CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

O meşhur gün yaklaşıyor, saatler çalışıyor, takvim yaprakları bir bir yere düşüyor ve 30 Mart geliyor. Miting meydanlardaki kalabalıklar ve halkın coşkusu, Fethullah Gülen örgütünün kabusu haline geldi, artık paralel örgütün duası, 30 Martın gelmemesi üzerinedir. Ama kimin gücü yetmiş zamanı durdurmaya, kim zamanı geri sarabilmiş ki. Zaman bir sath-ı maildir ki, ya gönlünle yürür gidersin ya da direnir ve kayarsın… Öyle ya da böyle zaman hükmünü icra eder, muhtevasında gizlediği kaderi dünyaya saçar, vakti gelen vaka gerçekleşir, “gerçek” olur.

Paralel örgüt, seçim yaklaştıkça panikliyor, her miting meydanını gördükçe ümidi tükeniyor. Artık korku ve panik her taraflarından fışkırıyor, gizleyemiyorlar, saklayamıyorlar. Taşıyor her taraflarından, tutamıyorlar bir türlü, zapt edemiyorlar korkularını. Kırk hikayeleri var, hepsi de 30 Mart üzerine…

Dünyaya yayılmış olan kanalizasyon şebekelerinin yeryüzüne çıktığı ve pisliklerini güzelim ülkemize akıttığı medyaları, 30 Mart yaklaştıkça korku ve paniklerini gizleyemiyor ve çığlık çığlığa bağırıyorlar. Zaman gazetesi, büyük iddiaların ve ithamların yayın organı olmaktan çıkıyor ve seçim yaklaştıkça tam bir ağıt evrakı haline geliyor. Misal bugünkü (26.03.2014) nüshası…
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.02.2014)-Ekrem Dumanlı ile Etyen Mahçupyan’ın Münazarası

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.02.2014)-EKREM DUMANLI İLE ETYEN MAHÇUPYAN’IN MÜNAZARASI

Ekrem Dumanlı bugün (10.02.2014) mutat pazartesi yazısını yazdı, yine bugün Etyen Mahçupyan’ın ise Yeni Şafak’ta mülakatı yayınlandı. Ekrem Dumanlı’nın yazısı ile Etyen Mahçupyan’ın mülakatını birbiriyle ilgisiz şekilde okuyunca farkedilmiyor ama yan yana koyup okunduğunda ortaya ilginç bir münazara çıkarıyor. Bugün böyle bir şey yapalım, yazı ile mülakatı münazara şeklinde okuyalım, hoşunuza gidecektir.

Ekrem Dumanlı, ülkenin bir parti devletine doğru gittiğini, yasama, yürütme, yargı ve medyanın bir merkezden yönetildiğini iddia ediyor;

“Birkaç yıl önceki o TV programının çıkışında gerçekliğine ihtimal vermediğim bir durumla, bugün karşı karşıyayız: Parti devleti. Yasama, yürütme, yargı ve medyanın bir merkezden yönetildiği uç bir noktaya doğru sürükleniyor Türkiye.”
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(08.02.2014)-GÜLAY GÖKTÜRK VAKASI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(08.02.2014)-GÜLAY GÖKTÜRK VAKASI

Cemaatin Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk’ün, 07.02.2014 tarihli “İspatlayamıyorsanız susun” başlıklı yazısı dikkat çekicidir. Gülay Göktürk, Zaman gazetesindeki Etyen Mahçupyan gibi kendi fikrinde ısrarlı ve kendi istikametinde tutarlı bir kalemdir. Kısacası sağlam bir kalemdir.

