Darbeye karşı selâ, ezan, millet

Darbeye karşı selâ, ezan, millet

Kanlı ve menfur 15 Temmuz darbecilerinin hesap edemedikleri üç şey vardı: Selâ, ezan ve millet. Üçü de din-i İslâm’dan neşet eden mefhum ve vecibe…

Darbeciler bu üç ulvî değeri bilemediler. Çünkü seksen dört yıldır ezan, selâ ve millete karşıydılar. “Allahü Ekber Allahü Ekber… / Eşhedû en lâ ilâhe illallah … / Eşhedû enne Muhammeden Resûlullah…” sadâsının necip milletle olan ünsiyetini ve cihada çağırdığını bilselerdi, millete silah çekebilirler miydi?

Tanklarla ezmek istedikleri milletin din, yâni şeriat üzere gidilen yol mânasına geldiğini, mübarek bir kelime olduğunu öğrenselerdi ve bu ülkede milleti Türklerin temsil ettiğini unutmasalardı katliam yapabilirler miydi?
Okumaya devam et

Share Button

Ömür dediğin ezanla salâ arasıdır

Ömür dediğin ezanla salâ arasıdır

Ömür dediğin nedir? Suali, yüreğimizin üstünden geçip sızlatan, düşündüren ve derûnumuzu hesaba çeken bir sual.

Kendini bilen bir kişi bu suale, ömür kulağımıza okunan ezanla salâmızın verildiği musalla taşına kadar nefes aldığımız mühlettir, cevabını verecektir.

Bu mühlete iki nefeslik ara da diyebiliriz. İlki aldığımız, ikincisi verecek olduğumuz nefes.

Ömür nedir? Sualinin cevabını Hz. Mevlânâ asırlar önce Mesnevî’sinde (cilt:2) vermiş: “Ömür var ya ömür çok sevdiğin… Üç beş nefes sonra, toprak…”

Müslüman için ömür, ezanla salâ arasında nasıl yaşanması gerektiğini bildiren din-i mübin’in zâhirî ve bâtınıdır.
Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet, Allahüekber’in “Tanrı Uludur” Diye Okunmasıdır

Cumhuriyet, Allahüekber’in “Tanrı Uludur” Diye Okunmasıdır

Cumhuriyet, balo, opera, İslâmsız Halkevleri, hukukun olmadığı İstiklâl Mahkemeleri, fötr şapka, Türkçe ezan, pozitivist laiklikçilik demektir. İslâm’la varlığını bulup üç kıtada medeniyet dili olan Türkçe’den otuz binden fazla kelimenin tasfiyesi, milletin dinî yaşayış ve değerlerinin “irtica” olarak ilân edilmesi, Kur’ân-ı Kerîm’in yasaklanması ve Allahüekber’in “Tanrı uludur” olarak okunması demektir.

Ayşe, Fatma, Muhammed ve Bekir gibi Hz. Peygamber’in yolunda isimlerin “Osmanlı ve Arap” sayılarak yasaklanması ve yerine Umay, Gökbörü, Asena, Tankut, Tonguç, Bozkurt gibi isimlerin tepeden inme kabul ettirilmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

Darbeye karşı selâ, ezan ve millet

Darbeye karşı selâ, ezan ve millet

Kanlı ve menfur 15 Temmuz darbecilerinin hesap edemedikleri üç şey vardı: Selâ, ezan ve millet. Üçü de din-i İslâm’dan neşet eden mefhum ve vecibe…
Selâ ve ezanı duyduklarında Müslümanlar bin miligramlık ulvî duygu ve imanla coşarlar. Millet ise bu ulvî sedaların uhrevî dâvet ve mûsikisiyle bin yıldır günde beş vakit ruh ve imanını kavî kılar.

Darbeciler bilemediler bunları… Çünkü ezan ve selâya karşıydılar. Bilseydiler ulvî gücünü, silahlarını millete doğrultabilirler miydi?
Okumaya devam et

Share Button

EZANIN MÜZMİN HASIMLARI: DARBECİLER

Ezanın Müzmin Hasımları: Darbeciler

27 Mayıs 1960 darbecilerinin, “Atatürk bu devrimi de maksatsız yapmamıştır. O, milli bütünlüğü sağlayan dil olduğunu bilenlerin başında geliyordu. İşte ezanın Türkçe okunmasını istemesi bundandı” diyerek ezanı yeniden Türkçeleştirmeyi dillendirirler. Millete hasım olan bu güruhun düşmanca düşüncelerini yeni nesillerin ibretle hatırlaması gerek. 27 Mayıs taraftarı dergisinde bu şenî düşünceleri kaleme alan azılı bir Kemalist yazarın yazısından bir bölüm:

