FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-21-AKIL ÜZERİNDE İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-21-AKIL ÜZERİNDE İSTİBDAT

Akıl ya nefsin emrindedir ve onun kaynaklarını (yani enerjisini) kullanır veya ruha bağlıdır (akl-ı selim haline gelmiştir) ve enerjisini doğrudan ondan alır. İnsanın iç dünyasında iki adet enerji merkezi vardır, ruh ve nefs… Akıl kendi enerjisini üretemeyen, bu iki merkezden birine ihtiyaç duyan, enerjisini aldığı yere de bağlanan bir idrak merkezidir. En gelişmiş ve güçlenmiş akıl bile enerji üretemez, sadece bağlı olduğu merkezden (ruh veya nefsten) enerji talep eder ve onları harekete geçirerek ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmelerini sağlar. Bu iki merkezin ikisinde de enerji üretimi yoksa akıl yalnıza başına insan iç alemini yönetemez.

Fethullah Gülen, bağlılarında suni zihin inşa ederek, nefsi zapt altına almış ve enerji üretimini sıfıra yaklaştırmış, ruh ile irtibatını keserek oradan gelen enerji kaynağını da kurutmuştur. Geriye sadece kendisi kalmış, bağlılarının zihni evreninde akıl ile ruh arasındaki irtibat noktasına oturmuş, onların enerji ihtiyacını kendisi karşılamaya başlamıştır.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-20-İNŞA EDİLMİŞ ZİHNİ EVREN

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-20-İNŞA EDİLMİŞ ZİHNİ EVREN

İnsan zihni nasıldır, bir müminin zihni evreni nasıl olmalıdır, suni zihni evren inşası nedir? Meseleyle ilgili hayati ehemmiyetteki sorular bunlar, bu sorular doğru cevaplandığında Fethullah Gülen meselesi vuzuha kavuşur.

Zihni evren, kalbi evrenden (ve tabii ki ruhtan) doğan mizaç, istidat, mecra gibi mevzularla ifade edilen, nefs, zeka, akıl, hafıza, vicdan, irade, tefekkür, duygu ve benzeri varlık ve vakıaların ikinci doğumunu yaşadığı, kalbi evrenden müstakil hale gelemeyen ama ona karşı muhtariyetini kazandığı mahaldir. İnsanın enfüsi dünyasında meydana gelen varlık ve vakıaların kalpten kaynaklanmasına rağmen kendini gerçekleştirdiği ve insanın doğrudan kullanmasına müsait hale geldiği ana evrene zihin diyoruz. Bu varlık ve vakıaların her biri hem tek tek hem de birlikte kalbe ve ruha irtibatlıdır ve bu irtibat koptuğunda varlığını veya akışını gerçekleştiremez.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-19-MANEVİ İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-19-MANEVİ İSTİBDAT

Fethullah Gülen bir taraftan İslami ölçüleri farklı ve maksat dışı terkibe tabi tutarak mistik bir muhteva oluşturuyor ve insanlar üzerinde mistik istibdat kuruyor diğer taraftan da İslami ölçüleri kullandığı için aynı zamanda manevi istibdat kuruyor. Özü mistik istibdat olmasına karşılık, muhataplarının (bağlılarının) manevi tesirler aldığı vehmi, muhatapları açısından bir manevi istibdat oluşturuyor.

Bağlıları mistik istibdat olduğunu farketse mesele kalmaz. Problem, Fethullah Gülen’in, özünde mistik istibdat olan tavır ve tatbikatlarını, İslami ölçüleri kullanarak muhataplarında “manevi tesir” uyandırdığı vehmini üretmesi… Mistik muhtevayı manevi tesir haline nasıl getiriyor veya daha doğru şekliyle soru şu; mistik muhtevanın muhataplarında manevi tesir vehmi üretmesinin denklemi nedir?
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-18-MİSTİK İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-18-MİSTİK İSTİBDAT

