İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İSLAM İRFANININ TEKNOLOJİSİ-4-TEFEKKÜR BUHRANI VE İNSANİ FELAKET

İnsanlığın düşünce dünyası sıkıştı. Birkaç asırdır insanlığın düşünce dünyasını batı felsefesi ve bilimi işgal ve temsil ediyordu. Dünyada zaten iki tefekkür mecrası vardı; birisi İslam irfanı, diğeri de batı felsefesi… İslam irfanının bir-iki asırdır inkıtaa uğraması, batı felsefesini, fiili olarak tek ve rakipsiz bıraktı.

Felsefe, düşünce üretimini devam ettirebilmek için nihayetinde diyalektik işleyişi keşfetti. Tez, antitez, sentez silsilesinden mürekkep olan diyalektik işleyişi, düşüncenin deveranı için tek mecra haline getiren batı ve batı felsefesi, son antitez olan sosyalizm-komünizmin, tezden (liberalizm-kapitalizm) önce çökmesiyle zincirini kopardı. Antitez teze karşı dayanmalıydı ki, onunla sentezi gerçekleştirebilsin, böylece diyalektik işleyiş devam etsin. Antitezin çökmesi, önceleri tezin zaferi gibi anlaşıldıysa da, sitemizde (www.fikirteknesi.com) yıllardır yazdığımız üzere, tezin de çökmesini mukadder kıldı. Felsefenin diyalektik işleyişe emanet edilmesi zaten derin bir krizdi, antitezin tezden önce çökmesiyle kriz satha çıktı ve herkes tarafından görülmeye başlandı.
Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-4-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-2-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-4-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-2-
Tüm insanlığa hitap edecek olan “İnsan hakları beyannamesi”, insan tabiat haritasının “insani alanını” esas almalıdır. İnsan tabiatı, kainattaki tüm varlığı ihtiva ve cem eden bir hacim belirtir, bu manada alt sınırı hayvandan daha aşağı, üst sınırı ise melekten daha yukarıdadır. İnsanın temel problemi zaten tabiat haritasının, hem hayvanı hem insanı hem meleği ihtiva etmesindeki uçsuz bucaksız ufuktur. Her varlık kendi tabiatına mahkumdur, hiçbir varlık kendi tabiatını aşağı veya yukarı doğru aşamaz. Varlığın tabiatı, en muhkem hapishanedir, varlık çeşitleri içinde tabiatını aşacak bir cins yoktur. İnsan, tüm varlık çeşitlerinin (cemadat, nebatat, hayvanat, insaniyet, melekut) tabiatını ihtiva etmek ve hepsinin tabiat özelliklerini yaşayabilmek iktidarındadır, bu sebepledir ki imtihana muhataptır. Tüm varlık çeşitlerinin tabiatına malik olarak doğar ve en aşağısından başlayarak en yukarısına çıkmak ile mesuldür. (www.fikirteknesi.com sitesinde, “İnsan tabiat haritası” başlıklı seri yazıyla mesele tetkik edilmişti)
Mutlak hür olan akıl ölçü koyamaz. Doğruyu bulamaz, bulduğunda doğru olup olmadığından emin olamaz, dolayısıyla bulduğu doğruda ısrar edemez. Bu sebeple “değişmeyen tek şey değişimdir” demek zorunda kalmıştır. Batı aklı, Hristiyanlığa karşı mutlak hürriyet talebiyle ortaya çıktığından beri batıda, bir müddet sonra batının kültürel hakimiyetinin uzandığı her yerde “ölçü” kalmamıştır. Batı, kendi dışındaki dünyaya kendini tek ölçü olarak empoze etmiştir ama kendi bünyesinde asla bir “mikyas” bulamamış, bulunamayacağını da itiraf etmiştir. Devir devir bazı ölçülere ulaştığını vehmetmiş, onları kutsamış, bazen materyalist kutsalları için bazen dini garnitür olarak kullandığı kutsalları için milyonluk katliamlar yapmıştır. Katliamların envanterini çıkardığında dehşete düşmüş, sadece yirminci asırda yüz milyondan çok fazla sayıdaki katliama bakarak, “hakikat fikrinin” olmadığını, olamayacağını, böyle bir iddiada bulunmanın ancak katliamlar için gerekçe oluşturduğunu düşünmeye başlamıştır. Akıl ile aklı reddetme noktasına gelen batı, bir tür rasyonel çılgınlık haline mahkum olmuş, önce ferdi tamamen hür bırakmış, sonra cemiyetin hayat için şart olduğu esasından hareketle tüm kaideleri “zaruret” merkezinde açıklamak durumunda kalmıştır. “Her ferd sonsuz hürdür, beraber yaşamak istediğinde zaruret olarak bazı kurallara uymalıdır.” Bu prensip, hem ferdin mutlak hür kabul edilmesi itibariyle yanlıştır hem de içtimai kaidelerin izahının zaruret üzerine bina edilmesi yanlıştır. Okumaya devam et

