HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-

Hz. Ömer’in (RA) sahsından kaynaklanan özellikler yani celadet ve cesaret, halifenin, Hz. Ebubekir’in (RA) yanında bulunuyor.

Onu biliyor zaten, “ona dokunmayın o benim merhametimi dengeliyor” dediğinde, onu görüyor. Onun için hilafet bahsi Hz. Ömer ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali ile incelenecek bir konudur. Hz. Ali’de de bulursunuz. Celadeti de Hz. Ömer kadar bulursunuz fakat Hz. Ali’de (RA) ilim ve hikmet ile harmanlanmış şekliyle tezahür eder. Celadet ve cesaret, hikmet ile tezyin edildiği için görünmez hale geliyor. Hz. Ali’nin (RA) hilafetinin, karışık bir döneme tevafuk etmesi, Hz. Ömer (RA) dönemindeki tatbikat misallerinin görünmesine mani olmuştur. Hz. Ömer (RA) döneminde “altın levha” halinde parıldayan o tür misaller, dönemin özelliklerinden dolayı Hz. Ali (RA) devrinde göze çarpmaz. Fakat anlayan için hilafet numunesi olarak Hz. Ali de ele alınabilir. Hz. Ömer döneminde bir sükûnet hali var ya, bu hal tatbikat misallerinin kristalize olmasını sağlıyor. Mesela adalet çok net görünüyor, aklı gözünde olanların Hz. Ömer’e bakması gerekir. İdrak keskinliği olanlar Hz. Ali’ye baktıklarında da görürler. Hz. Ali’nin bir özelliği daha var, az bilinir bu özelliği. Hz. Ali (RA) dahi sahabelerdendir. Sahabe olarak kıymeti başka bir şeydir. Mizacen Hz. Ali deha sahibidir. “İlmin kapısı, ilim beldesinin kapısı” payesini almasının bir sebebi de deha olmasıdır. O paye ona düşmüştür. Dahidir. Mesela Hz. Halid Bin Velid’in kumanda dehası olması gibi… Hz. Ali’de de hilafet numunesi (prototipi) bulunur. Hilafet bu şahsiyette tüm şartlarıyla şekillenir. Hz. Osman’ın veya Hz. Ebubekir’in hilafetinde bir eksiklik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır bu beyanımız. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-21-HZ. OSMAN (RA)-5-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-

Tam bu noktada araya girmek istiyorum. Hz. Osman’ın (RA) istifa etmesi doğru olmaz mıydı? Yani mizacından kaynaklanan munis idare tarzının, devleti idare için kafi gelmediği düşüncesiyle istifa etse belki de hadiselerin öyle gelişmesi ve şehadetine kadar ulaşması önlenmiş olurdu, ne dersiniz?

Güzel bir soru ve mühim bir konu… Bu günkü düşünce dünyamız ve tecrübe birikimimizle tarihe bakmanın da orijinal bir misali. Yapılan temel yanlışlardan biri de bu, bu günkü tecrübeyle tarihe bakmak…

Hz. Osman (RA) üçüncü halifedir malum. Ondan önceki iki halife, ömür boyu o makamda kalmıştır. Doğrusu seçilirken ömür boyu kalsın, kalmasın gibi bir mesele de yoktur. Oradaki merkezi mana, halifenin adaletle hükmetmesidir, adaletten ayrıldığında o makamdan da ayrılması gereğine dair nazari bir anlayış vardır. Hz. Ömer’in (RA) sorusunun manası budur. İlk iki halifede ise bir şikayet sözkonusu olmamış, halifelerin vefat edene kadar görevde kalması vaki olmuştur. Dolayısıyla “istifa” müessesesi yoktur, o müessesenin gelişmesi için kafi derecede tecrübe birikimi de yoktur. “İstifa müessesesi geliştirilmeliydi” deme imkanınız da yok o dönemde. Çünkü hadise başka bir zaviyeden değerlendiriliyor. Nedir o açı? Raşit halifelerin dördü de, hilafet makamına talip olmamıştır, bir şekilde o makam onlara sunulmuştur. Başka bir ifadeyle, “görev verilmiştir”. Görev verilmişse, görevi layıkıyla yapmak sözkonusudur, görevden kaçmak ne mümkün. O şahsiyetler görev talep etmezler ama görevden de kaçmazlar. O şartlarda istifa meselesi düşünülmüş olsa bile, istifanın anlamı, görevden kaçmak şeklinde görünür. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-20-HZ. OSMAN(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-

