YAYIN ÇİZGİMİZ VE UFKUMUZ

YAYIN ÇİZGİMİZ VE UFKUMUZ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

İslam’ın Asr-ı Saadetten bugüne akıp gelen ana mecrasının “Ehl-i Sünnet” olduğuna inanıyoruz. Ehl-i Sünnet dışındaki tüm mecraların “merkezkaç kuvvet” olarak ana yapıdan ayrıldığını, dinde istikametini şaşırdığını, şaşırmış istikametiyle dini tahrif ettiğini/etmeye çalıştığını düşünüyoruz. Sünni-Şii tasnifini yapanların ve bu tasnifle beraber Ehl-i Sünneti ve Şia’yı ayrı birer mezhep olarak kabul ettirmeye dönük propagandanın çok tehlikeli olduğuna kaniyiz. Ehl-i Sünnet İslam’ın ana mecrasıdır ve mezhepler de o mecranın içindedir.
Ehl-i Sünnet, İslam’ın ilim, tefekkür ve tasavvuf kollarını derli toplu bir şekilde bünyesinde barındıran, bunların eserlerini ve müktesebatını tertip ve cem eden ana yapıdır. Ehl-i Sünnet hassasiyetimiz, İslam’dan hareketle keşif ve imal edilen toplam müktesebatı belli bir usul ve tertip ile cem etmesi ve mukaddes emaneti sonraki nesillere nakletmesindeki hassasiyetten kaynaklanır. Ehl-i Sünnet, bir anlayış ve bir süzgeçtir, doğru anlamanın, yanlışı tespit etmenin bünyeleşmiş halidir. Okumaya devam et

Share Button

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

IRAK’TA NELER OLUYOR, NEDEN OLUYOR, NASIL OLUYOR?

Irak bir anda Türkiye’nin ve dünyanın gündemine girdi, öyle ki gündemi işgal etti. IŞİD’in Musul’u almasıyla dikkatler Irak’a yöneldi, Musul’un stratejik öneminden dolayı gündem olan IŞİD, Musul ile kalmadı ve çok hızlı şekilde Irak coğrafyasını işgal etmeye başladı. Büyük bir bölgeyi ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen IŞİD milisleri, geçmişteki başarılarına bakınca başkenti alabileceği kanaati uyandırdı, böylece gündemdeki yerini pekiştirdi.

Pekala Irak’ta neler oluyor? Meselenin sadece IŞİD olmadığını biliyoruz, Irak önemli bir noktada bulunuyor ve oradaki güç dengelerindeki değişiklik önce Ortadoğu’yu etkiliyor sonra da dünyayı… Öyleyse Irak’ta neler olduğunu bilmemiz, neden olduğunu anlamamız ve nasıl olabildiğini görmemiz gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

EHL-İ SÜNNET ALİMLER BİRLİĞİNİN AÇIKLAMASI

Ehl-i Sünnet Alimler Birliği Genel Sekreteri Hüsnü Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilanın hissiyatlarının ve düşüncelerini ifade ettiğini belirtti.
İlan kararını verirken, olayların üzerinden zaman geçtiğini ve arka planlarının araştırıldığını anlatan Kılıç, bu süreçte serinkanlı bir şekilde hareket edildiğini kaydetti.
Kılıç, olayları sürekli müzakere ve muhakeme ettiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Ülkemizde son dönemde yaşananlar, Türkiye’nin İslam dünyasındaki itibarını zedelemeye yönelik. Olayların arkasında bulunan irade milli, İslami ve sağduyulu değil. Kanaatlerimizi kamuoyuyla paylaşmak istedik. Bu ilan, son gelişmelerin arka planını farketmeyen halis kardeşlerimize sorumluluğun şahsi olduğunu belirtmek, sorumluluklarını hatırlatmak ve ona göre tavır almalarını isteyen bir ilandır. Hissiyatımızı, düşüncelerimizi ifade eden bir beyandır. İlan, inanmış ve ülke menfaatlerini düşünen kişilerin birlik içerisinde millet, ümmet bilinciyle hareket etmesi gerektiğini kamuoyuna duyuruyor. Birdenbire bir tepki değildir.”