Gülay Göktürk, bir müddetten beri “paralel yapı” ile ilgili tespitler ve tenkitler yapıyor, tehlikelerine dikkat çekiyor. Hem de Bugün gazetesinde, yani cemaatin gazetesinde…

Ergenekon medyasının başlattığı, şimdilerde de cemaat medyasının devam ettirdiği “yandaş” gazetecilik kavramı, Bugün ve Zaman gazetesindeki yazarlar için tutmuyor. Cemaat, kendi medyasında, maaşını kendilerinin verdiği yazarlar tarafından hem de kalbinden vuruluyor. Artık anlaşıldı ki, cemaat, kendi yeminli mensuplarından başka kimseyi etkileyemiyor, kendi cemaat bünyesinin dışında kimseye ulaşamıyor. Bunun birkaç tane istisnası, Ali Bulaç gibi, Şahin Alpay gibi maaşlı tetikçilerden ibaret… Gerçekten fikri olan, fikrinin namusunu taşıyan, fikrini şahsiyetinin merkezine yerleştiren kalemlere hiçbir etkide bulunamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(07.02.2014)-YAZARLAR ALEYHİNE DÖNÜYOR

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(07.02.2014) YAZARLAR ALEYHİNE DÖNÜYOR

Cemaatin yüksek dozlu taarruzundan sonra kamuoyundaki gelişmelerin seyri, cemaatin öngörülerinin aksine gelişiyor. Cemaat kendi yayın organlarındaki yazarlarına hakim olamadığı gibi diğer yayın organlarındaki yazarların kendi aleyhlerine yayınları devam ediyor. Taarruz başladığından beri cemaat medyası kayıp veriyor, karşı taraf ise dirayetli şekilde dayanıyor ve cemaatten yazar kazanıyor. Cemaat medyasından ayrılan yazarlar bir tarafa, hala ayrılmamış olanların içinde de cemaat aleyhine veya orta yollu fikir beyan eden sayısı her geçen gün artıyor.

Ahmet Taşgetiren gibi aslında cemaate mensup olmayan, gazetecilik ve yazarlık gereği Bugün gazetesinde yazan, aklı ve fikri sağlam yazarların cepheden ayrılması ve tam karşı mevzie yerleşmesi, cemaat dışında herkes tarafından beklenen normal bir gelişmeydi. Cemaat de bunu hesaplamışsa eğer, tahammül edilebilir kayıplar listesinde görmüştür. Ama esas zor olan, kendi medyasından ayrılmayan, kendilerinin de atmaya cesaret edemedikleri, attıkları takdirde gazetelerinin boşalacağını bildikleri bazı kalemlerin, kendi medyalarında kendi aleyhlerine yazmaya başlamasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-29-MAHÇUPYAN’IN FİKİR HİLESİ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-29-MAHÇUPYAN’IN FİKİR HİLESİ
Mahçupyan’ın İslamcılık tartışması ile ilgili yazısı çok. Her birini tek tek değerlendirmek gerekmiyor zira sürekli tekrarlar var. Fakat yazılarından ikisi var ki, diğerlerinden çok farklı bir muhtevaya sahip, 22.08.2012 tarih ve “İslamcılığa teslim olmak(1)” ile 23.08.2012 tarih ve “İslamcılığa teslim olmak(2)” isimli yazıları… Bu yazılardaki muhtevanın farkı, tevhid bahsi ile ilgili olmasıdır. Tevhid bahsi ve onunla ilgili birçok bahis…
Mahçupyan’ın yazılarının muhtevası, tevhid bahsini bildiğini göstermiyor. Özünde tevhid bahsine dair birçok soru soruyor fakat hiçbiri tevhid bahsine temas etmiyor. Tevhid bahsinin çevresinde dolaşıyor, ikinci, üçüncü derecede ilgili konulara ait sorular soruyor ama meselenin zemini, çerçevesi, merkezi, nispetleri gibi hiçbir konuyla ilgilenmiyor.
Sorulara sığ bir kavrayışla bakıldığında doğrudan tevhid bahsi gibi görünüyor ama değil. Zaten sığlık da tam o noktada kendini gösteriyor. Müslümanların da bu yazıları okurken tevhid bahsi ile ilgili olduğunu zannetme ihtimali (riski) var, zaten bu sebeple mezkur iki yazıyı değerlendirmek gerekiyor. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-28-MAHÇUPYAN’IN TARİHE BAKIŞI

