İSLAM TARİH ANLAYIŞI-14-RAŞİT HALİFELER

İSLAM TARİH ANLAYIŞI-14-RAŞİT HALİFELER
Hikmet anlayışı ve arayışı bittiğinden beri İslami tefekkür tıkandı, tükendi. Hikmet arayışı bitince, tarih, hadiseler silsilesinden, fikir ise metnin lügat çözümünden ibaret hale geldi. Böylece fikrin muhtevasında, hadiselerin kader sırrında mahfuz manalarının keşfi tecessüsleri tahrik etmez oldu, ruhlar, keşif hamlesi gibi insan asaletinin asli unsurunu kaybetti. O kadar ki Asr-ı Saadet bile hadiseler silsilesi halinde okunmaya başlandı, sahabe-i kiramın hayatı ise tarihin bir döneminde yaşamış insan kalabalığının psikolojik tezahürleri olarak görüldü.
Hikmet anlayış ve arayışıyla raşit halifelere baktığımızda ne görürüz? Raşit halifelerin temayüz etmiş vasıflarının İslam’ın ana sütunlarını temsil ettiğini, hatta hilafet sırasının da Müslüman şahsiyetin terkip unsurlarının ehemmiyet sıralamasını gösterdiğini farkederiz.
Sadakat (ve rikkat), adalet (ve celadet), haya (ve ahlak), ilim (ve akıl)… Hz. Ebubekir (RA), Hz. Ömer (RA), Hz. Osman (RA), Hz. Ali (RA)…
Müslüman şahsiyetin terkibindeki ilk sütun sadakattir. Allah Azze ve Celle ile Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize sadakat… Allah’a ve Resulüne sadakat, imanın ta kendisidir. Bu manada sadakat, imanın tefsiridir. Kişinin iman ettiği nasıl belli olur? Allah’a ve Resulüne sadakat ile… Sadakat (iman) yoksa adalet, ahlak, ilim yoktur, zaten bu halde izahı da yoktur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-1-TAKDİM

İSLAM BİRLİĞİNİN TEMEL MÜESSESELERİ-1-TAKDİM
İslam Birliği konuşulmaya başlandı, artık zamanı yaklaştı. Bundan sonra mesele üzerinde tetkikler yapmak, imal-i fikirde bulunmak, müessese tasavvurları geliştirmek lazım. Bu günün dünyasında İslam Birliğinin nasıl kurulacağını, hangi temel müesseselere ihtiyaç duyduğunu, birliğe giden yolun, güzergahın, süreçlerin neler olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Son iki asırda zaman zaman dillendirilen bu mefkure, şekillenmemiş, tertip edilmemiş, tanzimi yapılmamış, müesseseleri üzerinde konuşulmamış haldedir. Kısacası “ham haliyle” bekliyor, saf fikir olarak duruyor.
Milyonlarca kilometrekarelik coğrafyası, iki milyara yakın nüfusu ile dev bir hacim ifade eden ümmet, hangi çatı altına alınabilir, hangi müesseselerle idare edilebilir, hangi teşkilatlarla ihtiyaçları karşılanabilir? Birkaç soruda toplamaya çalıştığımız mesele aslında bitmez tükenmez bir ilmi ve fikri çabanın ve faaliyetin mevzuu… Bir kişinin, birkaç kişinin altından kalkabileceği cinsten bir çalışma sahası olmadığı muhakkak. Ne var ki gündeme getirmek için bir yerlerden başlamak, iptidai olsa da meseleyle ilgilenmek kabilinden kendimize “mevzuu” edindik.
*
İslam Birliği mefkuresi (hedefi) görünür tarafıyla “siyasi birliktir”. Bu sebeple İslam Birliği hedefine yönelen imal-i fikir çabaları, “siyasi nizam” teklif etmek mecburiyetindedir. Yirminci asırda siyasi nizam teklif eden çalışmalar, ümmetin birliği için ihtiyaç duyulan müesseseler değil, herhangi bir İslam Ülkesinde tatbik edilecek cinsten devlet nizamı mahiyetindedir. İslam Devleti üzerine yapılan zihni temrinler, ilmi ve fikri çabalar, tüm ümmeti ihata ve idare edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak, meselelerini halledecek cinsten bir siyasi nizam fikrine ulaşmamıştır. Bunun makul ve anlaşılabilir sebepleri olduğu unutulmamalıdır. Dünyada bir tane bile İslam Devletinin olmadığı zamanlarda İslam Birliğinden bahsetmek tabii ki makul görünmüyordu, bu sebeple ilim ve fikir adamları, içinde yaşadıkları ülkeler için İslam Devlet Nizamı geliştirmeye uğraştılar. Bu gün İslam Birliğinden ve birliğin ihtiyacı olan müesseselerden bahsediyor olmamız, ferasetimizden değil, meselenin acil ihtiyaç listesine girecek kadar yakınlaşmasındandır. Basiretimizden kaynaklanmayan, beden gözüyle bile görülür hale gelen bu ihtiyaç, üzerinde çalışılması zaruret haline gelen bir mesele olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-43-HZ. HÜSEYİN (RA)-1-

