HAKAN ALBAYRAK’IN SORULARI

HAKAN ALBAYRAK’IN SORULARI

Star Gazetesi yazarı Hakan Albayrak’ın 02.08.2014 tarihli yazısında, Ekmeleddin İhsanoğlu, Ekrem Dumanlı ve Hizbullah (aslında Hizbuşşeytan) için hazırladığı sorular var. Yazıyı tamamen yayınlamak isterdik ama telif kanunu ile uğraşmak istemeyiz. Bu sebeple birkaç soruyu iktibas edip, yazıya dikkat çekelim istedik.

“Konumuz Gazze. Konumuz Filistin. Konumuz Siyonist İşgal Rejimi’ne direniş. Peki, “Direniş Hattı”nın yılmaz savunucusu Hasan Sözde Nasrullah ve adamları nerede, kime karşı ve ne için savaşıyor? Suriye’de, Liva-ut Tevhid ve Ahraruşşam gibi antisiyonist devrim gruplarına karşı, Allah düşmanı katil şebbiha düzeni için savaşıyor. O düzeni değiştirmek isteyen mücahitlere direniyor. İran basınından öğrendiğimize göre “Araplarla bütünleşmek isteyen Türkiye’yi durdurmak için Irak ve Suriye’de hat çekildi”; demek ki Araplarla bütünleşmek isteyen Türkiye’ye de direniyor bunlar. Ve demek ki “Direniş Hattı” dedikleri şey İsrail’e direniş hattı değil İttihad-ı İslam’a direniş hattı.”
Okumaya devam et “HAKAN ALBAYRAK’IN SORULARI”

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?

İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZULMÜ MÜ?

Yıllardır İsrail’in Filistin’deki zulmüne isyan ettik. Yine yıllarca İran, Hizbullah, Esed alçaklarının İsrail’e karşı bir cephe oluşturduğu yalanına inanmayı tercih ettik. Yaklaşık on üç asırlık Şia tarihindeki tüm alçaklıkları, hainlikleri, hileleri unuttuk, unutmayı tercih ettik. Dilimizin ucuna kadar gelen Şia ihanetini, İsrail’in karşısında kurulan, kurulduğuna dair reklamı yapılan cephe hatırına konuşmadık, gündeme getirmedik. On iki asırdır ihanet içinde olan Şia’nın, bir sihirli el değmişçesine düzelmiş olmasını umduk. İsrail ile muvazaalı kavgalarının gerçek olmasını ümit ettik. Saflıkla iyi niyet arasındaki sınırı umursamadık, saflık hatta ahmaklıkla itham edilme pahasına İsrail karşısında kurulduğunu ümit ettiğimiz Şia cephesinin gerçek olmasını bekledik.

Bilemedik, on üç asır süren ihanetin ruh ve beden genetiğine işlediğini. Bilemedik, Kur’an-ı Kerim okuduklarını söylediklerinde ümitlendik, oysa Kur’an-ı Kerimi mızraklara geçirmişler. Onunla bizi aldatmış, arkamızdan, o meşhur takiyyeleriyle tuzak kurmuşlar. Dudaklarının arasından ayet-i kerimeler dökülüyordu, anlayamadık, arkamızı döndüğümüzde dişlerini bilemekle meşgullermiş.
Okumaya devam et “İSRAİL ZULMÜ MÜ YOKSA Şİİ ZUMÜ MÜ?”

“Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

“Sizi Allah’a söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri

Beş yaşındaki Suriyeli çocuk en ağır acılar içinde ölürken diyor ki: “Bana yaptığınız her şeyi Allah’a söyleyeceğim! Her şeyi diyeceğim Allah’a!”
O beş yaşındaki çocuğun söylediklerinin bedelini ödemeyen İslâm dünyasına yazıklar olsun! O çocuğun, “sizi Allah’a söyleyeceğim” sözünün vebali Sünnî ve Şiî bütün Müslüman devletlerine aittir.

