ERDOĞAN, ARINÇ, GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA

ERDOĞAN ARINÇ GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA
Recep Tayyip Erdoğan Akparti’nin lideridir, Bülent Arınç ise partinin ve hükümetin “akl-ı selimi”dir. Melik Gökçek ise, belediye başkanlarından birisi… Melih Gökçek’in mizaç deposundaki istidatları ve onlarla inşa ettiği (aslında gelişigüzel oluşan) şahsiyeti, ancak bir belediye başkanı olmaya kafidir ve daha ötesi o madenden çıkmaz.
Erdoğan ile Arınç arasındaki münasebet ve bu münasebetin üzerine oturduğu hukuk, hususi ve mahrem bir mahiyet taşır. İkisi arasındaki münasebetlere (itirazlar ve tartışmalar da dahil) kimsenin burnunu sokmaması gerekir. Erdoğan liderliğin ne olduğunu bilecek seviyede, Arınç ise bir meselenin nasıl çözüleceğini anlayacak seviyededir. Arınç’ın akl-ı selimi, meselenin suhuletle halline ve hasarın asgari seviyede tutularak neticelendirilmesine kafidir.
*
Bülent Arınç’ın Erdoğan hakkında, “hükümeti, kamuoyu önünde azarlar gibi tenkit etmemelidir” mealindeki ifadeleri doğrudur. Erdoğan, hükümetin başkanı da dahil olmak üzere tüm üyeleriyle istediği zaman ve istediği konularda konuşma ve fikirlerin söyleme imkanına ve iktidarına sahiptir. Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın kıymet ve itibarını kabul ve teslim etmesi, çocuk gibi azarlanmasını meşru hale getirmez. Cumhurbaşkanının otoritesini ortaya koyması ve devlet cihazını cevval bir şekilde çalıştırması doğru ve haklıdır lakin üslubu ve meselenin konuşulma zemini hususunda dikkatli seçimler yapılmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

Büyük Doğu devletinde (Başyücelik devletinde) hiçbir makam milletin seçimi ile tespit ve tayin edilmez. Bu tanzim yapılırken dikkat edilen husus, İslam’daki devlet ve idare mefkuresinin ana ölçülerinden biri olan; “Makam talep edilmez, ehliyet ve liyakat sahipleri malik oldukları vasıf ve maharet istikametindeki makama tayin edilir” hikmetidir. Bu ölçü ve muhtevasında mahfuz olan hikmetlerin tecellisi nasıl tahakkuk ettirilebilir? Devlet ve idare mefkuresindeki en girift meselelerden birisi olan bu hikmet, “talip olmak”, “namzet olmak”, “rekabet etmek” ve “seçilmek” süreçlerini ortadan kaldırmalı mıdır?

Talip olmakla tezahür eden nefs, rekabet etme sürecine girdiğinde azmanlaşıyor, seçildiğinde ise ölçü tanımaz hale geliyor. Seçilmekle kudret sahibi de olduğu için, nefsi tahdit edecek, ölçüsüzlüklerine mani olacak, ana yapı içinde zapt altına alacak müeyyide ihtiyacı artıyor. Hukuk hakimiyetinin şuurlara kadar sirayet ettiği, ahlakın ruhlara kadar nüfuz ettiği bir cemiyet vasatında, nefsin bir şekilde zapt altına alınmış olduğu kabulü nazari olarak doğrudur. Ne var ki bir taraftan hukuk ve ahlak hakimiyetinin arzulanan kıvamda ve derinlikte cari olduğu ideal şartları bulmaktaki, bulunduğunda süreklilik arzedecek şekilde muhafaza etmekteki zorluk, diğer taraftan bu şartlar bulunsa ve devamı sağlansa bile nefs denilen muammanın her hal ve şartta nüfuz yolunu bulduğu, mahkum edilse bile mahvedilemediği, mahkumiyet duvarlarından sızmakta da mahir olduğu bilinir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

Zaman gazetesinin yazarı… (İhanete) hizmet hareketine mensup olmayan, gazeteye iliştirilmiş birisi… Fethullah Gülen örgütü ile hükümet arasındaki husumetin derinleşmesinden sonra saflarda ortaya çıkan arınmadan nasibini almadı. Leyla İpekçi, Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin tahammül edemeyip ayrıldığı ihanet örgütünün yayın organlarından, ihanet hareketine mensup olmamalarına rağmen ayrılmayan, hatta mevziini sağlamlaştıran birkaç isimden birisi Mümtaz’er Türköne… (İhanete) hizmet hareketinin mensubu olmamasına rağmen, onlardan daha ağır ve seviyesiz saldırılarda bulunan Mümtaz’er Türköne ve Ali Bulaç gibi isimler, hükümete karşı şahsi husumeti olup da, fırsat bulmuş gibi davranıyorlar. Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne, ihanet örgütü tarafından satın alınmış olabilir mi? Bunların parayla kalemini sattığı düşünülebilir mi? Doğrusu böyle bir itham çok ağır hakaret olur. Parayla satın alınmamışlarsa (ki kanaatimiz bu yöndedir) mevzilendikleri yerin bir izahı olmalı…