Zalim ile mazlumun, asalet ile zilletin, şecaat ile ihanetin karşılaştığı meydan, Kerbela… Asırlardan beri yüreğimizin yandığı, kalbimizin titrediği, aklımızın çıldırdığı hadise… Duygularımızın bilendiği, hassasiyetlerimizin keskinleştiği, ruhumuzun teyakkuza geçtiği o meşum hadise… Kerbela’ya gelmeden önce, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bazen sırtına bindiği, namaz kılarken omuzlarına çıktığı, O’nun tarafından “gözümün nuru” diye taltif edildiği iki nur heykeli Hz. Hasan (RA) ile Hz. Hüseyin (RA) Efendilerimizin mizacı, ahlakı, şahsiyeti nasıldı?

Hz. Hasan (RA) ile Hz. Hüseyin (RA) bir mizacın iki yarısıdır. Hz. Hasan’ın (RA) göğsünden yukarısı Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize benziyor, Hz. Hüseyin’in (RA) ise o kısmından aşağısı… İkisinin toplamı Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “şemail-i şerifi”ni teşkil ediyor. Hz. Hasan (RA) ve Hz. Hüseyin (RA), sadece nesil olarak veya sadece fiziki özellikleri olarak Hz. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize varis değiller, aynı zamanda siret olarak da yani mizaç, ahlak, şahsiyet olarak da O’na varistirler. Lakin calib-i dikkatir ki bu veraset, tek tek değil, ikisinin birlikteliğinde tezahür ediyor, dikkat çekici değil mi? İkisinden birini tercih ettiğinizde “bütünü” kırıp döküyorsunuz, buraya dikkat… İkisi terkip edildiğinde, bir bütün oluşturduğunda, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi aksettirmek gibi bir hususiyetleri var. Ondan dolayı aslında ayrı ayrı iki insandan her ne kadar bahsediyorsak da O’na nispet bakımından tek insandan, her ikisini toplayıp tek insandan bahsediyoruz. O manada Hz. Hasan’daki (RA) munis tabiatın mukabili onun tamamlayıcı hususiyeti olan şecaat mizacı var Hz. Hüseyin’de (RA) vakidir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-29-HZ. ALİ(RA)-7-

Tabi peygamberimizin birçok damadı var, kızları ile evlenmiş olan sahabe var, Hz. Osman, “zinnureyn” diye geçer, iki kızıyla evlendiği için, biz Ehli Beyti Hz. Ali ile devam ettiriyoruz. Burada şunu soralım, Hz. Ali (RA) Efendimizin Hz. Fatıma ile evlenmesindeki hususiyet nedir?

Önce sorunun ilk bölümünden devam edeyim. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin diğer kızlarından fazla bahsedilmez hakikaten. Ya da Hz. Fatıma daha fazla dikkat celbeder, daha fazla konuşulur. Bu durum, Allah Resulü’nün Aleyhisselatü Vesselam efendimizin diğer kızlarına sevgisinin daha az olduğu manasına gelmez. Fakat Hz. Fatıma validemize olan alakası daha görünürdür. Ümmetin dikkati de 14 asırdır Hz. Fatıma’da temerküz etmiştir. Bunun anlaşılabilir sebepleri var. Hz. Fatıma validemiz Ehli Beytin annesidir, Hz. Ali Ehli Beytin babasıdır, netice olarak her ikisi, Risaletten sonraki birinci nesildir. Dikkat orada yoğunlaşmış, dikkat yoğunlaşınca rikkati davet etmiştir. Daha titiz, daha yoğun meşgul olunmuştur.