Nefs ile ruh arasındaki güzergahta yapılamayacak iş yoktur. O güzergah çok çetrefilli, çok girift, çok müphem olduğu için tehlikelidir. Her anı tehlikelerle dolu o güzergahta seyahat etmek isteyenler sağlam ölçüler, muhkem çerçeve, ufku aydınlatacak bir projektöre muhtaçtır. Ufku aydınlatacak projektör önemlidir zira nereye gittiğinizi görebilmelisiniz, birkaç adım ilerisini gösteren bir el feneriyle yola çıkmak, “rastgele” demektir. Bu durumda bir müddet sonra yolunuzun şeytanın inine çıkması ihtimali vardır ve bu ihtimal zayıf değildir.

İhtiyacımız olan ölçüler Kur’an-ı Kerim, projektör ise Sünnet-i Seniyyedir. Sünnet-i Seniyye, neyi nasıl yapacağımızı gösterir, Kur’an-ı Kerim’in tatbikatıdır. Tatbikatı gösterilmemiş bir din, kitabı üzerinde bitmez tükenmez tartışmaların yapılacağı, usul ve istikamet çizilemeyen nazari metin olarak kalır. Sünnet-i Seniyye konusundaki en küçük zaaf, insanın aklını “sünnet” inşasına kadar götürür, bu halde nefs, peygamberi bile hafife alır, kendini onunla eşit görmeye bile başlar. Sünnet hassasiyeti olmayan “mealcilerin” yaptığı şey budur ve söze “Peygamber bile hata yapmıştır” diye başlar. Önce kendini O’nunla eşitler, sonra da onun yerine geçer ve tatbikatı (yani sünneti) kendisi, kendi aklı ve nefsine göre inşa etmeye başlar. Buraya kadar ki kısım, nefsin ve aklın putlaştırılmasıdır. Nefsi azmanlaşan insan zaten ruhuna ulaşamaz, ruhuna ulaşamayanın imanı dilindedir.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-04.09.2014-BİR HABER NASIL VERİLİR

İHANET GÜNLÜKLERİ-04.09.2014-BİR HABER NASIL VERİLİR

Samanyolu televizyonunu ve S Haber kanalını izlemiyorduk yıllardır. Merak ettim, bu gün (04.09.2014) ana haber bültenini izledim. Çok ilginç bir kanal olmuş, paralel örgüt medya mecraları tamamen yabancı servislerin borazanı haline gelmiş.

Nato toplantısının haberini veren kanal, “tarihi toplantı” dediği haberin başından sonuna kadar Erdoğan’ın ismini zikretmedi, görüntüsünü vermedi. İnanabiliyor musunuz, sadece S Haberi izleyenler, Erdoğan’ın o toplantıya katıldığını bilmeyecekler. Gerçekten çok ilginç… Mesele bundan ibaret değil, mesela Hükümet programının mecliste okunduğunu söyleyerek başladıkları haberde, hükümet kanadından bir adet yetkilinin bir saniyelik görüntüsü yok, bir cümlelik ifadesi yok, sadece muhalefetin söyledikleri ve yetkililerinin görüntüleri var. Sadece bu kanalı izleyenler hükümetin mecliste program okumadığını zannedecekler.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-17-RUHİ İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-17-RUHİ İSTİBDAT

Ruh, insanın derinliğini temsil eder, nefs ise sathını… Ruh alabildiğine derinlerde bulunur, nefs ise satıhta… Nefs zuhur ettikten sonra insanın zihni evreninin merkezine oturur, ruh ise derinlerde kalır.

Ruha ulaşmak ve ruhi ahlakı kuşanmak hususi usulleri gerektiren zorlu bir yoldur. İslam, bu meseleyi ahlak ve edep ile çerçevelemiş, tasavvuf ile hususi bir yol inşa etmiştir. Tasavvuf, kalbi-ruhi süreçlerin ve inkişafın tertip ve tecrübe edilmiş yoludur.