Onlara şöyle demek isterdim: Utancınızdan ölün, yüreğinizi söküp petrol kuyularına atın. Din Günü’nde o çocuğun sözlerinin hesabını veremeyeceksiniz. O çocuğun sözleri sizi dünyanın ateşleri içinde kıvrandıracak, Gayya kuyusunda inim inim inletecek. O çocuk sizin rüyalarınıza girecek ve delireceksiniz, eminim buna.

KAATİL DEVLETLER ÇAĞINDAYIZ
Okumaya devam et ““Sizi Allah’a Söyleyeceğim” Diyen Suriyeli Çocuğun Kaatilleri”

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…
Suriye’de yaklaşık üç yıldır devam eden iç savaş, İran, Hizbullah, Esed’ten oluşan Yezidler kadrosunun cehennemlik direnişine çarptı. Şii Yezidler topluluğunun Suriye’deki direnişinin kendileri açısından tek gerekçesi, stratejik ihtiyaçtır. Stratejik ihtiyaçlarını, dinlerinin önünde tutacak kadar mensup olduklarını iddia ettikleri dinleriyle irtibatlarını kesmiş haldeler. Osmanlı, balkan savaşlarında geri çekilmek zorunda kalınca, geri çekildikleri beldelerdeki gayrimüslimlerden daha önce topladıkları cizyeyi, bir yılı dolmadığı için, hem de yıkılırken ve mali kriz yaşarken, sahiplerine geri iade etmiştir. İslam’a mensubiyetin derinliğine bakın, hem de kendine isyan etmiş hıristiyan azınlığın haklarını, Şeriat gereği, onlara geri verecek kadar strateji yoksunu(!) ama iman sahibidir Osmanlı. Kendilerinden başka her Müslümanı Yezid taraftarı görecek kadar ağır bir iftira ile inancını inşa eden alçak Şia, İslam’ı hiç umursamaksızın Müslüman katlediyor. Okumaya devam et “SURİYE’DEKİ TEHLİKE…”

TÜRK HARİCİYESİ SURİYE’DE RÜŞTÜNÜ İSPATLADI

TÜRK HARİCİYESİ SURİYE’DE RÜŞTÜNÜ İSPAT ETTİ
Türkiye Arap baharına ilk intibak eden ülke oldu, isyan başladığında kısa bir tereddütten sonra meselenin çapı ve derinliğini anladı ve halktan yana açıkça tavır aldı. İsyan dalgası Suriye’ye gelene kadar doğu bloku ülkeleri olan Rusya ve Çin meseleye bigane kaldı, Suriye’de ise doğu bloku net bir karşı tavır aldı. Batı bloku baştan beri siyaseten halkın yanında göründü, diktatörlüklerle iyi ilişkileri vardı ama onların miadı dolduğu için ayakta kalmalarının mümkün olmadığını anladı ve onları desteklemedi. Bir müddet sonra batı Arap isyanına karşı tavır aldı, sebebi ise, Mısır ve Tunus’taki seçim sonuçlarını Ihvan ve Ennahda hareketlerinin kazanmasıydı. Ne var ki o seçimler de Suriye’de Esed Yezid’inin son demlerine denk geldi ve batı bloku da Suriye’de halkı desteklemekten vazgeçti, hatta yardımları engelledi. İran başta olmak üzere dünyadaki tüm devletler Suriye muhalefetine düşman oldu.
Bu gelişmeler neticesinde Türkiye, Suriye’de yalnız kaldı. İran, İsrail, doğu bloku, batı bloku olmak üzere tüm dünyanın Suriye politikasına aykırı bir siyaset takip eden Türkiye yapayalnız kaldı. Bir ara öyle bir noktaya kadar geldi ki, dünyanın Suriye projeksiyonu Türkiye üzerine oynanan dev bir siyasi manevraya dönüştü. Gidecek olan Suriye diktatörü Esed değil, Türkiye İktidarı Akparti ve Erdoğan haline geldi. İçerdeki muhalefetin başı olan CHP de milletlerarası projeksiyonun dahili ayağı oldu. Okumaya devam et “TÜRK HARİCİYESİ SURİYE’DE RÜŞTÜNÜ İSPATLADI”

