Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Gözyaşı herkeste var, herkes ağlayabilir. Fakat gözyaşının dökülme sebepleri farklıdır. Bâzan tövbedir, duadır, şükürdür. Bâzan gönüllerin inşirah bulması ve hâlden hâle geçiştir.

“Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun” diye buyuran Resûller Resûlü Efendimiz’in sözü, istikâmetini kaybeden Müslümanların kalplerinden taşra düşmüş olacak ki Müslümanlar sefil hâldedirler.
Allah’ın, üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanları ile bir tuttuğunu söyleyen Hz. Mevlânâ, Mesnevî’sinde (cilt:2) gözyaşını, katılaşmış kalpleri dirilten yağmura benzetir ve ağlayan ilk insanın Hz. Âdem olduğunu anlatır:
Okumaya devam et

Share Button

İSLÂM MEDENİYETİNDE HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR

İSLÂM MEDENİYETİNDE HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Düz mânasıyla hüzün, kalp üzüntüsü, gam ve keder gibi iç ve dış sıkıntının tesirinden dolayı hissedilen ruhî ve fizikî acılardır. Hüzünden muradım olan târif ise, mânevî kayıp ve eksiklerden dolayı hissedilen ıstırap ve hasretlere istinat eden tasavvufî hâllerden bir “hâl”dir. Tasavvuf ehli hüznü, neşe, sevinç ve sürûrun mukabili olarak bilip gönlüne koyar.
Evvelemirde, hüzünle ahbap olmak isteyenler lügatimizde hüzünden meydana gelen şu kelimelerle akraba ve hâldaş olması gerek: Hüzn-âlûd: Hüzünlü, kederli, kaygılı. Hüzn-âmiz: Hüzünle, gamla, kederle karışık. Hüzn-âver: Hüzün getiren, hüzün veren. Hüzn-efzâ: Hüzün, gam, keder artıran. Hüzn-engîz: Hüzün koparan. Hüzzâm: Türk mûsikisinde koyu hüzün arz eden bir makam adıdır. Okumaya devam et

Share Button

Doğu hüzün ve din, Batı haz ve ten

Doğu hüzün ve din, Batı haz ve ten

Gıyabî hüzün refikim Prof. Dr. Kemal Sayar, “Doğulu insan ‘Hüzün’le, Batılı ‘Haz’la beslenir. Doğu hüzün medeniyetidir. Hüzünle olmayı varoluşun üstün bir boyutu sayar…” diyor.

Fakir, yıllardır her Müslümanın tabiî olarak hüzün ehli olması gerektiğini, Efendimiz s.a.v.’den ve velilerden tevarüs ettiğimiz hüznün bir hayat felsefesi, olduğunu söyledi de kahkaha ve haz ehli yüzünü buruşturup geçti bu sözlerimize.

HÜZÜN MÜSLÜMAN DOĞU’NUN ŞİARIDIR
Okumaya devam et

Share Button

El çek hüznümden ey zâhir erbabı!

El çek hüznümden ey zâhir erbabı!

Tasavvuf ehlinin, “Hüzün hâli Müslümanın huyu ve hâlet-i ruhiyesidir.

Soytarı ile derviş ayıran şey hüzündür” sözünü yabana atan ve “hastalık” deyip hüzne müptelâlığımı horlayanlara büyük hüzün yârânlarından Fuzûlî’nin “Aşk derdiyle hoşem / El çek ilacımdan tabib” mısralarından ilham alarak, “ Hüzün ile hoşem / el çek hüznümden ey zâhir erbabı!” demek geliyor içimden.

Muradım hüzün olunca her kapıdan hüzün devşiriyor, hüzün soruyorum. Şimdi de Şeyh Gâlib üstadın kapısında fakiri karşılayan hüznü âcizâne anlatmak istiyorum.