Müslüman şahsiyet, iman merkezli hayat telakkisini, nefs merkezli hayatın ötesinde ve derinlerinde “ruhi hayata” taşımakla mükelleftir. Çünkü Müslümanlar ruhçudurlar. Hayatın hakikatini temsil eden ruhtur, ruha ulaşamamış bir şahsiyet terkibinin yaşayabileceği hayat, İslami kaidelere riayet ettiğinde bile sığ kalır.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

Bir fikre inanıyorsunuz, o fikrin dünyayı ve insanlığı kurtaracağına kanaat getirmişsiniz, çünkü hakikati bulmuşsunuz, geriye kalan tek şey insanların o fikre inanması, liderinin önünde sıraya girmesi ve emir beklemesidir. Çok özet olarak anlattığımız bu olay, insanın psikolojik evreninde nükleer patlamaları tetikleyecek kadar büyük gerilimler üretir.

Paralel örgüt misali ise çok ilginçtir. Müslümanların ufku, mehdidir. Müslümanların meczupları ancak mehdiliğini ilan etmiştir, bu tür meczup ise tarihte çok sayıda mevcuttur. Hıristiyanların meczupları ise Hz. İsa olduğunu iddia ve ilan eder, çünkü onların mehdisi odur. Delilik kültürel özellikler taşır, her kültürün delisi, o kültürün ufkunda dolaşır. Pagan kültür evrenlerindeki deliler, tanrı olduklarını iddia etmişlerdir ve bu durum yaygındır.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

Nefs ahlakına sahip kişinin en bariz hususiyeti güçlü karşısında fahişe kadar haysiyetsiz ve iffetsiz itaat, zayıf karşısında ise uçsuz bucaksız bir hakimiyet hırsıdır. Bu hususiyetin en bariz neticesi ise istibdattır.

Fethullah Gülen, niyetini gizlemek, siyasetle iştigal etmediğini ispatlamak, muktedirlere karşı zararsız görünmek için Hazreti Cebrail Aleyhisselama muhalefet edecek iffetsiz, izansız, ilkesiz bir itaatkar, zayıf insanlarla karşılaştığında ise Müslüman olmasına rağmen en şedit, en ölçüsüz bir zalim ve müstebittir.

Bazıları “alim” olduğunu düşündükleri Fethullah Gülen’in böyle biri olabileceğine ihtimal vermiyor. İhanet örgütünün özel eğitiminden geçmiş ve beyinsizleştirilmiş güruh bir tarafa, onların dışında da az sayıda böyle düşünenlerin olduğunu görmek, bu meselenin izahını gerektiriyor. Bu meselenin izahı da, bir önceki yazıda olduğu gibi “nefs ahlakı”nda mahfuz, bu sebeple oradan devam etmek zaruretindeyiz.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-03.08.2014-HURAFELERE SARILDILAR

İHANET GÜNLÜKLERİ-03.08.2014-HURAFELERE SARILDILAR

İhanet örgütünün Zaman isimli basılı kağıttan başka bir de paçavrası var, adı ise Bugün… Kıymet verip tenkit etmek gerekmeyecek cinsten… Gerçi seviye bakımından Zaman da öyle de, onu mecburen dikkate alıyoruz, zira ihanet örgütünün medya biriminin amiral gemisi.

Bugün gazetesi, dikkate alınmadığından, itibar görmediğinden olmalı, yazarları iyice zıvanadan çıkmış, istikametlerini şaşırmış, akıllarını kaybetmişler. Tenkit etmeye değmez mutlaka ama ihanet örgütünün üstelik yazar kadrosundan adamlarının akıl ve ahlak ile aralarındaki makası ne kadar açacağına misal göstermek bakımından ara sıra temas etmekte fayda var.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

Fethullah Gülen başta olmak üzere tüm ihanet örgütü kırk yıldır ağlıyor. Adamlar o kadar ağladı ki, kemikleri eridi, “dik” duramaz oldular, olur olmaz yerde eğilip bükülüyorlar. Son aylarda diklenmek istediler, ne mümkün… Kemikleri eridiği için diklenemiyorlar, diklenmek isterken kemikleri ne kadar acı verdi ki, ağlayıp sızlıyorlar.