İRAN VE ABD, EL-KAİDE ALEYHTARLIĞINDA BİRLEŞTİ

İRAN VE ABD EL-KAİDE ALEYHTARLIĞINDA BİRLEŞTİ
Son günlerde ABD ve batı dünyası Suriyeli muhaliflere yardım yapmayı bıraktı. İran ile aynı cephede buluştu. ABD Suriyeli muhaliflere yardım etmemek, Suriye’de Esed sonrası kurulacak devletin Esed’den daha fazla tehlikeli olacağı düşüncesiyle yardımları kesti. Yardım etmemek için kullandığı mazeret ise El-Kaide ve benzeri örgütlerin Suriye muhalefetinin yanında savaşması. Esas sebebi ise Yezid Esed düştükten sonra kurulacak devletin İslami hassasiyetlere sahip olmasıdır. Aynı Mısır ve Tunus’ta olduğu gibi…
El-Kaidenin yanında mı yer almak daha doğru yoksa ABD’nin yanında mı? El-Kaidenin yanında mı yer almak daha doğru yoksa Yezid Esed’in yanında mı? El-Kaidenin yanında mı yer almak daha doğru yoksa İran’ın yanında mı? Bunlar gibi daha başka sorular da var… Okumaya devam et “İRAN VE ABD, EL-KAİDE ALEYHTARLIĞINDA BİRLEŞTİ”

SURİYE DEZENFORMASYONU

SURİYE DEZENFORMASYONU
Son günlerde Suriye ile ilgili kamuoyuna bazı bilgi ve değerlendirmeler pompalanıyor. Organize olduğu hissini uyandıran bu bilgi bombardımanı, aynı merkezde hazırlanıp servis ediliyor olmalı ki, üslubu, kullandıkları malzemeler vesaire aynı. Suriye ordusunun güçlenmeye başladığını, dünyada ilk sıralara girecek kadar güçlü bir hava savunma sistemi bulunduğu, muhtemel Türkiye Suriye savaşında Suriye ordusunun mağlup olmayacağı gibi değerlendirmeler…
Bu ve benzeri değerlendirmeleri yapmak için, gerçekleri kırıp döküyorlar, olayları çarpıtıyorlar, büyük olayları küçültüp küçük olayları büyütüyorlar. Kurdukları mantık örgüsü çok çürük ama savaşın korkutuculuğundan faydalanarak belli bir psikolojik atmosfer oluşturmaya çalışıyorlar. Akparti hükümetini yıpratmak için Esed rejimine destek vermekten çekinmiyorlar. Okumaya devam et “SURİYE DEZENFORMASYONU”

