“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Dinin vazedilmesi ve tatbikatı altmış üç yıl sürmüştür. Kırk yıllık ilk devre Risalet inşası, yirmi üç yıllık ikinci devre ise bizzat dinin vazedilmesidir. Risalet dine dairdir ve birinci devre olan kırk yıllık zaman dilimi de dinin inşa sürecine dahildir.
Din, kitap ve sünnetten mürekkeptir ve ona dair başka da bir şey yoktur. Yirmi üç yıllık ikinci devrede ümmetin (Sahabe-i Kiram’ın) tüm keşif, idrak, izah ve tatbikatları, ya teyiden sünnettir veya redden daire dışına atılmıştır. Yirmi üç yıllık devrede, Sahabe-i Kiram’ın nazari ve tatbiki tüm gayreti, Hz. Risaletpehan Aleyhisselatü Vesselam Efendimize arz edilmiş, böylece Risalet nefesi değmiş, yanlışlar tashih, doğrular teyit edilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

Ruhban sınıfı ve dinin temsilciliği meselesi birbirine karıştırılmakta, din adına söz söyleme salahiyeti ruhbanlık olarak anlaşılmakta, ruhbanlığın olmaması ise tam bir serkeşlik ve temsilsizlik olarak kabul edilmektedir. İslam’da ruhbanlık ve ruhban sınıfı yoktur, doğru ama bununla beraber dini temsil salahiyetine sahip insanlar vardır, olmalıdır. Aksi takdirde doğru anlayışı takip ve muhafaza etmekte arızalar yaşanacağı gibi, vahdetin temin ve devamı da kabil olmuyor.

Ruhbanlık, dinin esaslarıyla ilgili karar verebilen, dinin esaslarını değiştirme yetkisine sahip, mesela “haram ve helal” tayininde bulunabilen kişilerdir. Dinin esaslarıyla ilgili karar verme yetkisi, “din inşası” anlamına gelir. İslam, ikmal edilmiştir ve dinin tamamiyetine dair eksik veya fazla bir harf bile yoktur, Müslümanın ilk vazifesi de önceki nesillerden emanet olarak teslim aldığı dini “olduğu gibi” muhafaza etmektir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-13-SAHABE-İ KİRAM-5-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-13-SAHABE-İ KİRAM-5-
Risalet tarihi ile riyaset tarihi, siyasi tarihimizin hayati meselesidir. Risalet tarihi ile riyaset tarihi arasındaki köprüyü kuran da, Sahabe-i Güzin’dir.
Risalet’ten riyasete geçiş, olmuş bitmiş bir hadiseden bahsettiğimiz için kolay gibi görünüyor. Hadiseye şahit olmadığımız ve meselenin hissi dünyamızdaki tezahürlerini yaşamadığımız için, on dört asır önceki vakıayı anlamakta zorlanıyoruz. Risalet ile riyaset devirleri arasındaki geçiş, insan şuurunu patlatacak, hissi infilaklara sebep olacak, istikametin muhafazasını neredeyse imkansız kılacak çapta bir hadisedir. Bu meseleyi birazcık anlar gibi olabilmek için Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin irtihal haberi duyulduğu andaki Medine sokaklarının halini okumakta fayda var. Sahabe gibi dünya tarihinin en güzide kadrosunun ne hale geldiğini görmek, görür gibi olmak lazım.
*
Risalet iman mevzuudur. Risalet aynı zamanda riyaseti de ihtiva ettiği için, Risalet tarihinde oluşan idari itiyatlar, riyaseti Risalet ile birlikte düşünmenin zihni altyapısını inşa etmiştir. Geçişin zorluklarından en mühimi budur.
İslam öncesi Arap tarihinde devlet yok, şehir siteleri diye tavsif edilebilecek ve devlet mahiyeti de taşımayan, asabiye üzerine bina edilmiş belli başlı salahiyet tevzinden ibaret bir içtimai ve siyasi bünye mevcuttur. İslam, o derme çatma yapıyı kaldırmış, yerine yepyeni bir devlet ve siyaset muhtevası getirmiş, önceki tüm siyasi tecrübeleri de kesip atmıştır. Vazedilmiş yepyeni bir din ve inşa edilmiş yepyeni bir devlet var fakat bu devletin kurucusu ve tatbikçisi Risalet’tir. Risalet tarihi (Asr-ı Saadet), kendinden başka hiçbir tecrübe ve müktesebatı kabul etmeyen yepyeni bir mana haritası çizmiş ve onun tatbikatını, Risalet ile yapmıştır. Risalet devri (tarihi) ile Riyaset devri (tarihi) arasındaki geçişin ne kadar zor olduğu, sadece noktadan bile anlaşılabilir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-8-ASR-I SAADET-5-