-İlandan
Okumaya devam et

Share Button

Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-2-POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-2-
POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI
Mistik dokunulmazlığın efsunlu etkisine yakalananlar, psikolojik profil çalışması yapamadığı için Fethullah Gülen’in açıkça anormallik sergileyen davranışlarını görmüyorlar. Modern psikoloji ve psikiyatri bilimine göre sayısız anomaliler tespit etmek mümkün. Zaten batılılar ve ABD’li bilim adamları Fethullah Gülen’i hayretle izliyorlar, kendi bilimsel verilerine göre “deli” kriterlerine fazlasıyla uymasına rağmen, on binlerce insanı etkiliyor ve yönetiyor olmasını anlamıyorlar. Onlara göre Fethullah Gülen, doğu mistisizminin anlaşılmaz giriftliği içinde kendine bir profil oluşturan ve yine doğu mistisizminin yaygın olduğu kültürel evrende büyük bir etki alanı oluşturan birisidir.
Batının kültür kodları ve sosyal bilimlerine göre “anormal” tarifi içinde yer alan Fethullah Gülen ve etki çevresi, batılı istihbarat örgütleri için “çılgınca projeleri” üstlenebilecek ve uygulayabilecek normal dışı bir kişilik ve normal dışı bir etki sahibi olarak görünüyor. Batılı bilim adamları, mistik dokunulmazlık gibi efsunlu profilleri kabul etmedikleri için Fethullah Gülen’in psikolojik profili üzerinde çalışabilirler. Fakat çalışmıyorlar veya yaptıkları çalışmalardan kamuoyunun haberi yok.
Fethullah Gülen “efsunlu profil” olarak ele geçmez bir “denek” olmasına rağmen neden üzerinde çalışılmaz veya yaptıkları (yapmışlarsa eğer) çalışmalar neden kamuoyuna sunulmaz? Oysa batılı bilim adamları bu türden mistik profillere (kabul etmemelerine rağmen bilimsel kaygılarla) bayılırlar ve üzerinde mutlaka çalışırlar.
Bu sorunun cevabı çok önemli… Batılı bilim adamlarını durduracak tek engel, ABD deki “ulusal güvenlik zırhı”dır. Fethullah Gülen, ABD’de, “ulusal güvenlik sırrı” içine alınmış olmalıdır ki, hakkında bilimsel çalışma yapılması yasaklanmış veya yapılan çalışmalar gizli yürütülmüş olsun. Fethullah Gülen ABD’de ulusal güvenlik konusu haline getirilmişse bunun tek bir nedeni olabilir, o da, mistik etki sahibi birinin, rasyonel olmayan operasyonlar için kullanılması meselesidir. Yani istihbarat örgütlerinin (CIA, FBI, MOSSAD) operasyonel birimleriyle irtibat içinde olmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR

ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR
Yahudiliğin birçok özelliği var ama karakteristik özelliği bir tanedir; kendi varlığından başka varlık, kendi değerlerinden başka değer, kendi menfaatinden başka menfaat tanımamaktır. Kendinin on kuruşluk menfaati için dünyayı yakması gerektiğinde hiç tereddüt etmez. Kısaca kendi aralarında kuralları olan ama dışarıya (Yahudi olmayanlara) karşı hiçbir bağlayıcı kural tanımayan bir inanış… Hiçbir teorik sınırı yoktur, hiçbir vicdani ölçüsü yoktur, hiçbir insani değere sahip değildir. Yahudilere göre kendi ırklarından başka insan yoktur, öyleyse kendilerinden olmayan varlıklara (insanlara) karşı, hiçbir insani bir kuralla bağlı değillerdir.
Yahudileri, kendilerinden olmayanlara karşı durduracak tek şey, güçtür. Ancak kendilerinden daha güçlü bir düşmanla karşılaştıklarında dururlar, bu sebeple hiçbir söz tesir etmez, sözün tesir edeceği bir vicdan yoktur.
Yahudileri anlattığımızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, aslında Şia’dan bahsediyoruz. Kendi menfaatleri sözkonusu olduğunda, Müslümanlar dahil hiç kimseye ayrım yapmaksızın dehşetengiz bir vahşet uyguluyorlar. Menfaatlerinin adına bazen İsrail ve ABD’ye karşı direniş diyorlar, bazen strateji diyorlar. Anlaşılıyor ki kural tek, kendileri varsa hiç kimse yok, kendileri varsa zaten başka Müslüman da yok. İnandıklarını iddia ettikleri İslam nasıl bir şeyse, çocukları boğazlamaya engel olmuyor, genç kızlara tecavüz etmeye engel olmuyor, toplu katliam yapmalarına engel olmuyor. Anlaşılıyor olmalı aynı İslam’a inanmadığımız… Oysa İslam ortada, melunlar, nasıl bir tahrifat yaptılar, nasıl bir hale soktular ki dini, yaptıkları vahşete engel olmuyor. Okumaya devam et

Share Button

DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI; “REYHANLI SALDIRISI, İRAN’IN SAVAŞ İLANI”

Reyhanlı saldırısı ile ilgili dikkat çekici bir yazı, www.polemikmeydani.com sitesinde yayınlandı.