Onun “Hüsn ü Aşk”ına göre “İlk yaratılmış olan akıl, Allah’ı, kendini ve kendinden sonra yaratılmışları bilmesinden Hüsn, aşk ve hüzün meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

KAHKAHA MI, HÜZÜN MÜ?-2-

Kahkaha mı, Hüzün mü?-2
Ey azizan! Bu yazımızı neşretme sebebini bir daha anlatalım:
Devletlü bir kişimiz bir toplantıda hâlisâne niyetle edepten hayâdan bahsetmiş ve kadın kişilerin (erkekler de dahil) kahkaha atmasının iffet ve din anlayışımıza uygun olmadığını anlatmış. Laikçi, statükocu, Atatürkçü, liberal… ne kadar modern-ecinni ve zübbe taifesi varsa, “Sen misin kahkahaya karşı çıkan ortaçağ yobazı!..” yollu arkasından demediğini koymamışlar.

Bu ülke böylesine eblehlerin çoğaldığı talihsizliği yaşıyor şu sıralar. En eblehçe olanını da, İslâm âlimi olan babasının mezarda kemiklerini sızlatan cumhurbaşkanı adayı ve ahmaklığın numunesi olan İhsanoğlu söylemiş: “Kadınlarımızın gülmesine herkesin şen kahkahalarının duyulmasına ülkemizin her şeyden daha çok ihtiyacı vardır! Kadınlarımız kahkaha atıyorsa ümit var demektir!..”
Okumaya devam et

Share Button

KAHKAHA MI, HÜZÜN MÜ?-1-

Kahkaha mı, Hüzün mü?-1
Ey azizan! Bir devletlü kişimiz bir toplantıda hâlisâne niyetle edepten hayâdan bahsetmiş ve kadın kişilerin (erkekler de dahil olması gerek) kahkaha atmasının iffet ve din anlayışımıza uygun olmadığını anlatmış. Laikçi, statükocu, Atatürkçü, liberal… ne kadar modern-ecinni ve zübbe taifesi varsa, “Sen misin kahkahaya karşı çıkan ortaçağ yobazı!..” yollu arkasından demediğini koymamışlar.

Bu ülke böylesine eblehlerin çoğaldığı talihsizliği yaşıyor şu sıralar. En eblehçe olanını da, İslâm âlimi olan babasının mezarda kemiklerini sızlatan cumhurbaşkanı adayı ve ahmaklığın numunesi olan İhsanoğlu söylemiş: “Kadınlarımızın gülmesine herkesin şen kahkahalarının duyulmasına ülkemizin her şeyden daha çok ihtiyacı vardır! Kadınlarımız kahkaha atıyorsa ümit var demektir!..”
Okumaya devam et

Share Button

“Ağlayın Su Yükselsin Belki Kurtulur Gemi”

“Ağlayın Su Yükselsin Belki Kurtulur Gemi”

Ağlamak, Efendimiz’den Bilâl’a kalan bir hâtıra, Efendimiz’in vefat ettiği oğlu İbrahim için döktüğü mübarek gözyaşlarıdır…

Allah’tan kuluna bir hediye, mü’minin gözlerinden seccadeye dökülen birkaç damla yaştır ağlamak; bizden evvel giden ahbaba ağıt ve hüzün, cehenneme giden yolun ateşini söndüren su, sözün bitip gözlerin dile geldiği vakittir…

Ağlamak, Yakub’un gözlerinden akan Yusuf’tur. Yusuf da babası Yakub’dan uzak kaldığı için o kadar ağladı ki, zindandakiler: “Ey Yusuf! Ya geceleri ağla gündüzleri sus veya gündüzleri ağla geceleri sus!” dediler.
Okumaya devam et

Share Button

GECE EHLİ OLMAK

Gece Ehli Olmak

Zâhir ve gündüz ehli geceleri uyumayışımı nelere yordular nelere! Şair Memduh Atalay, bu fakirin geceyle hemdem olmasını savunmuş: “Nietzsche ‘geceleri uyumayanların yolundan çekilin’ demiş.”