Hz. Fatıma validemiz evlenme çağına geldiğinde… Burası calib-i dikkattir, çok sayıda taliplisi vardır. Taliplisi derken, gönlünden geçiren çok sayıda sahabe mevcuttur. Mesele evlenmekten ibaret değil tabii ki, mesele Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam efendimize damat olmaktır, böyle bir asalet ve şeref payesine talip olmaktır. Hz. Fatıma, evlenme çağına geldiğinde asaletin ve şerefin kaynağı, merkezi olmuştur. Zamanı geriye sararak Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz ile akraba olamazsınız, bu sebepledir ki o muhteşem asaletin tek mecrası olarak Hz. Fatıma validemiz kalmıştır. Validemizle izdivacı muhayyilesinden geçiren sahabe, özünde bu asalete taliptir, bu asaleti elde etmenin de son imkanıdır Hz. Fatıma validemiz. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-26- HZ. ALİ(RA)-4-

Gerçekten harikulade… Bu meselenin zirvesi de, her bahiste olduğu gibi Peygamber Efendimizdir, O’nda nasıl tecelli ediyor vakıa?

Teşekkür ederim azizim. Bir meseleyi bidayetine bağlamazsanız, o mesele yarım kalır. Yarım kalan meselenin doğru anlaşılması fevkalade zordur.

Meselenin özü şu; az kelam ile çok manayı ifade edebilmek… Veciz söz söyleme sanatı denir ya işte o. Yeryüzünün en veciz metni, Kur’an-ı Kerim, sonra Hadis-i Şeriflerdir. Bunlardan sonra ise, bunlara ne kadar derinden nüfuz edebiliyorsanız o nispette bu maharete sahip oluyorsunuz.

Kur’an-ı Kerim, her şey gibi kelamın da yaratıcısının beyanı olduğu için, kelamın zirvesidir. Kainattaki her varlık ve vakıayı, dünyada yaşanmış ve yaşanacak her hadiseyi dürüp büküp bir kitapta cem etmek, ancak sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının iktidarındadır. Kur’an-ı Kerim’i okurken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var, birisi ve belki de birincisi bu noktadır. Kur’an-ı Kerim, aklı olan her insana hitap eder, en küçük akıldan en hacimli akla kadar, en derin anlayıştan en sığ anlayışa kadar… Bu hususiyet, Kur’an-ı Kerim’in mucizelerindendir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-25-HZ. ALİ(RA)-3-

Hz. Ali (RA) Efendimize dönersek buradan…

Konu başını alıp gidiyor bazen. Bu manada çok kapı var Hz. Risaletpenah’a gitmek isteyen için… Sahabe sayısınca kapı var. Kapıların bazıları biraz büyük bazıları biraz küçüktür ama her biri bir kapıdır ve O’na çıkar. Kapıların büyüklük küçüklük bahsi ayrı, mahiyeti yani açıldığı makam bahsi ayrıdır. Büyüklük derecelerine bakıp da, herhangi birisi için O’na çıkmıyor demek yanlıştır. Hz. Ali’nin (RA) temsil ettiği kapı geniştir, ferahtır, salimdir. Aynı zamanda da dâhilerin kapısıdır, namütenahi, sınırsız anlama faaliyetini gerçekleştirebilecek olanlar için uygundur ve salimdir. Dahilerin kapısı olması normal akıllara uygun olmadığını göstermez, Hz. Ali’nin (RA) kapısı, hem dâhilere hem de normal akıllara açıktır.

Nasıl, bu nasıl olabilir, hem dâhiler hem de normal zekalar için uygun kapı nasıl olabilir? Bu, biraz çelişik bir ifade değil mi Haki bey? Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-24-HZ ALİ(RA)-2-

Haki bey burada anlaşılması zor bir durum var. İlim olmadan sadakat olmaz fakat sadakat olmadan da ilim olmaz. Adalet yani muvazene olmadan ilim olmaz fakat ilim olmadan muvazeneyi nasıl kuracaksınız? Ahlak olmadan ilim tahsilinin ölçüsü olmaz fakat ilim olmadan ahlakın ölçüsünü nasıl anlayacaksınız? Bu noktada nasıl bir yaklaşım gerekir?