Mustafa Karaşahin tarafından kaleme alındığı görülen yazı, Reyhanlı saldırısının, İran’ın Türkiye’ye savaş ilanı olduğunu söylüyor, bu zamana kadar İran’ın şımarıklıklarına ve düşmanca davranışlarına dayanan Türkiye’nin artık sabrının biteceğini ve uzun sürecek bir İran-Türkiye gizli savaşınn başlayacağını yazıyor.

Yazının devamında İran ile Türkiye’nin sahip oldukları avantajları ve dezavantajlar anlatılıyor ve orta vadede artık İran diye bir devletin olmayacağını söylüyor.

Bizim dikkatimizi çekti, okuyucularımıza haber vermek istedik. Yazı sitesinden okunabilir.

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-5-EHL-İ SÜNNET HUSUMETİ
Bozulma yoksa ıslah yoktur. Hastalık yoksa tedavi yoktur. Problem yoksa çözüm yoktur. Yanlış yoksa tenkit yoktur.
Bozulmamış olan anlayış veya yapıyı ıslah teşebbüsü, aksine bir netice doğurur ve bozar. Hasta olmayan bünyeyi (mesela insanı) tedavi etmek, ilacı şifa değil zehir haline getirir. “Hastaya şifa olduğuna göre, sıhhatli insana da faydalıdır” düşüncesi, ahmaklığın bir çeşididir.
Hastaya verilecek ilaç, hastalığının çeşidine bağlıdır, hasta olması, herhangi bir ilacın verilmesini gerektirmez. Hasta olan uzuv tedavi edilir, eli yaralanmış kişiye beyin ameliyatı yapılmaz. “Hastalık hangi uzuvdadır, hangi çeşittir?” sorularının cevabı bulunmadan, yani teşhis konulmadan tedavi yapılmaz. Şeker hastasına kanser tedavisi uygulayarak şifa beklenmez.
Ehl-i Sünnet anlayışına, sarih veya zımni şekilde itiraz edenler, o çerçevenin dışına çıkanlar, öncelikle ilim ve fikir iktidarsızlarıdır. Ehl-i Sünnet hakkında ciddi hiçbir şey söyleyemeyen, cahil halkın içindeki bazı hurafeleri Ehl-i Sünnete malederek tenkit eden, kadim silsilenin müktesebatının milyondan birini üreten başka bir mecra olmamasına rağmen zırvalayanlar, önünde veya sonunda Şia gibi, Vehhabilik gibi, Mutezile gibi, modern selefilik gibi merkezkaç kuvvetlerin kucağına düşmekten kurtulamıyorlar. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM

İSLAM BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER-1-TAKDİM
İslam birliği, siyasi sahada dört halifeden sonra hiç gerçekleştirilemedi. Bunun anlaşılabilir sebepleri vardı; coğrafi genişlik, nüfus hareketleri, ulaşım ve haberleşme zorluğu gibi… İktidar kavgaları ise zaten bilinen en yaygın sebep… Özellikle coğrafi genişlik ve iktidar kavgaları İslam Birliğinin neredeyse imkansız olduğu zannını beslemiş, bu sebeple olmalı fiilen İslam Birliği meselesi fazla gündeme gelmemiştir. Aynı dönemde İslam coğrafyasında onlarca İslam Devleti kurulmuş, İslam devletleri arasındaki sınırlar ise hiçbir zaman “kapalı” hale gelmemiştir. İslam devletlerinin sınırları, siyasi iktidarın hakimiyetini gösteren bir alamet olmaktan ileriye geçememiş, ümmetin birliğine engel olmamıştır.
Siyasi birliğin gerçekleşmemesine inat, ümmet, nazari birliğini tarih boyunca kurmuş ve korumuştur. Birçok farklı düşünce ve inanışın meydana geldiği İslam Tarihinde, ümmet, dini vahdetini temin hususunda fevkalade çabalar göstermiş, keskin hassasiyetler sergilemiş, nazari çerçevede ciddi mücadeleler vermiştir. Siyasi alanda kurulamayan İslam Birliği, dini, ilmi, içtimai alanda ümmetin büyük alimleri ve mutasavvıfları tarafından kurulmuş, korunmuş ve süreklilik kazandırılmıştır. Her devirde ortaya çıkan “merkezkaç” kuvvetlerin ürettiği düşünce ve inanışlar, aynı devir içinde tasfiye edilmiş, vahdet gerçekleştirilmiş, istikamet muhafaza edilmiştir.
Son İslam-Osmanlı medeniyeti, İslam Birliğini her alanda gerçekleştirmiş, dünyadaki tüm Müslümanlar fiili olarak mümkün olmasa da dini ve siyasi alanda Osmanlı hilafetine bağlanmışlardır. Uzak Asya’ya kadar tüm İslam devlet ve toplulukları kendi rızalarıyla Hilafete (Osmanlıya) bağlanmışlar, İstanbul’dan gelen talimatlar istikametinde hareket etmişlerdir. Osmanlıdaki İslam Birliği, coğrafi birlik haline gelememiştir. Bunun bilinen iki sebebi var; birincisi İslam coğrafyasının genişliği, ikincisi ise Şia-İran ayrılığıdır. Şia coğrafyası (İran merkez olmak üzere) İslam coğrafyasını ortadan ikiye bölmüş, Osmanlının doğuya karadan ulaşmasını engellemiştir. Bu sebeple İran’ın doğusunda kalan İslam coğrafyası ve bu coğrafyadaki Müslüman devlet ve topluluklar Osmanlı-İslam hilafetine kendi rızalarıyla (bir kısmı da manevi bağ ile) bağlanmıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSRAİL’İN ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDAKİ DANSI

