki ilim ile idrak ve izah edilir, bunlar dil ve matematiktir” der. “İslam Medeniyet Tasavvuru, Terkip ve Tasavvur” isimli kitabında, ilimlerin tasnifi kısmında, matematiğin de bu günkü haliyle “eksik” olduğunu, ya yeni bir matematik ilminin kurulmasını veya mevcut olana yeni bir alan eklenmesi gerektiği söyler. Diğer taraftan insanın doğumdan sonra zihni evreninin açılması, gelişmesi, hacminin büyümesi ve düşünce zeminin ve malzemelerinin oluşması için dilin şart olduğu, insanın öğrendiği dil ile doğrudan zihni evrenini inşa ettiği, dilin “mana haritasının”, zihni evrendeki tüm düşünce ve duygu mayalanmalarının kaynağı olduğu, bilenlere malum.
Sahip olduğunuz dilin mana haritası, tabii olarak düşünce ufkunuzu oluşturur. Dil bahsini sadece bir araç olarak görenler, “dil hapishanesine” düştüklerini bile anlamayan fikir garibanlarıdır. Çünkü dil, mana haritasıyla, hem bir potansiyel fikir yekunudur, hem bir mantık örgüsüdür, hem de bir anlayış çerçevesidir. Sahip olduğu dilin anlayış çerçevesini aşan, mantık örgüsünü geliştiren, fikir yekununu artıranlar ise “büyük adam” olarak tarihe geçmiştir ki dili geliştiren bunlardır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-6-ALİ BULAÇ’IN İSLAMCILIK TARİFİ

İSLAMCILIK MESELESİ-6-ALİ BULAÇ’IN İSLAMCILIK TARİFİ
Ali Bulaç, Zaman gazetesinde yayınlanan 21.07.2012 tarih ve “İslamcılık Nedir?” başlıklı yazısı ile meseleye, tarif başlamış ve isabet etmiştir. Tarifi olmayan “şey” yoktur, tarifi olmayan fikir ise “hiç yoktur”.
Yazının girişinde, tarif meselesinin ehemmiyetine dair tespitler yapmakta, üzerinde ittifak edilen bir tarifin olmadığından bahsetmekte ve bir tarif teklif etmektedir. Bu yaklaşım doğrudur, her konuda olduğu gibi İslamcılık meselesinde de önce tarif gelir. Tarif edemediğiniz fikri, çerçeveleyemediğiniz için, “ne dediğiniz”, “neyi kastettiğiniz” belli olmaz. Diğer taraftan, tarifsiz bir fikirden bahsetmek, sınırları belli olmayan bir devlet kurmak gibidir ki, her gelenin tecavüzüne imkan tanır, yani tenkitlerin de tarifsiz ve usulsüz olmasına müsaade eder. Oysa hem fikrin beyanı hem de tenkidin muhatabını tayin için çerçeve oluşturmak (bir anlamda tarif etmek) zarurettir.
Ali Bulaç’ın tarif çabasındaki isabet, yaptığı tarifin muhtevasında da mevcuttur. Malum olduğu üzere, fikir ve ilim, tarifin tarifi ile başlar. İslam irfanının tarifin tarifi, harikuladedir; “efradını cami, ağyarını mani olmalı”. Ali Bulaç’ın tarifi de bu çerçeveye (tarife) uyuyor. Okumaya devam et

Share Button