Güzel bir soru, bu soru olmasa mesele eksik kalacaktı. Mevzuu bu şekilde bırakmak anlama zorluklarına davetiye çıkarmaktır. Evet… Nasıl olacak? Buradaki sıralamayı düz bir çizgi olarak kabul etmeyin, düz çizgi olarak kabul ettiğimizde mevzuun içinden çıkılmaz olur. Bu hususiyetleri daire haline getirin, daire haline getirince, sadakat, adalet, ahlak, ilim sıralamasından her biri hem önde hem de arkada olur. Yani birbirinin hem sebebi hem neticesi haline gelir. Bu nasıl tatbik edilir? Sadakatten başlarsınız ilime kadar varırsınız, bu süreçte bir müddet geçtikten sonra (yani bir miktar verim elde ettikten sonra) tekrar başa dönersiniz. Yani ilimden sadakate dönersiniz, elde ettiğiniz ilimle sadakatinizi, adaletinizi, ahlakınızı kontrol edersiniz, aynı zamanda da sadakatinizle ilminizi kontrol edersiniz. İlminiz sizi sadakatten uzaklaştırıyorsa, adaletten uzaklaştırıyorsa, ahlaktan uzaklaştırıyorsa problem var demektir. İlerlemek, bu dairede mütemadiyen tur atmaktır.

Afedersiniz, dairede tur atmak nasıl ilerlemek oluyor?

Çünkü ilerlemek derinleşmektir. Bu dairenin oluşturduğu alanda, derinliğine doğru mesafe almaktır. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-23-HZ. ALİ(RA)-1-

HAZRETİ ALİ(RA)

Hz. Ali denilince insanın akla ne tür çağrışımlar geliyor Haki Bey

Hz. Ali (RA) ile ilgili tedaileri takip etmek gerekirse çocukluğa kadar gitmek gerekir. Biliyorsunuz biz çocukluğumuzdan beri Hz. Ali’nin kahramanlık hikâyelerini, cenklerini okuduk. O manada çocukluk arka planına kadar gittiğinizde Hz. Ali (RA) ile şecaat, kahramanlık, bahadırlık eş anlamlı olarak hissi derinliğimize, kalbi dünyamıza kadar inmiştir. Çocukluğumuzdan kalma öyle bir alt yapısı var tabii ama insan büyüyor mecburen. Çocuk kalmıyor, cenk kitaplarından başka kitap okuyunca Hz. Ali (RA), netice olarak, zihni ve kalbi evrenimde, keskin bir idrak, yüksek bir ufuk, hacimli bir akıl, zapt altına alınamayacak bir zekânın cem olmuş halidir. Sahabenin dâhilerindendir. Bu konu pek konuşulmaz, nedense gündeme gelmez. Sahabeye, sahabe olmasından dolayı hürmet ve muhabbetimiz, bu türden bazı teşhisleri yapmamızı engellemiştir. Hürmet ile idrak arasındaki münasebetin sıhhatli ve sıhhatsiz şekilleri var. Mesela aşırı hürmetin idrak faaliyetini engellediği zannedilir bu yaklaşım yanlıştır. Hürmet idrak faaliyetini engellemez, aşırı hürmet de engellemez. Bir konuda veya şahıs hakkında anlama (tefekkür) faaliyetini engelleyen, sadece hürmet etmek halidir. O zat veya konu ile münasebetin “sadece hürmet” üzerinden kurulması, anlama faaliyetini ortadan kaldırıyor. Bu hal, duygu ile tefekkür arasındaki girift münasebet ağında tetkik edilmelidir. Mesela bir şahıstan sadece nefret ettiğinizde de idrak faaliyeti engellenir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-

Haki bey bu nokta önemli… Hz. Resulü Ekrem Efendimizin meşvereti ile tedrisatının birleştiği nokta. Hem meşveret hem tedrisat… Talebelerinizle müşavere eder misiniz? Buradaki kıvam müthiş değil mi? Bu konudan bahsedelim biraz.

Değil mi? Talebenizle istişare eder misiniz? Doğru bir soru ve doğru bir yaklaşım, talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu soruya, müderrisin “Hatem’ül Enbiya” olduğunu, dini son olarak getiren en büyük Risalet sahibi olduğu hususunu da ekleyiniz ve tekrar sorunuz. Talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Fakat O yapmıştır. Çünkü O, her şeyin en mütekamil ölçüsünü getiren, o ölçüleri en mütekamil şekilde tatbik eden, insanlığın ufku bir şahsiyettir. Tedrisatla meşvereti harmanlayan, ikisi arasında müthiş bir terkip ve terkip kıvamı gerçekleştiren bir Resuldür ve bu yolla sahabe gibi güzide bir kadroyu inşa etmiştir. Yine yeri geldi, “sahabenin ehemmiyeti nedir?” sorusunu bu meseleyle ilgili olarak tekrar cevaplayalım. Sahabenin ehemmiyetinin sebeplerinden birisi de, müderrislerinin Risalet olmasıdır. Risalet tarafından talim ve terbiyeye tabi tutulmuş olmasıdır. Sahabeyi hafife alanlar için söylüyorum, O müderrisin ders halkasını asla bulamayacakları için, kendilerini veya başka birilerini sahabeyle mukayese etmek küstahlığına düşmesinler. Risalet tedrisatının da bir hususiyetini ifade ettik, meşveret ile tedrisatın mütekamil kıvamda terkip edilmesi… Hem Risalet’in talim ve terbiyesinden geçmiş bir kadrodur sahabe hem de böyle bir kıvamın meyvesidir. Buyurun, yakalayabilirseniz yakalayın o kıvamı. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-