Haki bey bu nokta önemli… Hz. Resulü Ekrem Efendimizin meşvereti ile tedrisatının birleştiği nokta. Hem meşveret hem tedrisat… Talebelerinizle müşavere eder misiniz? Buradaki kıvam müthiş değil mi? Bu konudan bahsedelim biraz.

Değil mi? Talebenizle istişare eder misiniz? Doğru bir soru ve doğru bir yaklaşım, talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu soruya, müderrisin “Hatem’ül Enbiya” olduğunu, dini son olarak getiren en büyük Risalet sahibi olduğu hususunu da ekleyiniz ve tekrar sorunuz. Talebelerinizle istişare eder misiniz? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Fakat O yapmıştır. Çünkü O, her şeyin en mütekamil ölçüsünü getiren, o ölçüleri en mütekamil şekilde tatbik eden, insanlığın ufku bir şahsiyettir. Tedrisatla meşvereti harmanlayan, ikisi arasında müthiş bir terkip ve terkip kıvamı gerçekleştiren bir Resuldür ve bu yolla sahabe gibi güzide bir kadroyu inşa etmiştir. Yine yeri geldi, “sahabenin ehemmiyeti nedir?” sorusunu bu meseleyle ilgili olarak tekrar cevaplayalım. Sahabenin ehemmiyetinin sebeplerinden birisi de, müderrislerinin Risalet olmasıdır. Risalet tarafından talim ve terbiyeye tabi tutulmuş olmasıdır. Sahabeyi hafife alanlar için söylüyorum, O müderrisin ders halkasını asla bulamayacakları için, kendilerini veya başka birilerini sahabeyle mukayese etmek küstahlığına düşmesinler. Risalet tedrisatının da bir hususiyetini ifade ettik, meşveret ile tedrisatın mütekamil kıvamda terkip edilmesi… Hem Risalet’in talim ve terbiyesinden geçmiş bir kadrodur sahabe hem de böyle bir kıvamın meyvesidir. Buyurun, yakalayabilirseniz yakalayın o kıvamı. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-18-HZ. OSMAN(RA)-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-

Nasıl? Dört halifede zuhur eden vasıflarla hayatın toplamı arasında nasıl bir münasebet var?

Hz. Ebubekir’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, sadakat ve rikkattir, Hz. Ömer’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, celadet ve adalettir, Hz. Osman’da (RA) temayüz eden vasıf ve hal, edep ve hayadır, Hz. Ali’de (RA) temayüz eden vasıf ve hal, idrak (akıl) ve ilimdir.

Sadakat hayatın özüdür, o yoksa hayat bir kabuktan ibarettir. Adalet hayatın gövdesi, iskeletidir, o yoksa hayat ayakta duramaz, yıkılır, çöker. Edep hayatın ölçüsü ve ziynetidir, tezyin edilmemiş hayat, yaşanılabilirlik istidadını kaybetmiştir. İdrak hayatın muhtevasıdır, o yoksa hayat sebep ve neticelerinden varestedir.

Hayat bu dört temel sütun üzerine bina edilmiştir. Bunlardan biri yoksa eksiktir, sallanmaya başlamıştır, eksiklik arttıkça zafiyet artar ve nihayet çöker. Raşit halifelerin hepsinde İslam’ın talep ettiği ahlaki meziyetler mevcuttur. Fakat her birinde, sahip oldukları mizaç ve ahlak meziyetleri, temsil ettikleri hususiyet merkezinde terkip olmuştur.