Yaşanan bazı sahnelerin tahlilini yapalım, bakalım adamların hali nicedir. İsmini hatırlamadığım, hatırlamama da gerek olmayan ihanet örgütü mensuplarından bir polis vardı hani, teslim olmaya geldiğinde, adliyenin dışında kameralara, annesine indirdiği hatimin beş cüzü kaldığını, tamamlayamadığını, sevenlerinin o cüzleri tamamlamasını istemişti, gözyaşları içinde… Adam, “kaçmadım, işte teslim olmaya geldim” dediği bir demde, ağlıyor. Yani bir taraftan “kaçmıyorum” derken diklenmek istiyor, diğer taraftan diklenmek için kemiklerini ne kadar zorluyorsa, açıdan gözyaşı döküyor. Eskiden sadece ağlar sızlarlardı ve onu iyi yaparlardı, şimdi hem ağlayıp hem diklenmeye çalışıyorlar, ne var ki adamlarda direniş kültürü olmadığından bu ikisinin bir arada olmayacağını farkedemiyorlar. Bu kadar mı? Hiç olur mu? Adam bir de katıksız ahmak… Teslim olmaya gelirken iddiası şu; “ben suçsuzum, dolayısıyla zulme uğruyorum”… Gerçekten öyleyse, tutuklanması halinde zulme uğruyor olsa, duası en makbul kişi mazlum olandır, bu durumda tutuklulukta geçen sürede annesi için okuduğu Kur’an-ı Kerim ve yaptığı dua daha makbuldür. Gerçekten annesini düşünüyor olsa, mazlum olarak geçireceği süre annesine dua için hayatında eline geçmeyecek bir zaman dilimidir. O durumda bol da zamanı olacağına göre okur, dua eder, niyazda bulunur. Ama adam kameraların karşısında ağlayarak, başkalarının hatimi tamamlamasını istiyor. Bu adamlar robot oldukları için, düşünmezler, kendi yapacakları işi talimatla öğrenir ve robot sadakatiyle yerine getirir. “Ağla” denir, ağlar, “Dik dur” denir, diklenmeye çalışır. Robot oldukları için de hal ve hareketleri arasında bir bütünlük, uyumluluk, doğallık bulmak mümkün değildir.
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’IN PARALEL ÖRGÜT STRATEJİSİ

ERDOĞAN’IN PARALEL ÖRGÜT STRATEJİSİ

İhanet örgütüyle savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Bu savaşı yürüten ise Erdoğan… İhanet örgütü yayın organlarından her gün, “belde nerede, delil yok” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor, delil olmadığını, hükümetin iftira ettiğini söylüyor. Başbakan ise her fırsatta paralel örgütün ihanetini anlatıyor ve onlara karşı acımasız bir mücadelenin sürdürüleceğini tekrarlıyor.

Meselenin delil-bilgi noktasında düğümlendiği anlaşılıyor. Dışarıdan bakanlar için delil-belge meselesi tabii ki önem arzediyor ama içeriden bakanlar (mesela başbakan) için bilgi kafi geliyor. Öyleyse belge-bilgi meselesi üzerine birkaç cümlelik de olsa kelam etmemiz lazım.
Okumaya devam et

Share Button

YANDAŞ MIYIZ?

YANDAŞ MIYIZ?