İSRAİL’İN ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDAKİ DANSI
Büyük isyanın birinci dalgası tarafından kuşatılmaya başlayan İsrail, ikinci dalgası tarafından mengeneye alınmaya başlandı. Bazıları hala eski dönemin şartları ve kurallarıyla düşünmeye devam etse de dünyada her şey değişti ve hızla değişmeye devam ediyor. İsrail hızlı şekilde kuşatmaya düşüyor ve kuşatma her geçen gün çelikleşiyor.
Başkalarının İsrail’in kuşatmaya düştüğüne inanıp inanmaması bir tarafa, İsrail bu kuşatmayı çok derinden hissediyor ve çırpınıyor. Bir türlü kurtuluş yolu bulamıyor, bir türlü istikrarlı bir siyasi güzergah tayin edemiyor. Gazze saldırısı ve ateşkes sürecinde birçok şey açığa çıktı. İsrail ne yapacağını bilemiyor, hangi tarafa döneceğini kestiremiyor, sağlam kararlar alamıyor.
Gazze saldırısının başlamasıyla birlikte Hamas’ın askeri birlikleri tarafından başlatılan yoğun direnişi önemsemediğini ifade etmeye çalışan İsrail, Hamas füzelerine karşı başarılı olduğunu iddia etti. Aslında ise “demir kubbe” isimli savunma kalkanının karşısına, Türkiye ve Mısır başta olmak üzere bazı Arap ülkeleri tarafından Gazze üzerinde oluşturulan siyasi “çelik kubbe” ile deliye döndü. Meselenin en önemli kırılma noktası Gazze çevresinde kurulan siyasi savunma barikatıydı, İsrail bu barikatı aşamadı. Siyasi çelik kubbe, İsrail’in silahlarını durdurmuyordu ama onun dışındaki her şeyini durdurdu. Malumdur ki İsrail’in esas gücü ordu değil siyasettir, batıdan aldığı siyasi destektir. Siyasi gücü kırıldığında askeri gücünü kırmak, yok etmek mümkün ve kolaydır. Okumaya devam et

Share Button

ALİ BULAÇ, DEZENFORMASYON YAPIYOR

ALİ BULAÇ, DEZENFORMASYON YAPIYOR
İnsanı, insanın akli ve ruhi süreçlerini, kalbi ve zihni havzalarını, bu havzalarda cereyan eden hadiseler, bu hadiselerin tabiatlarını ve mekanizmalarını anlamayınca, bazı yaklaşım tarzlarını “fikir” zannediyoruz. Umumiyetle insanlar herhangi bir meseleye önce aklıyla değil, hissiyle yöneliyor. “Hassasiyet” dediğimiz mefhum da zaten insanın zihni evrenine tutulan bir projektördür, nereyi aydınlatıyorsa orayı görüyoruz. Hassasiyetin aydınlatmadığı karanlık alanları aklın görebileceği zannı ise insan ile ilgili çok sığ bir bilgi ve fikir sahibi olunduğuna işarettir. Aklın, hassasiyetin aydınlattığı alanın dışını gördüğünü iddia etmek, insanlardaki sayısız hadiseyi izahsız kılıyor.
Hassasiyet, imanı merkeze alarak duygu ve düşünceleri aynı mecraya dökme, birbirini tamamlama, birbirini etkileme bünyesidir. Hassasiyet oluşmadığında, iman bir tarafta, akıl bir tarafta, hisler bir tarafta kalıyor ve aralarında terkibi bir bünyeleşme meydana gelmiyor. Hassasiyet meselesi üzerinde ısrarla durmamızın sebeplerinden biri, insanın kalbi ve zihni evreninin inşasındaki en harikulade mimari planlardan biri olmasıdır. İman ile aklı (yani düşünceyi), tefekkür ile hissiyatı aynı bünyede terkip eden tek zihni imkanın hassasiyet olması, ehemmiyetini anlamak için kafi olmalıdır. Hassasiyet bahsi anlaşılmadan, iman, imanın tezahürleri, tezahürlerin duygu ve düşünce mecralarındaki çeşitleri anlaşılamıyor. Hassasiyet yoksa veya yanlış merkezde oluşmuşsa, konu, ortaya çıkan düşünce benzeri zihni faaliyetleri tartışmaktan çıkıyor. Hassasiyet zafiyetinin veya hastalığının olduğu insanın zihni faaliyetleri tefekkür cümlesinden sayılmaz, o insanla konuşulacak tek konu hassasiyet meselesidir. Okumaya devam et