Dört halifede tecelli eden mana, hem hayatın tabiat altyapısını gösterir hem de İslami hayatın ana unsurlarını ve terkip kıvamını… Bu sebeple İslami hayatı doğrudan doğruya dört halifenin şahsiyetinde ve hayatında takip etmek mümkündür. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-16-HZ. ÖMER(RA)-8-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-

Bunu şu şekilde somutlaştırabilir miyiz? Bir topluluk düşünün o topluluğa Hz. Ömer uzaktan göründü, oradaki topluluk kendisine çeki düzen veriyor ama diğer taraftan aynı topluluk Hz. Osman kendilerine doğru geliyor, bu sefer hayâsından, gelen zatın olgun kişiliğinden dolayı kendisine çeki düzen veriyor.

Korktuğunuz insana da karşı gelmezsiniz sevdiğiniz insana da karşı gelmezsiniz. Sonuç aynı, sebepleriniz farklı, bu mümkün. Aynı sonucu farklı sebepler verebilir. Aynı sebep farklı sonuçlar verebilir. Hayat çok girift, insan da çok girifttir. Hz. Osman’da adalet nakıs değil böyle bir şey söylüyor değiliz. Ama zirveye Hz. Ömer adaletle, Hz. Osman edepl, Hz. Ali akılla, hikmetle, Hz. Ebu Bekir sadakatle çıkmıştır. Her bir vasfı sahibinde tahlil etmemiz gerekiyor, doğru usul budur, biz de bu çerçevede konuşuyoruz. Hz. Ömer’de adaletin tecellisi, celadet kaynağından yani celadet mizacından ciddi anlamda beslenmiştir. Bundan ibaret midir, hayır. Siz sadece celadeti koyarsanız olmaz. Hz. Osman’da olduğu kadar olmasa da Hz. Ömer’de olduğu kadar ahlakı ve hayâyı eklerseniz adalet çıkar. Hz. Ömer’de de ahlak ve hayâ tabii ki çok ileri noktadadır. Ama onun zirvesi Hz Osman’dır. Hz. Ömer biraz daha beridedir. Sadece celadeti koyarsanız ortaya adalet değil zulüm çıkar. Öfkesinden yerinde duramayan şiddet sahibi bir insan, buradan adalet çıkmaz. Onu, ahlakla kıvama getirmiş olmanız gerekiyor. Celadete niye ayarlı şiddet diyoruz, ölçülü şiddet diyoruz? Onun ölçüsü nedir? Nedir ölçüsünü temin eden, ya da ayarını temin eden ve ölçülü kılan? O ahlak, o edep, o hayâ, hadde riayet, hududu muhafaza hassası, o Hz. Osman’dan belki biraz az ise de Hz. Ömer’deki o ahlak celadetini adalet merkezinde dengeliyor. Onun kaynağı nedir? İmanından önceki hali saf celadettir. İslam’ın ahlakını kuşanmamış halindedir. Saf celadet, saf öfke parıl parıldır. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-10-HZ. ÖMER(RA)-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-

Sevgili dinleyiciler Hz. Ebu Bekir’i ne kadar anlatsak az… O, yaşayan, müşahhas haliyle tarifi kabil olmayan bir şahsiyet… Biz burada günümüzün diliyle izah etmeye çalışıyoruz. Hz. Ebu Bekir’i kısaca izah edecek olursak Haki Bey?

O zor bir soru, Hz. Ebu Bekir’i kısaca tarif etmek zor bir konu… Ama bilinen bilgileri yeniden insanların zihinlerinde çalkalamalarında fayda var. Allah Resulü’nün kayınpederi, bunun kıymetini kimse takdir etmeye kalkmasın. Sadece bunu bilgi olarak yerleştirsinler, hafızalarına, akıllarına ve şuurlarına… Onun birinci halifesidir. Hilafetin ihdasını gerçekleştiren zattır. Hilafet onunla başlar. Dolayısıyla İslam devleti de onunla başlar. Risalet çekilince yeryüzünden devlet riyaseti başlamıştır. Hz. Ebu Bekir ilk İslam devletinin ilk başkanıdır. Şimdiki anladığımız manada sadece devlet başkanı değil. Nispet vardır. Hilafet nispet demektir. Birinin peşinden gitmektir. Devlet başkanı değil. Siyasete göre devlet başkanıdır muhakkak, o anlamda söylemiyorum, öncelikle Allah Resulü’nün halifesidir. Hilafetin de ihdasıdır. İslam devletini müessese olarak inşa eden zattır. İslam devletinin inşasında mimardır.