İhanet örgütü hükümeti destekleyen Müslümanları “yandaşlıkla” suçluyor. Bunu yaparken de CHP ve laik kesimin ucuzluğu ve ahlaksızlığına denk bir iğrençlikle yapıyor. Kendi ihanetlerinden hiç bahsetmeden teorik bazı doğruları alıyor, onları eğip büküyor, istismarın zirvesine kadar çıkıyor ve Müslümanları tenkit ve tehdit ediyor. Kendileri, Fethullah Gülen isimli “başhaini” kutsal bir varlık olarak görüp, her dediğini dinin hükümlerinden daha kıymetli görmek gibi bir zihni bataklığa saplandıkları için, Müslümanların hükümete ve Erdoğan’a verdiği desteği de şartsız ve mikyassız zannediyor. Kendi psikolojik dünyaları öyle organize olduğu için, başka bir ihtimal olduğuna kanaat getiremiyor, başka bir ihtimalin varlığına asla inanmıyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

Örgüt gazetesi yazarlarından Mustafa Ünal, bugünkü (27.06.2014) “PKK ile barış, Cemaat’le savaş” başlıklı yazısında pek hüzünlü, pek ümitsiz, pek alıngan bir üslup kullanmış. Yazının satır aralarına büyüteç tutulsa, yazarken ağladığı görülebilir. Eski afra-tafralar kalmamış, kendine güven tükenmiş, hesap sorma edaları gitmiş, hocasının eski ağlamaklı hali gelmiş.

Akparti’nin PKK ile barış yaparken kendi ifadesiyle “Hizmet hareketi’ne” karşı savaş açtığını söylüyor. Adamlar “hal diliyle” yalvarırken bile “yalan” söylüyorlar. Hükümetin PKK ile barışırken “cemaate” savaş açtığını söylüyor, oysa hükümete savaş açan kendileriydi, hem de dışarıda İsrail, ABD, İngiltere, içeri de ise CHP, MHP ve marjinal solla barış yaparak… Bu adamlar nerede büyüdü, ne yedi, ne içti de bu hale geldi? İt gibi yalvaracak noktaya geldiler, açıktan yalvarmaktan çekinecek bir şahsiyetleri de yok, açık açık yalvaracaklar ama ihanetleri o kadar büyük ki, yalvarmalarının işe yaramayacağını bildikleri için açıktan yalvarmıyorlar. Tek sebep bu, yalvarmalarının işe yarayacağına inansalar, insanlık tarihinin en rezil, en hakir, en şahsiyetsiz yalvarmalarını sergileyecekler. Fethullah Gülen denen adam, abartmayı meslek haline getiren bir meşrebe sahip olduğu için, daha önce Türkiye’nin hakim güçlerine (Kemalistlere) kendini pazarlamak için Hz. Cebrail Aleyhisselam parti kursa onun yanında yer almayacağını söyleyecek kadar din istismarını abarttı, biraz güçlenince de Müslümanlara (ve hükümete) karşı ihaneti abarttı ve tüm geri dönüş yollarını kapadı. Ahmaklar… Bu tavrı “kararlılık” zannettiler.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ…

Ankara savcılığının yaptığı soruşturmada mesafe aldığı ve Fethullah Gülen’in iadesi için resmi süreci hazırlamaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Dosyanın hangi safhada olduğunu bilmiyoruz, kamuoyundaki bilgilerin ne kadar sıhhatli olduğunu da bilmiyoruz. Ne var ki öyle ya da böyle Fethullah Gülen ABD’den istenecek, zamanlamasını bilmesek de soruşturmaların oraya doğru hızla ilerlediğini biliyoruz. Zaten Başbakanın bu konuda net açıklamaları da var.

Fethullah Gülen, ABD’den resmi olarak istendiğinde ne olur? Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken konu bu… ABD, Fethullah Gülen’i verir mi vermez mi? Cevabını aramamız gereken ilk soru bu, bundan sonraki soru ise, verirse ne olur, vermezse ne olur?
Okumaya devam et

Share Button

KÜRESEL AKIL, FETHULLAH GÜLEN, 17 ARALIK DARBE RAPORU

KÜRESEL AKIL, FETHULLAH GÜLEN, 17 ARALIK DARBE RAPORU

Hareketini başlattığı günden beri Müslümanlardan ayrı durdu, özenle tercih edilen bir stratejiyi tatbik etti ve kendini ve örgütünü Müslümanlardan ayrıştırdı. Müslümanların hiçbir çalışmasının içinde yer almadı, Müslümanlarla beraber aynı kareye girmedi, Müslümanların dertleriyle asla hemhal olmadı. Buna mukabil, hiçbir İslami hassasiyeti olmayan liberallerle, batıcılarla, Hıristiyanlarla, Yahudilerle beraber hareket etti. Oralardan devşirdiği gücü Müslümanlar üzerinde bir sopa gibi kullandı.