Share Button

ALİ BULAÇ, HİSSİYAT FAKİRİ

ALİ BULAÇ HİSSİYAT FAKİRİ
Müslümanın Müslüman ile hemhal olması gerekiyor. Hemhal, hemdert olması, hemfikir olmasından öncelikli ve önemlidir. Müminin ıstırabını hissetmeyenin, onun dertleri ile ilgilenmesi, ihtiyaçlarını karşılaması, ona yardımcı olması kabil değil. İmanın ilk tezahürü, fikri değil hissidir.
İslam irfanının harikulade ıstılahlarından birisi de, “hassasiyet”tir. Hassasiyet, his kökünden imal edilen bir mefhumdur ama duygudan ibadet değildir. Hassasiyet, muhtevası fikir ile doldurulmuş duygu halidir. Tersinden de anlaşılabilir; muhtevası imanın tecellisi olan hissiyat ile doldurulmuş fikri çerçevedir. Bu haliyle hassasiyet, insanın derununda (kalbi ve zihni evreninde) imandan sonra inşa edilmesi gereken en kıymetli mekanizmadır.
Hassasiyet, imanın mecrasında bulunan mıknatıstır, sahibini o mecraya doğru mütemadiyen cezbeder. Hassasiyetini oluşturabilmiş olan bir mümin imanın mecrasından dışarıya savrulmaz, o mecraya mahkum hale gelir, o mecranın dışında nefes alamaz. Çünkü hassasiyet, iman mecrası ile hayat arasındaki nefes borusudur, can koridorudur, ruh üfürülecek borudur. Okumaya devam et

Share Button

YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN

YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN
Suriye’de devrim süreci uzadıkça, iç savaş derinleştikçe Suriye merkezli dünya siyasi denklemleri farklılaşıyor. Bu konuda şaşırtıcı gelişmeler var, batı bloku, doğu bloku ve İran, Suriye ile sınırlı kalmak şartıyla aynı denklemin aktörleri haline geliyor. Neler oluyor, nasıl oluyor da bu ülkeler ve bloklar aynı denkleme giriyorlar?
Öncelikle bir hususu tasrih edelim; milletlerarası münasebetlerde bir ülke, başka bir ülkeyle bir konuda müttefik, başka bir konuda düşman ilişkiler kurabiliyor. Toptancı yaklaşımlar soğuk savaş dönemiyle birlikte bitti, kaldı ki o dönemde bile batı bloku ile Sovyet bloku kapalı kapılar arkasında birçok konuda ittifak yapmışlardı. Bunların arşivlerinin bile açıklandığı, bilindiği bu gün, iki ülkenin bir konuda müttefik başka bir konuda düşman olmasını garip karşılamamak gerekiyor.
Batının Suriye merkezli siyasi tavır alışlarını değiştiren en mühim hadise, devrim sürecini tamamlamış Arap ülkelerinde yapılan seçimlerden Müslümanların iktidara gelmiş olmasıdır. Batı, Arap ülkelerindeki mevcut diktatörlerle zaten çok derin işbirliği ve ittifak içindeydiler, halk isyanı başladığında diktatörlüklerin dayanamayacağını ve mutlaka yıkılacağını anladıkları için halktan yana tavır koydu. Süreci bitirmiş olan ülkelerdeki seçim sandıklarından çıkan iktidarları görünce, halka destek vermekle elde etmeyi umdukları neticelerin ve faydaların hayal olduğunu gördüler. Okumaya devam et