Bu noktanın üzerinde durmamız lazım. Ne demek ilk İslam devleti ve onun ilk başkanı? Peygamberimiz zamanında İslam devleti kurulmamış mıydı ve O İslam devletinin başkanı değil miydi? Burada sezdiğim ama ifade edemediğim incelik nedir? Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-8-HZ. EBUBAKİR(RA)-4-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-6-HZ. EBUBEKİR(RA)-2-

Haki bey, özel olarak Hz Ebubekir’in ve genel olarak da bütün sahabenin kıymet dereceleri, Hz. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem efendimize yakınlığı ile mi alakalıdır? Bu açıdan bakıldığında dört halifenin durumu nedir?

Öncelikle dört halife ile ilgili bir noktayı tespit edelim. Dört Halifenin dördü de Ehli Beyt’tendir. Bu noktaya çok fazla dikkat edilmez. İki tanesi Allah Resulü’nün kayınpederleridir, Hz. Ömer ile Hz. Ebu Bekir. İkisi de damadıdır, Hz. Osman ile Hz. Ali, dolayısıyla dördü de Ehli Beyt’tendir zaten. Bu, sadece Hz. Ali için söylenir, nesebin devamı için Ehli Beyt odur, onu karıştırmayalım. Hz. Fatıma’dan devam eden nesep Ehli Beyt’tir. Ama Devr-i Saadetlerinde dört halife ehli beyttendir. Hz. Ebu Bekir kızının yanına gelir yani devlethaneye geldiğinde kızının yanına gelir, gelebilir, damadının yanına gelir. Hz. Ömer yine öyle, diğer ikisi hanımları ile gelir. Hanımları nereye gelir babalarının yanına gelir. Dördü de hane halkıdır. Ehli beyittendir bunlar. Istılahi anlamda ehli beyti biliyoruz. Orada sınırı muhafaza etmemiz lazım, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’dan devam eder o nesil. Hz Ali, Hz. Fatıma’nın vefatına kadar başkasıyla evlenmemiştir, sonra evlenmiştir. O hanımlarından çocukları da vardır ama Ehli Beyt onlardan devam etmez. Hz. Fatıma’dan devam eder.

Evet, Haki Bey Hz. Ebu Bekir’in mizacı farklı, şahsiyeti farklı ve her şeyden önce Allah Resulü’ne bağlılığı farklıdır. Nedir bu farklılıklar? Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-6-HZ. EBUBEKİR(RA)-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-5-HZ. EBUBEKİR(RA)-1-

HAZRETİ EBU BEKİR

İyi akşamlar sevgili dinleyicilerimiz. Bu gün hilafet ve dört halife program serimizin ikincisini yapıyoruz. Konumuz, Hazreti Ebubekir… Haki bey, öncelikle Hz. Ebubekir’in sahabe içindeki konumunu konuşalım. Diğer sahabelerle mukayese edildiğinde ortaya çıkan “kıymet” nedir Hz. Ebubekir için?

Farklı tasnifler, var takdirler var, bizim yapmamız gerekmiyor ama yapılmış olan, işin sahibi yani ehli tarafından yapılmış olan tasnifler var. Hz. Vahşi ile Hz. Hamza’yı ya da Hz. Ebu Bekir’i yan yana koymanız gerekmiyor. Kategorik olarak sahabe olmak bakımından aynı kategori içinde bunlar, yan yana görünüyor. Ama o kategorinin içinde tasnifler var. Tabiî ki olacak. Mağara arkadaşı ile kimi mukayese edeceksiniz? Ya da yatağına yatırdığı Hz. Ali ile kimi mukayese edeceksiniz? “İki Ömer’den birini İslam’la şereflendirir duasına” muhatap olan zat ile kimi mukayese edeceksiniz? Meclise Hz. Osman geldiğinde hafiften şöyle bir doğrulmuş olduğu muhatabını kiminle mukayese edeceksiniz? Burada haddi aşmamak bizim için söz konusu, biz kendimiz, kendiliğimizden yapmama çabasındayız yoksa yapılmış olan tasnif var, yani Resulullah tarafından yapılmış olan tasnif ve sıralama var, Allah tarafından yapılmış olanı var. O tasniflere ittiba etmemiz ve hürmet göstermemiz gerekiyor. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-5-HZ. EBUBEKİR(RA)-1-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-