Nietzsche, Batılı, yâni İslâmdışı oluşundan dolayı fikrî dairem içinde değil, fakat bu sözü doğru söylemiş.

Hüzün ehli gece uyur mu? Buna imkân var mı? Hem hüzün ehli olmak, hem de uyumak, ne kadar mânasız. Uyumamak dertlenmektir! Uyumamak yazmaktır, okumaktır.

GECEYLE HEMDEM OLANLAR UYKUNUN GAFLETİNE DÜŞMEYENLERDİR
Okumaya devam et

Share Button

Doğu, Hüzün ve Din; Batı, Haz ve Ten

Doğu, Hüzün ve Din; Batı, Haz ve Ten

Gıyabî hüzün refikim Prof. Dr. Kemal Sayar, “Doğulu insan ‘Hüzün’le, Batılı ‘Haz’la beslenir. Doğu hüzün medeniyetidir. Hüzünle olmayı varoluşun üstün bir boyutu sayar…” diyor.

Fakir, yıllardır her Müslümanın tabiî olarak hüzün ehli olması gerektiğini, Efendimiz s.a.v.’den ve velilerden tevarüs ettiğimiz hüznün bir hayat felsefesi, bir vasfı olduğunu söyledi de kahkaha ve haz ehli yüzünü buruşturup geçti bu sözlerimiz üstüne.
Okumaya devam et

Share Button

“HAZRET-İ HÜZÜN SÜNNETLERİN EFENDİSİDİR”

“Hazret-i Hüzün Sünnetlerin Efendisidir”

Düz mânasıyla hüzün, kalp üzüntüsü, gam ve keder gibi iç ve dış sıkıntının tesirinden dolayı hissedilen ruhî ve fizikî acılardır. Hüzünden muradım olan târif ise, mânevî kayıp ve eksiklerden dolayı hissedilen ıstırap ve hasretlere istinat eden tasavvufî hâllerden bir “hâl”dir. Tasavvuf ehli hüznü, neşe, sevinç ve sürûrun mukabili olarak bilip gönlüne koyar.
Evvelemirde, hüzünle ahbap olmak isteyenler lügatimizde hüzünden meydana gelen şu kelimelerle akraba ve hâldaş olması gerek: Hüzn-âlûd: Hüzünlü, kederli, kaygılı. Hüzn-âmiz: Hüzünle, gamla, kederle karışık. Hüzn-âver: Hüzün getiren, hüzün veren. Hüzn-efzâ: Hüzün, gam, keder artıran. Hüzn-engîz: Hüzün koparan. Hüzzâm: Türk mûsikisinde koyu hüzün arz eden bir makam adıdır.
Âlimlerin kitaplarından öğrendiğime göre, hüzünle ilgili kavramlar hüzne dolaylı olarak işaret edilen âyetlerdeki mânaya uygun olarak kullanılmış. Kur’ân-ı Kerim’de hüzün, otuz yedi âyette geçmekte ve ekseriyetinde müminlerin âhirette üzüntüsüz bir hayat yaşayacağı haber verilmektedir. Âyetlerde geçen “üzülme” veya “üzülmeyiniz” şeklindeki ifadelerle asıl mânasıyla hüznün kastedilmediğini tefsir eden âlimler var.
Hz. Peygamberimizin, “Allah’ın, musibetler sebebiyle yaş döken gözleri, hüzünlenen kalpleri azaba uğratmayacağı” ifadeleriyle hüznün mevzu edildiği hadisler, Sahîh-i Buhârî’de mevcuttur. Bu mânada hüzün, dünya imtihanı bakımından sıkıntı, hastalık, belâ ve elem anlamıyla açıklanmıştır. Bu sıkıntıların muhatabı bu dertleri ulvî yolda bir hüzne dönüştürürse manevî mertebesinin artacağı mesajı da verilmektedir.
Okumaya devam et

Share Button

“HÜZÜN, ALLAH RESULÜNÜN DOSTUDUR”