Share Button

ŞİA NEDİR? GİRİŞ-2-

ŞİA NEDİR? GİRİŞ-2-
Şia yazı serisine daha başlamadık. Birinci ve ikinci yazımız, Türkiye’deki Şia’nın, zihin dünyası ve akıl formu hakkında “takdim” mahiyetindedir. Daha önce Şia hakkındaki yazılarımıza gelen tepkilerde gördük ki, bu insanlar, yazılarımızda bahsini ettiğimiz konulara hiç girmeden, Ehl-i Sünneti, Yezid taraftarı olmakla, Emevi saltanatının ürettiği İslam anlayışı olmakla itham ediyorlar, yani açık gerçekliklere rağmen iftira etmekten imtina etmiyorlar. İftiralarının hepsi bu kadar değil tabii ki… Yazı serimizin esas konularına başlamadan, Şiilerin zihin dünyalarındaki bu “çılgınlık” halini tespit etmek istedik. Yazı serimize devam ederken de, ara sıra bu başlıkla (ŞİA NEDİR?) yazılarımıza devam edeceğiz.
Sayısız iftiralarından biri de, Ehl-i Sünneti, Emevi saltanatının oluşturduğu ithamıdır. İmam-ı Azam Hazretlerinin hem Emevi hem de Abbasi yönetimleri döneminde zindana atıldığı ve nihayetinde zindanda şehit olduğu gerçeği, bu adamlara hiçbir mana ifade etmez. Emevi ve Abbasi yönetimlerinin İmam-ı Azamdan, iktidarlarını meşrulaştırmak için fetva, içtihat veya başka herhangi bir destek alamadıkları, bu sebeple büyük imamı zindanlarda çürüttükleri ve nihayet orada şehit ettikleri gerçeği orta yerdeyken, o kadar büyük iftiraları hiçbir vicdan emaresi göstermeden savurmaları, ancak “çıldırmış” ruh ve zihin haliyle izah edilebilir. Okumaya devam et

Share Button

ŞİA NEDİR? GİRİŞ-1-

ŞİA NEDİR? GİRİŞ-1-
Şiilerin zihin dünyası sıhhatli değil. Bir tür çılgınlık haline yakalanmış durumdalar. “Sanal gerçeklik” üretmiş ve onunla yaşamaya başlamışlar. Bir tür paranoya… Birkaç hususu tetkik edelim, ne demek istediğimiz anlaşılır.
Ehl-i Sünneti Yezidin tarafını tutmakla, Hz. Hüseyin (RA) karşı olmakla itham ediyorlar. Bu konuda ellerinde hiçbir veri yok, Ehl-i Sünnet’in böyle bir kavli ve tavrı yok ama onlar böyle bir iftirayı en patavatsız, en vicdansız, en akılsız, en ahmakça şekilde atıyorlar. “Yezid” ismi, İslam aleminin her tarafından lanetlenmiş haldedir ve bu isimde kimse yoktur. Anadolu’da hiç rastlanmaz ama Şiiler bu iftirayı buna rağmen atmaktan imtihan etmezler. O kadar ki, Muaviye ismi bile hiç olmamasına rağmen, bu iftirayı atarlar. Ümmet, “ruhi bağını” Hz. Ali (RA) ile kurmuş olmasına rağmen, Şiiler, ümmeti ikiye bölmek için “sanal gerçeklikler” üretmekten imtina etmezler. Okumaya devam et

Share Button

ŞİA İLE İLGİLİ YAZI SERİSİ

Şia ile ilgili yazıları parça parça yazdım ama bu meselede daha ciddi bir çalışma yapmak gerektiğine kanaat getirdim. Parça yazılarla anlatılacak konulardan çok daha derin bir problem var. Şia’nın Kur’an-ı Kerim Telakkisi, Şia’nın Risalet Telakkisi, Şia’nın Sahabe Telakkisi, Şia’nın Hz. Ali (RA) Telakkisi, Şia’nın İmamet Telakkisi vesaire uzayıp giden bir ana başlıklar üzerinde seri yazılara başlamaya niyetlendim.

Zamanım müsaade ettiği müddetçe, kitap çapında bir çalışma olacak bir gayret içine girmeye niyetliyim.

Neden bu kadar üzerinde duruyorum? Son zamanlardaki (özellikle Suriye hadisesinden sonraki) çalışmalarımda gördüm ki, Şia’nın İslam ile alakası yok. Tam bir Şeytan iğvası… Kur’an-ı Kerim’e bakışları, Risalete bakışları, imamete bakışları tam bir sapıklık merkezinde… Okumaya devam et

Share Button

SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?