Sayın Haki Demir, sizinle biraz da Allah Resulüne halife olabilecek kişilerin özellikleri üzerinde duralım. Az önceki anlattığımız konulara nispetle Hz. Resulullah’a kimlerin halife olabileceğini düşünebiliriz? Ya da halife olabilecek kişilerin özelliklerinin neler olması gerektiği düşünülmelidir?

Aslın bu fikrî anlamda çok zor bir bahis fakat İslam hukuku konuyu mutlaka çerçevelemek durumundadır. Boş bırakmak, boşlukta bırakmak imkânına sahip değil, o anlamda İslam hukuku hilafetin şartlarını belirlemiştir ama ben ondan ziyade dört halifenin temsil ettiği manaları konuşmanın daha uygun olacağı, daha pratik olacağı kanaatindeyim. Bir defa şunu baştan tespit etmekte zaruret var. Allah Resulüne hilafet etmek, ona halife olmak, onu temsil etmek bihakkın kabil değildir. Öncelikle hem ümmetin bilmesinde fayda var hem de İslam devletinin başına geçecek adı Halife olsun ya da olmasın ümmeti temsil edecek ya da herhangi bir İslam devletinde Müslümanları temsil edecek insanların mutlaka bilmesi lazım, Allah Resulüne bihakkın hilafet mümkün değil. Burada bahsi edilecek olan, O’na ne kadar layık olunabilir ne kadar yaklaşılabilir. Bunun örnekleri de Dört Halife’de mevcuttur. İlmi usuller çerçevesinde Dört Halife’nin çok ince bir şekilde tetkik edilmesi lazım. Dört Halife’de hem hilafetin hem de İslam devletinin şekillenişini görmek mümkündür ki bu Hz Ebu Bekir ile başlar. Onda başlar bu şekilleniş. Dört Halife İslam devletinin ilk tecrübesini üretir. Yani ilk tecrübelerini üretmiştir. Zaten Dört Halife’den sonra hilafetin hakkıyla söz konusu olmadığında ulema müttefiktir. İsimlendirme malum, Hulefa-i Raşidin. Raşit halife, dört halifeden sonra mümkün olmamıştır. Fakat ümmetin haklarını koruyacak devlet başkanları olmuştur. Bunlara halife denmesi de mümkündür. Zira dört halife çapında insan olmayacağı için onların seviyesinde halifenin de olmayacağı malumdur. Lakin bu nokta hilafetin ikame edilemeyeceği manasında anlaşılmamalıdır, hilafetin kıymetinin bilinmesi şeklinde düşünülmelidir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-4-HİLAFET-3-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-3-HİLAFET-2-

Bu dikkat çekici bir tespit, “İslam devleti Hz. Ebubekir (RA) ile başlar”, bunu biraz açar mısınız lütfen.

Siyasal anlamda devletin şekillenişi Hilafet ile başlar bu manada, çünkü Risalet artık kalkmıştır dolayısıyla din tamamlanmıştır. Yani Allah Resulü’nün irtihaline kadar şu hadise meşhurdur bilirsiniz. Veda Hutbesi’nde dinin tamamlandığını ima eden Ayeti Kerime iniyor, o zamana kadar ne gelecek bilmek mümkün değil çünkü vahiy devam ediyor, din tamamlanmış değil, hayatın inşası bitmiş değil, o dönemde İslam Devletinden bahsettiğinizde o da tamamlanmış değil, çünkü din tamamlanmış değil. Hiçbir şey henüz bitmemiştir. Allah Resulü’nün Devr-i Saadetlerindeki sürecin adı inşa sürecidir. Her şey inşa ediliyor, hayat inşa ediliyor insan inşa ediliyor, devlet inşa ediliyor, ticaret inşa ediliyor, idare inşa ediliyor, savaş inşa ediliyor, hukuk her şey inşa ediliyor. Bitmiş değil son tuğla konulmamış onun için ismi nedir bunun, inşa süreci, bitireceksiniz, ismini öyle koyacaksınız. İlk İslam Devleti modellemesi bu manada Hz. Ebu Bekir’den başlar dememin sebebi bu, çünkü orada dinin inşası bitmiştir. Artık süreç tamamlandığı için tabi olmak var, her şey yerli yerine oturmuştur kurallar, ölçüler, mizan yerli yerinde, her şey yerli yerinde, Hz Ebu Bekir din vaaz etmiyor, çünkü vahiy gelmiyor, böyle bir şey yok, ne var ittiba edeceksiniz, itaat edeceksiniz, tatbik edeceksiniz. Onun için çerçeve belirlendiğinden dolayı İslam devlet modellemesi Hz Ebu Bekir ile başlar.

