BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

Sürekli Türkiye’yi ve İslam dünyasını konuşuyoruz. Dünyanın geri kalanı ne durumdadır, nereye gidiyor, neler bekleniyor, bunlara pek bakmıyoruz. Bu durum tabiidir zira ağır hadiseler yaşıyoruz, canımız yanıyor ve kaçınılmaz olarak kendimizle ilgileniyoruz. Fakat bu noktada ciddi bir tuzak var, ciddi bir problem var. Batının durumunu tahlil etmezsek, ne halde olduğunu anlamazsak, nereye doğru gittiğini farketmezsek, İslam dünyası hakkında da sıhhatli muhakeme yapma imkanımız yok. Sadece İslam dünyasına baktığımızda, gözümüze çarpan kaotik yapı, batının çökmekte olduğu gerçeğini görmediğimiz takdirde derin ümitsizliklere sebep oluyor. İslam ülkelerinde (özellikle Ortadoğu’da) kurulan ve sahaya giren örgütlerin batı tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği şablonu, hala batının (özellikle Amerika’nın) “yeryüzü tanrısı” gibi anlaşıldığını gösteriyor.

Batı hızlı şekilde çöküyor ama hala dünyayı yönettiği zannı ve vehmi kalp ve zihinlerimizi işgal etmiş durumda. ABD ve AB, o kadar zor durumda ki, kendi meselelerini çözemiyor, enerjisinin ve aklının ciddi bir kısmını kendi meseleleriyle ilgilenmek için kullanıyor ama hala her şeyleri yerindeymiş de bizi yönetiyormuş gibi davranıyoruz. Dünya değişiyor, güç ve servet el değiştiriyor, batı büyük sarsıntılarla çöküyor ama kafamızdaki batı hala aynı şekilde devam ediyor. Bu nasıl bir psikolojik çöküştür…
Okumaya devam et

Share Button

DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ Mİ DÜŞÜNCE KRİZİ Mİ?

DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ Mİ DÜŞÜNCE KRİZİ Mİ?
Muhalefetin iki çeşidi var, birisi hükümete muhalefet diğeri sisteme… Bir ülkedeki siyasi ve hukuki rejime muhalefet etmek, sisteme muhalefet etmektir. Hükümete muhalefet etmek ise, ülkedeki rejimle problemi olmayanların, iktidar mücadelesidir. Demokratik siyasi rejimler, muhalefeti, sistemden alıp hükümete indirme çabasıdır. Demokrasiler, halkın kendini istediği gibi yönetebilme imkanını, mekanizmalarını, süreçlerini, müesseselerini oluşturduklarını düşünürler, bu sebeple de sistem muhalifliğini ortadan kaldırdıkları kanaatindedirler. Çok genel prensipleri vardır ve o geniş çerçeve herhangi bir muhalif düşüncenin yeşermeyeceğini hayal ederler. Oluşturdukları siyasi evrenin tüm siyasi düşünceleri kuşatabileceği vehmini besler. Bu vehim veya kanaat ile işe başlayan demokratik rejimler, sistem muhalefeti gelişmeyeceğine dair rüyaya yattıklarında, altmış yıl kadar önce kabus görmeye başladılar ve bazı sınırlar getirmek zorunda kaldılar.
Demokratik rejimlerde sistem muhalefetinin gelişmeyeceği zannı, tek kültür havzasında nispeten mümkündü. Kaldı ki batı kültür havzasında yeşeren demokratik rejimler, ilk sınırlarını da orada koymak zorunda kaldılar ve faşizm ve nazizmi yasakladılar. Aynı kültür havzasında bile sistem muhalefetinin gelişmesi mümkün olmuştu, zira insan aklı, aynı kültür havzasında bile farklı siyasi düşünceler ve buna bağlı olarak siyasi rejimler geliştirebiliyordu. İkinci dünya savaşındaki ağır mağlubiyet, faşizmi ve nazizmi bir müddet baskı altında tutma imkanı tanıdı. Yasaklamaktan ziyade kültürel baskı demokrasi dışı siyasi yönelişleri engelledi. Okumaya devam et

Share Button

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-1- GİRİŞ

Batı çöküyor. İki kelimeden müteşekkil bu basit cümle bir çırpıda söyleniyor ama ihtiva ettiği mana o kadar büyük ki, dünya, tarihinde bu kadar büyük bir çöküş yaşamadı, şahit olmadı ve hayal etmedi. Evet, batı çöküyor. Fakat bu çöküş tarihteki hiçbir çöküş hikayesine benzemiyor ve hiçbir denklemle açıklanabilir gibi görünmüyor. O kadar büyük bir güç çöküyor ki, muhtemelen dünya altında kalacak. Batının en keskin düşmanları bile bu çöküşe bigane kalamayacak. En çok sevinecek olan Müslümanlar bile bu çöküşü saniye saniye takip etmek zorunda kalacak, altında kalmamak için… Öyle zamanlar olacak ki, batının en kindar düşmanları bile çöküşü yavaşlatmak için ellerinden geleni yapmak mecburiyetinde kalacaklar. Okumaya devam et

Share Button