HİLAFET, DÖRT HALİFE ve DEVLET İDARESİ -E KİTAP-

DÖRTHALİFEHilafet ve dört halife mevzuu ile ilgili bu çalışma, radyo programının deşifre edilmiş halidir. Kaç ay sürdüğünü hatırlamadığımız uzun soluklu seri bir program… Programa başladığımızda ne kadar süreceğini bilmediğimiz, ortaya kitaplık çapta bir muhtevanın çıkacağını öngörmediğimiz bir çalışmaydı. Programın ortalarına doğru, ciddi bir çalışma yaptığımızı, güzel tespitlerin meydana geldiğini, kitaplık bir muhtevaya doğru gittiğini gördük. Program bittiğinde kayıtları istedik, üzülerek gördük ki, bazı programların kayıtları yok. Galiba beş veya altı program eksik… Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE ve DEVLET İDARESİ -E KİTAP-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-47-HZ. HÜSEYİN(RA)-5-

Yezid bunu yapabilecek karakterde biri.

Yaptı zaten, o zaman da bunu söylemiş olabilir. Yezid o talimatı vermişse eğer, Vali o emre itaat etmiyor, bunu biliyoruz. Yezid’in öyle bir talimatı bulunmasa bile, vali adam olmasa, zapt altına alır. Öldürmese bile zapt altına alır, öyle bir şey yapmıyor. Vali böyle bir densizlik, dengesizlik yapsaydı muhtemelen facia Medine’de yaşanacaktı. Vali herhangi bir müdahalede bulunmuyor, Hz. Hüseyin de (RA) biat etmiyor, biat etmeyince aile efradıyla beraber Mekke’ye geçiyor.

Medine’den neden ayrılıyor?

Medine’de kendini emniyette hissetmiyor, burası çok önemli bir noktadır. Hz. Hüseyin’in (RA) Medine’de, Hz. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin yanı başında, onun bastığı topraklarda kendini emniyette hissetmemesi, işin ne kadar şirazesinden çıktığını gösteriyor. Ehl-i Beyt Medine’de yaşayamazsa nerede yaşar? Neticede Mekke’ye gidiyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-47-HZ. HÜSEYİN(RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-42-HZ. ALİ(RA)-20-

Biz en iyisi konumuza dönelim. Dünya-ahiret dengesinin bozulması kaçınılmaz bir süreç miydi?

İsabet olur çünkü Şia, dahil olduğu her konuyu zehirliyor. Bir meseleyi doğru dürüst konuşamıyoruz. Evet, o süreç kaçınılmazdı zira Risalet nefesini daim kılmak insan kudretinin üzerindedir, onun için bizzat Risalet gerekir. Sahabe-i Kiram, o nefesin bizzat muhataplarıydı, canlı muhatapları… Bu sebeple cemiyette sahabe çoğunlukta olduğu sürece o nefes hayata hakim olmuştur lakin ikinci nesilden itibaren tabii olarak zayıflamaya başlamıştır.

Hz. Ali (RA) döneminde bu açıkça görülüyor, Hz. Muaviye’nin kumandasındaki ordu da kumanda dehaları da var üstelik, Amr Bin As gibi… Karşılaşan iki ordu da deha sahibi kumandanlar tarafından idare ediliyor, bu sebeple büyük bir savaş oluyor, her iki taraftan da büyük kayıplar veriliyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-42-HZ. ALİ(RA)-20-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-40-HZ. ALİ (RA)-18-

Sıffin savaşında Muaviye ile Hz. Ali taraftarları karşı karşıya geldiklerinde ahiret-dünya dengesi ne durumda, yani hangi taraf dünyayı hangi taraf ahireti hayatın ağırlık merkezi olarak görüyor?

