“BÜYÜKLERE” SORULAR-6-BİRİNCİ KISIM ÜÇÜNCÜ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-6-BİRİNCİ KISIM ÜÇÜNCÜ SORU
SORU
3-Fahri Kainat Aleyyisselatü Vesselam Efendimizin, Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olması, ilk yaratılan ruh (nur) olmasındaki “yakınlıktan” mı kaynaklanıyor? İlk yaratılan nur (ruh) olması, başka hiçbir şey yokken ikisinin varlığına delalet ediyor olmalı, dolayısıyla bu hal izahsız bir “yakınlık” ifade ediyor, böyleyse, o ruhun (nurun) Allah Azze ve Celle’ye miraçtaki kadar yakın olması, tabiatı gereği mümkün olan işlerden midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Bu soruda tecessüsü harekete geçiren nokta, miraçtaki ihsanın kaynağını tespit ve anlama çabasıdır. İlk yaratılan varlık olması, tabii ki en büyük “ihsan”dır, miraçtaki yakınlık, yaratılmadaki ihsanın tabii neticesi midir yoksa miraç ayrıca mı ihsandır?
Aslında soruyu bile doğru düzgün soracak mecalimizin olmadığı bu irtifada, halimiz, anlamak veya anlama kudretine sahip olmaktan ziyade, sadece anlama cehdinin çilesini çekmekten ibarettir. Kelamın tükendiği, idrakin tıkandığı, aklın teslim olmaktan başka bir yol bulamadığı bu bahisler, idrak çilesini biraz olsun tahammül edilebilir hale getirme çabasından ibarettir.
İlk yaratılan ruh (nur) olmasındaki ihsanın tabii neticesi olarak mı miraca çıkmıştır, yoksa bu iki halin ve makamın her ikisi de ayrı ayrı ihsan mıdır? Ayrı ayrı ihsan ise birbirinin mütemmimi midir? Okumaya devam et

Share Button

“BÜYÜKLERE” SORULAR-5-BİRİNCİ KISIM İKİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-5-BİRİNCİ KISIM İKİNCİ SORU
SORU
2-Miraç, ruhen ve bedenen vakidir. Bedenin (yani maddenin) Allah’a o kadar yakın olması muhaldir, galiba “Sünnetullah”ın tüm kaidelerine mugayirdir, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bedeninin dahi Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olmasının “ihsan” dışında bir izahı var mıdır? Bunu mümkün kılan bir “Sünnetullah” kaidesi ve tecellisi mevcut mudur, mevcut ise başka şahıslar veya varlıklar veya hadiseler için de cari midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Yaratılmış varlıkların Allah Azze ve Celle’ye, miraçtaki kadar yakın olması tabii ki aklın ötesindedir. Aklın ötesinde olması, mümkün olmadığı manasına gelmez, sadece akılla anlaşılmayacağını gösterir. Zaten mümkün olmuştur, miraç haktır. Akılla anlaşılmayacağını bildiğimiz bir mevzuda aklımıza meşgale aramıyoruz, anlamaya çalıştığımız husus, anlaşılmazlık sınırının neresi olduğudur.
Mutlak meçhul alanın (mutlak gayb alanının) sınırı neresidir? İnsanın ufku neresidir? Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize ihsan edilen bu makam, O’nun beşer olma cihetiyle ilgili midir? Yani O’nun beşer olması sebebiyle mi o makam ihsan edilmiştir yoksa Allah Azze ve Celle’nin “Habibi” olduğu için mi? Oradaki sır nedir?
Sünnetullah kaidelerinden hiçbiri ile izahı kabil değilse ve başka bir varlık için muhal ise ne yükseklikte bir ihsandır? Aklı çıldırtacak, şuuru patlatacak, ruhu haşyete boğacak bir ihsana nail olan Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz hakkında, övgünün mübalağası olur mu? O’na, ilah dememek şartıyla, hakkıyla övmek kabil midir ki övgüde mübalağa yapılabilsin. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et

Share Button

“SAÇININ TEK TELİ İÇİN KAİNATI YAKARIZ”