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-28-MAHÇUPYAN’IN TARİHE BAKIŞI
Türkiye’nin entelektüelleri batı tarihini okudular ama onu “insanlık tarihi” diye okudular. İnsanlık tarihi inancıyla okuyunca sadece tarih okumuş olmadılar, aynı zamanda “tarih anlayışını” da oradan edindiler. Tarih anlayışını batı tarihinden oluşturunca, dünya tarihini de oradan elde ettikleri zihniyetle değerlendirmeye başladılar. Bu entelektüeller İslam tarihine dair bir şeyler söylemek durumunda kaldığında işin vahameti ortaya çıkıyor. Batı tarihinin malzemeleriyle İslam veya Türk tarihine baktıklarında, garip şeyler görüyorlar, benzemiyor çünkü. Arada bir benzeyen yönler bulunca da, İslam tarihini tamamen batı tarih süreçlerine uygun değerlendirmekten imtina etmiyorlar.
Mahçupyan, 15.08.2012 tarih, “İslamcı endişe” başlıklı yazısında, Müslümanların kendi içlerinde sekülerleştiklerini, dış etkiyle böyle bir değişim yaşamadıklarını söylemesi ilginç. Esas ilginç olanı ise Müslümanların kendi dinamikleriyle sekülerleşme sebebini, Anadolu tarihinde (Osmanlı tarihine atıf yaparak) araması ve bulduğunu zannetmesidir. Anadolu tarihinin (Osmanlı tarihinin), kendine has bir seküler özelliği olduğunu, dışarıdan bir sekülerlik ve sekülerleşme dinamiği ithal edilmesine gerek olmadığı düşüncesi, tam bir İslam cahilliği ile kabildir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-27-MAHÇUPYAN DİNE SINIR ÇİZİYOR

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-27-MAHÇUPYAN DİNE SINIR ÇİZİYOR
Batı tarihi, batının dine bakışı, batıdaki hayat alanlarının çerçeveleri farklı bir kültür ikliminin verilerini doğurmuş. Batı dışındaki ülkeler, müstemleke haline gelme oranlarında batıya güveniyor, inanıyor, onun kültür iklimindeki verileri esas alıyorlar. Dünyanın batı dışı coğrafyalarında, batıda üretilmiş olan oryantalizmin hakim olması, mesela doğulu entelektüellerin kendi ülkelerine oryantalist bakış açısıyla bakmalarına, kendi ülkelerini yabancı ülke olarak değerlendirmelerine, kendi halklarını yobaz, mürteci, geri kalmış türünden yaftalarla eleştirmelerine sebep oluyor. Çok enteresandır, Batılılaştıklarını düşündükleri için ülkelerinde “rasyonel düşünceye” sadece kendilerinin sahip olduklarına inanırlar ve halkı, diğer düşünce mensuplarını ise mistik, irrasyonel vesaire gibi olumsuz özelliklerle zikretmeye meylederler. Buradaki temel mesele, batılı kavrayış formlarını, malzemelerini, araçlarını, batının yapmaya çalıştığı ve dünyanın geri kalanını vahşi, barbar, insanımsı gösterme çabasını aynen tekrar etmeleridir. Etyen Mahçupyan, 09.08.2012 tarih, “Dindarın siyaset yolu” başlıklı yazısına tam olarak böyle bir giriş yapıyor; “Din ile siyaset arasındaki ilişkide uzun deneyimler sonrası gelinen nokta, bu iki alanın arasına mesafe konması gerektiğidir.” Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-26-MAHÇUPYAN SEKÜLERLİKTE ISRARLI