Share Button

GÜNLÜK (10 MART 2009)

            Gündem ne kadar yoğun… İnsan takip ederken bile yoruluyor. Önümüzdeki günler çetin geçecek… Seçim, seçim sonrası gelişmeler, dünya iktisadi krizi, krizi takibeden çöküşler, Ergenekon’un ikinci iddianamesi gelecek haftaya kalmaz ortalığa dökülür. Ne dehşet iddialar var. Esas kavganın cereyan ettiği noktalardan biri de DOĞAN MEYDA gurubu ile siyasi iktidar arasında… AKP bu defa Doğan medya gurubunun (amiyane tabirle) kafasına sıkacak gibi görünüyor. Gelişmelere bakıldığında, Aydın DOĞAN ile ilgili hükumetin yaptığı işler, pazarlık malzemesi cinsinden hamlelere benzemiyor. Galiba bu defa Aydın DOĞAN’ın suyu ısındı.

 

*

Somali kabinesi, ülke genelinde şeriat uygulanması kararı aldı.Enformasyon Bakanı Farhan Ali Muhammed, kabinenin şeriat yasasını kabul ettiğini, parlamentonun da buna onay vermesini ümit ettiklerini söyledi. Muhammed, şeriatın anayasaya da yazılacağını ifade etti. 18 yıldır süren çatışmalar nedeniyle harabeye dönen Somali'nin Devlet Başkanı Şeyh Şerif Ahmed, bugün Reuters ile yaptığı mülakatta, aralarında El Şebab örgütünün de bulunduğu isyancılarla yapılan barış görüşmelerinde ilerleme olduğunu, yakında isyancılarla doğrudan diyaloğa geçmeyi umduğunu söyledi. Ocak ayında Devlet Başkanlığına seçilen Ahmed, Somali'de güvenlik ve istikrarın tesis edilmesine çalışıyor. Uzmanlar, hükümetin şeriat kararının, iki yıldır saldırılarının dozunu artıran aşırı dinci militanları zayıflatma amacı taşıdığını belirtiyor.  (Star gazetesi 10.03.2009)

            Somali’de Şeriat ilan eden yönetim, Şeriat Mahkemeleri Birliğine karşı savaşan komşu ülke Etiyopya’nın güdümünde kurulmuş olan hükumet… Bu çok önemli bir alamet… Uzun söze gerek yok, küçük bir tahlil, konunun anlaşılmasına yardımcı olur.

            Bir ülkede, Şeriat isteyenlere karşı, bu taleplerinden dolayı savaş açacaksınız fakat onlarla mücadele edebilmek için siz Şeriat ilan edeceksiniz. Her iki ihtimalde de ülkeye Şeriat hakim olacak… Öyleyse neden savaşıyorsunuz? Bu sorunun cevabı malum, iktidarı elde etmek için… İktidar için Şeriat’ı da istismar edersiniz. Fakat, hiçbir kıymet, sahtesinden daha düşük değere sahip olamaz. Ve hiçbir kıymet kendini ilanihaye istismar ettirmez.

            İslam coğrafyasındaki kırılma noktalarından birisidir bu… Artık İslam coğrafyasında hiçbir güç İslam’a karşı savaşamayacak. İslam, kendi coğrafyasını teslim alacak. Hatırlanırsa, Afganistan’da da kukla yönetim Şeriat ilan etti, Irak’ta da… Öyle ya da böyle, İslam, kendi coğrafyasına hakim ve sahip olacak ve yakın zamanda ise istismarcılar da tasfiye edilecek.