SURİYE ÖRNEĞİ, STRATEJİ Mİ HAYVANLIK MI?
Strateji, dünya görüşünün temel hedeflerine ulaşmanın “büyük düşünce” formlarıdır. Temel hedefler… Mesele bu ifadede gizli… Yani, ara hedefler veya küçük hedefler için strateji oluşturulmaz, onlar için taktikler, manevralar vesaire vardır. Zaten taktikler, stratejileri gerçekleştirmek için, büyük stratejik hedeflere ulaşmak için küçük hedeflere yönelen, küçük düşünce formlarıdır.
İslam irfanının “kem alat ile kemalat olmaz” veciz sözü ve ölçüsü, strateji geliştirmenin ana kriteridir. Güzergah ile istikamet, yol ile hedef, usul ile esas arasında mutabakat kurulamadığında, stratejik düşünce geliştirilemez. Hedef, yolun bizzat kendisidir. Yola elde edilenlerin yekunu, hedefin muhtevasıdır. Hedefe ulaşıldığında, yolda elde edilenler ile hedefte elde edilmesi umulanlar arasında mahiyet farkı varsa, hedefe ulaşılmamış olur. Şekil olarak hedefe ulaşılmış olması, ahmakların anlayışlarına uygundur. Okumaya devam et

Share Button

İRAN-SURİYE-HİZBULLAH HATTI, YEZİDLER TOPLULUĞU

İRAN-SURİYE-HİZBULLAH HATTI YEZİDLER TOPLULUĞU
Mevlid kandilinde Humus’a saldırdı, Yezidler topluluğunun Suriye kolu. Bu güne kadar ki tek saldırıda en fazla şehit verilen hadise… Yüzlerce insan, kadın, çocuk, ihtiyar toprağa düştü. Cesetler cami havlularına taşınıyor, yaralılar derme çatma yerlerde narkozsuz ameliyat yapılıyor. Şehirlerde elektrik, su, gıda ve daha birçok ihtiyaç maddesi yok. Mevlid kandilinde bile bir şehre saldıracak kadar Yezidleşen alçaklar güruhu, hiçbir İslami ve insani ölçü tanımıyor.
Esed nam Yezid’in bunları yapacağını tabii ki biliyoruz. O, Yezidliği babasından tevarüsen devraldı. Esas anlamadığımız, İran’daki Yezidlerle Lübnan’daki Yezidlerin hangi zaman aralığında Yezidleştiği… Hizbullah’a bakar mısınız, İsrail askeri öldürür gibi sivil halkı, Müslüman insanları öldürüyor. Öldürdüğü insanlar için tek ölçüleri var anlaşılan, Şii değilse, İsrail askeri ile başka bir insanın farkı yok… Öyle mi Hasan Nasrallah? Militanlarına ne diyorsun, Suriye cephesine gönderirken? “Burada Yahudilerle savaşıyorduk, orada da Sünniler var, ha Yahudi ha Sünni” mi diyorsun. Nasıl motive ediyorsun militanlarını? “Yahudiler açık düşman, Sünniler gizli düşman, onlar Yahudilerden bile daha tehlikelidir” mi diyorsun. Eline silah tutuşturduğun o zavallıları böyle mi motive ediyorsun?
Ya sen Ahmedinecat? Eceliyle ölen Humeyni’nin mezarı başında ağlayacak kadar “yufka yürekli”, “narin”, “vicdanlı” adam, devrim muhafızların Suriye’de masum halkı avlarken, her gün onlarca insan katlederken, mevlid kandilinde yüzlerce insanı hunharca öldürürken, gözünden bir damla yaş akmıyor. Sizin vicdanınız hangi ölçülerle inşa edildi? O ölçülerin içinde Şia’dan başka bir kıymet yok mu? Şii olmayan bir insan, “insan” sınıfından sayılmıyor mu sizin oralarda? Hadi Müslüman saymadığınızı anladık, bir yıla yaklaştı Sünnileri Müslüman saymadığınızı anlamamız, insan damı saymıyorsunuz? Siz Hz. Hüseyin’in yoldaşları(!), ne zaman Yezidleştiniz? Hangi ara Yezidleştiniz de gözümüzden kaçtı?
İsimlerinin başında Ayetullah, Hüccetülislam olan Yezidler, siz kimin ayeti (delili), neyin hüccetisiniz? İslam’ın hücceti olmadığınızı anladık, peki neyin hüccetisiniz? Ne zamandır melun şeytanın hücceti oldunuz da haberimiz olmadı? Büyük şeytan ABD idi, tamam, doğru, iyi de siz ne zamandır küçük şeytan oldunuz? ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da ve daha birçok yerde, İsrail’in Batı Şeria’da, Gazze’de yaptıklarından bir farkı mı var sanırsınız, Suriye’de yaptıklarınızın? Sizin oralardan bakınca farklı gibi görünüyorsa eğer, bilin ki, imanınız ve vicdanınız kalmadığındandır. Bu kelimeleri kolay kullandığımızı zannediyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz. Sizin kolaylıkla Müslüman kanı dökmenize aldanıp da bizim bu kelimeleri kolay kullandığımızı zannetmeyin. Bir insanın iç dünyasını Müslüman öldürmeye bu kadar kolay alıştırmayı CİA veya MOSSAD işkencecilerinden mi öğrendiniz? Bu kelimeleri kullanmamızın bir sebebi de, artık hiçbir İslami ölçüyü ve hiçbir insani ölçüyü umursamaz hale gelen İran, Şam, Lübnan’daki ahmakların vicdanlarını, “kendi hassasiyetleriyle” harekete geçirmeye çalışmak… Ha bunu umursarlar mı? Bu son umut… Bunu da umursamazlarsa…
*
Şia’nın insan aklını ve zihnini ahmaklaştıran bir özelliği var. Mesela 12 asırdan fazla bir zamandır, Mehdi beklemek bahanesiyle İslam’ın kamu hukukunu askıya alan “alimler” ile doludur. Halkın böyle bir inanca sahip olmasını anlarım, halka kolay kolay kızmam da… Çünkü onların sorumluğu alimlerin üzerinde. Fakat bir akımın alimleri bu inanca sahip olursa iş değişir. Hem de yaklaşık on üç asırdır… Bu çapta bir ahmaklık misali dünya tarihinde yok. Düşünün ki bir akımın alimleri, 13 asırdır temel meselelerde yanlış yapıyor. Bu nasıl bir ahmaklık… Yani ahmaklık Şia’nın genetiğinde var. Dolayısıyla insanları ahmaklaştırma konusunda asırlardır tecrübe sahibi olan bir kafa yapısı, hem de dünyada tek…
İran-Suriye-Hizbullah hattına bakınca, Şia’nın insanları ahmaklaştırma maharetini görmemek mümkün değil. Tahran ve Kum şehirlerindeki Yezidlerin emirlerini, İran’daki binlerce insan “doğru” kabul edecek ve Suriye’de mazlum insan öldürecek kadar ahmaklaşıyor. Şam’daki Yezidin emirlerini “doğru” kabul edecek kadar o ülkedeki insanlar ahmaklaşıyor. Lübnan’daki Yezidin emirlerini “doğru” kabul edecek kadar ahmaklaşıyor. Hem de bir zamanlar İsrail’in korkulu rüyası olan insanlar… Nasıl hissediyorsunuz kendinizi, “ha Yahudi ha Sünni” duygularıyla mı çekiyorsunuz tetiği?
Tahran’da, Şam’da, Güney Lübnan’daki Yezidlerin emirlerine itiraz eden çıkmıyor. Kitle halinde ahmaklaştırma işini yapan bu Şia nasıl bir şeytan fikriyatı geliştirmiş ki. Bu nasıl bir afyonlama işi? Kitlesel afyonlama işini Şia’dan başka kimse yapamadı dünya tarihinde. Hasan Sabbah bile tek tek afyonluyordu. Bu nasıl melun bir metottur anlamadım. Tüm halkın imanını ve iradesini felç eden bir melunluk…
*
Anlaşılan o ki artık ümmetin bir Şia ve İran problemi var. Şia ve İran, ümmetin ortasına bırakılmış bir çeşit şeytan, en ağırından bir fitne, yerin dibine batasıcalar, ne zaman firavunlaştınız? Ümmet bu fitneyle yaşayamaz. Ümmet coğrafyasının bir kenarında olsa neyse, tam ortasında… Bu fitneyle nasıl yaşayabiliriz ki?
Şia problemi var, çünkü adamlar hem vicdansız hem de ahmak… Ümmetin bir Şia problemi var çünkü ahmak insanları dost edinmemek gerekir. Ahmakları dost edinmektense, düşman edinmek daha faydalı… Ümmet kardeşliği ile ilgili tüm bağları kendiler çözdüklerine göre, artık bizim öyle bir mesuliyetimiz kalmadı.
*
Haki beyin, “İran büyük oyunu görmemek için direniyor” başlıklı yazısındaki öngörüler gerçekleşiyor. Libya’ya hemen müdahale eden dünya, özellikle batı, Suriye’ye bir türlü müdahale etmiyor. Sünni-Şii arasındaki gerilim, uçurum, kin ve nefret zirveye çıksın diye… Yezidlerde batının bu projeksiyonunu gerçekleştirmek için tüm imkanlarını seferber ediyor. Bir yıl daha Suriye bu şekilde giderse, ABD sadece Suriye’de, İran’a karşı savaşacak 500.000 bin gönüllü asker bulabilir hale gelir. Ahmak İran, ahmak Hizbullah, tüm geleceklerini Esed denilen Yezide ipotek ettiler ve kendilerde hızla Yezidleştiler.
FARUK ADİL

Share Button