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU

YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU
Soğuk savaş döneminde, adına her ne kadar “dehşet dengesi” denmiş olsa da, dünya da bir denge oluşmuştu. Gerçekten de dehşet dengesiydi çünkü nükleer silah (ve mühimmat) dengesiydi. Sovyet bloku, dengeyi askeri merkezde kurmuştu, batı bloku askeri tahterevallinin öteki tarafında oturuyordu ama kendine başka bir tahterevalli daha yapmıştı. İktisadi ve siyasi alan… Hürriyet ve refah… Batı bloku bu tahterevallide yalnız oturuyordu. Herhangi bir alanda denge unsuru olmak mümkün hatta denge amili olmak ve dengeyi tayin etmek de mümkündü. Hangi alanda olursa olsun, dengeyi “kuvvete” dayalı olarak kuruyorsanız, esas dengeyi kaçırıyorsunuzdur, hayatın dengesini… Hayatı, kuvvet ile bir müddet etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Fakat hayatın tabii mecraları, havzaları, ihtiyaçları var. Elinizi sürekli yumruk halinde tutamazsınız, sıkılı yumruğun ömrü kısadır. Yemek bile yiyemezsiniz, birisini sevemezsiniz, bir şey üretemezsiniz ila ahir…
Sovyet bloku askeri alanda dengeyi sağlayabilmek, geri kalmamak, boşa düşmemek için sürekli o alana yatırım yaptı. Anlamadığı şey, hayatın toplam dengesini kuramadığı takdirde dengenin tarafı olarak kalma imkanının olmadığıydı. Hayat, dengeleri en az üç alanda, siyasi, iktisadi ve askeri alanlarda kurar. Birinde ilerleyebilir, dünya ile yarışabilir, öne de geçebilirsiniz. Fakat diğer alanlarda geri kalırsanız, rakiplerinizin sizi yıkmasına gerek kalmaz, siz kendi içinize çökersiniz. Askeri alandaki silah ve mühimmat yığınağı, hayatın diğer alanlarını korumak içindir, eğer hayatın diğer alanlarında koruyacak bir kıymet kalmamış veya üretilememişse, askeri alandaki gelişmişlik gerekçesini (hedefini) kaybediyor. Sovyetlerin askeri alanda yaptığı yığınak ve stok, yıkılmasını ve dağılmasını önleyemedi çünkü diğer alanlarda batı bloku arayı fersahlarca açmış ve Sovyetlerin denge kurması imkansızlaşmıştı. On binlerce nükleer başlıklı füzenin tetiğine dokunmadan mağlup oldu çünkü esas yarış başka bir kulvardaydı. Askeri denge, birinci ve ikinci dünya savaşlarının yaşandığı dönemin anlayışıydı ve Sovyetler o anlayışta takılıp kalmıştı. Okumaya devam et “YENİ DENGE SİMÜLASYONU VE TÜRKİYE’NİN MİSYONU”

ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR

ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR
Arap baharı başladı akıllar dehşet bir fırtınaya tutuldu. Ne oluyor, nasıl oluyor, dinamikleri nedir, kimler bu işi tahrik ve teşvik ediyor vesaire birçok soru akıllardaki tüm ezberleri yıktı. Ezberler, zihni evrenin güvenli limanlarıdır, özellikle de tefekkürle fazla işi olmayan insanlar ezberlerine dokunulmasını istemezler. Zihni evrenin güvenli limanı olan ezberler bozulduğunda ortaya çıkacak zihni boşluklar, fiziki boşluklardan çok daha dehşetengizdir. İnsanın kendi içine düşmesi, zihni evrenindeki boşluklara yuvarlanması, aklı patlatacak bir ruhi savrulmayı tetikler. Arap baharı, Arapları değil sadece tüm dünyanın aklını mayınladı. Meseleyi düşünmeye çalışan herkes, bir tarafından bu mayınlara basıyor. Ortalık patlama sesinden geçilmez oldu, zihni patlamaları fikir zanneden idrak fukaraları da kendilerinden emin şekilde piyasada cirit atıyorlar.
Büyük Arap isyanı Suriye’ye gelip çattığında, karşısında ciddi bir hinterland buldu. Hizbullah, Irak, İran şeytan üçgeni tüm güçleriyle Suriye’de sahaya indi. İkinci hinterland (ikinci savunma hattı) ise Rusya ve Çin tarafından oluşturuldu ve dünya ikiye bölündü. Okumaya devam et “ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR”

HUMUS ÖLÜYOR YENİ İSRAİL İRAN

HUMUS ÖLÜYOR YENİ İSRAİL İRAN
Benim bu tür yazılar yazma alışkanlığım yoktu fakat Humus’taki manzaraya dayanamaz oldum. Biz, İsrail denilen iğrenç mahlukatın zulmüne, onların bir “insan cinsi” olmadığını bildiğimiz için dayanıyorduk. Bir yıllık zaman diliminde, Suriye’de yapılan zulüm, İsrail’in de bir yıllık zaman diliminde yaptığı zulümden az değil. Okumaya devam et “HUMUS ÖLÜYOR YENİ İSRAİL İRAN”