 

*

Bağdat Güvenlik Planı Askeri Sözcüsü Tümgeneral Kasım Ata Musavi AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bağdat'ın 30 kilometre batısındaki Ebu Gurayb ilçesinde, Irak hükümetinin desteğinde ulusal barış için yapılan aşiret liderleri toplantısından sonra aşiret liderlerinin güvenlik güçlerinin eşliğinde halk pazarında dolaştıkları sırada bir intihar eylemcisinin aşiret liderlerinin arasına sızıp üzerindeki patlayıcıları patlattığını söyledi. Saldırıda 33 kişinin öldüğü, 46 kişinin yaralandığı ifade edildi. Irak İçişleri Bakanlığı kaynakları, Musul'un El Hamdaniye bölgesinde polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 5 kişinin öldüğünü, 10 kişinin yaralandığı söyledi. Bu arada, Kerkük'te bu sabah polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 2 polisin öldüğü, 5 polisin yaralandığı belirtildi. (Star gazetesi, 10.03.2009)  

            Irak’ta savaşın (direnişin) bittiğini zannedenler erken sevinmişlerdi. Bitmeyecek… Bitemez… Bazen yavaşlar, bazen dinlenir, bazen tamamen sessizliğe bürünebilir ama ne Irak’ta ne de İslam coğrafyasının başka bir parçasında direniş bitmez. Çünkü, “İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞLARI ÇAĞI” başladı. İkinci Kurtuluş Savaşları hedefine ulaşıncaya kadar bu coğrafyada savaş bitmez. Hele de batının çökmeye başladığı bir dönemde bu savaşın biteceğini düşünmek saflık olur.

 

*

Recep Tayyip Erdoğan (Ak Parti): Bir ayda 33 miting İlk mitingini 8 Şubat'ta Kocaeli'de yapan Erdoğan Kırşehir, Kastamonu, Sivas, Nevşehir, Amasya, Sinop, Samsun, Kırıkkale, Aksaray, Sakarya, Diyarbakır, Adıyaman, Kahramanmaraş, Mardin, Yozgat, Çorum, Afyon, Van, Batman, Siirt, Kayseri, Gaziantep, Isparta, Manisa, Artvin, Rize, Şanlıurfa, Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Aydın… Devlet Bahçeli (MHP): 8 günde 13 miting Miting yarışlarına rakiplerinin çok gerisinde başlayan MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Mart'ta Mersin'de meydanlara indi. Bahçeli sekiz gün içinde 13 yerde miting düzenleyerek anamuhalefet partisini geride bırakmayı başardı. 29 Mart'a kadar 40 ayrı yerde halka hitap etmeyi düşünen Bahçeli Mersin'den sonra sıra Çorum, Çankırı, Yozgat, Kırıkkale, Afyon, Uşak, Sakarya, Kocaeli, Manisa, izmir Aydın ve Muğla'da miting yaptı. Deniz Baykal (CHP): 17 günde 11 miting 21 Şubat'ta meydanlara inen Deniz Baykal bugüne kadar 11 ayrı yerde halka hitap etti. İlk mitingini Adana'da yapan Baykal ardından Kocaeli, Çorum, Sinop, Adıyaman, Yalova, Burdur, Malatya, Kırşehir, Amasya ve Giresun'da seçmenleriyle buluştu. (Zaman, 10.03.2009) 

            Genelde muhalefete özelde ise Deniz Baykal’a bayılıyorum. Hem tembel tembel oturacaksın ve hem de iktidar olacaksın. Başbakan en yüksek oyun sahibi bir partinin genel başkanı ve bu seçimde de birinci parti çıkacağı konusunda kimsenin tereddüdü yokken, nefes neredeyse almaksızın çalışıyor. Öyle ki, ilçelerde bile (bugün K.Maraş’ın Elbistan ilçesinde) miting yapıyor. Muhalefetin tüm siyasi stratejileri tartışılabilir ama benim burada bahsini ettiğim nokta, TEMBELLİK. Tembelliğin tartışılacak bir yanı yok ki…

 

*

 

On beş gün önce Savcı Zekeriya Öz ile görüşen ABF Genel Başkanı Ali Balkız, Ergenekon'un suikast planlarını görünce ürperdiğini söyledi. Balkız, "Evimin fotoğrafını, krokisini, 9 kişiyi, patlayıcıyı kimin temin edeceğini ve düzeneklerini gördüm. O anda aklıma Mumcu ve Hablemitoğlu'nun karanlık güçlerce katledilişi geldi." dedi. (Zaman, 10.03.2009)

 

            Ali BALKIZ’da belgeleri görüp ikna olanlar kervanına katıldı. Ergenekon terör örgütü hakkında tereddüdü olan samimi insanların artık “kesin kararlı” olma zamanı geldi.