“Hüzün, Allah Resûlünün Dostudur”

“Hüzün, Allah Resûlünün dostudur. Mekke, Medine, Hıra, Hicret, Arafat, ne yana baksak hüzün. Bir hüzünkâra bu hüzün yeter. Hüzün su gibidir; azizdir, şerefli ve ehl-i hâldir, hüzün gönlümüzün dostudur…”

HÜZÜN: “ÂŞIKIN ÂH’IDIR”

Fuzûlî’nin şiirlerini, Fuzûlî kudretince şerh eden Ali Yurtgezen’in hüzünle ilgili görüşleri, haddim olmasa da hâlime açıklık getirdiği için müracaat ettiğim önemli delillerden olup, hülâsası şudur:

“Gurûb hüznün kesafet kazandığı bir zamandır ve gece karanlığının başlangıcıdır. Artık gece boyunca sevgiliyi görebilmenin ihtimali dahi söz konusu değildir. Gurûb vaktinin hüznü, âşığın kalbinde âh hâline dönüşür. Gurûbun ihtar ettiği karanlıktan kurtulup hakikati görmek için de, ışığa ihtiyaç vardır. Işık insandadır, zira insan mum misâlidir. Mumun yanan fitili gönül yahut ruh, yanınca eriyen dış kısmı nefs yahut bedendir. Hakikati bulmak için mumu yakmak, yâni Hak âşığı olmak gerek. Bu mânada âşık mum gibi erir. Mum yanarken çıkan ince uzun duman âşıkın ‘âh’ıdır ve yandığına delalet eder.”
Okumaya devam et

Share Button

RAMAZANDA “KALBİN ZEKATI UZUN UZUN HÜZÜNLENMEKTİR”

Ramazanda “Kalbin Zekatı Uzun Uzun Hüzünlenmektir”

Akılcı âlimlere karşı hüznün büyük müdafîlerinden Kuşeyrî’nin Risâlesi’nden okuduklarım hayli sevindiriciydi:

Ahiret yolculuğuna hazırlanmada hüznü hayat tarzı olarak yaşayan âlim Fudayl Bin İyaz vefat edince vekili “bugün yeryüzünden hüzün gitti” der. Bu ah’lı ifadeyi okuyunca bir müddet vecdden başım döndü. Kalpleri hüzünle dolu olanları kıvrandırıcı nasıl bir duygu bu?: “Bugün yeryüzünden hüzün gitti.”

Fudayl Bin İyaz’ın, “her şeyin zekatı vardır; kalbin zekatı ise uzun uzun hüzünlenmektir” sözünü yazıp dağıtacağım gamsız ve serin Müslümanlara.

Ebu Hüseyin Varak, bir dostuna “hüznün ne olduğunu” sorar. Dostunun verdiği cevap mâna bakımından kıldan ince kılıçtan keskindir: “Hazîn, hüznün ne olduğunu sormaya vakit bulamaz. Önce hüzünlü olmayı talep et, sonra hüznün ne olduğunu sor.”’

İlk mutasavvıflardan Seriyyu’u Sakatî’nin kapısından hüznümü güçlendirerek ayrıldım. Onun kapısından “bütün insanların hüznü benim olsun isterim” sözünü alıp yüreğime, bir başka hüzün ehlinin kapısına vecdle yürüdüm. Okumaya devam et

Share Button

KAHKAHA MI HÜZÜN MÜ?

Kahkaha mı, Hüzün mü?

Kahkaha atanların yüzünde hicap kalmaz. Kahkaha atarken geçici olarak hicap kaybolur. Hüzünlü sîma hicapla örtülüdür ve hüzünde edep vardır. İstikâmetini ahirete çeviren kişi kahkaha atmaz; hüzünle varır “Büyük Kapı”ya.
Mahzun ve muzdarip peygamberler kahkaha atmamış. Çok gülüp kahkaha atanlar, “Ben, hüzün peygamberiyim” diyen Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a hürmetsizlik edenlerdir. Kendini bilene kahkaha mı yoksa hüzün mü yakışır? Elbette hüzün yakışır.