“Türkçe ezan Türk vatandaşının aidiyet duygusunu güçlendirir, pekiştirir. Türkçe ezan okunması bir reformdur. Ancak bu reform silahla, kanla değil, Türkçe için mücadele eden Atatürk tarafından gümüş tepsi içinde sunulmuştur. (…) Türkçe ezan, daha 18’ine basamadan, gözler önünde boğazlanıp çöpe atılmıştır, tıpkı Genç Osman’ın boğazlandığı gibi. Türkçe ezanın tarihe gömülmesi, Türkiye’de Arapça ezanın diriltilmesi, şeyhlere, dervişlere, hacılara, hocalara, kısacası günümüzdeki ılımlı İslamcıların dedelerine sunulmuş bir taviz, bir ödündür. (…) Özellikle şeyhlere, seyitlere, Kürtçülere, bölücülere verilmiş bir ödün. Arapça ezanı isteyen, bekleyen onlardır, Türk halkı değil… Ezanın Arapça’ya çevrilmesiyle Türk dili dilim dilim edilmiştir. Okuldaki dil Türk’ün dilidir, kışladaki, sokaktaki dil Türk’ün dilidir ancak ezanın Arapça okunmaya başlanmasıyla artık minaredeki dil Türk’ün dili değildir. Türk mimarların, Türk mühendislerin, Türk işçilerin Türk ülkesine diktiği Türk minarelerinde Arap’ın dili yeri göğü inletmektedir. Şerefesinde sadece Arapça duyulan, Türk diline yer verilmeyen minarelere gönül rahatlığıyla ‘benim minarelerim’ diyebilir miyiz?” (Osman Nuri Çerman, Dinimizde Reform: Kemalizm, sayı: 12, 1960). Okumaya devam et

Share Button

EZANA YAPILAN ZULÜMLER-2-

Ezana Yapılan Zulümler-2

Kemalist Cumhuriyet’in en şedit yılları olan Tek Parti döneminde “Minaredeki yabancı sesten” gökler ver yerler eza çekiyor, Müslüman milletin yüreğine ateşler düşüyordu:

“TANRI ULUDUR TANRU ULUDUR”

Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim ve bildiririm ki: Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim ve bildiririm ki: Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim, bildiririm ki: Tanrı’nın elçisidir Muhammed /Şüphesiz bilirim, bildiririm ki: Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydi namaza, haydi namaza /Haydi felaha, haydi felaha / Namaz uykudan hayırlıdır / Tanrı uludur, Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

EZANA ZULMEDEN GÜRUH: CHP VE KEMALİZM

Milleti “basit ruhlu halk” olarak gören CHP’nin azılı genel sekreteri Recep Peker, 18 Ocak 1933 tarihinde parti teşkilatlarına gönderdiği yazıda “Bazı illerde özellikle Türkçe ezan ve Türkçe Kur’an dolayısıyla irticai nitelikte propagandaların yapıldığının haber alındığını, cehalet ve fena fikirlerin mahsulü olan böyle propagandalar karşısında parti örgütünün halkı aydınlatmasını ve mahalli hükümet rüesası ile birlikte hareket ederek basit ruhlu halkın aldatılmasının önüne geçilmesini” ister. Okumaya devam et

Share Button

EZANA YAPILAN ZULÜMLER-1-

Ezana Yapılan Zulümler-1

“Ey dinin nurlu sesi, ey ulu ses, ey ezan!” Sana yapılan zulümleri nasıl anlatsam? Sana kıymak isteyenlerin şenî fiillerini millet çocukları unutmasın diye anlatmak istiyorum.

Bu ilahî sadâdan kimler rahatsız oldular? Şeytanlar ve Atatürkçüler, yani Kemalistler. Cumhuriyet İnkılâpçıları ezana işkence yaptılar, zulmettiler, kirli düşünce ve yasalarıyla ezanı mahkûm ettiler.

Ezana yapılan zulümleri anlatmaya, “Demirden gömlekler giydirilip güneşte kavrulduktan sonra Mekkeli çocukların elinde sokaklarda dolaştırılan”, gövdesine konulan ağır taşlar altında Efendimiz’in (s.a.v) mübarek adı ve “Ehad, ehad!” (Allah Allah) haykırışıyla direnen ezanın ilk müezzini Hz. Bilâl’a ta’zimde bulunarak başlarım.

Türkçe ezan, Cumhuriyetle ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Bu düşüncenin Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde dinin millileştirilmesi ve ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi tartışmalarına kadar uzandığını okuyanlar bilir. Tanzimat döneminde ilk olarak Sultan Abdülaziz döneminde Ali Suavi ezanın ve namaz surelerinin Türkçeleştirilmesini savunmuştur.
Okumaya devam et

Share Button

“FERŞ’TEN ARŞ’A KADAR GÖK KAPILARINDA” EZAN SESİ

“Ferş’ten Arş’a Kadar Gök Kapılarında” Ezan Sesi

Ezan, Allah ve Resûlüne beş vakit icabetin sesi. Günde beş vakit Allah’ın varlığını ve birliğini, ondan başka ilah olmadığını, Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) O’nun resûlü olduğunu bildirir ve namaza dâvet eder. Millet-i beyzâ, bu mukaddes sesin dâvetiyle gaflete düşmemiş, vaktin oğlu olarak yaşamıştır.

Ezan, günde beş vakit imanımızı tazeleyen semavî bir ses. İ’lây-ı Kelimetullah’ın günde beş vakit ilânıdır. Günde beş kez kimliğimizi ve varoluş gayemizi hatırlatır. Ezan okunduğunda her şey susar.

Müslüman için hayat ezanla başlar. Ezanın sesiyle güne uyanır, bir gününü beş vakitte ezanın devranıyla tamamlar ve o günü kurtulmuş gün olarak bitirip, ertesi güne aynı iman ve kanaatle başlar.

Bir yerde ezan okunuyorsa orada Müslümanlar vardır. Ezan her beldenin İslâmî nişanı ve şehadetidir. Çocuklarımızda İslâmî şuur ezan sesiyle başlar. Çocuğunun kulağına ezan okuyan baba onun sabî dimağına Müslüman kimliğini üflemektedir.
Okumaya devam et

Share Button