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-8-ASR-I SAADET-5-
İslam sadece nazari beyanlardan ibaret değil, vahiy, kitap (toplam) olarak bir şahsa veya yere indirilmiş ve insanlara oradan alıp tatbik etmeleri istenmiş bir metin değil. Din, defaten de beyan buyurulmuş değil, tedrici şekilde inşa edilmiştir. Asr-ı Saadet 63 yıldır, ilk kırk yılı Risalet inşası, ikinci 23 yılı da din inşası devridir. Asr-ı Saadetin 23 yıl olduğu istikametindeki anlayış yaygındır, bu anlayış yanlış da değildir. Yirmi üç yıllık devir, din inşası safhası olduğu için, bu şekilde kabul etmek de sıhhatlidir ama Risalet mevzuunun ehemmiyeti ve dinin inşai kaynağı olma hususiyeti dikkate alındığında, Asr-ı Saadetin altmış üç yıl olarak anlaşılmasında fayda var.
Asr-ı Saadetin ilk kırk yılında Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, ceddi Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzeredir, o din üzere o kadar hassastır ki, insanların, Hz. İbrahim Aleyhisselamın dini üzere O’na ittiba etmesi gerekir. Lakin O herhangi bir vazife almadığı için bir beyanı ve daveti yoktur. Ne var ki Mekke, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi, “El-Emin” olarak tanımış, vasıflandırmış ve ihtilaflarını O’nun önüne getirmiştir. Yani hayatın tabii akışı içinde O, zaten “merkezi şahsiyet” haline gelmiştir.
*
Resul olarak yaratılan ruh, bilinmez ki ne kadar zaman sonra bedenini buldu, ona taalluk etti ve onu madde olmaktan çıkaracak kadar yani kırk yıl ona nüfuz etti. İlk yaratılan varlık olan O’nun ruhu yani nur, kendisine emanet edilen bedeni, miraçta “huzura” çıkaracak hale getirdi. Ruh ile beden arasındaki tenasüp sağlandığında (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) evvelin evvelindeki Risalet vazifesi tevdi edildi. Evet, tabii ki Asr-ı Saadet 63 yıldır. Kırk yılın kırkıncı yılında, büyük hasret sona erdi, büyük vuslat vaki oldu, “Nur” ile onun mahfazası olan beden birleşti. Tabii ki ilk kırk yıl Asr-ı Saadete aittir, zira hasret, vuslata dahildir. Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-4-MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN ZİHİN HARİTASI
Her şeyin kesintisiz şekilde değiştiği hayat ve dünyada, Müslümanların zihin haritası ve akıl bünyesi nasıl olmalıdır? Müslümanların “sabitleri” var, çünkü imanları var, Allah Azze ve Celle’nin hitabı var, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyan ve tatbikatı var. Bir taraftan hakikat bu dünyaya tenezzül etmiş diğer taraftan aşağıların aşağısı olan bu dünya mütemadiyen değişmeye devam ediyor. Hakikat nazari çerçevede tespit, ameli çerçevede tatbik edilmiş, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye olarak tertip edilmiştir. Ne var ki on dört asır önceki şartlar ve imkanlar tamamen değiştiği gibi “mekan” bile aynı değildir. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki zaman mesafesi çok büyük, mesafenin büyüklüğü takvim itibariyle değil, zamanın muhtevası cihetiyledir. İnsanlık on binlerce yıldır aynı teknolojiyle (araç ve gereçlerle) yaşamasına rağmen, son birkaç asırdaki gelişmeler, on binlerce yılın toplamından fazladır. Vahyin nüzulü ile günümüz arasındaki mesafe farkına bu cihetten bakıldığında, on binlerce yıllık bir zaman aralığı görülür. Okumaya devam et

Share Button