Kahkaha cıvık ve fikirsiz, oynak ve köksüzdür; gırtlaktan çıkar ve gayesizdir. Hüzün asil ve vakarlıdır; gayesi vardır, kalplerden sâdır olur, dindar ve evliyaullahın meşrebindendir. Kahkaha atanlar haldaşım olamaz. Fakîr, hüzünkârlardan yanadır.

KAHKAHA ATANLAR CEHENNEM, HÜZÜN ÇEKENLER CENNET EHLİDİR

Kahkaha şeytandan, hüzün Hakk’tandır. Kahkaha atanlar cehennem, hüzün çekenler cennet ehlidir. Kahkaha hüznün muarızı, tefekkür ve murakabenin düşmanıdır. Kahkaha yükselen yerden uzaklaşın. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MAARİF ANLAYIŞI-12-İNSAN TELAKKİSİ-9-

Zevkte vahdeti gerçekleştirmek, İslam Maarifinin temel hedeflerinden biridir. Zevkte vahdeti gerçekleştirmek, sadece zevk alabilir hale gelmektir, bir taraftan zevk alırken, diğer taraftan ıstırap çekmemektir.
İnsan tabiatı düşünüldüğünde zevk vahdeti, fevkalade zordur. Nefs merkezinde “zevk vahdeti” gerçekleşmez. Ruh ne kadar köreltilirse köreltilsin, beka vasfını kaybetmeyeceği için, nefsin zevklerine mutlak manada iştirak etmez. Ruh ne kadar bedene, nefse, dünyaya meyledecek hale getirilse de (önündeki perdeler artırılsa da), hakikat bilgisi onu bekaya doğru çeker. Ruhun perdelenmesi mümkün fakat söndürülmesi, öldürülmesi, etkisizleştirilmesi imkansızdır. Nefs merkezinde yoğunlaşan zevk anlayışı, ruhu ne kadar perdelerse perdelesin, ne kadar baskı altına alırsa alsın, ruh bir şekilde tezahür eder ve kendine rağmen ve kendine aykırı kurulan insan iç dünyasını darmadağın eder. Bunlar ruh patlamalarıdır. Ruh, kendi tezahürlerine hiç itibar edilmeyen insan ve hayattan intikamını alır. Her arzuladığına sahip olan zengin insanların intihar etmelerinin sebebi, ruhun intikamıdır. Ruhun nefsten intikamı o kadar ağırdır ki, nefsi öldürür, insanı intihar ettirir. Nefs merkezli hayatın yoğunluğu bir noktayı aştığında, ruhun tezahürleri sıfır kıymetine indiği için, ruh varlığını, nefsi öldürerek gösterir.
Zevkte vahdet, “ruhi zevk” merkezinde gerçekleştirilebilir. Çünkü ruh, insanın nihai merkezi ve kaynağıdır. Nefs, ruha irca edilebilirse ve ruhun aldığı zevke iştirak edebilir hale getirilirse, zevk vahdeti gerçekleştirilir. Okumaya devam et

Share Button

HÜZÜN, HAZRET-İ İNSANIN HOCASIDIR

Hüzün, Hazret-i İnsanın Hocasıdır
Hep cezbe hâlinde yaşayageldiğim hüzün yazısı yıllar içinde yüreğimden sâdır olup kemâle ermesinden sonra, Prof. Dr. Ahmet İnam’ın, “Hüzün: Yokuşun Başında Seslenen Gökyüzü” başlıklı yazısının “Hüzün, melâli hasret ü gurbettir. Hüzün Hocamdır. Çünkü size Hocamı anlatacağım” cümlelerini daha bitirir bitirmez mânevî bir elektrik gibi yürek dilimi çarptı ve “hayret hâli”ne girdim. Okumaya devam et

Share Button

ANADOLU’DA MAŞERİ HÜZNÜN DİLİ:YEMEN TÜRKÜSÜ-1-

Anadolu’da Mâşerî Hüznün Dili: Yemen Türküsü-1

Kaynağını Mekke’den alıp irfan medeniyetini inşa eden muazzez milletimizin savaş ve seferberlik gurbetlerini, hasretlerini, acılarını ve her haneden en az bir şehit vererek yaşadığı alınyazısını bir türkü ile de anlamak mümkündür.