Mümtaz’er Türköne’de hükümet husumeti o kadar yüksek ki, tarafsız bir entelektüel (fikir adamı olmadığı için bu ifadeyi kullanıyoruz) olarak tavır aldığını ve yazılarını bu merkezden yazdığını söylemek mümkün değil. Hükümetin herhangi bir tavrı ve uygulamasının Türköne’ye şahsi zarar vermiş olma ihtimali ağır basıyor. Her ne olduğunu bilmediğimiz şahsi husumeti, aklını ve kalemini esir aldı. Geçen milletvekili seçiminde Akparti’den aday adayı olmuş, aday yapılmamış (yapılmayacağını anladığı için vazgeçmiş) olması, şahsi husumetini açıklamaya kafi midir? Zaman zaman bu ihtimalin doğru olduğunu düşündüğümüzü de itiraf edelim ama son zamanlardaki yazılarına bakınca, bu ihtimalin meseleyi izah etmeye kafi olmadığı zannı galip geldi. Yazılarında bas bas bağıran “şahsi husumet” meselesi her ne ise onun açıklanması gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

Cemaat, kanalizasyon çukurlarında gözlerden uzak şekilde hazırladığı planlarını, devletin çeşitli organlarında (mesela yargıda) usulsüz ve hukuksuz şekilde operasyona dönüştürüyor. Kanalizasyon akan beyinlerden çıkan planlar, iğrenç uygulamalara dönüştürülürken, cemaatin medyası ise telif hakkını üstlenmiyor ve yolsuzluk naraları atmayı sürdürüyor.

Şimdi herkes şu soruyu soruyor; Hükümet meseleyi doğru ve derinliğine teşhis etmesine rağmen neden karşı operasyonlar başlatmıyor? Hükümetin karşı operasyon yapacak gücü tabii ki var, mesele bu gücün olup olmaması değil. Hükümet, ülkeye, ülkedeki atmosfere hakim oldu, 17 Aralık operasyonundan kısa süre sonra meseleyi teşhis etti ve tedbirlerini almaya başladı. Şu anda cemaatin lağımlarda saklanan kamikazelerine rağmen duruma hakim. Karşı operasyon yapmak için kafi gücü de olduğuna göre neden başlatmıyor beklenen operasyonları? Şimdilerde, cemaat de dahil tüm kamuoyunun merak ettiği bu sorunun cevabı, meseleyi izah etmek için doğru bir başlangıç noktasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Cemaatler iktidarlaşmamalı, iktidarlar da yolsuzluk lekesi taşımamalı. İktidarlaşan ve bazı güçlerin gayelerine alet olan cemaatlerin millet nezdindeki ihlâs ve istikametinden endişe edilmeye başlanır.

Cemaat anlayışının dar kalıplar ve dünyevî pozisyonlar içinde itibarını zedelemek, Müslüman Türkiye’nin rüyasını görenlere zarar verir.

Cemaatler, varlık sebeplerinin ortadan kaldırılacağı vehmiyle siyasi angajmanlara girmemeli, İslâmî istikamette olmayı gaye edinen bir hükümetin, medya imkânlarıyla itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmamalı. Art niyetli ve yıkıcı iç ve dış derin çevrelerin dümen suyunda gitmemeli.

Manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla, tarafgirlik psikozuyla cemaatin medyası ve seçkinlerinin yönlendirildiği, karanlık koalisyon hükümet oluşumlarına alet edildiği açıktır.
Okumaya devam et

Share Button

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
Polemikmeydanı’nı zaman zaman sitemizde tanıttığımız için sorumluluk hissediyoruz. Tanıttığımız sitelerin, gurupların, dergilerin yanlışlarını gördüğümüzde, kendi yanlışımız gibi sorumluluk duyuyor ve tenkit ediyoruz. Kendi sitemizde tanıttığımız için, onların yanlışlarına da referans olmak gibi bir duruma düşüyoruz, bu sebeple de tenkit etmezsek yanlışa ortak olmaktan korkuyoruz.
*
Mustafa Karaşahin’in, “Karşı-Operasyonlar” başlıklı yazı serisi, hükümetin, cemaate karşı başlatacağı karşı hamleleri açıklamak için hazırlanmış görünüyor. Başlangıçta, yazı serisinin muhtevasını, Mustafa Beyin “tahminleri” şeklinde anladık ve umursamadık. Yazı serisinin ikincisi olan “casusluk soruşturması” başlıklı yazının muhtevasının, bir gün sonra aynı manaya gelecek şekilde Başbakanın ağzından döküldüğünü görünce irkildik. Zaten bu konuyu, siteden Fatih Mehmet Kaya, “Mustafa Karaşahin’in öngörüsü, ertesi gün başbakanın ağzında” başlıklı bir yazıyla, polemikmeydanının başarısı olarak sundu. Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!
Bir-iki savcı ve bir gurup polis, kamuoyuna bakılırsa ülkenin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yaklaşık bir yıldır yürütüyor ama operasyon başlayana kadar kimsenin haberi olmuyor. Polislerin amirleri, amirlerinin amirleri ve nihayet İçişleri bakanının haberi yok, hükümet üyelerinden kimsenin haberi yok, başbakanın haberi yok, MİT’in haberi yok ila ahir… Çok ilginç…
Operasyonu planlayanların, soruşturmayı ve hedeflerini gizli tutmalarını, gizli tutmak istediklerini anladık da, gizli tutabilmelerini anlamadık. Nasıl bir ekip kurulmuş ki, bilgi sızmamış. Meselenin can alıcı noktası burası… Genelkurmay karargahındaki görüşmelerin, bakanlar kurulu toplantılarındaki gündemin bilgisinin bile sızdığı bir ülkede, bir gurup polisin yürüttüğü soruşturmanın bilgisi sızmamış. Adamlar operasyonu başlatana kadar, yani kendiler bilinmesini istedikleri zamana kadar tek kelimelik bir bilgi sızıntısı yok.
Bu nasıl mümkün olabilir? Emniyetteki herhangi bir birimde görevli amirler ve polislerin içinde başbakanı seven kimse yok mu? Başbakanı uyaracak kadar önemseyen kimse yok mu? Olmaz mı, mümkün mü böyle bir şey? Gayet açıktır ki belli birimleri baştan sonra işgal etmişler.
Evet… Bu bir örgüttür. Böyle bir yapıyı başka şekilde ifade etmek, isimlendirmek kabil değil. Başbakan başta olmak üzere hükümet üyelerinin yaptığı açıklamalarda ısrarla altını çizdikleri, “devlet içinde yuvalanmış illegal bir örgüt” tarifi, siyasi bir manevra değil, gerçeğin ta kendisidir. Okumaya devam et