Belli bir güç seviyesine kadar Müslümanlarla tartışmadı, onlarla birlikte hareket etmediği gibi onlara zarar da vermedi. Müslümanlar da, zarar vermemelerinden dolayı onların aleyhlerine olmadı, gittikleri yolu beğenmeseler de karşı çıkmadı. Belirli bir güç seviyesine ulaşınca, takiyye maskesini takarak, asla açıktan ve açığa çıkacak şekilde değil, gizli gizli Müslüman gurupları kuşatmaya, onları etkisizleştirmeye başladı.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(28.03.2014)-FETHULLAH GÜLEN HİÇ DEĞİŞMEMİŞ

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(28.03.2014)-FETHULLAH GÜLEN HİÇ DEĞİŞMEMİŞ

Fethullah Gülen’in talebeleri toplanmış ve bir açıklama yapmışlar, açıklamanın özü ise şu; “Çizgisinde hiçbir değişikliğe şahit olmadık”… Zaman gazetesi, “Talebeleri Hocaefendiyi anlattı” başlığı ile verdiği haberi, “çizgisinde hiçbir değişikliğe şahit olmadık” spotuyla duyurmuş. Fethullah Gülen’in bir gurup talebesi toplanmış ve Cihan Haber Ajansına açıklama yapmış, Zaman gazetesinin internet sitesi, 27.03.2014 tarihli haberinde CHA kaynak göstermiş. Haberin kısa hikayesi bu, şimdi muhtevaya geçelim.

Gazete haberi şöyle özetlemiş;

“Kestanepazarı’nda yetişen ağabeyler, Hocaefendi’nin talebelerin hakkı diyerek onların yemeğinden bile yemeyen, abdest için kullandığı suyun bile ücretini verecek kadar ince düşünen bir kişi olduğunu iftiharla anlattı. Hocaefendi’yi, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin canlı bir misali olarak gördüklerini ifade eden talebeleri, çizgisinde hiçbir değişikliğe şahit olmadıklarının altını çizdi. Aynı ders halkasını paylaştıkları bir arkadaşlarının, “Allah’la konuşuyor” şeklindeki iftirasını ise hezeyan dolu sözler olarak değerlendirdi.”
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

O meşhur gün yaklaşıyor, saatler çalışıyor, takvim yaprakları bir bir yere düşüyor ve 30 Mart geliyor. Miting meydanlardaki kalabalıklar ve halkın coşkusu, Fethullah Gülen örgütünün kabusu haline geldi, artık paralel örgütün duası, 30 Martın gelmemesi üzerinedir. Ama kimin gücü yetmiş zamanı durdurmaya, kim zamanı geri sarabilmiş ki. Zaman bir sath-ı maildir ki, ya gönlünle yürür gidersin ya da direnir ve kayarsın… Öyle ya da böyle zaman hükmünü icra eder, muhtevasında gizlediği kaderi dünyaya saçar, vakti gelen vaka gerçekleşir, “gerçek” olur.

Paralel örgüt, seçim yaklaştıkça panikliyor, her miting meydanını gördükçe ümidi tükeniyor. Artık korku ve panik her taraflarından fışkırıyor, gizleyemiyorlar, saklayamıyorlar. Taşıyor her taraflarından, tutamıyorlar bir türlü, zapt edemiyorlar korkularını. Kırk hikayeleri var, hepsi de 30 Mart üzerine…

Dünyaya yayılmış olan kanalizasyon şebekelerinin yeryüzüne çıktığı ve pisliklerini güzelim ülkemize akıttığı medyaları, 30 Mart yaklaştıkça korku ve paniklerini gizleyemiyor ve çığlık çığlığa bağırıyorlar. Zaman gazetesi, büyük iddiaların ve ithamların yayın organı olmaktan çıkıyor ve seçim yaklaştıkça tam bir ağıt evrakı haline geliyor. Misal bugünkü (26.03.2014) nüshası…
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(20.03.2014)-KONUŞTU DA NE DEDİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(20.03.2014)-KONUŞTU DA NE DEDİ?