Hz: Ömer Müslüman olmadan önce çocuğunu diri diri gömecek kadar öfke sahibidir.

O bir vahşet fiilidir. O, insan tabiatında vardır. Diri diri gömmek öldürmenin en uç noktası, çocuğunu gömerken üzerine attığı bir topraklardan sakalına sıçrayınca çocuğu, “babacığım sakalın kirleniyor” diye temizlemeye çalışıyor. İşte aynı Ömer kardeşi ile eniştesinin Kur’an okuduğunda, eniştesini yerle bir eden, kız kardeşini ayaklar altına alan bir Ömer. Müslüman olduktan sonra da “siz dininizi nasıl saklarsınız çıkıp söyleyelim” diyen biri bu, mizaç işte.
İslam o mizaçtan nasıl süzülüyor, İslam onda öyle tecelli ediyor. Mizaç farklılıkları dediğimiz şey orasıdır. Mizacen güçlü, celadet sahibi diyoruz ya, “niye saklanıyoruz” diyor. Çünkü mizacın kudreti yani ruh kudreti ile imanın kudreti birleştiğinde ortaya çıkan şey emsalsiz. Bunun sınırı yoktur. Çevrenizde insanlara bakın mizacen cesaretli insanlar vardır. Hesaba gelen bir cesaret değildir. Akılsız görünür onlar çünkü hesabını yapmamışlardır. Bu mizaca imanı ekleyince, imanın gücünü ekleyince sınırsız oluyor. İnsanda iki tane enerji kaynağı var, mizaç yani ruh, ikincisi imandır. Üç tane enerji kaynağı yoktur insanda, iki tanedir. Bunun ikisi zirve halinde Hz. Ömer’de terkip olmuştur, o şahsiyette cem olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-9-HZ. ÖMER(RA)-1-

Hz. ÖMER

Sayın dinleyiciler, bu gün Hz. Ömer konusuna başlıyoruz. Hilafet ve dört halife programımızı sürdürüyoruz, ısrarla da sürdürmeye devam edeceğiz. Dört halife ve devirlerini elimizden, dilimizden geldiği kadar konuşacağız. Evet, Haki Bey, Hz. Ömer konusuna tabii olarak adaletten başlamak gerekir değil mi?

Adalet öyle bir mefhum ki “niçin” sorusunu soramıyorsunuz. “Niçin adalet?” sorusu çok anlamsız geliyor. Bu kadar temel bu kadar derinde bu kadar güçlü bir duygudur. Ve bu tüm cemiyete tüm hayata yayılmak zorunda olan bir mefhumdur. Bunu, hayatın herhangi bir alanından çekip aldığınızda ya da tamamından çekip de bir alana mesela devlete yamadığınızda, o alana sabitlediğinizde o ülkede, o milletin hayatında tedavisi mümkün olmayan çok ağır yaralar açarsınız. Aslında o milletin kafasına sıkmış olursunuz. Kalbine sıkmış olursunuz. Niçin adalet, adaletin ne olduğuna gelmedik daha. Adalet nedir dediğimizde, en temel yanlışlardan birisi adaletin eşitliklerde gerçekleştiğini düşünmektir. Adalet eşitlikte gerçekleşmez yani eşitlik her zaman adalet değildir. Adaleti gerçekleştirmez. Adaletin eşitlikte gerçekleştiği durumlar da vardır. Adalet eşitlikte de gerçekleşebilir. Ama genellikle eşitlik adaletsizliktir. Adaletin tarifindeki temel unsur muvazenedir. Muvazene de herhangi bir muvazene değil yani her hangi bir denge adalet değildir. Dengenin en üstü en gelişmiş şekliyle, en mütekâmil halidir. Dengenin en mütekâmil hali adalettir. Böyle bir adalet tarifi yok bakın. Literatürde böyle bir adalet tarifi yoktur. Bulamazsınız. Türkiye de meri hukukun kaynaklarında bulamazsınız. Bu bizim İslam’dan aldığımız, anladığımız, oradaki metinlerden ürettiğimiz ve kültür olarak yaydığımız bir tespittir, oralardan buluruz, oralardan alırız bunu. Dengenin mütekâmil halidir. Mesela Necip Fazıl’ın İslam’la ilgili tarifi var ya adaletin en iyi tarifidir o. Necip Fazıl’ın İslam tarifi hem İslam tarifidir, hem hayat tarifidir, hem adalet tarifidir. Neydi hatırlayalım o sözü; “İslam zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizamıdır”. Yani en mütekâmil nizamıdır. Şimdi zıt kutuplar arasında bir denge kuracaksınız. Bu denge ise en mütekâmil seviyeye çıkacak. Necip Fazıl’ın İslam tarifi bu, yani bu adaletin tarifidir aynı zamanda. Yani kadın erkek arasında, idare edenle edilenler arasında, ya da hayatın her hangi bir alanında, insanın her hangi bir hayat alanında ne yaparsanız yapın gidip gelip kafanızı tezatlara (zıt kutuplara) çarparsınız. Ayeti kerimede bahsedilir zaten. Varlıklar çift çift yaratılmış ya. Gider gelir zıt kutupları bulursunuz. Çatışmada zıt kutuplarda olur. Bir biri ile tezat teşkil edenler, aralarında çatışır. Zıt kutuplar bir birini çeker o tartışmanın adıdır. O zıtlığı bir yerde dengelediğinizde ne iter ne çeker. Denge o demektir zaten. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-5-HZ. EBUBEKİR(RA)-1-