Zor bir soru bu tabii. Ben toptancı anlayıştan korkmuşumdur her zaman. Şam kuvvetlerinin içinde herkesin dünyacı olduğunu söylemek ne mümkün… Öncelikle bir hadiseye işaret etmek gerekiyor, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin irtihalinden sonra geçen her an, Risalet’in nefesinin uzaklaştığı görülüyor. Bunu en bariz şekilde teşhis edeceğimiz nokta, sahabe sayısının sürekli azalmasıdır. Risalet nefesi, tarihin en güzide cemiyet kadrosu olan sahabeye sirayet etmişti, sahabe sayısı azaldıkça o nefes de azalmaya yüz tutmuştur.

Hz. Ali (RA) dönemine geldiğinde o nefesi temsil eden Hz. Ali’dir değil mi? Çünkü Hz. Ali (RA) “Ehl-i Beyt”in babasıdır.

Şüphesiz… Fakat burada bir hususa dikkat çekmek istiyoruz, yeri geldiği için temas etmek mecburiyetindeyim. Hz. Ali (RA) Efendimizin kıymeti sadece Ehl-i Beytin babası olmaktan kaynaklanmaz, bu noktada belli belirsiz bir anlayış kayması var. Hz. Ali (RA) Ehl-i Beytten olmasaydı, sahip olduğu mizaç hususiyetleri, ahlaki kıvamı, anlayış derinliği ve nihayet şahsiyet terkibi cihetinden zaten harikulade bir insandır. Bir insanın kıymetini sadece bir hususiyetine tahmil etmek, özellikle de başka kıymetli hususiyetleri de varken bunu yapmak, o insanı tahkir etmektir. Mesela bir insan iyi bir cerrahtır fakat aynı zamanda yüksek bir takva sahibidir, sadece özelliklerinden birini dikkate almak o insanı tahkir etmektir. Muhakkak Hz. Ali’nin (RA) Ehl-i Beytin babası olması ayrıca ve hususi bir kıymet arzeder, öyle ki bu kıymet kesbi de değildir, bu cihetle çalışmakla da kazanılmaz. Meseleye bu cihetten bakıldığında Ehl-i Beytin babası olmasının misilsiz bir kıymeti olduğu doğru ama bu durum diğer hususiyetlerini görmezden gelmeyi meşrulaştırmaz. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-40-HZ. ALİ (RA)-18-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-35- HZ. ALİ(RA)-13-

Hz. Ayşe’nin de (RA) bir şekilde içinde bulunduğu ordu hareket ediyor, bundan sonraki gelişmeler nedir?

Cemel vakasının gerçekleştiği yere varmadan önce, yolda, köyün ismini hatırlamıyorum, orada köpekler havlıyor. Burası önemli bir noktadır. Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bir gün hanımlarına o köyün ismini söyleyerek, “O köydeki köpeklerin kime havladığını keşke bilseydim” diye buyuruyor. Hz. Aişe (RA) Validemiz, ordu o köyden geçerken köpeklerin havladığını duyuyor. Soruyor, “Burası neresidir” diye, o köyün ismi zikredilince, saçını başını yoluyor, “eyvah” diyor, “o benmişim”. Dönme istiyor fakat “o köy değil” gibi bazı ifadelerle ikna ediliyor, aslında aldatılıyor. İşin bir kader planı var, dikkat edin, Hadis-i Şerif gerçekleşecek… Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin beyanı boşlukta kalır mı? Bu tarafına kimse dikkat etmiyor. Kuru bir kavga, o haklıydı, bu haklıydı… Bunu ne yapacaksınız? Kaderin üzerinde bir güç mü var? Allah’ın Azze ve Celle’nin kudreti ile yarışacak biri mi var?