Share Button

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞMEZ?

AKPARTİ NEDEN İKTİDARDAN DÜŞÜRÜLEMEZ
Türkiye’deki muhalifler ve muhalefet düşüncesi çok basit, çok yüzeysel, çok beceriksizdir. Akparti’ye karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok, sadece iktidardan düşmesini bekliyorlar. Akparti kendi kendine yıpranacak, aşınacak, halkın gözünden düşecek ve iktidardan uzaklaşacak. Bundan başka ümitleri yok. Muhalif düşüncelerin anlayabildiği tek şey şu, her iktidar zamanla yıpranır, küçülür, zayıflar ve iktidardan düşer. Tarihe baktıklarında böyle bir tecrübe birikiminin olduğunu görüyorlar, o tecrübelerden hareketle Akparti’nin de bir müddet sonra yıpranacağına inanıyorlar. Çok zavallı bir haldeler.
Aynı tarihe teşkilatın da baktığını, iktidarların neden zamanla yıprandığını çok özel metotlarla araştırdığını, yıpranma süreçlerinin önünün kesildiğini, aksine sürekli yükselme, büyüme hamlelerinin sosyal denklemlerini kurduğunu farketmiyorlar. Muhalefet gerçekten çok ucuz, her şeyin tarihte olduğu gibi tekrar edeceğini zannediyor, tarihi doğru okuyup ders çıkaranların tarihin akışını değiştirdiğini bilmiyorlar. Fikir üretemedikleri için tarihin tekrar edeceğine iman ediyorlar, fikir üretebilecek kapasitede olsalar, tarihin akışının değiştirilebilir olduğunu, tarihi tecrübelerin tekrarlanmasının kaçınılmaz olmadığını görürler. Okumaya devam et

Share Button

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER MESELESİ

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER MESELESİ
Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılacağı ile ilgili bilgiler yoğunlaşmaya başladı. Hükümet gerçekten de bu mahkemeleri kaldırma hazırlığı yapıyor gibi. Hala netleşmediği doğru ama tüm işaretler o istikamette. Biz yine de temkinli davranalım ve bu mahkemelerin kaldırılma ihtimali üzerine değerlendirmemizi yapalım. Kaldırılmazsa, ne ala… Fakat gerçekten kaldırılacaksa ve 3. Yargı paketine konularak kaldırılırsa, mevziimizi de belirleyelim.
Akparti bu mahkemeleri neden kaldırmak ister? Kendisine de yöneleceğini düşündüğü için mi? Gerçekten iddia edildiği gibi devlet içinde bir devlet mi oluşuyor? Devlet içinde müstakil bir güç merkezi mi meydana geliyor? Fethullah hoca cemaatinin yargıda ve bu mahkemelerde yerleşik güç haline geldiği ve gerektiğinde Akparti üzerinde baskı kurabileceği ihtimalinden mi korkuluyor? Bu korkunun haklı sebepleri var mı? MİT krizinde ortaya çıkan Akparti-Cemaat gerginliği, bir güç mücadelesinin görünen kısmı mıydı? Zaman gazetesinin birkaç gündür, “Yargı yanlış yapabilir fakat bu yanlışları düzeltme yolu sistemin içinde var, temyiz mercii mevcut, yapılan yanlışlardan dolayı mahkemeyi kapatmak gerekmez” muhtevalı yayınlarına bakınca, sanki hükümete karşı güç gösterisi yaptığına pişman olmuş gibi bir hali var. Günah çıkarıyor ve gizli şekilde özür diliyor dense yanlış mı olur acaba? Okumaya devam et

Share Button