Her yaştan ve rütbeden askerimizin uzak diyarlardaki milletdaşları için şehit oluşlarını, din ü devlet ve medeniyeti için nasıl bir çilelere, gurbetlere gark olduğunu, dönülmesinin mümkünü olmayan savaşlarda ana, baba, eş ve evlât hasretleriyle yanıp kavrulduğunu, Sultan Abdulaziz zamanından Birinci Cihan Harbi sonuna kadar üç neslin acı yüklü Yemen Seferlerinden geçtiğini bir türkümüz ölümsüz bir şekilde kalplere ve hafızalara nakşetmektedir. Okumaya devam et

Share Button

“KALBİN ZEKATI UZUN UZUN HÜZÜNLENMEKTİR”

“Kalbin Zekatı Uzun Uzun Hüzünlenmektir”
Akılcı âlimlere karşı hüznün büyük müdafîlerinden Kuşeyrî’nin Risâlesi’nden okuduklarım hayli sevindiriciydi:

Hüznü, ahiret yolculuğuna hazırlanmada tasavvufî hayat tarzı olarak savunan âlim Fudayl Bin İyaz vefat edince, vekilinin “bugün yeryüzünden hüzün gitti” dediğini okurken, bir müddet vecdden başım döndü. Kalpleri hüzünle dolu olanları kıvrandırıcı nasıl bir duygu bu?: “Bugün yeryüzünden hüzün gitti.”

Fudayl Bin İyaz’ın, “her şeyin zekatı vardır; kalbin zekatı ise uzun uzun hüzünlenmektir” sözünü yazıp dağıtacağım gamsız ve serin Müslümanlara. Okumaya devam et

Share Button

“HÜZÜN Kİ EN ÇOK YAKIŞANDIR AŞIKLARA”

“Hüzün ki En çok Yakışandır Âşıklara”

“Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan hoşum, yârimden de. Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa mahzun bir peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün ki, Mevlâ’mın, Mevlâna’mı özlem özlem içime dokuduğu kamıştır” diyen Şems-i Tebrizî’nin ellerinden öperim.

TARİHTEN BUGÜNE HÜZNÜN YÂRANLARI

Modernizmin saldırılarından korunmak ve İslâm’ı kuru akıl hâlinde yaşayanların tesirinden uzak kalmak için arada bir hüznün yâranlarını yâdetmek gerek. Hasan-ı Basri’den Rabia el-Adeviyye’ye, Şems’den Mevlâna’ya, Yunus’dan Fuzûlî’ye, Şeyh Gâlib’den Fethi Gemuhluoğlu’na uzanan hüzün âbideleri geçiyor her gece yüreğimin üstünden. Hüzün türküleriyle selâmlarım büyük hüzünkârları. Okumaya devam et

Share Button

Görüş Günü

GÖRÜŞ GÜNÜ

"Anladım artık, beyaz bir vapurdur aşk,
Makine dairesinde söylemediğimiz sözler
Uyutmaz yolcuları sabaha kadar
Seni gördüm" *

Seni gördüm, Galata Köprüsü bu şehirden demir almak üzereydi. Martılar kimseden simit dilenmiyordu. Gökyüzündeki gri keder denize aksediyordu, o anda gördüm.
Herkesin ortasında, herkesin yalın griliğinin ortasında rengârenk bir çiçek gibi duruyordun. Rengârenk bir çiçek gibi… Edilgen.. Ama müdahil. Rengârenk bir çiçek gibi… Güzelliği zayıflığından…
Bir çiçek en çok nereye yakışır diye düşündüm o an; toprağa mı, vazoya mı? Beklenenin ellerine mi, bekleyenin yakasına mı? Bir çiçeğin ait olduğu yer neresi derken gördüm seni. Hüznün anayurdu neresidir derken.