Bu durum sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Sorumluluğu tayin eden Şeriat’tır. Şeriat’a göre bir fiil neyse odur. Meselenin o kısmın konuşmuyoruz, tabii ki kaldırmaz. Lakin anlaşılmalı ki, evvelinde, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bilgisi dahilinde, vukua geleceğini biliyor. Bakın burada mühim bir husus var, mademki mesele buraya geldi, temas edelim. Biz kadere iman ederiz fakat kaderin ne olduğunu bilmeyiz, dolayısıyla çalışmaya devam ederiz. Kaderi vukuundan sonra biliriz ve rıza gösteririz. Fakat Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize, geleceğe dair çok şey bildirilmiştir, geleceğe ait Hadis-i Şeriflerin manası budur. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın kadere rızası, vukuundan evveldir, ifadelere dikkat edin, “oraya gitmeyin, orada bulunmayın” demiyor, kaderi, bildirildiği kadar biliyor fakat engel olmaya çalışmıyor, kadere rızası, vukuundan evvel. Buna rağmen bazılarının bu hadiseler üzerinden kavga etmesi, çok ahmakça değil midir? Dikkat edin, bir tarafa Risalet’in, vukuundan evvel kadere rızası var, diğer taraftan vakanın faillerinin, vukua gelmiş kadere rızaları var fakat bazılarının bugünden geriye doğru hadiselere bakıp kavga ve fitne arayışı var. Böyle olmaz… Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-35- HZ. ALİ(RA)-13-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11-

Hilafeti size teslim etmeye hazırım anlamında yapıyor bunu.

Tabii ki… Makam derdinde değiller, mesele acilen ümmetin vahdetini temin edecek, problemleri çözecek halifenin seçilmesi. Kendi derdinde olan insanlardan bahsetmiyoruz, Allah’ın rızasını talep eden, ümmetin meselelerini dert edinen büyük şahsiyetlerden bahsediyoruz. Çok keskin ve çok derin bir cevaptır o, “verin elinizi ben size biat edeyim”. Çok keskin zira meseleyi anında çözen bir tavır, çok derin zira hilafet makamından feragat edecek kadar yüksek bir feragat… Mesele ümmetin halifesiz kalmamasıdır, başsız kalmamasıdır, vahdetin teminidir.

Hz. Ali (RA) Efendimizin bu tavrı başka bir hususa da işaret ediyor. Hz. Ebubekir (RA) zamanında halifelik hakkı Hz. Aliye aitti filan gibi düşünceler çok garip. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken ne yaptıklarının farkında değiller. Hz. Ali (RA), “illa ben halife olacağım, benim hakkım, benim hakkımı gaspediyorsunuz” türünden düşüncelere sahip değil. Hz. Ali’yi (RA) övmeye çalışırken, onu iktidar heveslisi, iktidar taliplisi, iktidar için diğer sahabelerle küsen(!) hafifmeşrep bir insan haline getiriyorlar. Allah muhafaza…

Hz. Ali (RA) Efendimiz, Hz. Talha (RA) ve Hz. Zübeyr (RA) o cevabı verince tereddütsüz biat etmişler. Anlık çözüm üretme, keskin çözüm üretme dehası… O iki sahabenin bir hususiyeti de “Aşere-i Mübeşşere”den olmalarıdır, biatları bu cihetle mühim. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-33-HZ. ALİ (RA)-11-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-27-HZ. ALİ(RA)-5-

Evet, biliyorum, namaza duruyor, oku çıkarıyorlar, namazı bitirince “Neden çıkarmadınız” diye soruyor, hiç farkında olmamış.

İşte meselenin sırrı burada… Dikkat edin, en sarih Ayet-i Kerimelerden bahsediyoruz. Şimdi kendini kontrol et, o sarahatteki Ayet-i Kerimeyi senin anlamanla Hz. Ali (RA) Efendimizin anlaması ve tatbik etmesi aynı mıdır?

Galiba anladım.

Bir cihetten bakıldığında sarih olan, bir cihetten bakıldığında da sarih olduğu zannedilen Ayet-i Kerimeleri, derinlik boyutuyla anlama ihtiyacı duymayanlar, İslam’ı, kendi küçük zihni evrenlerinde “sığlaştırdılar”. Kur’an-ı Kerim “akılla anlaşılır” diyenler, İslam’ı sığlaştırmak gibi bir cinayet işliyorlar, hafifleştirmek gibi affedilmez bir suç işliyorlar, mana hacmini boşaltmak gibi bir operasyon gerçekleştiriyorlar. Buna mukabil “akılla anlaşılmaz” diyenlerde Kur’an-ı Kerim ile hemhal olmaktan uzaklaşıyorlar, zamanla aralarındaki mesafe açılıyor ve “kitap” ile irtibatını kaybediyor.