HAZRETİ EBU BEKİR

İyi akşamlar sevgili dinleyicilerimiz. Bu gün hilafet ve dört halife program serimizin ikincisini yapıyoruz. Konumuz, Hazreti Ebubekir… Haki bey, öncelikle Hz. Ebubekir’in sahabe içindeki konumunu konuşalım. Diğer sahabelerle mukayese edildiğinde ortaya çıkan “kıymet” nedir Hz. Ebubekir için?

Farklı tasnifler, var takdirler var, bizim yapmamız gerekmiyor ama yapılmış olan, işin sahibi yani ehli tarafından yapılmış olan tasnifler var. Hz. Vahşi ile Hz. Hamza’yı ya da Hz. Ebu Bekir’i yan yana koymanız gerekmiyor. Kategorik olarak sahabe olmak bakımından aynı kategori içinde bunlar, yan yana görünüyor. Ama o kategorinin içinde tasnifler var. Tabiî ki olacak. Mağara arkadaşı ile kimi mukayese edeceksiniz? Ya da yatağına yatırdığı Hz. Ali ile kimi mukayese edeceksiniz? “İki Ömer’den birini İslam’la şereflendirir duasına” muhatap olan zat ile kimi mukayese edeceksiniz? Meclise Hz. Osman geldiğinde hafiften şöyle bir doğrulmuş olduğu muhatabını kiminle mukayese edeceksiniz? Burada haddi aşmamak bizim için söz konusu, biz kendimiz, kendiliğimizden yapmama çabasındayız yoksa yapılmış olan tasnif var, yani Resulullah tarafından yapılmış olan tasnif ve sıralama var, Allah tarafından yapılmış olanı var. O tasniflere ittiba etmemiz ve hürmet göstermemiz gerekiyor. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et

Share Button

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-

HİLAFET

Sevgili dinleyiciler, Haki Bey’le bugün ve önümüzdeki haftalarda Hilafet konusunu konuşacağız. Bunun seri program olacağını düşünüyoruz. Kaç programlık bir seri olacağı konusunda ise bir fikrimiz yok. Ne kadar devam edebilirse o kadar sürdüreceğiz.
Evet, Haki Bey nedir Hilafet? Tabii hilafeti, dört Halife misalinden, onların özelliklerinden yola çıkarak, onların hayat tarzlarını tetkik ederek, fikri damıtma usulüyle konuşmak sanırım uygun olacaktır, değil mi?

Hilafet konusundan bahsedebilmemiz için önce Allah Resulü’nden bahsetmemiz gerekiyor. Allah Resulü (SAV), insan türünün remzidir, ufkudur. İnsani olan her şeyin kendisinde toplandığı, kendisinde temerküz ettiği, kendisinde cem olduğu şahsiyettir. Yani insan kavramının bütün müspet yönlerinin kendisinde, şahsında toplandığı biridir. Okumaya devam et

Share Button