Fethullah Gülen konuştu… O kadar gürültüyle başlattı ki Ekrem Dumanlı, sanki adam üç beş tılsımlı cümle söyleyecek ve her şey hallolacak. Bugün röportajın 4. Bölümü yayınlandı, sadra şifa bir cümle yok. Eski iddiaların tekrar etmekten başka söylenmiş tek bir cümleye rastlamak mümkün değil, o zaman neden konuştun ki…

Konuştu çünkü konuşma metniyle ilgili değil maksadı, üslubuyla ilgili… Maksadını, muhtevaya değil üsluba yüklemiş. Mağduriyet, mazlumiyet, maznuniyet intibaı oluşturmaya çalışan bir PR çalışması. Lafı evirip çevirip, “bize haksızlık yapıldı, yapılıyor” noktasına getiriyor. Bunu da boynu bükük bir üslupla yapıyor ki, etkili olsun.
Okumaya devam et

Share Button

NEDEN KONUŞTU?

NEDEN KONUŞTU?

Fethullah Gülen konuştu… Bazılarının cenneti beklediği gibi hasretini izhar ettiği konuşma üç gündür kendi gazetesinde tefrika ediliyor. Şimdi soru şu; seçime şu kadarcık vakit kalmışken, neden konuştu?

Bu sorunun basit cevapları var tabii ki… Mesele, basit ve gerçek cevapları da ihtiva edecek şekilde, toplam kompozisyonu ortaya çıkarmaktır. Neden konuştu?” sorusunun yanına, “konuşmasının etkileri ve neticeleri nedir?” sorusunu da eklemek şart. İki sorunun cevapları birlikte aranmazsa, kendinin öngörmediği neticeleri de düşünmüş olduğu zannı oluşur ki, bu ihtimalde, adamda olmayan özellikleri ona yükleyerek propagandasını yapmış oluruz. Aslında Fethullah Gülen, dışarıdan göründüğü kadar, yani yaptığı işlere bakıp tahmin edileceği kadar zeki değil. Adam, Yahudi ve sair güç merkezlerinin “düşünce kuruluşları” tarafından üretilen ve planlanan işleri de yaptığı için, olduğundan fazla zeki görünüyor. Bu noktanın özellikle altının çizilmesi gerekiyor, aksi takdirde, tenkit ederken, taltif etmiş oluruz.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(17.03.2014)-KONUŞTU…

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(17.03.2014)-KONUŞTU…

Fethullah Gülen konuştu… Zaman gazetesi ve Ekrem Dumanlı’nın, dünyayı kurtaracakmış gibi sunduğu röportaj başladı. Zaman gazetesi, adamı, dünyanın kurtarıcısı gibi sunmayı alışkanlık etti, nefes alışını bile, “aha nefes aldı, şimdi hapı yuttunuz” türünden bir komedi haline getirdi.

Tanıtım spotlarına bakınca, dostlarına kanat takacağı, düşmanlarını da bir nefeste kahredeceği vehmini oluşturuyorlar. Yeminli üyeleri, nefeslerini tutup beklemiş olmalılar, hasımları ise “yine ne saçmalayacak” diye hafif bir tecessüsle beklediler.

Nihayet konuştu…

Konuştu ama mülakatın bu günkü bölümünde ciddi bir şey söylemedi. Muhtemelen söyleyecekleri ileriki günlerde karşımıza çıkacak. Bu gün fazla saçmalamamış, sanırım giriş niteliğinde olmasından kaynaklanıyordur.
Okumaya devam et

Share Button