Esas olan, akılla hüküm çıkarmamaktır. Akıl anlar, herkesin kendi seviyesince anlar, ama hüküm çıkarmak, hukuk inşa etmek ihtisas ister. Müçtehit olmak gevezelikle karıştırılmaya başlandı, her önüne gelen “benim içtihadım” bu demeye başladı. Kişi haddini bilmedikten sonra her şey yapar, marifet insanın kendini tanıması, haddini bilmesi, duracağı yeri farketmesidir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-27-HZ. ALİ(RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-23-HZ. ALİ(RA)-1-

HAZRETİ ALİ(RA)

Hz. Ali denilince insanın akla ne tür çağrışımlar geliyor Haki Bey

Hz. Ali (RA) ile ilgili tedaileri takip etmek gerekirse çocukluğa kadar gitmek gerekir. Biliyorsunuz biz çocukluğumuzdan beri Hz. Ali’nin kahramanlık hikâyelerini, cenklerini okuduk. O manada çocukluk arka planına kadar gittiğinizde Hz. Ali (RA) ile şecaat, kahramanlık, bahadırlık eş anlamlı olarak hissi derinliğimize, kalbi dünyamıza kadar inmiştir. Çocukluğumuzdan kalma öyle bir alt yapısı var tabii ama insan büyüyor mecburen. Çocuk kalmıyor, cenk kitaplarından başka kitap okuyunca Hz. Ali (RA), netice olarak, zihni ve kalbi evrenimde, keskin bir idrak, yüksek bir ufuk, hacimli bir akıl, zapt altına alınamayacak bir zekânın cem olmuş halidir. Sahabenin dâhilerindendir. Bu konu pek konuşulmaz, nedense gündeme gelmez. Sahabeye, sahabe olmasından dolayı hürmet ve muhabbetimiz, bu türden bazı teşhisleri yapmamızı engellemiştir. Hürmet ile idrak arasındaki münasebetin sıhhatli ve sıhhatsiz şekilleri var. Mesela aşırı hürmetin idrak faaliyetini engellediği zannedilir bu yaklaşım yanlıştır. Hürmet idrak faaliyetini engellemez, aşırı hürmet de engellemez. Bir konuda veya şahıs hakkında anlama (tefekkür) faaliyetini engelleyen, sadece hürmet etmek halidir. O zat veya konu ile münasebetin “sadece hürmet” üzerinden kurulması, anlama faaliyetini ortadan kaldırıyor. Bu hal, duygu ile tefekkür arasındaki girift münasebet ağında tetkik edilmelidir. Mesela bir şahıstan sadece nefret ettiğinizde de idrak faaliyeti engellenir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-23-HZ. ALİ(RA)-1-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-19-HZ. OSMAN(RA)-3-

O devirde artık, “Ben yanlış yaparsam, beni nasıl doğrultursunuz?” sorusuna kılıçlarını çekerek, “Bununla” diye cevap verecek güzide kadro da azalmış halde…