"Seni mi gördüm,
Çözüldüm geçmiş gibi
Bir karanfil açmış gibi, yakamda." **

Seni gördüm evet. O anda duydum saatin tik taklarını. Yaşım on dokuzu vuruyordu, duydum. Dünyanın en orta yerinde bir sen, bir ben.. Bir de herkes.
Bir çiğdem incecik boynuyla kayaların arasında yol arıyordu gökyüzüne. Kayalarla mücadele ediyordu.. İncecik boynuyla. Benim mücadelem yoktu. On dokuz yaşım akıp gidiyordu, müdahalem yoktu, akıp gidiyordum. Yanlış bir cümle gibi yaşıyordum hayatın annacında. Seni gördüm, boynum ipince.
İşte tam orada gördüm; gazinoların, işportacıların, işe gidenlerin, işsizlerin, suçluların, suçsuzların, piyangolar ve tren biletlerinin, yaşını saklayan kadınların, yüzüğünü saklayan adamların, saklanan adamların, saklanamayan yalanların, söylenemeyen doğruların arasında bir yerlerde.
İşte orada duruyordum; tahliyesi gecikmiş bir mahkûm, terhis olmuş bir askerin kaybolmuş hatıra defteri, en çok annesini özleyen yatılı bir çocuk, tersyüz edilmiş bir aşk, anlaşılmamış bir söz gibi.
İşte oradaydın, ayakta duruyordun, yaşı büyüdükçe sesi kısalan bir kız çocuğu edasıyla, haritalarda olmayan bir ada, ipi kopmuş bir sandalın yolcusu gibi… Ne bileyim işte.. Senin gibi.. Yalnızca benim görebildiğim yüzünle. Oradaydın. Seni gördüm.
Ama sen görmedin geçip gittiğimi.

(*-**) Ezginin Günlüğü'nün "İlk Aşk" adlı şarkısından

Share Button

Sana Benzer Biri

Sana Benzer Biri

Sana benzer birini tanıdım bir vakit,
Gülünce gün ışırdı.
Güzeldi,ne giyse yaraşırdı,
Aklım karışırdı.
Bakmaya doyamazdım,
Baksam içime sahipsizlik bulaşırdı.
Dokunmaya kıyamazdım,
Uzak diyarlardan gelmiş gibiydi,
Kaçtıkça yaklaşırdı.

Sana benzer birini gördüm bir vakit,
Korkunç güzel gözleri vardı,
Müthiş derin bakardı.
Yüzünde İstanbullu bir hüzün,
Koynunda resmim vardı.
Bir kavgayı tutmuştuk bir ucundan,
Elleri tütün,saçları deniz kokardı,
Tutsam kıvılcımlar çıkardı avcundan,
Ateşti,yakardı.

Sana benzer birini yaşadım bir vakit,
Bensiz bir dakka durmaz,
Benle olamazdı.
Ezan sesleriyle başlardı gün onunla,
Yıldızlarla sönerdi.
Gülümsese ağrılarım dinerdi,
Öpsem başım dönerdi.
Öfkesi delikanlıydı,
Delifişekti,heyecanlıydı.
Umudunu sevdamıza banardı,
Omuzuna güvercinler konardı.
İmkansızdı onu taşımak göğsümde,
Görmesem içim yanardı.

Sana benzer birini sevdim bir vakit,
Çocukça korkardı ölümden.
Bilmezdi,ertelenemezdi ölüm oysa.
Seni mi o sandım bilmem,
Onu mu sen.

Ona hiç benzemiyorsun..

Ömer Karayılan

Share Button