İlk devlet başkanı bu anlamda Hz Ebu Bekir’dir. Oradaki nispet ediş önemli, devlet başkanı seçiyorsunuz ama “neye” devlet başkanı seçiyorsunuz, nasıl bir şeye devlet başkanı seçiyorsunuz? Nispet ediyorsunuz. Nedir o nispet, Allah Resulü’ne nispet, onun adı ne (nispetin adı ne) onun Halife’si, nispetimiz bu. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-3-HİLAFET-2-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-

HİLAFET

Sevgili dinleyiciler, Haki Bey’le bugün ve önümüzdeki haftalarda Hilafet konusunu konuşacağız. Bunun seri program olacağını düşünüyoruz. Kaç programlık bir seri olacağı konusunda ise bir fikrimiz yok. Ne kadar devam edebilirse o kadar sürdüreceğiz.
Evet, Haki Bey nedir Hilafet? Tabii hilafeti, dört Halife misalinden, onların özelliklerinden yola çıkarak, onların hayat tarzlarını tetkik ederek, fikri damıtma usulüyle konuşmak sanırım uygun olacaktır, değil mi?

Hilafet konusundan bahsedebilmemiz için önce Allah Resulü’nden bahsetmemiz gerekiyor. Allah Resulü (SAV), insan türünün remzidir, ufkudur. İnsani olan her şeyin kendisinde toplandığı, kendisinde temerküz ettiği, kendisinde cem olduğu şahsiyettir. Yani insan kavramının bütün müspet yönlerinin kendisinde, şahsında toplandığı biridir. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-2-HİLAFET-1-“

HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-1-

TAKDİM

Hilafet, dört halife ve devlet idaresi mevzuu ile ilgili bu çalışma, radyo programının deşifre edilmiş halidir. Kaç ay sürdüğünü hatırlamadığımız uzun soluklu seri bir program… Programa başladığımızda ne kadar süreceğini bilmediğimiz, ortaya kitaplık çapta bir muhtevanın çıkacağını öngörmediğimiz bir çalışmaydı. Programın ortalarına doğru, ciddi bir çalışma yaptığımızı, güzel tespitlerin meydana geldiğini, kitaplık bir muhtevaya doğru gittiğini gördük. Program bittiğinde kayıtları istedik, üzülerek gördük ki, bazı programların kayıtları yok. Galiba dört veya beş program eksik.

Kayıtların deşifresi yapıldığında bir husus daha ortaya çıktı. Konuşma dil ve üslubumuz (aynı zamanda maharetimiz), yazı dilimiz ve üslubumuza nispeten çok kötü. İnsan konuşurken, dil ve üslubuna değil, muhatabına bakıyormuş. Muhatabına meseleyi nakledebilmişse veya nakilde (konuşmada) problem olsa da, muhatabı meseleyi anlamışsa, konuşmasını dert etmiyormuş. Konuşma metni önümüze geldiğinde ne kadar kötü bir üslubumuz olduğunu anladık. Bu yaşımıza kadar anlamadığımız bu meseleyi (zafiyetimizi) radyo programı deşifre edilmeseydi belki de hiç anlamayacaktık. Demek ki insan yaptığı işleri murakabe etmenin bir yolunu bulmalıymış. Konuşmaları dinlemek de bu yollardan biri olsa gerek. Okumaya devam et “HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-1-“