SAÇININ TEK TELİ İÇİN KAİNATI YAKARIZ
“Saçının tek teli için kainatı yakarız” dediğimizde, Müslümanlar hamaset yaptığımızı, diğerleri de tahrik ettiğimizi düşünüyor. Ne hamaset yapıyoruz, ne de tahrik ediyoruz, tam olarak hakikati, O’nun hakikatini, kıymetini beyan ediyoruz. Bildiklerini anlamayan Müslüman fikir adamı(!) kılıklı insanlardan çektiğimiz çilenin hesabını yapamaz olduk ama O’nun kıymetini anlama hususundaki inisiyatifi onlara bırakmak tam bir tefekkür felaketi olur.
Bildiklerini anlamayanlara bilgilerini kontrol etmelerini söylemek beyhudedir. Yeryüzünde Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize inanan bir tane bile insan kalmadığında, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin bu dünyadaki rahmeti bitecek ve gazabı tecelliye gelmeyecek mi? O hadisenin adına kıyamet demiyor muyuz? Hatemül Enbiya Aleyhisselatü Vesselam Efendimize inanan tek insan kalmadığında, Cenab-ı Allah Azze ve Celle, tüm kainatı yakmayacak mı? Her şeyi dürüp büküp yok etmeyecek mi? Mahiyetinin ne olduğunu ve (kıyamet tasvirleri dışında) nasıl gerçekleşeceğini bilmediğimiz o büyük yokoluşun gerçekleşme şartı, O’na inanan bir tek insanın bile kalmaması değil mi? “Sakalının tek teli için kainatı yakarız” dediğimizde, bizzat Cenab-ı Allah’ın muradını kastetmiş olmuyor muyuz? Okumaya devam et

Share Button

TEPKİLERİN ÖLÇÜSÜ NE OLMALIDIR?

TEPKİLERİN ÖLÇÜSÜ NE OLMALIDIR?
ABD de yaşayan bir melun heyetin hazırladığı anlaşılan ve adına film denilen propaganda paçavrası İslam dünyasını ateşledi. Öyle bir ateşledi ki, can kayıpları ve yaralananlar oldu, öfke kan ile karıldı ve taştı. Ortaya çıkan sahneler, bir tarafıyla heyecan verici ve sevindirici bir tepki dalgası halinde tüm coğrafyayı dolaşmaya başladı diğer taraftan kaygı ve endişe verici şekilde yer yer aşırılaştı ve kan döküldü. Bu iki kutup arasında, “tepkinin ölçüsü ne olmalıdır?” sorusunun cevabı merak edilmeye ve cevaplanmaya çalışıldı. Gerçekten de bu sorunun doğru cevabı nedir?
Bazıları çokbilmiş edalarında, “Müslümanların oyuna geldiğini, gelmemesi gerektiğini” söylerken, sadece kendisi “oyunu” anladığını ve tahriklere kapılmadığını beyan çabasında… Oysa çokbilmişin farkına varmadığı nokta, “oyuna” gelmemek ve tahriklere kapılmamak için gösterdiği çaba ile “tepkisiz” kaldığı ve asıl “büyük oyuna” geldiğidir. İslam ülkelerinde ve Müslümanlar üzerinde oynanan “Büyük oyun”, her ne olursa olsun tepkisiz kalmaya ayarlı zihin ve kişilik (şahsiyet değil) organizasyonunu gerçekleştirmektir. Yaklaşık bir asırdan beri tutan bu oyun, bir müddetten beri Müslümanlardaki hassasiyet ve şuur gelişmesiyle bozulmaya yüz tutmuştur. Şimdi provokatörler, hassasiyetleri kaşıyarak ortaya çıkacak bazı kuralsız tepkiler üzerinden, gelişen şuur ve hassasiyet seyrini durdurma çabasına girdiler. Bu nokta unutulmamalı ve bu tür densizliklere ve dinsizliklere asla tavırsız ve tepkisiz kalınmamalıdır. En kötü tepki bile tepkisizlikten iyidir. Çünkü tepkisizlik, ölüm halidir, bizi bir asırdan beri ölüm uykusuna yatıranlar, uykudan uyanmaya başladığımız bu devirde, tekrar uykuya yatmamız için farklı metotlar geliştiriyorlar. Okumaya devam et

Share Button