            Merak ettiğim bir nokta var; laik, Kemalist, solcu, ateist gibi alt başlıkların toplandığı “ulusalcı” kesimin, Ergenekon terör örgütünün “provokasyon” için kendilerinden olan adamları öldürdüğü konusunda ne düşünüyorlar, dahası neler hissediyorlar? Bunların içinde şunu söyleyecek yiğitler var mı acaba? “Benim canım, dava için feda olsun, beni öldürmeleri gerekiyorsa, öldürsünler”. Bakmayın siz bu soruyu sorduğuma, sorunun cevabını biliyorum. Asla…

            Ulusalcıların ilk ciddi imtihanı, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı görevinin dolmasına yakın zamanda başlattıkları bir tartışmaydı. Sezer’in görevinin bitmesine yakın zamanda, üniversite rektörlerinin görevlerinin istifa etmesi ve Sezer tarafından yenilerinin seçilmesiydi. Çok iyi takip ettiğim bu tartışmanın neticesinde bırakın onlarca rektörün bu düşünceyle istifa etmiş olmasını, bir tanesi bile istifa etmemişti. Hatta görevinin bitmesine birkaç ay kalan rektörlerden bile istifa eden olmadı. Birkaç ay fazladan rektörlük yapsan ne olur, yapmasan ne olur? Orada anladım ki, bunların idealist bir özelliği yok. Hiçbirinde mefkure yok ve oturdukları koltukta birkaç ay fazladan oturmaları onlar için her şeydir.

 

*

90’larda faili meçhul kurbanlarının atıldığı iddia edilen Silopi’deki Botaş kuyularında geçen hafta ertelenen kazı çalışmaları başladı. Kepçelerin de katıldığı kazıların ilk gününde iki kemik ve bir kanlı fanila parçası bulundu. Çıkartılan kemikler incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. (Taraf, 10.03.2009)

            Kıyamet daha yeni kopmaya başlıyor. Güneydoğuda yapılan kazılardan “faili meçhul/meşhur” şahısların cesetleri çıkmaya başladığında, Türkiye ikinci depremi yaşayacaktır. Bu güne kadar Ergenekon terör örgütünün canı yandı ama bu depremin altında kalacak olanlar doğrudan TSK olacak.

            Bu aralar JİTEM’in belgeleri ortalıkta dolaşıyor ya, zemin yumuşatılıyor. JİTEM, JİTEMİN ceset tarlaları vesaire birkaç hadise bir araya geldiğinde, TSK ikinci depremden kurtulamayacak.

 

*

ABD Savunma İstihbarat Kurumu Başkanı Korgeneral Michael Maples, Somali'deki kökten dinci El Şebab örgütünün El Kaide ile birleşmek üzere olduğunu söyledi. Korgeneral Maples, Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde yaptığı konuşmada, her iki örgütün de son dönemlerde yaptığı propagandaların, aralarındaki ideolojik benzerlikleri ortaya koyduğunu belirterek, birleşmenin yakın olduğu görüşünü bildirdi. (Yeni Şafak, 10.03.2009)

            Bu ilginç bir haber… El Kaide’nin ABD tarafından “düşman” ihtiyacını karşılamak için sürekli abartıldığını gördük yıllarca… Bu abartmayı yok saysak ve ABD mahreçli El Kaide haberlerini doğru kabul etsek, görmemiz gereken nokta şu olacak… El Kaide dünya çapında bir KOMUTANLIK kuruyor.

            ABD, El Kaide’yi gerçekten abartmıyor ve hakikaten El Kaide, dünya çapında bir DİRENİŞ KOMUTANLIĞI MI KURUYOR YOKSA?

