MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

“Nasıl” sorusuna cevabı medrese verir. Hayatın “nasıl” buudu, “niçin” buuduna mukaddemdir, bununla beraber “niçin” buudu, “nasıl” buudundan kıymetlidir. Zaten “nasıl” buudu genişliği, “niçin” buudu ise derinliği temsil eder. Derinlik genişlikten öncedir (mukaddemdir) zira genişlik yoksa, bir zemin yoksa derinlik, derinleşme imkanı yoktur.
“Nasıl” sorusuyla “niçin” sorusunu birbirinden tefrik etmek tabii ki kabil değildir. “Nasıl” sorusu, muhtevasında “niçin” sorusunu, “niçin” sorusu da muhtevasında “nasıl” sorusunu barındırır. Bu iki soruyu birbirinden bağımsızlaştırmak mümkün olmadığı gibi, lüzumlu da değildir. Sadece nazari çerçevede ve tedrisat maksatlı olarak ayrı ayrı ele almak ve her birinin asli merkezini göstermek ihtiyacı vardır. Bu sebeple medrese “nasıl” sorusunu cevaplarken, “niçin” sorusunun cevabını da verir, keza tekke de “niçin” sorusunu cevaplarken aynı zamanda “nasıl” sorusunun cevabını verir. Öyleyse medrese ile tekke arasındaki mevzu tasnifini ve vazife taksimini niye yapıyoruz, kadimde niye yapılmış? İşte can alıcı soru budur, bunun cevaplanması gerekir.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İSLAM ŞEHRİ-17-İNFAK

İslam hiçbir konuyu tek zeminde hükme bağlamamış, en azından hukuk, ahlak ve edep olmak üzere üç çerçevede ve mertebede (seviyede) tanzim etmiştir. Hukuk, ahlak, edep, içtimai hayatın her noktasında görülebilen umumi tasniftir, bunların dışında da derinleştikçe (veya irtifa kazandıkça) farklı çerçevelerde farklı tasnif ve tanzimleri mevcuttur.

Mülkiyet, İslam’ın her seviye ve çerçevede tanzim ettiği bir bahistir. İslam, hukuki çerçevede hususi mülkiyeti tanımakla başlar, ruhi inkişafın zirvelerine doğru “Mülk Allah’ındır” hükmünü levhalaştırır.

Varlık telakkisi (ontoloji) cihetiyle “Mülk Allah’ındır” hükmü, “nihai ölçü” olmak bakımından tevhidi mahiyet taşır ve başköşede yerini alır. Nihai ölçü, ruhi inkişafın nihai maksadıdır, menzilidir. Müslüman şahsiyet, o menzile doğru inkişaf etmekle memur kılınmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

DARBELER VE TEDBİRLERİ-3-KAOS ÜZERİNDEN MEŞRUİYET HIRSIZLIĞI

DARBELER VE TEDBİRLER-3-KAOS ÜZERİNDEN MEŞRUİYET HIRSIZLIĞI
Meşruiyetin çalınmasının çeşitli yolları var, ordunun meşruiyeti çalma yolu umumiyetle el altından kaos üreterek gerçekleşir. Hayatın nizami altyapısı bozulur, asayiş biter, anarşi başlar ve halkın psikolojik kaynakları kurutulur. Kaos ve anarşide hayat olmaz, hayatın altyapısının çökmesi ile başlayan nizam arayışı aynı zamanda hayat arayışıdır. Halkın psikolojik organizasyonu, hayat aramaya başladığında ordunun darbe yapması talep edilmeye başlanır. Bu durumlarda ordunun nazlandığı bile görülür. Ordunun meşruiyeti bu şekilde çalmasının sayısız misali var ve herkes bu yolu artık biliyor. Türkiye’deki siyaset kadroları, bu hırsızlığın birçok tecrübesine sahip oldukları için tedbir almayı öğrendiler ve bu konuda maharet kesbettiler. Bu tür meşruiyet hırsızlıkları için bilmemiz gereken husus, ülkenin şartlarının ölüm ile hayat arasında tercih yapılması noktasına getirilmesidir, şartlar bu hale geldiğinde darbeyi önleyecek hiçbir tedbir yoktur. Bu tür meşruiyet hırsızlığını önlemenin yolu, hayatın nizami altyapısının çözülmesine mani olmak, şartları o noktaya kadar getirmemektir.
Ülkede, kaos ile nizam, hayat ile ölüm arasında tercih yapma zorunluluğunu oluşturan şartlara müsaade edilmemelidir. Bu şartlar oluştuğunda halkın tercihi bellidir ve halk hayatı tercih eder, bu tercihi de yanlış değildir. Halk tercihlerini insiyaki şekilde yapar, insan tabiatı insiyaki olarak hayata doğru akar, başka şekilde olmasını düşünmek insan tabiatına uygun değildir.
En büyük meşruiyet hırsızlığı, hayatın nizami altyapısını çökertip, halkı ölüm ile hayat arasında tercih yapmak zorunda bırakmaktır, ülkeyi bu noktaya getirenler operasyonlarının hedefine ulaşmış olurlar. Bu yol aynı zamanda en ahlaksız, en iğrenç, en hayvani metottur zira büyük can kayıpları yaşanır. İnsanların hayatları üzerinden meşruiyet hırsızlığı yapanlar, yeryüzünün en alçak, en hayvan, en adi insan çeşitleridir. Bunlara asla insan muamelesi yapılmamalıdır. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”

AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”
İktisadi alan, devlet için farklı, medeniyet (ve kültür) için farklı manalar ihtiva eder. Medeniyet ve kültür, iktisadi alana, devlet kadar ihtiyaç duymaz, devlet iktisadi kaynaklara daha fazla bağımlıdır. Medeniyetin inşa sürecinde iktisadi kaynaklara ihtiyacı yüksek seviyededir ama devamı için nispeten daha azdır. Devletin güç kaynakları arasında iktisat birinci sıradadır, hem inşası esnasında hem de devamı sırasında, buna mukabil medeniyet ve kültürün güç kaynakları arasında iktisat birinci sırada değildir. Bu tespitin yanlış olduğunu düşünenler, medeniyet kavrayışını batı medeniyetinden edinenlerdir, evet, batı kültür ve medeniyeti iktisadi temele oturtulmaya çalışıldığı için, onlarda, devlet, kültür ve medeniyetin iktisadi alana ihtiyaç duyma derecesi neredeyse eşitlenmiştir. Buna rağmen batı kültür ve medeniyetinde bile iktisadi ihtiyaç, belli belirsiz devletin ihtiyaç duymasından biraz daha azdır.
ABD’de otuz milyondan fazla insanın “evsiz”, yüz milyon insanın ise gıda yardımı ile yaşamasına rağmen “isyan” etmemesi, ülkede yaygın ve hakim olan kültür kodlarıyla izah edilebilir. Hakim olan liberal kültür, başarıyı da başarısızlığı da ferde bağlıyor ve insanlar başarılı olduklarında bunu sadece kendi maharetlerinin neticesi, başarısız olduklarında ise sadece kendi beceriksizlikleri kabul ediyor. Evsiz yaşayanlar, gıda yardımına muhtaç olanlar, işsizler vesaire halk kesimlerinin isyan etmemesinin sebebi, tabii ki iktisadi durum değil, kültürel kodifikasyondur. Okumaya devam et

Share Button

VENEDİK BAĞIMSIZLIK İSTİYORMUŞ!!!