Diline sağlık, tam isabet. En mühim konulardan biri de o. O kadronun aksine öyle bir güruh çıkmış ki Hz. Osman döneminde… Hz. Ali ile Hz. Osman arasındaki mükâlemeler var. Daha önceki programda muhtemelen söylemişizdir. Aralarındaki sohbet esnasında Hz. Osman’a, Hz. Ali’nin bir takım itirazları, şikâyetleri var. Hz. Muaviye ile ilgili, şamdan bir takım şikâyetler geliyor. Hz. Ali’ye de geliyor. Sadece Hz. Osman’a değil. Hilafete geliyor tabi ki öncelikle. Hz. Osman’ın Hz. Muaviye’yi görevden almaması üzerine konu Hz. Ali’ye de gelmeye başlıyor. Hz. Ömer’in hitabına karşı sahabenin o verdiği tepkiyi Hz. Ali de veriyor. Hz. Ebu Bekir döneminde, Hz. Ömer döneminde bir takım yanlışlıklar görülse kılıçlara sarılacak bir kadro var fakat henüz müesseseleşmemiştir. Kılıca sarılmamak, zafiyet olarak görülebilir fakat hilafet makamına karşı, bir yanlışından dolayı, patavatsızca kılıç çekilir mi? Konu hassas, azami dikkat isteyen bir durum. En küçük yanlışta kılıçlara sarılan bedevi bir cemiyetten bahsetmek, adalet hassasiyetinden bahsetmek değildir. Hz. Ömer’in (RA) o sorusu, çok ciddi bir sorudur. Hangi yanlışta kılıç çekeceğinizi bilmezseniz, adil ve medeni bir cemiyetten değil, kavganın olağanlaştığı bir bedevi cemiyetten bahsediyorsunuz demektir. Küçük yanlışlar, konuşarak, istişare ederek çözülebilecek meseleler için kılıç çekilmez. Sonraları böyle anlaşılıyor mesela. Hz. Ali dönemine geldiğinde o karşılıklı çatışmalarda pratikten kaynaklanan bir takım hadiseler böyle olsa gerek. İslam’ın nazari çerçevesi ile ilgili her iki tarafın da problemi, farklı anlayışı yoktur ama kılıçlar çekilmiştir. O ayar o denge kurulamamıştır. Fakat Hz. Ali, Hz. Osman’a kılıç çekmiş değildir. Hz. Ali’deki (RA) derin idrak, kılıcın nerede çekilip, nerede kınında tutulacağını anlayan ve ölçülendiren muhteşem bir anlayış çerçevesi oluşturuyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-19-HZ. OSMAN(RA)-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-17-HZ. OSMAN(RA)-1-

Haki Bey bugün Hz. Osman’ın şahadeti ve o dönemdeki olayları konuşalım.

Halifeler içerisinde en uzun süre halifelik yapan Hz. Osman’dır (RA). Hz. Osman döneminin temel özelliği Allah Resulü’nün ya da risaletin nefesinin yeryüzünden, O’nun nefesinin tesirinin yeryüzünden yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir dönemdir. Aslında peygamberimizin irtihalinden sonra başlar o nefesin yeryüzünü terk etmeye başlaması tabi ki, bura da radikal yorumlara meydan vermemek için neyi kastettiğimi bir cümleyle açıklayayım. O’nun bizzat varlığının tesiri bambaşka bir şeydir. Yani peygamberimizin bizzat bedenen de yeryüzünde bulunmasının tesiri bambaşkadır. Ve varlığının bu dünya da, ruhani ve cismani olarak bu dünya’da bulunduğu dönem itibari ile tesiri mukayesesiz bir hadisedir. Tesiri halen devam ediyor. Bugün de devam ediyor. Bırakın Hz. Osman dönemini, kıyamete kadar da devam edecek. Varlığının nuru ahirette de devam edecek, öyle bir zattan bahsediyoruz. Mesela cennette Cemalullahı görmek birinci mükâfattır. İkincisi Allah Resulü’nü görmektir. O’na yakın olabilmektir. O’nun meclisine, cennette de katılabilme iştiyakına sahibiz ve o meclise katılabilmek imtiyazdır, lütuftur. Hakikaten bizim ağzımızın suyunu akıtan cennet nimetleri bunların yanında kayda değer şeyler değil. Bizim aklımıza başka şeyler gelir cennet mükâfatı listesi yapılırken, nedense bunları pek aklımıza getirmeyiz. Ahirette de bunlar devam eder. Hz. Osman dönemini bu şekilde tespit ederken, Risaletin nefesinin yavaş yavaş yeryüzünden çekildiğini söylerken, nazari çerçevede konuşuyoruz. Pratikte de hadiselerin, ihtilafların, problemlerin yoğunlaştığı dönem olması hasebiyle bunu söyleme imkânına sahip değiliz. Haddimizi aşmadan pratiği konuşma ihtimali biraz zor. Sahabeden bahsederken hassas olmak gerekiyor. Pratikten bahsederken haddimizi aşarsak eğer, niyetimiz haddi aşmak değildir, öyle bir ihtimali ancak sürç-i lisan kabul ederiz. Hz. Osman’ın şahsıyla ilgili, kıymeti ile ilgili şeylerden bahsetmiyoruz. Biliyoruz ki tarihte süreçler var, dönemler var, bir şeyler başlıyor. Belirli ivmeyle bir müddet yol alıyor. Devam ediyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-17-HZ. OSMAN(RA)-1-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-