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-26-MAHÇUPYAN SEKÜLERLİKTE ISRARLI
Etyen Mahçupyan, 08.08.2012 tarihli, “Seküler İslamcılık” başlıklı yazısına şu ifadeyle giriyor; “Bazı kavramların yan yana gelmesi tanımı gereği anlamsız ve dolayısıyla imkânsız sayılır. Bu yazının başlığı da öyle…”
Yazı da aynen öyle… Birbiriyle tezat teşkil eden mefhumları yan yana getirmek, Türkiye’de bir gazetecilik başarısı veya dikkat çekme metodu olarak sık kullanılmaktadır. Gerçekten de tezat teşkil eden mefhumları bir arada kullananların yazılarının daha dikkat çektiği su götürmez. Fakat tezat teşkil eden mefhumları yan yana getirmek ciddi bir maharet ister. Maharet öncelikle kullanılacak zıt mefhumlara derinliğine nüfuz etmeyi gerektirir, sonra da aralarındaki çok özel münasebetleri keşfetmeyi şart kılar.
Yatay (sığ) bakış açısıyla tezat teşkil eden mefhumları bir araya getirerek anlamlı cümleler kurmak, çok kişinin yapmaya çalıştığı ama az kişinin mahir olduğu bir alan. Bu dikkat çekici metodu kullananların tamamına yakını da, zıt mefhumlar arasındaki münasebeti, hayatın müşterek alanlarından kaynaklanan tabiilik çerçevesinden devşiriyor. Hayattan bahsettiğinizde, birbirine ne kadar zıt mefhumlardan, dünya görüşlerinden, sistemlerden bahsederseniz bahsedin, mutlaka müşterek alanları vardır ve bu bir mecburiyettir. Hayatın mahiyetini ve altyapısını anlamamış olanlar, “Aaa, bakın Yahudiler de evleniyor, Müslümanlar da, demek ki Yahudilik ile İslam arasında pek bir fark yokmuş” cinsinden tuhaflıklar sergiliyor. Oysa dünya görüşlerinin tamamı insanı ve hayatı “konu” olarak seçmiştir, öyleyse tabii ve mecburi ortaklıkları mevcuttur. Bu sebepledir ki dünya görüşleri müşterek yönleriyle değil, farklı yönleriyle tarif edilir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-25-MAHÇUPYAN’IN YATAY BAKIŞI

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ “HARİCİLERİ”-25-MAHÇUPYAN’IN YATAY BAKIŞI
Bakışın, kavrayışın, anlayışın bir hacmi olmalı, genişlik ve derinlik boyutları bulunmalı. Sadece yatay bakışa sahip olmak, “görünürlük” üzerinden değerlendirmeleri kaçınılmaz kılıyor. Toplumdaki dalgalanmaları, çalkalanmaları, çatışmaları, farklılıkları ve benzerlikleri sadece yatay boyuttan değerlendirmek, insanın zihin ve kalp dünyasında bir derinlik arayışını, varlığını yok eder. Bu durum, aynı davranışların aynı sebeplere dayandığını ileri sürmek gibi biraz determinist anlayışa, insan hakkında biraz robotik kavrayışa, hayat hakkında biraz basitlik düşüncesine savurur. Ferdi farklılıklar ortadan kalkar, oysa her insan aynı davranışı farklı sebeplerle yapabilmektedir. Toplumdaki guruplaşmalar arasındaki farklılıklar ortadan kalkar, çünkü her gurup (dini, siyasi, ideolojik vesaire) benzer teşkilatlara farklı sebepler ve hedeflerle sahip olabilir.
Etyen Mahçupyan, 26.07.2012 tarih ve “Seküler dindarlık, yeni merkez ve sağcılaşma” başlıklı yazısındaki tespitleri tamamen “yatay” düzlemde yapılmış. İnsan davranışlarındaki benzerlikleri esas alan ama bundan ibaret kalan, yatay düzlemden kurtulamayan ve derinleşemeyen bir yaklaşım. Okumaya devam et

Share Button