            Böyle bir hadisenin yakın zamana kadar mümkün olmadığını düşünmek, açıklanabilir bir durumdu. Fakat batının mütemadiyen zayıfladığı ve dünyada inisiyatif kaybettiği bugünün dünyasında mümkün hale gelebilir. ABD mahreçli haber, yorum ve bilgilerde El Kaide’nin yakın zamana kadar abartıldığı fakat bundan sonra abartılmadığını düşünmemizi gerektiren gelişmeler olduğu vakadır. Fakat manipülasyon üstadı olan ABD, asla güvenilir bir kaynak olmadığı için hala tereddütle bakmakta fayda bulunuyor.

 

*

Financial Times gazetesi, "komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti" diyor. Abartı gibi görünse de, kapitalizmin bittiği tezi inandırıcı olmasa da, olayın vahametini ortaya koyma, olması gereken tartışma biçimini göstermesi açısından önemli bir tespit. Gazete, "Kapitalizmin geleceği" adlı yazı dizisine şu cümlelerle başlıyor: "Bir başka ideolojik ilah daha iflas etti. Siyaseti ve alınacak tutumları son otuz yıldan uzun bir süredir belirleyen varsayımlar, bir anda devrimci sosyalizm fikri kadar geçmişte kalmış görünüyor. Peki, dünya bu noktaya nasıl geldi? Sorunun cevabı önemli oranda liberalizm çağının, kendi çöküşünün tohumlarını barındırmış olmasında yatıyor." (Yeni Şafak, İbrahim KARAGÖL, 10.03.2009)

            Sosyalizmin çökmesinin diyalektik zinciri kırdığını ve anti-tezin tezden daha önce çökmesinin diyalektik işleyişin sonu olacağı tespitini geçen yıl yapmıştık. Diyalektik işleyişin sonunun gelmesi ise batının sonunun gelmesiydi.

Bu konudaki düşüncelerimizi; “İktisadi krizin sebepleri -1- Felsefi kriz ya da diyalektik işleyişin sonu” isimli makalemizi, 04 Ekim 2008 tarihinde yayınlamıştık. (www.idealdusunce.com, www.sivildusunce.com , www.derindusunce.com sitelerinde yayınlanmıştı, şu anda www.fikirteknesi.com sitesinde de yayınlanmaktadır) Tespitimizin bir paragrafı şöyle;

“Anti-tezin çökmesi karşısında zafer çığlıkları atan batı, matem tutmak yerine “tarihin sonu”nun geldiğine dair “son teorisini” üretmekle meşguldü. Anti-tezin çökmesi, tarihini, diyalektik işleyişe teslim eden batı için tabi olarak tarihin sonuydu. Fakat bu son “tarihin sonu” değil, “batı tarihinin sonuydu”. Batıda felsefenin tıkanmış olması, batı tarihinin sonunun geldiğini anlamasına mani oldu ve kendi tarihini dünya tarihi zanneden batı, dünya tarihinin sonunun geldiğini kabul etmekte zorlanmadı.”

 

            Batının içinde bulunduğu durumu anlamasını beklemek kabil değil. Zira çöküş, içinden anlaşılmaz. Anlaşılabilse, çöküş olmaz.

            İbrahim KARAGÖL, Financial Times gazetesinin “komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti” ifadesi için “abartılı gibi görünse” demek bahtsızlığında bulunuyor. Aslında İbrahim KARAGÖL’ün seviyesiyle mütenasip bir durum değil bu yaklaşım. Fakat kapitalizm de çöktü demek, çok büyük bir iddia olduğu için “köşe yazarı” olarak böyle bir ifade kullanmaktan imtina ediyor galiba. Ne var ki, kendisinin de çok defa ifade ettiği gibi “imkansızların mümkün olduğu, akıl almaz hadiselerin yaşanacağı ve bunlara hazır olunması” gerektiği bir devirde yaşıyoruz. Bu devir, büyük hadiselerin gerçekleştiği ve gerçekleşeceği, dolayısıyla büyük iddiaların ifade edileceği bir zaman dilimidir. Artık insanlar, “dünya çapında hadiselere” ve “dünya çapında fikirlere” hazır olmalılar.

Share Button