Hz. Ömer dedik, Hz. Ömer’in adaleti dedik, Hz. Ömer’de müşahhaslaşmış devlet adamlığı üzerinde durduk. Yine bir hadise, insanların haklarını koruma konusunda… Kadının biri gelip diyor ki, “Ey Ömer senin adamların bir mescit yapıyorlar, mescidin duvarları benim arsama geliyor”. Yahudi bir kadın sanırım. “Ey Ömer benim arsama tecavüz edildi, hakkımı istiyorum”, diyor. Müracaat ediyor halifeye… Müracaatı yapan gayr-i Müslim birisi. Hz. Ömer ölçtürüyor arsayı, o kadının arsasına tecavüz edilmiş, verdiği karar şu: “Yıkın”. Pazarlığa falan girilmemiş, razı olmayabilir kadın.

Zaten müracaatı var ya kadının “benim arsama tecavüz edilmiş” diye… “Hakkımı istiyorum” dediğinde, tereddütsüz yıkın kararı calib-i dikkattir. Bugün ki adıyla kamulaştırma yapabilir. Yapılan bina cami yani şahsi bir iş değil, ferdi bir iş değil. İbadethane olmak yönüyle kamusal bir binadır. Müslümanlar caminin İslam dünyasındaki kıymetini de iyi bilirler. Orada kamulaştırma yapmıyor. Şu an dünyanın yaptığı kamulaştırma devletin keskin kılıcıdır. Devlet denilen tariflere uymayan örgütün elindeki keskin kılıçtır, kamulaştırma. Girer bir yere ihtiyacı olanı alır. İhtiyacı olmayanı da aldığı vakidir. Alır ve şahıslara peşkeş çeker. Birçok hadise cereyan eder kamulaştırmada. Kamulaştırma konusunun ihtiyaç haline geldiği yerler olabilir. Bunu böyle çok hayalî bir devlet tarifi yaparak uygulanamaz hale getirmek gerekmiyor. Mutlaka kamulaştırma ihtiyacı olabilir. Ama bugün ki uygulanan kamulaştırma hukuku çok hoyrat, çok vahşi, çok kuralsız, çok sınırsızdır. Dünya da böyledir. Dünyada hukuk filan kalmadı aslında. Hukukun kaynağı İslam’dır, İslam hukukudur. Dünyadaki tüm hukuk sistemlerinin kaynağı İslam hukukudur. Batı da oradan süzüp almıştır ama bunu ne Batı söyler ne de bizimkiler bilir. Oradaki tavır enteresandır. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-14-HZ. ÖMER(RA)-6-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-

Devlet o kadar hassas olmadığı için sivil toplum örgütleri var değil mi? Batıda sivil toplum örgütleri biraz da devlet tarifinin eksikliğinden mi kaynaklanıyor, yani devlet vazifesini tam olarak yerine getiremediği için ek örgütler gerekiyor sanki.