VENEDİK BAĞIMSIZLIK İSTİYORMUŞ!!!
Gazeteler son zamanlarda Avrupa ülkelerinde ayrılıkçı düşüncelerin eyleme geçtiğine dair haberler yapıyor. İtalya’da Venedik, İngiltere’de İskoçya, İspanya’da Katalanya, Almanya’da Bavyera bölgesi gibi… Avrupa’da neler oluyor? Asırlardan beri beraber yaşayan bu bölgeler, içinde bulundukları ülkelerden ayrılmayı neden istiyor? Neden bu gün istiyor? Bu sayılan bölge ve şehirler tarihten beri ayrı bir yapı arzediyor aslında ama neden bu gün açıkça bağımsızlıktan bahsediyor? İskoçya’nın 2014 de bağımsızlık referandumuna gidilmesi gündemde, konu bu kadar ilerlemiş durumda.
Venedik örneği çok ilginç… Ayrı bir dil kullanmıyor, İtalya’nın diğer bölgelerinden çok fazla bir farklılığı yok. İskoçya Venedik’e nispetle ayrı bir memleket ama Venedik’e ne oluyor? Venedik’in tek farkı (yanlış hatırlamıyorsam) tarihte bağımsız bir devlet olmasıdır, bundan başka bir farklılık yok. Dildeki farklılık, lehçeden ibaret… Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ
Son İslam (Osmanlı) medeniyetinin yıkılmasıyla birlikte İslam’ın dünya görüşü arayışı başladı. Osmanlının son dönemlerinde başlayan bu arayış, Osmanlının “nasıl kurtulacağı” sorusu ekseninde dolaştığı için, konjonktürel aksaklıklara sahipti. Cumhuriyet ile birlikte mesele yeniden ele alınırken, topyekun bir dünya görüşü arayışı haline geldi, gelmeye çalıştı. Cumhuriyet döneminde, siyasi rejimin dini “vicdanlara” hapsetme operasyonunun ağır etkisiyle topalladığı ayrı bir vaka olarak karşımıza çıktı.
Osmanlı-İslam medeniyeti yıkılırken, öncesinde ve sonrasında ağır bir kültürel yozlaşma yaşandı. İslam, enkaz halindeki medeniyetin, sosyal ve siyasal tortuları ile zapt altına alınmıştı. Fikir ve ilim adamlarının Cumhuriyet döneminde sebepli-sebepsiz katledilmeleri ile birlikte İslami alametler, halkın, Osmanlı medeniyet enkazından devraldığı tortularla temsil edilme noktasına gelmişti. On dört asırlık tarihinde İslam, hiç bu kadar seviyesiz bir idrak dönemi yaşamamış, bu kadar tortulaşmamış, bu kadar halkın geleneğine teslim olmamıştı.
Cumhuriyetin ilk zamanlarında elde kalan bir avuç fikir ve ilim adamı, bazen konjonktürel ihtiyaçlar içinde kıvranmış bazen zamanüstü (tüm zamanlara şamil) İslami dünya görüşü arayışını devam ettirmiş, her durumda da Müslümanları mevcut baskıcı, zalim, diktatoryal siyasi rejimin kıyıcı etkisinden kurtarmak telaşına düşmüşlerdi. Yaptıkları doğruydu, içinde yaşadıkları dönem o kadar lanetli bir zaman dilimiydi ki, üç-beş Müslümanın imanını kurtarmak bile “büyük iş” cümlesindendi. O cehennemi konjonktürde yaptıklarıyla hatırlanmaları gerekir, yapmadıklarıyla tenkit edilmeleri değil. Okumaya devam et

Share Button

HALK HAREKETLERİNİN ANATOMİSİ VE SURİYE MİSALİ

HALK HAREKETLERİNİN ANATOMİSİ VE SURİYE MİSALİ
Halkı harekete geçirmek fevkalade zordur. Siyasi hareketlerin, özellikle de muhalif hareketlerin halkı harekete geçirmek için sarfettikleri sayısız çaba çok zaman boşa çıkmıştır. Halkın içinden ikna edilen, siyasi fikirlere ve hareketlere inanan bir kısım insanları bulmak her zaman mümkün ve kolay olmuştur ama halkı (halkın tamamını veya kahir ekseriyetini) harekete geçirmek zordur. Halkın anlaması yavaştır, siyasi hareketlerin anlama ve anlatma hızı her zaman daha yüksek olmuştur. Muhalif siyasi hareketlerin anlama hızıyla halkın anlama hızı arasındaki fark, halkın harekete geçirilmesi için gereken zamanı gösterir. Siyasi hareketlerin “anlatma usullerinde” yaptıkları hatalar ise bu zamanı uzatır.
Halkın anlama ve kabul etme hızındaki yavaşlık, hayatın ve insanın tabiatı ile ilgili bir husustur. Hayatın altyapısı çözülmeye başlayana kadar halk, rejimin değişmesi gerektiğini kabul etmez. İdeolojik eğitimden geçmiş siyasi kadroların ve hareket mensuplarının anlaması, muhalefete başlamaları için kafidir ama halkın anlaması, muhalefet saflarına geçmesi için kafi değildir. Halk, hayatın altyapısı çözülene kadar muhalif saflara geçmez, siyasi mücadelenin tarafı haline gelmez, sahaya (sokağa) inmez. Okumaya devam et

Share Button