İSLAM ŞEHRİ-4-MANANIN VÜCUT BULMASI

İSLAM ŞEHRİ-4-MANANIN VÜCUT BULMASI
İslam şehri, İslam’ın ihtiva ettiği mana yekununun vücut bulmuş halidir. İslam şehri, İslam’ın muhtevasındaki “yüksek nizam fikrinin” mahirane ve sanatkarane tecellisidir. “Üstün nizam mefkuresinin”, şehir adı altındaki altyapısıdır. Allah Azze ve Celle’nin yeryüzünde yaşanmasını arzu ettiği hayatın suretidir, siluetidir. İşte o şehir, Allah Azze ve Celle’nin rahmetini celbedecek mekandır.
İslam tabii ki taşa toprağa inmemiştir, “mukaddes emaneti” dağlar bile kabul etmemiş çünkü taşıyamamıştır. Bu manada İslam, insana inmiş, insanı muhatap almıştır. İslam, insanın önce ruhuna (bezm-i elest’ten başlamak üzere) hitap etmiş, sonra aklına (Hz. Adem’den başlamak üzere) hitap etmiştir. Toprak (arz-yeryüzü) İslam’ı taşıyamaz, kainatta İslam’ı (emaneti) taşıyabilecek tek merkez vardır, o da, insan kalbidir. Kalp, ruhu da taşıyabilen öyle bir mekandır ki, Allah Azze ve Celle’nin kelamı için münhasır mekandır. Öyleyse İslam toprağa indirilemez, çünkü toprağa indirilmemiştir. Bu zaviyeden bakıldığında, İslam şehri diye bir şeyin olmadığı, olamayacağı düşünülebilir. Zaten meselenin sırrı da bu noktada mahfuz…
İslam, taşla, toprakla, ahşapla tecessüm etmez, İslam, ferdi manada Müslüman şahsiyet, içtimai manada Müslüman cemiyet olarak tecessüm eder. İslam, insanla tecessüm eder, çünkü İslam, insanın kalbine ve zihnine inmiştir. “Şahsiyet” olarak tecessüm eden İslam, insan nam varlıktan, kelam ve fiil olarak zuhur eder. Bunun dışında İslam, kayıt ve muhafaza zaruretinden dolayı, kitap olarak tecessüm etmiştir, o dahi Allah Azze ve Celle’nin kelamını mahfuz olan Mushaf ve Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam’ın Hadis-i Şeriflerini (Sünnet-i Seniyyesini) mahfuz olan kitaplardır. Okumaya devam et “İSLAM ŞEHRİ-4-MANANIN VÜCUT BULMASI”

HAKİKATİN TEFSİR VE TECELLİSİ

HAKİKATİN TEFSİR VE TECELLİSİ
Kur’an-ı Kerim, dünyaya (ve yaratılmış aleme) ait olmayan Allah Azze ve Celle’nin kelamı… Halk (yaratılmışlar) aleminde, O’na ait tek kelam, tek kitap yani hakikat… Allah Azze ve Celle’ye ait olması cihetiyle de, “tamamlanmış” tek kitap… Fikir ve ilim adamları bilir ki, tamamlanmış kitap yoktur, her kitap mutlaka eksiktir, yazılacak başka konularda vardır ama o haliyle piyasaya sunulmuştur. Kur’an-ı Kerim, sahibinden dolayı ikmal edilmiş tek kitaptır, öyleyse hakikatin tertip edilmiş tek nüshasıdır.
Hakikat, zıtlar aleminde bir varlık değildir, o, tektir. Bir şeyin zıddı, zıtlık münasebeti dışında o şeyin mümasilidir, muadilidir. Bu sebeple hakikatin zıddının olduğunu (muhalfarz) hayal etmek dahi, hakikat çapında bir kıymetten bahsetmek manasına gelir. Zıddı olmayan bir kıymet, muhittir, zıtlar aleminde her ne varsa tamamını kuşatmıştır. Kur’an-ı Kerim’in (dolayısıyla İslam’ın) zıddı yoktur, olması muhaldir. Hakikatin kelami ifadesi olan (nur olma hususiyeti mahfuz) Kur’an-ı Kerim, yaratılmış alemlere mukaddem, tamamını muhit, tamamını izah eden bir “mana yekunudur”. Kur’an-ı Kerim’in bazı hususlarda emir bazı hususlarda nehiy ihtiva etmesi, her şeyi izah etmediği manasına gelmez.
Meselenin düğümlendiği nokta, hakikat metninin nehiyler kısmıdır. Nehyedilenin izah edilmediği, edilmesinin gerekmeyeceği zannı yanlıştır. Fakat Müslümanlar için haramların idrak edilmesinde belli zorluklar mevcut. Müslümanlar haramları tecrübe edemezler, neden haram olduğunu anlamak için bile tecrübe edemezler. Bir çok meselenin idraki ise tecrübeye bağlıdır, sıfır tecrübe ile idrak edebilmenin imkansız olduğu hususlar vardır. İzah edilmiş olması başka, idrak edebilme imkan ve mahareti başka bir konudur. Haramların idrak edilememesi, izah edilmediğinden değil, tecrübe edilememesinden (ve başka sebeplerden) kaynaklanmaktadır. Okumaya devam et “HAKİKATİN TEFSİR VE TECELLİSİ”