Nizam, devletin bariz özelliklerinden biridir. Bir ülkede, bir toplumda nizamın olması, nizamın tesis edilmesi gerekir. Bu o kadar büyük bir ihtiyaçtır ki, mafya da herhangi bir topluluğun içine, bir şehre, bir ülkeye girdiğinde, o da bir nizam tesis eder, kendi kuralları vardır, raconu vardır. Mesele hukuk zeminine oturan, doğru hukuku da bulmuş olan, adil bir nizam olmasıdır. Hukukun üstünlüğünü temin etmeniz için hukuku üstün kılmanız gerekiyor fakat hukuku üstün kılabilmeniz için “üstün hukuku” bulmanız gerekir. “Üstün hukuk” inanılan, iman edilen hukuktur. Ya da kaynağında iman olan, iman edilmiş bir metinden (kaynaktan) süzülmüş çıkarılmış bir hukuktur. O zaman iman ettiğiniz hukuk insanların başının tacı olur. Konu iman konusuysa insanlar başına taç ediyor. İman konusu değilse ayağının altında toprak ediyor. Tepeliyor. Şimdi siz hem iman etmeyeceksiniz. İman edilecek kadar önemli olmayan bir kurallar toplamını üstün kılacaksınız. İnsanın üstün kılmasının zihni manivelası iman etmektir. İman etmediği hiçbir şey üstün değildir. Her hangi bir değeri üstün kılabilmesin tek yolu ruhu ve zihni dünyasına onu iman yoluyla yerleştirmesidir. İnsan orta yerde durur. İmanıyla yukarıya bakar. Akıl cihetiyle aşağıya bakar. Aşağısı hayattır. Her şey, aklına konu olan her şey, ayağın altındadır. Yani faydalanılan bir değerdir. Fayda temin edilen bir değerdir. Oysa imanıyla yukarı bakarken ruhuyla yücelir. Üstünlük atfı, ,üstün değer kabulü sadece imanladır. Aklıyla bir şeyi üstün kılamaz insan. Kendi kendine kılamaz. Mesela kendi aldığı kararlara riayette zorlanır insan. Fert kendi aldığı kararlara kendi yaptığı planlara uymaz. Niye? Çünkü kendi kendine inanamaz. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-13-HZ. ÖMER(RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-12- HZ. ÖMER(RA)-4-

Hz. Ömer denilince tabii Hz. Ömer’de farklı değerli özellikler var. Bunların başında bir devlet adamı olarak, yönetici olarak birçok özellikleri var. Hz. Ömer ve bu konu bütünlüğü içinde bizim kültürümüze sahip idarecilerde bulunması gereken özellikleri konuşalım biraz.

Bütün dünyanın tartıştığı, patinaj yapmaya başladığı, siyasal gelişmelerde problemli bir noktayı oluşturan yönetim meselesi, yönetim meselesi ile paralel yönetici meselesi, yönetici şahsiyeti meselesi, çok ciddi bir meseledir. Bu insanlık tarihi boyunca tartışıla gelmiştir. Doğrusu mütekâmil manada yöneticinin ne olması gerektiğiyle ilgili şablonlar da üretilmiş değil siyasal tarihe baktığımızda. Tabii ki iyi ve adil yöneticilerde olması gereken vasıfların listeleri oluşturulmuştur. Fakat yöneticiden önce muhtemelen sistemin, devlet denilen aygıtın nasıl olması gerektiğinden bahsetmek gerekir belki de. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-12- HZ. ÖMER(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-

Hz: Ömer Müslüman olmadan önce çocuğunu diri diri gömecek kadar öfke sahibidir.

O bir vahşet fiilidir. O, insan tabiatında vardır. Diri diri gömmek öldürmenin en uç noktası, çocuğunu gömerken üzerine attığı bir topraklardan sakalına sıçrayınca çocuğu, “babacığım sakalın kirleniyor” diye temizlemeye çalışıyor. İşte aynı Ömer kardeşi ile eniştesinin Kur’an okuduğunda, eniştesini yerle bir eden, kız kardeşini ayaklar altına alan bir Ömer. Müslüman olduktan sonra da “siz dininizi nasıl saklarsınız çıkıp söyleyelim” diyen biri bu, mizaç işte.
İslam o mizaçtan nasıl süzülüyor, İslam onda öyle tecelli ediyor. Mizaç farklılıkları dediğimiz şey orasıdır. Mizacen güçlü, celadet sahibi diyoruz ya, “niye saklanıyoruz” diyor. Çünkü mizacın kudreti yani ruh kudreti ile imanın kudreti birleştiğinde ortaya çıkan şey emsalsiz. Bunun sınırı yoktur. Çevrenizde insanlara bakın mizacen cesaretli insanlar vardır. Hesaba gelen bir cesaret değildir. Akılsız görünür onlar çünkü hesabını yapmamışlardır. Bu mizaca imanı ekleyince, imanın gücünü ekleyince sınırsız oluyor. İnsanda iki tane enerji kaynağı var, mizaç yani ruh, ikincisi imandır. Üç tane enerji kaynağı yoktur insanda, iki tanedir. Bunun ikisi zirve halinde Hz. Ömer’de terkip olmuştur, o şahsiyette cem olmuştur. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-11-HZ. ÖMER(RA)-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-

Sevgili dinleyiciler Hz. Ebu Bekir’i ne kadar anlatsak az… O, yaşayan, müşahhas haliyle tarifi kabil olmayan bir şahsiyet… Biz burada günümüzün diliyle izah etmeye çalışıyoruz. Hz. Ebu Bekir’i kısaca izah edecek olursak Haki Bey?

O zor bir soru, Hz. Ebu Bekir’i kısaca tarif etmek zor bir konu… Ama bilinen bilgileri yeniden insanların zihinlerinde çalkalamalarında fayda var. Allah Resulü’nün kayınpederi, bunun kıymetini kimse takdir etmeye kalkmasın. Sadece bunu bilgi olarak yerleştirsinler, hafızalarına, akıllarına ve şuurlarına… Onun birinci halifesidir. Hilafetin ihdasını gerçekleştiren zattır. Hilafet onunla başlar. Dolayısıyla İslam devleti de onunla başlar. Risalet çekilince yeryüzünden devlet riyaseti başlamıştır. Hz. Ebu Bekir ilk İslam devletinin ilk başkanıdır. Şimdiki anladığımız manada sadece devlet başkanı değil. Nispet vardır. Hilafet nispet demektir. Birinin peşinden gitmektir. Devlet başkanı değil. Siyasete göre devlet başkanıdır muhakkak, o anlamda söylemiyorum, öncelikle Allah Resulü’nün halifesidir. Hilafetin de ihdasıdır. İslam devletini müessese olarak inşa eden zattır. İslam devletinin inşasında mimardır.

Bu noktanın üzerinde durmamız lazım. Ne demek ilk İslam devleti ve onun ilk başkanı? Peygamberimiz zamanında İslam devleti kurulmamış mıydı ve O İslam devletinin başkanı değil miydi? Burada sezdiğim ama ifade edemediğim incelik nedir? Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-7-HZ. EBUBEKİR(RA)-3-

Şu ana kadar ele aldığımız Hz. Ebu Bekir’in Allah Resulü’ne iman etme noktasında tutum ve davranışlarıydı. Allah Resulü’ne yaptığı yardımlar, O’nunla birlikte olduğu dönemlerdeki tavrı, davranışları neydi? Onlarla ilgili isterseniz biraz konuşalım.

Anam babam sana feda olsun ya Resulullah diye başlayan kelam… O gevezelik değildir Sahabenin dilinde, hakikaten feda ederek gelmişlerdir. Risaletin tevdi edilmesinden önceki arkadaşlıkları dostlukları vardır ya iki yaş küçüktür zaten. İki yaş küçüktür ve iki yıl sonra vefat etmiştir. Aynı yaşta vefat etmiştir. Altmış üç yaşında vefat etmiştir. Hasta yatağında yatarken de Hz. Aişe yanında, ona “Allah Resulü hangi gün vefat etmişti?” diye soruyor. Hz. Aişe cevap olarak, pazartesi diyor. “Bugünlerden ne?” diye soruyor Hz. Ebu Bekir. “Bugün pazartesi” diyor, Hz Aişe validemiz. “Onunla aynı günde emanetini al” diye duası var. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-7-HZ. EBUBEKİR(RA)-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-“